1. Ceza Dairesi 2025/7901 E. , 2026/1001 K. "" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2025/2090 E., 2025/2568 K. SUÇ : Kasten öldürme HÜKÜM: İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükmün onanması Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; Sanık müdafiinin temyiz istemini kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, sanığın 25.12.2025 tarihli dilekçesi ve 06.01.2026 tarihli tebliğ - tebellüğ belgesi ile temyiz isteminden vazgeçtiğini…
1. Ceza Dairesi 2025/7901 E. , 2026/1001 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI: 2025/2090 E., 2025/2568 K. SUÇ : Kasten öldürme HÜKÜM: İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükmün onanması Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; Sanık müdafiinin temyiz istemini kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, sanığın 25.12.2025 tarihli dilekçesi ve 06.01.2026 tarihli tebliğ - tebellüğ belgesi ile temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği tespit edilmiştir. Katılan vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Katılan vekilinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü; I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.04.2025 tarihli ve 2024/42 Esas, 2025/106 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 29/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 09.09.2025 tarihli ve 2025/2090 Esas, 2025/2568 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz sebepleri özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, haksız tahrik indiriminin oranına, takdiri indirimin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, suç vasfının kasten öldürme olarak kabulü ile belirlenen yaptırımda isabetsizlik bulunmadığı, maktulden sanığa yönelen ve haksız tahrik oluşturan eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut dikkate alındığında belirlenen indirim oranının isabetli olduğu, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından, katılan vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR A. Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; Sanık müdafiinin, kanunî süresi içinde öne sürdüğü temyiz isteğinden sonra, sanığın 25.12.2025 tarihli dilekçesi ve 06.01.2026 tarihli tebliğ - tebellüğ belgesi ile temyiz isteminden vazgeçtiğini ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca, oy birliğiyle REDDİNE, B. Katılan vekilinin temyiz istemi yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 09.09.2025 tarihli ve 2025/2090 Esas, 2025/2568 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.02.2026 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Sanık ... ile maktul ...'in suç tarihinden önce birbirleriyle görüşen, tanışan ve arkadaş olarak hareket eden kişiler oldukları, tanık anlatımları ve kamera kayıtlarındaki görüntülerden de anlaşıldığı üzere suç tarihinde saat 22:40 sıralarında birlikte oturdukları, maktul ve sanığın dışında diğer arkadaşlarının da bulunduğu, tartıştıkları, birbirlerine bıçak çektikleri, bu sırada tanıkların tarafları ayırdığı, bu bıçak çekme sırasında sanığın boynunda doktor raporuna göre çizik oluşturacak şekilde hafif bir yaralanmanın da meydana geldiği, arkadaşları ayırdıktan sonra maktulü bir tarafa, sanığı da başka bir tarafa götürdükleri, abisine karşı bıçak çekildiği ve yaralandığı duyumunu alan sanığın kardeşi ...'in hemen bir berber dükkanında bulunan vileda sopasını aldığı ve maktulü abisine bir şey yapmaması konusunda uyardığı, bu sırada maktulün ...'i bıçakla BTM ile giderilemeyecek nitelikte yaraladığı, başka tarafta bulunan sanığın kardeşinin yaralandığını görmesi üzerine hızla maktule doğru koşup elindeki bıçakla maktulün kasık bölgesine vurduğu ve bıçağın damara isabet etmesi nedeniyle büyük kan kaybı yaşadığı, adli tıp raporuna göre maktulün sanık tarafından kendisine vurulan bıçak darbesi sonucunda kesici-delici alet yaralanmasına bağlı büyük damar (femoral arter ve vent) hasarı sonucu öldüğü, sanığın maktulü bıçakladıktan sonra kardeşi ...'a da seslenerek "kaçalım" dediği ve birlikte olay yerinden kaçıp gittikleri, maktulün hastaneye kaldırıldığı ancak vefat ettiği olayda sanığın öldürme değil yaralama kastıyla hareket ettiği kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır. 5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. veya 3. fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için; a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrasında düzenlenen şekilde yaralanmış olması, c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş veya bu sunucu kabullenmiş ise ölüm meydana gelmiş bu durumda kasten öldürmeden veya olası kastla öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Buna göre 5237 sayılı TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen suçun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. Sanığın iç dünyasını ilgilendiren fiili işlerken hangi kastla hareket ettiği, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, 1. Maktul ile sanığın arkadaş olmaları nedeniyle aralarında önceye dayalı bir ihtilaf veya anlaşmazlık bulunmaması, 2. Sanığın ile maktul arasındaki kavganın sebebi tam olarak anlaşılamayan basit bir sözlü münakaşadan kaynaklandığı, 3. Görüntü kayıtlarına göre sanığın bıçağı karşılıklı olarak birbirlerine saldırdıkları anda saplamış olması nedeniyle, sanığın bıçağı maktulün bacağına bir kez saplamış olması, 4. Sanığın bıçağı birden fazla saplamasına imkan olmasına rağmen, tek bir kez kullanarak fiiline son vermiş ve olay yerinden ayrılmış olması, Hususları dikkate alındığında, istemesi halinde maktulün vücudunun hayati bölgelerine bıçağı saplayabilecek olan sanığın, hedef gözeterek bıçağı bacak bölgesine bir kez saplamış olması karşısında, sanığın dış dünyaya yansıyan davranışlarına göre suçu işlerken sahip oldukları kasta bakılmaksızın sadece kullanılan aracın öldürmeye elverişli olduğu ve ölüm neticesi nazara alınarak ve bundan fiili bir karine oluşturularak, yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilmesi gereken sanığın fiilinin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrası kapsamında tutulması gerekirken, kasten adam öldürme olarak nitelendirilmesinin maddi gerçeğe ve hukuka aykırı olduğu kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.