3. Hukuk Dairesi 2024/4104 E. , 2025/3266 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1942 E., 2024/1964 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/127 E., 2024/449 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlana
**3. Hukuk Dairesi 2024/4104 E. , 2025/3266 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1942 E., 2024/1964 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/127 E., 2024/449 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 2014 yılında davalı doktor tarafından fıtığı nedeniyle ameliyat olduğunu, müvekkilinin bu ameliyattan 3 yıl sonra 24.10.2017 tarihinde dava dışı hastaneye bel ağrısı şikâyeti ile giderek muayene olduğunu, 20.11.2017 tarihinde ise tekrar davalı doktora gittiğinde bir adet patlamış, üç adet de mevcut fıtığı olduğu, mikro cerrahi yöntemi ile ameliyat edilmesi gerektiğinin söylendiğini ve aynı gün müvekkilinin ameliyata alındığını, müvekkilin bilincinin yerinde olmasına rağmen ameliyat öncesi bizzat hastanın imzalaması gereken "Aydınlatma Metni ve Onam Formu"nun, müvekkilinin oğlu ...'ye imzalatıldığını, bu ameliyat öncesinde müvekkiline vida takılacağı söylenmemesine rağmen ameliyat sırasında müvekkiline 10 adet vida takıldığını, müvekkiline ve ailesine bilgi verilmediğini, müvekkilinin vücuduna takılmış olan vidalardan bihaber şekilde hayatına devam ettiğini, ameliyat sonrası müvekkilinin şiddetli sırt ağrısı çektiğini ve yürümede güçlük çekmeye başladığını, 05.02.2018 tarihinde davalının kontrolü sırasında müvekkilinin kendisine vidalar takıldığını ilk defa öğrendiğini, müvekkilinin 14.03.2018 tarihinde İstanbul Bahçelievler ... Hastanesi Nöroloji Bölümünde yatışı yapılarak tedavisine başlandığını, transvers miyelit teşhisi konduğunu, teşhis ve tedavisi sonrası göğüs ağrısının başladığını, 23.03.2018 tarihinde muayene edilen müvekkiline koroner anjiyo yapıldığını, 24.03.2018 tarihinde akciğerine pıhtı atması neticesinde bilincini kaybettiğini ve 15 dakikalık müdahale sonrası hayata döndürülüp yoğun bakıma alındığını, yoğun bakımdan çıkarıldıktan sonra fizik tedavi görmeye başladığını, müvekkili 1 ay fizik tedavi görmesine rağmen şikâyetlerinin son bulmadığını, davalı şirkete ait Hastanede 19.06.2018 tarihinde sekiz adet daha vida eklenmesi suretiyle revizyon ameliyatı olduğunu, enfeksiyon tedavisi gördüğünü, 16.07.2018 tarihinde tekrar enfeksiyon tedavisi gördükten sonra 18.07.2018 tarihinde yeni bir operasyon geçiren müvekkilinin tüm vidalarının çıkartılıp temizlendiğini ve tekrar takıldığını, kanında yeniden enfeksiyon tespit edildiğini, 26.12.2019 tarihinde dava dışı hastanede müvekkilinin ameliyata alındığını, vidalarının tamamen çıkartıldığını, müvekkilinin davalı doktor tarafından yapılan 20.11.2017 tarihli ameliyat öncesi fiziksel hiçbir problem yaşamadığını, bu ameliyat sonrası yürüyememeye, hiçbir işini yapamamaya başladığını, tuvalete çıkmakta dahi zorlandığını, yetişkin bezi kullanarak hayatını idame ettirmek zorunda kaldığını, müvekkili hakkında kısıtlama kararı verilerek vasi olarak eşi Habibe'nin atandığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL maddi ve 600.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili; davacıya yapılacak ameliyatla tüm fıtıkların alınacağı, ayrıca omurlarına plak-vida ile destek yapılacağının kendisine ve refakatindeki kişilere tüm detaylarıyla anlatıldığını, davacı hasta ve refakatindeki kişilerin onay vermesi üzerine, hem davacı hastanın hem de yasal temsilci durumunda bulunan oğlunun onaylarının yazılı olarak alınarak ameliyatının yapıldığını, onay formlarının üzerinde yapılacak ameliyatın "Posterior Segmental" olarak belirtildiğini ve onam formunun bilgilendirilmesinde ameliyat detaylarının yazıldığını, başarılı geçen operasyon sonrasında müvekkili doktorun hasta odasında davacı hasta ve yakınlarına ameliyatın tüm detaylarını anlattığını, ameliyata bağlı herhangi bir komplikasyonun gelişmediğini, davacının daha sonra bacaklarındaki güç kaybı şikayetiyle geldiği muayenesinde transvers miyelit hastalığının saptandığını, bu hastalığın nörolojik bir hastalık olduğunu, tedavisinin nöroloji uzmanı tarafından yapıldığını ve daha önce geçirilen bel fıtığı ameliyatlarıyla ilgisinin olmadığını, omurgaya konan plak-vidaların transvers miyelit hastalığına neden olmayacağını, müvekkili tarafından başarılı bir operasyon gerçekleştirildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı MLP...A.Ş vekili; davacıya yapılan tıbbi müdahalenin tıp bilimine, hukuka ve etik kurallara uygun olduğunu, tüm tedavi sürecinde hastaya son derece ilgi ile yaklaşıldığını, davacıya yapılan tıbbi müdahale ve tedavide müvekkili Hastane ve doktorlarının hiçbir kusurunun bulunmadığını, davacının bilgilendirilmesinin ve takiplerinin yapıldığını, operasyon öncesinde davacı tarafın hazır bulunamayacağı anların olduğunu, yine onam formlarını imzalayan kişinin davacının oğlu olmasının davacı hastanın serbest iradesini gösterdiğini, davacının daha önce de opere olduğu doktora güvenerek geldiğini, öncesinde gittiği doktorların operasyon önerisini bilerek onlara ameliyat olmayarak davalı doktoru tercih ettiğini açıkça ikrar etmesinin güven ilişkisini de gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK 7. Adli Tıp İhtisas Kurumu tarafından hazırlanan raporda; mevcut verilerle Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op.Dr....'nın eylemlerine tıbbi hata atfedilmediğinin belirtildiği, davacının ATK raporuna itirazı üzerine dosya kapsamındaki tedavi evrakları uyarınca konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan rapor alınmasına karar verildiği, raporda, onam formlarının mevcut olduğu, davalı doktorun davacıya uyguladığı tedavi ve sonrasındaki takiplerinde herhangi bir kusurunun olmadığı, takiplerde gelişen ve ön planda transvers myelit olduğu düşünülen durumun geçirilen ameliyatla ilişkili olduğunun söylenemeyeceği kanaatine varıldığı, dosya kapsamında iki ayrı rapor alındığı, raporların birbiriyle çelişmediği, raporlarda davacıya uygulanan tedavilerin tartışıldığı, netice itibariyle her iki raporda da davalıya kusur yüklenmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; süresi içinde, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 26.01.2023 tarihli Adli Tıp 7. İhtisas Kurulunun düzenlediği rapor ile Üniversite Öğretim Üyelerinden alınan bilirkişi raporuna göre, davalı doktor tarafından yapılan tedavi işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu tespitinin yapıldığı, somut olayda meydana gelen neticede davalı doktorun kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava dilekçesini tekrar ederek, müvekkiline sadece mikro cerrahi yönteminin uygulanacağının söylendiğini, yapılacak ameliyat ile ilgili hiçbir aydınlatma yapılmadığını, onam formlarının dahi müvekkilinin bilinci yerindeyken kendisine imzalatılmadığını, bilirkişi heyet raporunda onam formlarının sadece dosyada bulunduğunun beyan edildiğini, kanunun aradığı şartlara uygunluğu yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığını, alınan raporların yetersiz olduğunu, davalı Hastane ile davalı doktor tarafından sunulan onam formlarının birbirlerinden farklı olduğunu, aydınlatma yükümlülüğünün kanunun aradığı şartlara uygun gerçekleştirilmediğini, müvekkilinin kendisine 10 adet vida takıldığını ameliyat tarihinden 3 ay sonra tesadüfen öğrendiğini, davalıların özen ve takip borcunu da yerine getirmediklerini, davalı doktorun müvekkilini gerektiği gibi tekrar muayene etmeyip tetkik dahi yapmadığını, bilirkişi raporlarında davalılar tarafından tutulan tıbbi kayıtların eksikliğinin tespit edildiğini, ancak Mahkemece bu durumun göz ardı edildiğini, davalı Hastanenin zararın ortaya çıkmasına ve tedavinin düzgün ilerlemesine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiğini, organizasyon kusuru işlediğini ifade ederek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Taraflar arasındaki hukuki ilişki vekâlet sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Vekil, vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. (TBK'nun 502 vd. maddeleri) 2. Bu konuda önemli bir diğer düzenleme de 09.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşmenin "Amaç" başlıklı 1. maddesi; "Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak; biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ayırım yapmadan herkesin bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır." şeklinde, "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesi ise; "Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." şeklinde düzenlenmiştir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş ve her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması kural olarak benimsenmiştir. Diğer yandan, Sözleşmenin 5. maddesinde; "Rıza" konusu düzenlenmiş ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye önceden müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir." düzenlemesi ile rızanın kapsamı belirlenerek Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının "Aydınlatılmış Onam" başlıklı 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ispat külfeti hekim ya da hastanededir. 3. Eldeki davada 24.01.2025 tarihinde vefat ettiği anlaşılan müteveffa davacı ...'ye ait 3 adet onam formu bulunduğu görülmektedir. Bunlardan ilkinde 20.11.2017 tarihli "Hastaneye Kabul Onam Formu"nda ...'nin oğlu ...'nin adı soyadı ve imzası; ikincisi olan 20.11.2017 tarihli "Sedasyon ve Anestezi Bilgilendirme ve Onam Formu"nda ...'nin adı soyadı ve imzası; son olarak da 20.11.2017 tarihli "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"nda hasta ...'nin oğlu ...'nin adı soyadı ve imzası bulunmakta olup, komplikasyonların da yazılı olduğu anlaşılmıştır. Davalı doktor tarafından "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"na ek olarak 4/4 numaralı sayfa sunulduğu, işbu sayfada ...'nin adı soyadı, imzasının bulunduğu ve ayrıca hastanın el yazısı ile "Kabul ediyorum" beyanının olduğu görülmüştür. 4.Davacı vekili; bizzat müvekkilinin imzalaması gereken "Aydınlatma Metni ve Onam Formu"nun müvekkilinin oğlu ...'ye imzalatıldığını, ameliyat öncesi ne müvekkiline ne de ailesine omurga kemiklerine vida takılması gerektiğinden bahsedilmediğini, 3 ay sonra gittiği kontrol sırasında müvekkilinin kendisine yapılan ameliyat sırasında omurgasına 10 adet vida takıldığını öğrendiğini, müvekkilinin aydınlatılmış onamının alınmadığını iddia ederek işbu davayı açmıştır. 5.Davalı doktor Kenan ise; davacıya yapılan operasyona ilişkin aydınlatılmış onam formunu hem davacı ... hem de dava dışı oğlu Metin Çimenli'nin imzaladığını, onay formunda yapılacak ameliyatın ve ameliyatın detaylarının yazıldığını belirtmiş olup, davacı müteveffa ...'nin "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"nu imzaladığına dair 4/4 numaralı fotokopi belgeyi sunmuş ve Mahkemece fotokopi belgeye itibar edierek yazılı şekilde karar verilmiştir. 6.Mahkemece Üniversite öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda, hasta dosyasında ameliyat öncesi alınan onam formunda spinal enstrümasyon(omurga kemiklerine vida yerleştirilmesi) ameliyatı hakkında bilgilendirmenin mevcut olduğu belirtilmiş, davacı tarafça işbu rapora itiraz edilmiştir. 7.O halde İlk Derece Mahkemesince; ...'nin adı, soyadı ve imzasının bulunduğu fotokopi şeklinde sunulan "Torakalomber Posterior(Sırt ve/veya Belden Yapılacak) Girişimler Bilgilendirme ve Onam Formu"nun aslını sunması için davalılara süre verilmesi, belgenin sunulması halinde müteveffa davacı tarafından imza inkar edildiğinden, imzanın müteveffa davacıya ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için toplanmış imza örnekleriyle birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılması, bu belgedeki imzanın müteveffa davacıya ait olduğu anlaşıldığı takdirde davanın reddine, imzanın müteveffa davacıya ait olmaması halinde aydınlatılmış onam formunun bizzat davacı hastadan alınması gerekirken alınmadığı değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 madddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.