Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2270 E. , 2024/2395 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2270 Karar No : 2024/2395 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİLLER(DAVALI YANINDA): 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:2019/2147, K:2020/76 …
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2270 E. , 2024/2395 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2270 Karar No : 2024/2395 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... 7- ... 8- ... 9- ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... MÜDAHİLLER(DAVALI YANINDA): 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... 6- ... İSTEMLERİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:2019/2147, K:2020/76 sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar yakını ...'ün psikolojik rahatsızlığı sebebiyle ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi görmekte iken, 10.08.2016 günü kalmakta olduğu koğuşun pencere demirlerine kendisini asmak suretiyle intihar ettiği, hastanın intihara meyilli olduğu konusunda önceden uyarılmalarına rağmen hastane personelinin ağır ihmal ve kusuru yüzünden intiharın gerçekleştiği ve davalı idarenin eyleminin ağır hizmet kusuru oluşturduğundan bahisle davacıların her biri için ayrı ayrı 1.000,00'er TL olmak üzere toplam 9.000,00 TL maddi, davacıların her biri için ayrı ayrı 200.000,00'er TL olmak üzere toplam 1.800.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve içtihatlar bir arada değerlendirildiğinde, Devletin denetim ve gözetimi altında bulunan kişilerin yaşama hakkını korumak için azami özen göstermekle yükümlü olduğu, Devletin bu özen yükümü çerçevesinde tüm yasal gereklilikleri yerine getirmesi gerektiği, olayda ise intihar eden müteveffanın rahatsızlığı nedeniyle ciddi bir bunalım içinde olduğu, bu durumu aile çevresinin bildiği ve davalı idareye bildirildiği, ancak davalı idare ajanlarının mevzuat gereği yerine getirmekle yükümlü olduğu denetim ve gözetim görevini sağlamaması nedeniyle olayın meydana geldiği, şayet bu takip yapılsa idi müteveffanın ruhsal sıkıntıları sonucu gerçekleşen intihar eyleminin önüne geçilebilme ihtimalinin doğacağı, dolayısıyla davalı idarenin sorumlu olduğu, denetim ve gözetim görevini yerine getirmeyen idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, ancak olayın intihar olması, özellikle intihara meyilli olan kişilerin içinde bulundukları ruhsal durum ve depresyon nedeniyle insan davranışının öngörülmezliği, zaten müteveffanın bu tür rahatsızlığı nedeniyle ilgili Hastaneye sevk edilmesi, intihara meyilli olduğu ve bu durumun ailesi tarafından da bilinmesi, müteveffanın intihar etmekte kullandığı çarşaf ve sandalye gibi eşyalarının Hastanelerde bulundurulmasının zorunlu eşyalardan olması, olayın meydana gelmesinde idare dışında kişinin ve intihar olayının mahiyetinin de etkisinin bulunması intihar eyleminde bulunma iradesinin davalı idarece gerçekleştirilen iş ve eylemlerden kaynaklanmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, olayın meydana gelmesinde müterafik kusur (ortak kusur) bulunduğu, müterafik kusurun zarara uğrayanın; zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesi olarak tanımlandığı dikkate alındığında, davalı idarenin olayın oluşumunda %50 oranında kusurlu olduğu, davalı idarenin olayda hizmet kusurunun bulunduğu tespit edildiğinden, olayda davacıların uğradığı maddî ve manevî kayıpların tespitinin gerektiği, davacılardan ... ve ... destekten yoksun kalma durumu nedeniyle uğradıkları zararın tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan rapora itibar edilerek ve olayda müteveffanın da davalı idare yanında % 50 oranında müterafik kusuru bulunduğu gözetilerek, talep edilen miktarlar ve bilirkişi raporu ile hesaplanan maddi tazminat miktarı dikkate alınarak, eş ... için (taleple bağlı kalınarak) 1.000,00 TL, çocuğu ... için (taleple bağlı kalınarak) 1.000,00TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL tazminatın davalı idarece davacılar ... ve ...'e ödenmesi gerektiği, diğer davacılar yönünden ise destekten yoksun kalma şartları oluşmadığından maddi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, olayda, müteveffa ...'ün, psikolojik rahatsızlığı sebebiyle ... Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavi görmekte iken, 10/08/2016 günü kalmakta olduğu koğuşun pencere demirlerine kendisini asmak suretiyle intiharı sonucunda ölümü nedeniyle davacıların eşini/annelerini yitirerek yaşadığı acı ve üzüntü ile davalı idareye atfedilen kusur oranı gözönünde bulundurulduğunda; davacılardan eş ... için 40.000,00 TL, diğer davalıların her biri için ayrı ayrı 20.000,00 TL olmak üzere toplam 200,000,00 TL manevi tazminatın davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: .... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu Manisa 2. İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Mahkemece miktar artırımı imkanının tanınmadığı, verilen kararda %50 oranında müterafik kusur atfedilmesinin hukuka aykırı olduğu, yakınlarının psikiyatri servisinde yakın izlem odasının dolu olduğundan bahisle doktorun bilgisi dışında hemşireler tarafından 2 nolu hasta odasına yatırıldığı, yakınlarının durumunu hemşirelerin hiçbir şekilde kontrol etmedikleri, takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğu, hesap bilirkişisi raporunda 18 yaşının doldurulmasından sonra yüksek öğrenime devam edilip edilmediği hususunun araştırılmadığı, ek rapor alınması gerektiği, davalı idare tarafından, intihar olayının öncesi ve sonrasına dair kayıtların mevcut olduğu, tüm önlemlerin alındığı, müteveffanın kaldığı oda ve içerisindeki eşyaların intihar riskine önlem olarak dizayn edildiği, müteveffanın üzerine örtmek için kullanılan pikeyi amacı dışında kullanarak yırtmak suretiyle intihar eylemine dahil ettiği, müteveffanın intihar ettikten sonra pencereden dışarı bakar vaziyette kaldığı, bu nedenle odaya giren personel ve diğer hastalar tarafından başlangıçta fark edilmediği, idarenin intihar eyleminde kullanılan çarşaf ve sandalyenin bu amaçla kullanılacağını öngörmesi ve buna karşı önlem almasının beklenemeyeceği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI: Taraflarca temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı yanında müdahiller tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ :Davalı idarelerin temyiz isteminin reddi, davacıların temyiz isteminin kısmen reddi, kısmen kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacıların murisi müteveffa ...'ün .... tarihinde saat ...'de ... Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Acil Servisine getirildiği, Dr.... tarafından muayenesinin yaplarak "psikotik belirtili ağır depresif nöbet" tanısı ile saat 16.26'da C-1 Servisine "suicid riski yakın izlem" notu ile yatışının yapıldığı, ancak müteveffa ...'ün yakın izlem odasının dolu olduğundan bahisle doktor bilgisi dışında 2 nolu hasta odasına yatırıldığı, ...'ün saat 05.51 sıralarında yatağından kalkarak koyu renkli bir bez parçasını ip olarak kullanıp dört dakika boyunca pencere kenarında parmaklıklara bağladığı bu ipi boynuna birkaç kez geçirerek ası girişiminde bulunduğu ancak başaramadığı, 05.55'de oda dışına çıkarak koridorda bulunan sandalyeyi alarak yan hasta odasına girdiği, burada pencere kenarında bir süre oturduktan sonra 06.02'de kendi odasına sandalye ile birlikte girdiği ve 06.03'te sandalyeye çıkarak ası girişiminde bulunduğu, 30 saniye sonra tekrar yatağına yattığı, 06.25'te yatağından kalkarak, yattığı yatakta üzerine serili çarşafı ip haline getirerek 06.35'te pencereye giderek parmaklıklara kendini bağlamaya çalıştığı, 06.39'da sandalyeden inerek 06.40'ta ipi yatağın altına koyarak yatağına yattığı, 06.50'de tekrar yatağından kalkarak yatağın altından ipi aldığı ve 06.53'te sandalyeye çıkarak kendini elindeki ip ile boğaz kısmından bağlayarak sandalyeden aşağıya bıraktığı, 06.54'ten itibaren ayakta durur ve yüzü pencereden dışarı bakar şekilde kıpırdamadığı, saat 07.09'da temizlik görevlileri ... ve ...'nin odaya girerek ...'ü fark ettikleri, asılı olduğu yerden indirerek yere koydukları, saat 07.10'da şüphelilerin gelerek müdahale ettikleri, ardından doktorlar ... ve ....'in odaya gelerek hastaya müdahale ettikleri, hasta ...'ün ölmüş olduğunun anlaşıldığı, davacıların eşi/anneleri ...'ün ölümünün davalı idarenin hizmet kusurundan ileri geldiği iddiasıyla davacılar tarafından 06/12/2016 tarihli dilekçeyle maddi ve manevî zararların giderimi için davalı idareye başvuruda bulunulduğu, başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla davacıların her biri için ayrı ayrı 1.000,00'er TL olmak üzere toplam 9.000,00 TL maddi, davacıların her biri için ayrı ayrı 200.000,00'er TL olmak üzere toplam 1.800.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 10/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı Kanun'un, 6459 sayılı Kanun ile değiştirilen "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasında ; "Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihâî karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." kuralına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyiz İstemine Konu Kararın, Manevi Tazminat İsteminin Kabulüne İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyiz İstemine Konu Kararın, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: 30/04/2013 tarih ve 28633 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesine, ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usûl kuralları gözetilmeksizin nihâî karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.'' kuralının, aynı Kanun'un 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanun'un geçici 7. maddesine, ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.'' kuralının eklenmesi neticesinde, idari yargıda ilk defa miktar artırım müesesesine ilişkin kanuni bir düzenleme yapılmış ve tam yargı davaları ile sınırlı olarak "miktarın artırılması" bağlamında ıslah kurumu idarî yargı düzeninde yerini almıştır. 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, ''AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlâl kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin âdil yargılama hakkının ihlâli olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihâî karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.'' ifadeleri yer almıştır. Anılan Kanun için tanzim edilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı Adalet Komisyonu Raporunda ise, "İdarî yargının tâbi olduğu hukuk rejimi, zararların tazminini ve telâfisini mümkün kılacak rasyonellikten uzaktır. Adlî yargının aksine tespit ve kısmî dava seçeneklerinden yoksun idarî yargılama düzeni, kişilerin kavramakta zorlanacağı usûl öngörmektedir. İdarî yargılama usûlünün hak aramayı zorlaştıran bir özellik taşıdığı kuşkusuzdur. Ülkemiz, idarî yargılama usûlündeki bu ve benzeri kurgulama hataları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlâl kararlarına muhatap olmaktadır. (Bkz. Okçu/Türkiye Kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Daire, 39515/03) Hâlihazırda yürürlükte bulunan usûl kurallarını mülkiyet hakkının ihlâli olarak değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, Tasarı ile benimsenen yapının inşasını zorunlu kılmıştır. Tasarıyla benimsenen model çerçevesinde, zarar hesabının yapıldığı tarih itibarıyla dava dışı alacak yönünden sürenin dolması, hakkın talebi artırmak suretiyle ileri sürülmesine engel olmayacak ve talebi artırmak için başvuru ve benzeri diğer usûl şartları aranmayacaktır. Benimsenen usûl, adlî yargıda benimsenen usûlün ilerisindedir. Norm, bu yönüyle etkili başvuru ve âdil yargılama hakkı temelinde amaca uygun bir aşamaya işaret etmektedir. Artırmayı mümkün kılan yeni kural yalnızca bir usûl normu değil, aynı zamanda maddî hukuk normudur. Olağan dava döneminde mahkeme tarafından gözetilmesi gereken süre aşımı (altmış günlük, bir yıl, on yıl süre vb.), talep artırımında etki doğurmamaktadır. Söz gelimi, olay tarihinden itibaren on yıl geçse dahi talep artırılabilecektir. Diğer taraftan Tasarının çerçeve 1. ve 3. maddelerinde yer alan “nihâî karar verilinceye kadar” kaydının olası bozmalardan sonraki hüküm aşamasını da kapsadığı şüphesizdir. Ayrıca artırmanın bir defaya mahsus olduğu kuralı-örneğin bozma sonrası ve bozma gereği yapılan/yaptırılan bilirkişi incelemesindeki tazminat miktarındaki pozitif değişmeler bakımından- için amaçsal yorum yapılması zaruretinin doğabileceği de gözden kaçırılmamalıdır." ifadelerine yer verilmiştir. Söz konusu Kanun değişikliği sonrasında idari yargıda etkili başvuru yolunun ve adil yargılanma hakkının gerçekleşmesi amacına yönelik olarak uygulama imkânı bulan tazminat miktarının artırılması bağlamında miktar artırım müessesesi kanunda belirlenen sınırlı usûlî kayıtlar dairesinde kullanılabilecektir. Buna göre miktar artırımı, sadece davacılar tarafından ve tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın artırılmasıyla sınırlı olmak üzere, süre veya diğer usûl kuralları gözetilmeksizin nihâî karar verilinceye kadar harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olarak yapılabilecektir. Ancak usûlî dinlenilme hakkı gereğince miktar arttırımına ilişkin dilekçenin otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliği gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usûl kuralları gözetilmeksizin artırılmasına imkân tanınmıştır. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, kanunî değişiklikle ilgililerin uğramış olduğu zararın, dava dilekçesinde gösterilen zarar miktarından fazla olmasına karşın, davacı veya davacıların dava dilekçesinde gösterdikleri zarar miktarını artırımlarına yönelik taleplerinin mahkemelerce kabul edilmeyerek istemle bağlı kalma kuralını uygulayarak dava dilekçesinde gösterilen zarar tutarı kadar tazminata hükmetmelerinden doğan hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Bir başka ifade ile Mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak suretiyle verilen kararlara karşı taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olması şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür. Her ne kadar 2577 sayılı Kanun'da bu yönde açık bir düzenleme bulunmasa da Mahkemelerce hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, tazminat davalarında esas hakkında karar verilmeden önce bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise bilirkişi raporu tebliğ edilmek suretiyle, bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ise ara kararı ile dosyanın esas hakkında karar verilebilecek durumda olduğunun veya dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre karar verileceğinin davacıya bildirilerek tazminat talep miktarını artırmak isteyenlere bu imkânın tanınması hakkaniyet gereğidir. Bakılan uyuşmazlıkta, davanın 06/03/2017 tarihinde açıldığı, bu tarihte miktar arttırımına ilişkin hükümlerin yürürlükte olduğu, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun davacıya 16/05/2019 tarihinde tebliğ edildiği, diğer yandan; davacıların 27/05/2019 tarihli itiraz dilekçesi ile bilirkişi raporuna itiraz ettikleri, söz konusu dilekçede, ek rapor alınması gerektiğinin belirtildiği, ancak Mahkemece davacıların miktar arttırım hakkını kullanması sağlanmadan karar verildiği, bilirkişi raporu sonucunda hesaplanan maddi zararın davacılardan ... için 237.449,53 TL, ... için 12.887,08 TL olduğu, davacının dava dilekçesinde ... için 1.000,00 TL, ... için 1.000,00 TL olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 9.000,00-TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, Mahkemenin taleple bağlı kalarak ... için 1.000,00 TL, ... için 1.000,00 -TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddî tazminatın ödenmesine hükmettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece; bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun davacılara tebliğ edildiği ve davacıların söz konusu bilirkişi raporuna itiraz ettiği görülmekte olup, İdare Mahkemesince davacıların itiraz dilekçesinde iddia ettiği hususların değerlendirilmesi suretiyle davacıların itirazının sonucu (kabul edilip-edilmediği) ile davacıların miktar arttırımında bulunup bulunmayacağının davacılara bildirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak maddi tazminat istemi hakkında karar verildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, İdare Mahkemesince davacıların bilirkişi raporuna yapmış olduğu itirazın reddi ile davacıların miktar arttırımında bulunup-bulunmayacağı noktasında gerekli bildirim yapıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözardı edilerek verilen kararın maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin .... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:.... sayılı kararının manevi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmının ONANMASINA, maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine 04/06/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.