Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11511 E. , 2024/2867 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11511 Karar No : 2024/2867 DAVACI : ... Belediye Başkanlığı (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... (E-Tebligat) 2-... Bakanlığı VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri ... DAVANIN KONUSU : 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tesp…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11511 E. , 2024/2867 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11511 Karar No : 2024/2867 DAVACI : ... Belediye Başkanlığı (E-Tebligat) VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... (E-Tebligat) 2-... Bakanlığı VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri ... DAVANIN KONUSU : 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının eki kararın ilk dört maddesinin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu işlemin tesisinde fonksiyon gaspının söz konusu olduğu, Adalar İlçesinde imar planlarına dair işlem yapma yetkisinin dava konusu işlemle Adalar Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınarak davalı idareye verildiği, bölgede mevzuat hükümlerine göre çevrenin araştırılması, korunması ve izlenmesine ilişkin belirlenecek usul ve esaslar ile bunların yansıtıldığı planların davalı idare tarafından hazırlanarak onaylanacağı, söz konusu usul ve esaslar çerçevesinde bölgedeki faaliyetlerle ilgili tedbirlerin alınması, kontrolü ve izlenmesi yetkisinin de davalı idarede olacağı, bu durumun yerel yönetimlerin yok sayılması anlamına geleceği, Adalar İlçesinin tarihi, doğal, arkeolojik ve kentsel sit alanında kaldığı, 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin mülga edilmemiş olsa bile kadük kaldığı, 5393 sayılı Belediye Kanununun 73.maddesi ve ilgili mevzuatta imar planı yapımının ilçe ve büyükşehir belediye başkanlıklarınca gerçekleştirileceğinin düzenlenmiş ve buna ilişkin bir sınırlama öngörülmemiş olmasına rağmen düzenleyici işlemle Adalar Belediye Başkanlığının imar planı yetkisinin alınmasının hukuka aykırı olduğu, Adalar İlçesinin zaten Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsüne benze bir statü ile korunduğu, imar planlarının da bu durum gözetilerek hazırlandığı, Adalar Koruma Amaçlı Nazım İmar Planının Adalar halkı ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile hazırlanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına sunulduğu, söz konusu planın halihazırda zaten davalı idare ile İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun onayını almak zorunda olduğu, dava konusu işlemin Anayasanın 127 ve devamı maddelerine aykırı olduğu, Adalar Koruma Amaçlı Nazım İmar Planının hazırlanması ve yürülüğe girmesinin kentsel sit alanlarına ilişkin olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının, üst ölçekte ise doğal sit alanlarına ilişkin olarak İstanbul 1 Nolı Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Komisyonu tarafından kentsel sit alanlarına ilişkin olarak ise İstanbul 5 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü tarafından alınan ilke kararları doğrultusunda yürütüldüğü, bu kontrol siteminin kaldırılarak yetkinin merkezi idarede toplanmasının Adalar İlçesinde mevcut tarihi, doğal, arkeolojik ve kentsel sit alanlarının korunmasında, izlenmesinde ve araştırılmasında zaafiyet yaratabileceği, dava konusu işlemde geçiş dönemine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmeyerek Adalar halkının belirsizliğe mahkum edildiği, imar mevzuatı kapsamında hafriyatı yapılmış, işyeri teslim tutanağı tanzim edilmiş ve temel üstü seviyesine gelinmiş yapıların ruhsat ve eklerine göre inşasına devam edilebilmesinin gerektiği ancak dava konusu işlemin eki kararın 4.maddesinde geçen "su basman" koşulunun bir yapının konumu itibarıyla eğimli olması ya da çok bodrumlu olması gibi hususlar göz önünde bulundurulmaksızın düzenlendiği, söz konusu düzenlemede yer alan "su basman"ının "temel üstü" olarak düzeltilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMASI : Özel Çevre Koruma Bölgelerinin Bakanlar Kurulu tarafından ilan edilmesinin 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen bir yetki olduğu, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte Bakanlar Kurulunun yerini Cumhurbaşkanlığının aldığı, anılan yetkinin 2872 sayılı Çevre Kanunu ile açıkça Cumhurbaşkanlığına verildiği ve dava konusu işlemin bir Cumhurbaşkanlığı Kararı olduğu nazara alındığında fonksiyon gaspından bahsedilemeyeceği, aksine bu durumun kanunla verilen bir yetkinin kullanımından ibaret olduğu, 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 97.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendi ile 109. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnemenin 1. maddesinin 1. fıkrası hükümlerinin değerlendirilmesinden de anlaşılacağı üzere Özel Çevre Koruma Bölgelerinde her tür ve ölçekte plan yapma yetkisinin idarelerine ait olduğu, davacı tarafından her ne kadar 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kadük kaldığı iddia edilmekte ise de halihazırda ilga edilmemiş hükümlerin uygulanamaz hale geldiğinden bahsetmenin hukuken mümkün olmadığı, Özel Çevre Koruma Bölgelerinin yönetiminin halen 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca yürütüldüğü, plan yapma yetkisi idarelerine ait olmakla birlikte Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilen alanın planlama çalışmalarının yerel yönetimlerle işbirliği içinde yapıldığı, alana ilişkin mevcut ya da hazırlanmış planlar varsa bu planların Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirildiği ve uygun bulunması halinde onaylanarak yürürlüğe konulduğu, nitekim İstanbul İli, Adalar İlçesine ait yürürlükte herhangi bir alt ölçekli imar planının bulunmadığı, Adalar İlçesi kentsel sit ve arkeolojik sit alanlarını içeren İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 10/01/2020 tarih ve 6931 sayılı kararı ile belirlenen geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları hükümlerinin büyük bir kısmının Mahkemece iptal edildiği, İstanbul İli Adalar İlçesi Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada'da yer alan kentsel sit ve arkeolojik sit alanlarını içeren, çakışan alanlar ve kyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan alanlar harici bölge için belirlenen geçiş dönemi yapılanma koşulları ve kullanma esaslarına yönelik olarak, İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının yargı kararıyla iptal edilmeyen maddelerinin, iptal edilen maddelere yönelik ... tarih ve ... sayılı kararının, riskli yasal yapılar ve kamu projelerini kapsayan ... tarih ve ... sayılı kararının yürürlüğünün devamının idarelerince onaylandığı, imar planlama çalışmalarının durdurulmasının ya da yerel yönetimlerin yok sayılması suretiyle bir planlama anlayışının geliştirilmesinin söz konusu olmadığı, dava konusu Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmeden önce yapılan litaratür çalışmalarına göre prens adalarının orman ekosistemi, maki ekosistemi, çayır ekosistemi ve falez ekosistemi olmak üzere dört farklı ekosistemi barındırdığı, taşıdığı özellikleri nedeniyle Önemli Doğa Alanları arasında yer verilen Prens Adalarının denizel ve denizaltı özellikleri açısından korunması gerekli Akdeniz havzasını ve Karadeniz Havzasını temsil eden türlere ev sahipliği yaptığı, tüm bu özellikleri dikkate alındığında alanın Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmesi gerektiğinin açıkça görüldüğü, ayrıca Marmara Denizinin bütüncül olarak korunması ve etkin bir yönetimin sağlanması açısından da Özel Çevre Koruma Bölgesi olmasının önemli olduğu, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından 2014 yılında başlatılan ve doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi kapsamında İstanbul İli, Adalar İlçesine ilişkin hazırlanan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunun 2016 yılında tamamlandığı, anılan rapor her ne kadar alanın doğal sit potansiyelinin yeniden değerlendirilmesi amacına yönelik olarak hazırlanmış olsa da elde edilen veriler neticesinde alanın Özel Çevre Koruma Bölgesi olması gerektiğinin anlaşıldığı, Marmara Denizinin hem kendi barındırdığı hem de Karadeniz, Eğe ve Akdenizde bulunan ekolojik ortamlar için dünya ölçeğinde eşsiz bir koridor görevi gördüğü, Marmara Denizinin yerli ve yabancı gemi trafiğinden kaynaklı kirlilik, kıyı alanlarından kaynaklanan çevre kirliliği ve gemi kazalarından kaynaklı kirliliklerden olumsuz etkilendiği, dava konusu özel çevre koruma bölgesinin ilan edilmesinin sadece Marmara Denizinin barındırdığı denizel ekolojik değerler için değil Eğe ve Akdenizin biyolojik çeşitliliğinin sürdürülebilmesi için de önem taşıdığı, Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesi ile birlikte alanda yapılan her türlü faaliyetin durdurulduğu, ancak en kısa sürede alandaki durumun tespitine ilişkin bilgi ve belgelerin toplanarak Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirildiği, dava konusu Özel Çevre Koruma Bölgesine ilişkin olarak sürecin aynı şekilde gerçekleşmiş olduğu, ancak İstanbul İli Adalar İlçesinde Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanından önce hazırlanmış olan geçiş dönemi yapılanma koşulları ve kullanma esaslarının yürürlüğe konulduğu, dolayısıyla davacı tarafından iddia edildiği gibi herhangi bir belirsizliğin söz konusu olmadığı, davacının "su basman" seviyesi ifadesinin izahında hataya düşüldüğü iddiasının da dayanaktan yoksun olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin, Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı yönünden iptali, kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan (Marmara Denizi) kısmı yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemiyle açılmıştır. 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinde; "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plân ve projelerin hangi bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir." hükmüne yer verilmiş; 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4.maddesinin (ö) bendinde, Korunan alan'ın; Biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanlarını ifade edeceği belirtilmiş, (ş) bendinde ise Özel Çevre Koruma Bölgesi; "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları" olarak tanımlanmış; aynı Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde: "Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur. a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır. b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez. c) (Değişik:RG-19/2/2013-28564) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi ve hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre veya gerekli görülmesi durumunda ise en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimselaraştırma yapılarak belirlenir. ç) (Ek:RG-19/2/2013-28564) Doğal sit ilanı ile ilgili talepler veya Genel Müdürlükçe incelenmesi uygun görülen alanlar hakkında hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre doğal sit özelliği taşımayan talepler değerlendirmeye alınmaz, alanın doğal sit özelliği taşıdığının belirlenmesi durumunda ise ardışık en az dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimselaraştırma yapılarak koruma statüsü belirlenir. d) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanısınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir..." hükümlerine yer verilmiş; Yönetmeliğin "Özel çevre koruma bölgelerinin tespit ilke ve esasları" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında ise, özel çevre koruma bölgelerinin ihtiva etmesi gereken özellikler sayılmış ve aynı maddenin 2. fıkrasında Genel Müdürlüğün talebe bağlı olarak veya resen tespit yapabileceği düzenlenmiştir. İncelenen davada, yukarıda anılan mevzuat kuralları uyarınca, bir alanının özel çevre koruma bölgesi ilan edilmeden önce ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanı olduğunun ve bu kapsamda Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında sayılan niteliklere sahip olduğu tespit edilen alan esas alınarak özel çevre koruma bölgesinin sınırlarının belirlenmesi gerekirken, dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarının belirtilen tespitler yapılmadan kıyı kenar çizgisi esas alınmak suretiyle belirlendiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kararın iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 08/05/2024 tarihinde, davacı vekili Av. ...'nin geldiği, davalı idareler vekili Hukuk Müşaviri ...'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının eki kararın ilk dört maddesinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanun'un amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci..." olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanunun "Çevrenin korunması" başlıklı 9. maddesinin (d) bendinde; ''Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plân ve projelerin hangi bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.'' hükmüne, (h) bendinde; "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır. Atıksu yönetimi ile ilgili politikaların oluşturulması ve koordinasyonunun sağlanması Bakanlığın sorumluluğundadır.(...) Alıcı su ortamlarına atıksu deşarjlarına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiş, 13/11/1989 tarih ve 20341 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinde ise Bakanlar Kurulunca ilan edilen ve ilan edilecek "Özel Çevre Koruma Bölgeleri" hakkında bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde "Bu Yönetmeliğin amacı; ... özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasların belirlenmesidir." hükmüne yer verilmiş, 4. maddesinin (ö) bendinde "Korunan alan: Biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; ... özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanları" olarak, (ş) bendinde "Özel çevre koruma bölgesi: Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları" olarak tanımlanmış, 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; "Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez." hükmüne, (c) bendinde; "Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi ve hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre veya gerekli görülmesi durumunda ise en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin, Özel Çevre Koruma Bölgelerinin tespit ilke ve esaslarının düzenlendiği "Özel çevre koruma bölgelerinin tespit ilke ve esasları" başlıklı 13. maddesinde " (1) Aşağıdaki özelliklerden bir ya da birkaçını ihtiva eden bölgeler özel çevre koruma bölgeleridir. a) Türkiye ve dünya ölçeğinde nadir biyolojik, ekolojik ve jeomorfolojik özellikleri içeren b) Kara ve su ekosistemi bir bütünlük ve devamlılık gösteren c) Canlı tür ve çeşitleri bakımından endemik, nadir ve nesli tehdit ve tehlike altında olan türleri barındıran ç) Doğal, tarihi, ve kültürel değerler açısından milli ve milletlerarası önemi haiz, ancak kentleşme, ulaşım, turizm, tarım ve sanayi gibi sektörlerin tehdidi ve baskısı altında ekolojik açıdan hassas olan alanları içeren d) Gelişmiş yerleşme bölgeleri dışında kalan, ekolojik değerleri esas alarak korunması ve geliştirilmesi gereken e) Sahip olduğu biyolojik ve ekolojik özelliklerin bozulmadan devamlılığını sağlayacak, çevresindeki mekan ve sektörel ilişkiler itibarıyla bütünlük taşıyan, ekosistem bütünlüğünü sağlayan f) Doğal ya da yarı doğal ekosistemleri temsil eden, önemli ya da tehlike altındaki tür popülasyonlarını içeren g) Doğal ve kültürel etkileşimin ve geleneksel kullanımın devamlılığını sağlayan ğ) Doğal yaşam gerekleri göz önüne alınarak uygun faaliyetlere olanak sağlayan (2) Genel Müdürlük talebe bağlı olarak veya resen tespit yapabilir." hükmüne yer verilmiş, tespit aşamasında düzenlenecek belgelerin düzenlendiği 14. maddesinde hangi özelliği dolayısıyla tespit edileceğini belgeleyen tespit raporu ve tespit fişi ile taşınmazın yerini ve sınırlarını gösterir pafta, ada, parsel numarasını içeren harita ve ülke koordinat sisteminde UTM-GK 3 derecelik ED50 aplikasyon krokisi tespit için asgari bulunması gereken bilgi, belge ve dökümanlar arasında sayılmış, 15. maddesinde 14. maddeye göre hazırlanan bilgi ve belgelerin Genel Müdürlükçe değerlendirileceği düzenlenmiş, 18. maddesinde "13. maddede belirtilen kriterler çerçevesinde tespit edilen alanlar ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile birlikte Genel Müdürlük tarafından Bakanlık Makamına ve Bakanın teklifi ile de (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanına sunulur. Konu hakkındaki (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanı kararının Resmî Gazete’de yayımı ile tescil işlemi tamamlanır." hükmüne yer verilmiştir. Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce herhangi bir korunan alan statüsü verilmiş alanların koruma statüsünün, bu Yönetmelik gereğince yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar devam ettirileceği, Geçici 2. maddesinde ise korunan alanlar ile ilgili olarak yeniden değerlendirme taleplerinin; bilimsel temelli rapora dayanması ve Bakanlıkça hazırlanacak olan teknik esaslara uygun olması kaydıyla bu Yönetmelik kapsamında değerlendirileceği, koruma amaçlı imar planı bulunan alanlarda 5. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde geçen ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılmasına, bilimsel araştırma içeriğine ve süresine bölge komisyonlarınca karar verileceği düzenlenmiştir. Diğer taraftan, 10/07/2019 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109. maddesinin (b) bendinde "Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak", (c) bendinde ise "c) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı tarafından iptali istenilen 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının eki kararın 1. maddesinde "Kıyı kenar çizgisi esas alınarak hazırlanan ekli krokide sınırları gösterilen alan, Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmiştir" düzenlemesine yer verilmiş olup, anılan düzenlemenin Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanına ilişkin olması başka deyişle anılan Cumhurbaşkanı Kararının tamamına ilişkin olması nedeniyle dosya bu kapsamda ve aynı işlemin iptali istemiyle başka davacılar tarafından açılan Dairemizin E:2023/11512, E:2023/11513, E:2023/11514 sayılı dosyaları ile birlikte incelenmiştir. İnsan faaliyetlerinin doğal ve kültürel kaynaklar ile biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkisinin hızla artması Dünya genelinde ülkeleri doğal ve kültürel kaynaklar ile biyolojik çeşitliliğin korunarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi amacıyla çeşitli tedbirler almaya yöneltmiş bu amaçla belirlenen alanlar yönetim şekli ve kaynak kullanımı bakımından farklı koruma statüleri ile koruma altına alınmıştır. Aynı zamanda çevre üzerindeki tehditlere karşı ortak tedbirler geliştirilmesi amacıyla uluslarası işbirlikleri gerçekleştirilmiş bu kapsamda 1976 yılında imzalanan Akdenizin Kirlenmeye Karşı Korunmasına İlişkin Sözleşmeye ülkemiz de taraf olmuştur. Anılan sözleşme uyarınca hazırlanan Akdenizde Özel Koruma Alanlarına İlişkin Protokol ile Akdeniz doğal kaynaklarının ve doğal sitlerinin ve bölgedeki kültürel mirasın korunması amacıyla diğer araçların yanında özel koruma alanları kurulması kararlaştırılmıştır. Söz konusu protokol 07/10/1988 tarih ve 88/13151 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 13/11/1989 tarih ve 20341 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesi uyarınca ilan edilen veya ilan edilecek olan özel çevre koruma bölgelerinin sahip olduğu çevre değerlerini korumak, mevcut çevre sorunlarının giderilmesi için tüm tedbirleri almak, bu alanların koruma ve kullanma esaslarını belirlemek, imar planlarını yapmak, mevcut her ölçekteki plan ve plan kararlarını revize etmek ve re'sen onaylamak yetki ve görevi Özel Çevre Koruma Kurumuna verilmiştir. Özel Çevre Koruma Kurumu 17/08/2011 tarih ve 28028 satılı Resmi Gazetede yayımlanan 648 sayılı "Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname" ile kapatılmış, 383 sayılı Kanun Hükmünde Karanamede belirtilen iş ve işlemlerin Bakan tarafından uygun görülen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı birimlerinde yürütülmesi öngörülmüştür. Söz konusu iş ve işlemler 10/07/2019 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109. maddesi uyarınca halihazırda Çevre ve Şehircilik Balanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Özel Çevre Koruma Bölgelerinin tanım, tespit, ilanına ilişkin olarak yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, mevzuatımızda özel koruma bölgesi ilan edilebilecek alanların ihtiva etmesi gereken özelliklerin sayılmak suretiyle genel olarak tarif edildiği, söz konusu alanların özel çevre koruma bölgesi statüsü ile korunmasının amaç ve gerekçesinin ortaya konulduğu, özel çevre koruma bölgesi ilanına ilişkin idari sürecin düzenlendiği ancak alan sınırlarının nasıl belirleneceğine dair uygulamaya dönük usul ve esasların düzenlenmemiş olduğu görülmektedir. Bu kapsamda, özel çevre koruma bölgesi "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli" alan olarak tarif edilmiş, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 13.maddesinde ise bu tanım detaylandırılmıştır. Tanımda aynı zamanda özel çevre koruma bölgesi ilanıyla biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunmasının ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasının hedeflendiği belirtilmiş olup, söz konusu hedefe ulaşılabilmek için özel çevre koruma bölgesi ilan edilen alanı yönetmek, alanın kullanma ve yapılaşmaya ilişkin ilke kararlarını belirlemek, imar planlarını yapmak, değiştirmek, uygulamak, alanda her türlü araştırma ve inceleme yapmak ya da yaptırmak, çevre sorunlarının giderilmesi için tedbir almak gibi yetki ve görevlerin davalı idareye verildiği anlaşılmaktadır. Milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı ve sulak alanların tescil, onay ve ilanı ile tabiat varlığı, doğal sit alanı ve özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasların belirlenmesi amacıyla hazırlanan 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde, biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanları olarak tanımlanan korunan alanların belirlenmesine ilişkin genel ilkeleri düzenleyen aynı Yönetmeliğin 5. maddesinde korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçlerin tanımlanması, mevcut korunan alanın statüsünün yeniden değerlendirilebilmesi için ise öncelikle korunan alanın güncel durumunun tespit edilmesi gerektiği düzenlenmiş, 13. maddesinde sayılan özelliklerden bir ya da birkaçını ihtiva eden bölgelerin özel çevre koruma niteliğini haiz olduğu kurala bağlanmıştır. Yönetmeliğin anılan 13. maddesi, aynı Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendi ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ile birlikte değerlendirildiğinde; Yönetmeliğin 13. maddesinde sayılan özelliklerden birini dahi ihtiva ettiği tespit edilen bölgelerin "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli" alan olduğu kabul edilerek Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından resen ya da talep üzerine özel çevre koruma bölgesi olarak ilan edilebileceği anlaşılmaktadır. Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarının tespiti aşamasında uygulanacak esaslara ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi yukarıda belirtilen nitelikleri haiz olduğu gerekçelendirilerek Özel Çevre Bölgesi olarak ilan edilen alan sınırlarının, alanda yapılacak biyolojik çeşitlilik araştırma projeleri neticesinde elde edilen verilerin analizi doğrultusunda Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanıyla amaçlanan sonuca ulaşılmasına ve bu doğrultuda alana özgü yönetim planının oluşturulmasına imkan sağlayacak şekilde değiştirilmesine engel hukuki bir düzenleme de mevcut değildir. Gelecek nesillere aktarılmak üzere bir an önce koruma altına alınması gerekli görülen alana ilişkin detaylı bilimsel araştırmaların tamamlanmasının ardından Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırının koordinatlarıyla belirlenerek ilan edilmesi yönündeki aksi yaklaşım Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanının amacıyla bağdaşmayacaktır. Ülkemizde 1988 yılından bugüne 18 adet Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş olup uyuşmazlık konusu Cumhurbaşkanı kararıyla ilan edilen Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ile bu sayı 19'a ulaşmıştır. Söz konusu alanların büyük kısmının turizm faaliyetlerinin yoğun olarak yürütüldüğü denizel alanları da kapsadığı bu alanlardan bazılarının sınırlarının Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanından sonraki süreçte tamamlanan biyolojik çeşitlilik araştırma projeleri neticesinde elde edilen verilerin analizi doğrultusunda revize edildiği görülmektedir. Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanına dair dava konusu işlemin hukuki denetiminin, Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) ile kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı yönünden ayrı ayrı yapılması gerekmektedir: A) Dava konusu Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) yönünden değerlendirilmesi; Başta İstanbul olmak üzere yoğun nüfus barındıran, sanayi ve tarımsal faaliyetlerin yoğun olarak yürütüldüğü kentlerin kıyıdaş olduğu Marmara Denizinin insan faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel kirliliğin baskısı altında olduğu alana ilişkin bilimsel çalışmalarda ifade edilmektedir. Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin tesisinden önceki süreçte hazırlanan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Gerekçe Raporunda; Dünya üzerinde tamamı tek bir ülkenin sınırları içinde yer alan, İstanbul, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Kocaeli, Tekirdağ ve Yalova illerine kıyısı olan yaklaşık 11.350 kilometre kare yüzölçümlü Marmara Denizine ilişkin denizel biyolojik çeşitliliğe ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verildiği, deniz yüzeyinin Ege Denizine doğru akan Karadeniz kökenli, dibinin ise Karadenize doğru akan Akdeniz kökenli tuz, sıcaklık ve oksijen oranı bakımından farklı su kütlelerinden oluştuğu, sahip olduğu farklı ekolojik ve oşinografik özellikleri ile jeomorfolojik yapısıyla özel bir iç deniz olduğu, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Akdeniz ve Karadenizi birbirine bağlayan stratejik öneme sahip bir su yolu olmasının yanında Akdeniz ve Karadeniz kökenli türler için hem bir bariyer hem de ekolojik koridor görevi gördüğü, biyolojik çeşitlilik bakımından iki deniz arasında bir göç yolu oluşturduğu, doğal yapısı, zengin flora-faunası, sosyo kültürel dokusu ile söz konusu sahip olduğu varlıkların bütüncül bir anlayışla değerlendirilerek korunması ve ekosistemle uyumlu sürdürülebilir kulllanımların hedeflenmesinin zorunlu olduğu nadir yerlerden olması nedeniyle Özel Çevre Koruma Bölgesi olmasının gerekliliklerine sahip bulunduğu tespitlerine yer verildiği, öte yandan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinde biyolojik çeşitliliğin (flora-fauna) tespiti, endemik, nadir, nesli tehdit ve tehlike altında olan tür ve habitatların sınıflandırılması, bölgelenmesi, tehditlerinin ve korunmasına esas verilerin ortaya konması, koruma ve kullanma ilkelerinin belirlenmesini ve yönetilmesini sağlamak üzere karar vericilere yol göstermesi amacıyla konusunda uzman 37 akademisyenin görev aldığı "Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi (Kara-Kıyı ve Denizel Alanda) Biyolojik Çeşitlilik Araştırma Projesinin" yürütüldüğünün davalı idare tarafından beyan edildiği görülmektedir. Bu bağlamda, Marmara Denizinin, Türkiye ve Dünya ölçeğinde nadir biyolojik, ekolojik ve jeomorfolojik özellikleri içeren, canlı tür ve çeşitleri bakımından endemik, nadir ve nesli tehdit ve tehlike altında olan türleri barındıran, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan alan olarak kabulünde duraksama bulunmamaktadır. Bu durumda, Marmara Denizinin yukarıda belirilen nitelikleri dikkate alınarak, çevre kirlenmesi ve bozulmasına karşı korunması, doğal güzelliklerin gelecek nesillere intikalinin teminat altına alınması amacıyla mevzuata uygun biçimde Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilân edildiği sonucuna varılmıştır. Öte yandan, kıyıların ve sahil şeritlerinin koruma ve kamu yararına kullanma esasları Kıyı Kanunu ile belirlenmiş, anılan Kanunda kıyı kenar çizgisi, deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırı olarak tanımlanmış ve kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulü düzenlenmiştir. Kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulüne ilişkin olarak Kıyı Kanununda yer alan düzenlemeler, deniz, tabii ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan alanlarda, deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarını belirlemek amacıyla 3621 sayılı Kıyı Kanununun 5. ve 16. maddelerine dayanılarak hazırlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte anılan Kanuna uygun olarak detaylandırılmış ve bu usule göre belirlenmiş olan kıyı kenar çizgisinin hangi koşullarla değiştirilebileceği tahdidi olarak sayılmıştır. Artan sanayileşme, nüfus artışı ve kentleşmeden kaynaklanan çevresel kirliliğin yalnızca Marmara Denizinin değil kıyılarının da ekolojik dengesini olumsuz etkilediği, Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanıyla hedeflenen amaca ulaşılabilmesi için kıyı ve denizel alanın bütünsel olarak değerlendirilerek koruma kullanma dengesinin belirlenmesi gerektiği, kaldı ki yukarıda belirtildiği üzere Kıyı Kanununda ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte onaylı kıyı kenar çizgilerinin itiraz üzerine hatalı olduklarının tespiti halinde değiştirilmelerine dair usulün düzenlendiği, ayrıca idarece devam ettiği belirtilen Biyolojik Çeşitlilik Araştırması Projesi kapsamında elde edilecek bilimsel verilerin analizi neticesinde gerekçesi ortaya konularak Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarının her zaman değiştirilebileceği göz önüne alındığında davacının kıyı kenar çizgisi esas alınarak Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanının hukuka aykırı olduğu iddiasına itibar edilmemiştir. B) Dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden değerlendirilmesine gelince; Dava konusu işlemle ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde karasal alan olarak Prens Adaları (Büyükada, Heybeliada, Burgaz Adası, Kınalı Ada, Sedef Adası, Tavşan Adası, Kaşık Adası, Vordonos Kayalıkları, Sivriada, Yassıada), Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarının (Avşa Adası, Paşalimanı Adası, Ekinlik Adası, Koyun Adası) yer aldığı görülmektedir. Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin tesisinden önceki süreçte hazırlanan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Gerekçe Raporunda; Prens Adaları, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarına ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verildiği, bu kapsamda, Prens Adalarının çevresel, jeolojik, biyolojik, tarihi ve arkeolojik özelliklerine ilişkin bilgilere ve alandaki biyoçeşitliliğe ilişkin değerlendirmelere yer verildiği, Kapıdağ Yarımadası ile Marmara Adasının çevresel, jeolojik, biyolojik özelliklerine ilişkin bilgilere yer verildiği, Marmara Adalarına ilişkin olarak ise sadece genel olarak coğrafi, tarihi ve arkeolojik bilgilere yer verilmekle yetinildiği anlaşılmaktadır. Anılan Gerekçe Raporunda; teklife konu alanın doğal değerler açısından özellikli denizel alan olduğu, Marmara Denizini koruyabilmek için adalarla birlikte planlanarak yönetilmesi gerektiği, bu nedenle alan için en uygun koruma statüsünün "Özel Çevre Koruma Bölgesi" olmasının öngörüldüğü tespitlerine yer verilerek, bu tespitler yukarıda sayılan karasal alanların (adaların) dava konusu Özel çevre Koruma Bölgesi sınırlarına dahil edilmesine gerekçe olarak sunulmuştur. Öte yandan, davalı idarece, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi kapsamında 2014 yılında başlatılan Adalar 1., 2. ve 3. Derece Doğal Sit Alanı ve Sürdürülebilir Kontrollü Kullanım Alanı Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunun 2016 yılında tamamlandığı, elde edilen verilerin değerlendirilmesinden alanın Özel Çevre Koruma Bölgesi olması gerektiğinin anlaşıldığı, Adalar İlçesinin büyük bir kısmının doğal sit alanı olarak tescil edilmiş alanlardan oluştuğu, plan onama yetkisinin zaten idarelerinde olduğu, dava konusu Özel Çevre Koruma Bölgesinde kalan kıyı alanlarında da plan onama yetkisinin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanından önce de idarelerinde bulunduğu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanan "Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi, Adalar 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı" ve Adalar Belediyesinin 03/01/2012 tarihli ve 2012/19 sayılı İller Bankası A.Ş.ye yetki verilmesine dair Meclis kararı kapsamında İller Bankasınca hazırlatılan "Adalar 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planının" Bakanlık Makamının 12/05/2023 tarihli ve 6419988 sayılı Olur'u İle onaylandığı beyan edilmektedir. Bu durumda, Marmara Denizinin biyoçeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilirliliğinin sağlanarak gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla kıyı kenar çizgisi esas alınarak ilan edilen dava konusu özel çevre koruma bölgesine, kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan diğer karasal alanlardan farklı olarak Adaların (dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı) dahil edilmesinin, Prens Adalarının büyük kısmının zaten doğal sit alanı olduğu, buralara ilişkin planlama yetkisinin zaten davalı idareye ait olduğu, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarına ilişkin olarak ise yeterli bilimsel araştırma ve yerinde yapılan gözlemler sonucunda elde edilen verilere dayanılmadığı göz önünde bulundurulduğunda, işlevsel ve ihtiyaç dahilinde olduğunun davalı idarece ortaya konulamadığı, Prens Adalarının mevcut koruma statüsünde korunmasının yeterli görülmemesinin, alanın daha üst bir koruma statüsünde korunması gerektiğinin bilimsel verilere ve objektif kriterlere dayanılarak gerekçelendirilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanına dair işlemin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden oybirliğiyle İPTALİNE, 2. Dava konusu 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) yönünden oyçokluğuyla REDDİNE, 3. Dava kısmen iptal, kısmen retle sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin ...TL'sinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, geri kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Davacı tarafından fazla yatırılan ...-TL harcın davacıya iadesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı davalar için belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya, ..-TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 6. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 09/05/2024 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : : Dava konusu 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) yönünden de dava konusu işlemin iptali gerektiği oyuyla Dairemiz kararına davanın reddine ilişkin kısmı yönünden katılmıyorum.