Başvuru, tutuklanma sonrasında kelepçe takılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.
Başvuru, tutuklanma sonrasında kelepçe takılması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkindir. Başvuru 28/11/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Başvurucunun aralarında hukuki ve fiilî irtibat olduğu değerlendirilen benzer şikâyetlerinin yer aldığı 2018/7909 sayılı bireysel başvurusuyla bu başvurunun birleştirilmesine karar verilmiştir. Komisyonun 31/10/2019 tarihli kararıyla başvurucunun gizlilik talebinin kabulüne, başvurunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ayrımcılık yasağına yönelik şikayetlere ilişkin kısmının kabul edilemez olduğuna, kötü muamele yasağına yönelik şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1969 doğumlu olan başvurucu, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken 15 Temmuz darbe teşebbüsü ertesinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle 19/7/2016 tarihinde Elazığ Sulh Ceza Hâkimliğince (Hâkimlik) tutuklanmış ve Elazığ Kapalı E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) konulmuştur. Başvurucu, Hâkimliğin tutuklama kararından sonra İnfaz Kurumuna nakledilmek üzere Adliye koridorunda beklerken gerekmediği hâlde yirmi hâkim ve savcıyla birlikte kendisine de kelepçe takılarak Adliye ve İnfaz Kurumu personelinin önünde teşhir edilmesi nedeniyle kolluk görevlileri hakkında Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette bulunmuştur. Savcılık 23/9/2016 tarihli kararıyla, görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle kolluk görevlileri hakkında açılan soruşturma sonunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"CMK'nın maddesinde 'Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden bir yere nakledilen kişilere, kaçacaklarına veya kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı durumunda kelepçe takılabilecektir'. Kanun koyucu 'Yönetmelik' başlıklı CMK'nın m.93'de; yakalanan, gözaltına alınan veya tutuklanan kişilerin nasıl kelepçeleneceğini, bunun kolluğun takdirine bırakılsa bile genel şartlarının neler olacağına dair bir yönetmelikle düzenleme yapılmasını öngörmemiştir.Kelepçenin takılma şekli ve şartları CMK'nın m.93'de gösterilmeyip, bu konuda bir uygulama yönetmeliği olmasa da; Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Yönetmeliği m.7 ile 19/10'da, CMK m.93'e paralel düzenlemelere yer verilmiş ve nakledilen kişilere, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hallerinde kelepçe takılabileceği ve 19/ maddesinde çocuklara kelepçe ve benzeri aletler takılamayacağı, ancak zorunlu hallerde çocuğun kaçmasını, kendisinin veya başkalarının hayat veya beden bütünlükleri bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk tarafından gerekli önlemler alınabileceği hükme bağlanmıştır.Anılan yasal düzenlemeler karşısında yasa koyucunun kolluk görevlilerine kelepçe takılması konusunda bir takdir hakkı tanıdığı, tutuklama işlemi sırasında ceza evine nakledilecek tutuklu sayısının fazla oluşu ve cezaevine tutuklanan kişilerin güvenli şekilde nakli hususunda sorumluluğun kolluk görevlilerinde olduğu hususu göz önüne alındığında şüphelilerin görevi kötüye kullanma kastıyla hareket ettiğine ilişkin delil ve emare bulunmadığı anlaşılmakla,Yasal unsurları itibariyle oluşmayan suç ile ilgili olarak şüpheli/şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına..." Savcılık kararına başvurucunun yaptığı itiraz, Elazığ Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/11/2016 tarihli kararıyla reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 18/11/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu 4/3/2019 tarihli ek beyan dilekçesiyle sanık olarak yargılandığı davada Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2019 tarihli kararıyla beraat ettiğine dair duruşma tutanağını başvuru dosyasına eklemiştir. A. Ulusal Hukuk 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı tedbirlerin kullanılması" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle,c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,Kullanılabilir." 5275 sayılı Kanun'un "Nakillerde alınacak tedbirler" başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Hükümlülerin kuruma veya başka bir yere götürülüp getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve başkaları tarafından görülmelerine engel olacak tedbirler alınır. (2) Hükümlü, havalandırma ve ışık durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez. Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları geçemez." 17/12/1983 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin maddesinin (f) bendi şöyledir: "Ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar."B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya (B. No: 20972/92, 16/12/1997, §§ 52-59) kararında, başvurucunun kelepçeli bir şekilde nakledilmesi onun tutumundan kaynaklanan gerekli bir tedbir olmasa hatta haksız bir tutma nedeniyle uygulansa da olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında belirtilen başvurucunun ruhsal durumu ile ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı arasında illiyet bağı kuramadığını belirterek yapılan bu muamelenin başvurucunun ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını açıklamış; olayda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesi için aranan asgari eşik seviyesinin aşılmadığını değerlendirmiştir. Çocuk hükümlünün mahkemeye sevki sırasında kelepçe takılarak hareketlerinin kısıtlanmasını Sözleşme'nin maddesi kapsamında bir muamele olarak görmeyen AİHM'e göre nakil sırasında kendisini veya başkasını yaralamasının engellenmesi amacıyla sabıkası bulunan başvurucu çocuğun yetişkinler gibi kelepçeli olarak sevkinin sağlanması, Sözleşme bakımından sorun oluşturmamaktadır (G./İrlanda, B. No: 39474/98, 16/8/2002).