Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/357 E. , 2024/4207 K. T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/357 Karar No : 2024/4207 DAVACI :... Eğitim İnş. Sağ. ve Taş. Tah. İth. İhr. İml. San. ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ... DAVALI: ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davalı idarece, 13/09/2014 tarih ve 29118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 38. maddesinin 1. fıkrasının (a) b…
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/357 E. , 2024/4207 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/357 Karar No : 2024/4207 DAVACI :... Eğitim İnş. Sağ. ve Taş. Tah. İth. İhr. İml. San. ve Tic. Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ... DAVALI: ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davalı idarece, 13/09/2014 tarih ve 29118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 38. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yapılan düzenlemenin yargı kararıyla iptal edildiğinden bahisle, hukuka aykırılığı yargı kararı ile sabit olan düzenleme nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000-TL maddi, 5.000-TL manevi zararın yasal faiziyle tazmini istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI: Davacı tarafından; sahibi olduğu Özel Sağlık Meslek Lisesinde 2014-2015 eğitim öğretim yılı için öğrenci kayıtlarının alındığı, fakat okullar açıldıktan sonra 13/09/2014 tarihinde yapılan Yönetmelik değişikliği ile taban puan uygulamasının kaldırılması nedeniyle kayıt yaptıran öğrencilerin çoğunun nakil başvurusunda bulunduğu, kayıt yaptıran toplam 34 öğrencinin bu değişiklikten faydalanarak başka okullara geçiş yaptığı, öğrencilerin kayıt bedellerinin ekte sunulduğu, 2014-2015 dönemi için 11. sınıfa toplam 62 öğrenci kayıt yaptırmış iken 34 öğrencinin geçiş yaptığı, 11. sınıf öğrencileri nakil olarak gidince 12. sınıf için de kayıt yaptırılamadığı, 2014-2015 dönemi için kayıt ücretinin 9.500 TL, 2015-2016 dönemi için 10.450 TL olarak idareye bildirildiği, maddi kaybın 2 yıl için olduğu, Yönetmelik değişikliği sonrası davacının okuluna nakil yoluyla gelen öğrencinin olmadığı, ücretsiz bir okuldan ücretli bir okula geçişin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı idareden nakil giden öğrencilerin listesinin nakil gerekçeleriyle ve bu öğrenciler için belirlenen ücretler ile idareden talep edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : 2014-2015 yılında 11. sınıftan 34 öğrencinin başka okula nakil gittiği iddia edilmekte ise de tespit edilen 5 öğrenciden 4 tanesinin okul taban puan şartı olmayan özel okula gittiği, nakil giden öğrencilerden birinin sınav puanı 274,9031 olmasına rağmen sınav puanının oldukça düşük olduğu 196,495 taban puanlı bir okula gittiği, aynı zamanda 2014-2015 eğitim öğretim döneminde davacı kuruma 11. sınıfta 5 öğrencinin nakil geldiği, şu durumda davacının 11. sınıf için kaybının 24 öğrenci olduğu, davacının 11. sınıfı baz almasının hakkaniyete aykırı olduğu, düzenleme sonrasında davacı kuruma 2014-2015 eğitim öğretim yılında nakil gelen toplam öğrenci sayısının 78, 2015-2016 eğitim öğretim dönemi için nakil gelen toplam öğrenci sayısının 95 olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : İdarece taban puan uygulamasının kaldırılmasına bağlı olarak naklen giden öğrenciler nedeniyle davacının ileri sürdüğü zararın ortaya çıkmış miktar olarak ölçülebilen diğer bir ifadeyle gerçek bir zarar olmadığı, idarenin yaptığı düzenleme ile (yargı kararı ile iptal edilen) arasındaki nedensellik bağının, bakılmakta olan davada idarenin tazmin sorumluluğunun doğmasını gerektirecek ağırlık ve nitelikte kurulamadığı anlaşıldığından davacının maddi ve manevi tazminat isteminin bu gerekçeyle reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; Özel Sağlık Meslek Lisesi işleticisi olan davacı şirket tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 38/1-a maddesinde yapılan değişikliğin Danıştay 8. Daire Başkanlığı'nın 19/04/2017 gün ve E:2014/10748, K:2017/3128 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine, bu Yönetmelik değişikliğinden kaynaklı 50.000,00TL maddi ve 5.000,00TL manevi zararının (ıslah yoluyla arttırılabilmek üzere) yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir. İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidebilmek için ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması şarttır. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Öte yandan, manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ıstırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. Dosyanın incelenmesinden; 07/09/2013 tarih ve 28758 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin ''Kontenjan belirleme, başvuru ve değerlendirme'' başlığını taşıyan 38. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin; ortaöğretime yerleştirme puanıyla öğrenci alan ortaöğretim kurumları arasında nakil ve geçişlerin, açık kontenjan bulunması halinde öğrencinin yerleştirmeye esas puanının naklen gitmek istediği okulun yerleştirmeye esas taban puanından az olmaması kaydıyla puan üstünlüğüne göre yapılacağı kuralı, 13/09/2014 tarih ve 29118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan değişiklik sonrası ortaöğretim kurumları arasında nakil ve geçişlerin, öğrencinin okula yerleştirmeye esas puanı dikkate alınarak açık kontenjan bulunması hâlinde puan üstünlüğüne göre yapılacağı, şeklinde değiştirilmiş, bu değişikliğe karşı davacı şirket tarafından açılan davada, Danıştay Sekizinci Dairesince dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesi üzerine, yürürlükteki mevzuatın dikkate alınması suretiyle yatırım yapılarak öğrenci kaydının gerçekleştirildiği, ancak dava konusu düzenleme sonrası pek çok öğrencinin başka okullara nakillerini yaptırdığı ve bu yüzden zarara uğranıldığı iddiasıyla bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Milli Eğitim Temel Kanununda da belirtildiği üzere, eğitim kurumlarının herkese açık olması ve fırsat eşitliğinin sağlanması açısından kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlama arayışlarına yönelik olarak yürürlüğe konulan nesnel nitelikli düzenleyici işlemlerin yargı kararıyla iptal edilmesi, yukarıda açıklandığı anlamda idarenin hizmet kusurunu oluşturmayacağı gibi her hangi bir tazmin yükümlülüğü de doğurmaz. Açıklanan nedenlerle, haksız açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 03/04/2024 tarihinde, davacı vekili Av. ...'ün ve davalı idare vekili Av. ...'nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ SÜREÇ : Davacı tarafından; Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 13/09/2014 gün ve 29118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle değişik 38/1-a maddesinin iptali istemiyle açılan davada; Dairemizin 19/04/2017 tarih ve E:2014/10748, K:2017/3128 sayılı kararıyla dava konusu Yönetmeliğin 38/1-a maddesinde yapılan değişikliğin, yarışma esasına dayanan sınav usulünün özünü zedeleyeceği ve adaletsiz uygulamalara yol açarak, ortaöğretim kurumlarındaki sınav usulü ile oluşturulmak istenilen homojen yapının bozulmasına neden olacağı gerekçesiyle iptal edilmiş olup; İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 25/02/2019 tarih ve E:2017/2315, K:2019/782 sayılı kararıyla anılan kararın onanmasına karar verilmiştir. Bakılan dava ise; iptal edilen Yönetmelik değişikliğinin sebep olduğu ileri sürülen maddi ve manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: İlgili Mevzuat: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. maddesinde; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." kuralı yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda aktarılan mevzuatın irdelenmesinden, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlemden dolayı farklı aşamalarda tam yargı davası açmalarına imkân tanındığı görülmektedir. İlgililer tarafından, haklarında tesis edilen işlemin (zararın kaynağı olduğu ileri sürülen işlem) tebliğ tarihinden itibaren genel dava açma süresi içinde dava açılabileceği gibi, öncesinde açılan iptal davasında verilecek nihai kararın tebliği ve yahut da anılan karara karşı kanun yollarına başvurulması halinde kanun yolu başvurusu üzerine verilecek kararın tebliğinden itibaren genel dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabilecektir. İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır. İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin, hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğu, idarece yürütülen hizmetin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan her türlü bozukluk, aksaklık ve eksikliktir. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla; kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmektedir. Davacının maddi tazminat istemi yönünden yapılan inceleme: Dairemizin 03/04/2024 tarihli Ara Kararı ile davacı ve davalı Milli Eğitim Bakanlığı'ndan; davacı şirkete ait ... Anadolu Sağlık ve Meslek Lisesi'nin 2014-2015, 2015-2016 eğitim öğretim yılında her iki dönem için ve her sınıf seviyesinde ayrı ayrı olmak üzere; okulun toplam kontenjanı; okula nakil gelen öğrenci sayısı; okuldan nakil giden öğrenci sayısı, taban puan uygulaması olmaksızın gerçekleşen toplam nakil ve geçiş sayısı, 2014-2015 ve 2015-2016 eğitim öğretim yılı için ilan edilen eğitim öğretim ücreti; anılan eğitim öğretim yılları için nakil giden öğrencilerden eğitim öğretim ücreti tahsil edilip edilmediği, tahsil edildi ise iadesinin yapılıp yapılmadığı, nakil ve geçişleri gerçekleşen öğrencilerin (gelen ve giden ayrı ayrı olmak üzere) kaçının daha yüksek puanlı okullara gittiğinin/ daha düşük puanlı okullardan kuruma geldiği hususuna ilişkin bilgi ve belgeler istenilmesine karar verilmiştir. Davacının Ara Karara cevaben gönderdiği 25/05/2024 tarihli dilekçede; 2014-2015, 2015-2016 eğitim öğretim döneminde okula nakil gelen öğrencinin bulunmadığı, okuldan nakil giden öğrenci sayısının 34 olduğu, 2014-2015 eğitim öğretim dönemi eğitim ücretinin 9,500.00 TL, 2015-2016 eğitim öğretim dönemi eğitim ücretinin ise 10.400,00 TL olduğu hususuna yer verildiği görülmektedir. Davalı idarenin Ara Karara cevaben gönderdiği bilgi ve belgelerin (UYAP ortamında yer alan Excel formatındaki tablolar) incelenmesinden; 2014-2015 eğitim öğretim yılının birinci döneminde nakil olarak giden 42 öğrenciden 9 tanesinin gittiği okulda taban puan uygulamasının olmadığı, 2 tanesinin daha düşük taban puanlı okula gittiği, dolayısıyla 2014 tarihli Yönetmelik değişikliği nedeniyle 31 öğrencinin davacıya ait okuldan naklen gittiğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Yukarıda yer alan veriler uyarınca, kurumlar arasında yapılacak nakil ve geçişlerde aranan taban puan uygulamasının kaldırılması nedeniyle davacı şirketin uğradığı zararın tespitine yönelik olarak; -özel öğretim kurumlarının kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatında belirtilen toplam kurum kontenjanınından fazla öğrenci kaydı yapılamayacağı da dikkate alınarak- naklen gidilen okulun taban puanından daha düşük puanı olmakla birlikte açık kontenjan bulunduğu için nakil talebi kabul edilerek nakilleri gerçekleştirilen öğrenci sayısı ile davacı şirkete ait okula nakil ile gelen öğrenci sayısı arasındaki fark ile mahrum kalınan eğitim öğretim ücretinden kaynaklı oluşan zararın tazmini gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda somut olaya bakıldığında; kurumlar arasında yapılacak nakil ve geçişlerde aranan taban puan uygulamasının kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin Dairemizce verilen yürütmenin durdurulması istemi kabul kararı gereği, 2014-2015 eğitim öğretim birinci döneminde uygulanma imkanı bulunduğu anlaşıldığından davacının maddi zararının hesaplanması açısından; 2014-2015 eğitim öğretim döneminin birinci yarı yılı esas alınmış olup; bu dönem için davacıya ait okuldan 31 öğrencinin naklen gittiği ancak anılan okula aynı dönem 63 öğrencinin naklen geldiği anlaşıldığından davacının kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirli yani gerçek bir zararı ortaya çıkmadığından maddi tazminat isteminin reddi gerekmektedir. Davacının manevi tazminat istemi yönünden; Manevi tazminat; kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Burada, manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi ve tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın meydana gelen zararı giderecek bir oranda olması gerekmektedir. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde manevi tazminatın belirtilen amaç ve niteliği esas alındığında; olayda, manevi tazminat takdir edilmesi için gerekli şartların oluşmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminat isteminin de reddi gerekmektedir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacı tarafından uğranıldığı ileri sürülen ...-TL maddi, ...-TL manevi zararın yasal faiziyle tazmini yönünden DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, ...-TL tamamlama harcının (nispi) istemi halinde davacıya iadesine, 3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilen maddi tazminat talebi için ...-TL vekalet ücretinin (maktu-duruşmalı) davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 10. maddesinin 4. fıkrası ile 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca (reddedilen miktarı geçemeyeceğinden) reddedilen manevi tazminat talebi için öngörülen ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 05/07/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : (X) - Dava, 13/09/2014 tarih ve 29118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değişik Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 38. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yapılan düzenlemenin yargı kararıyla iptal edildiğinden bahisle, hukuka aykırılığı yargı kararı ile sabit olan düzenleme nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000 TL maddi, 5.000 TL maddi zararın yasal faiziyle tazmini istemiyle açılmıştır. Davacı tarafından yapılan değişiklikle kurumlar arasında yapılacak nakil ve geçişlerde aranan taban puan uygulamasının kaldırıldığı, düzenleme uyarınca okulda boş kontenjan bulunması halinde nakil talep eden öğrenciler puan sıralamasına tabi tutularak boş kontenjan kadar yerleştirme yapıldığı, anılan düzenlemeye açılan davada Danıştay Sekizinci Dairesinin 19/04/2017 tarih ve E:2014/10748; K:2017/3128 sayılı kararıyla iptal edildiği belirtilerek 2014/2015 eğitim öğretim yılı içinde iptal edilen düzenleme uyarınca 11. sınıf düzeyinde 34 öğrencinin nakil olarak gittiği, ara sınıf olması nedeniyle 2015/2016 eğitim öğretim yılında da öğrenci kaydı yapılma imkanı olmadığından bu eğitim öğretim döneminde de düzenlemenin etkisinin devam ettiği, hukuka aykırılığı yargı kararıyla sabit olan düzenleme nedeniyle maddi manevi zarara uğradığı iddia edilmektedir. İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetlerin neden ve etkisiyle bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin, hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğu, idarece yürütülen hizmetin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ve eksiklik olup hizmetin geç işlemesi, kötü işlemesi veya hiç işlememesi şeklinde ortaya çıkar. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır. Kuşkusuz idare, kural olarak; yürüttüğü kamu hizmetiyle ancak nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. Bununla birlikte idarî işlemlerin hukuka aykırı bulunarak yargı kararıyla iptal edilmiş olması her şekilde tazminat sorumluluğunu doğurmaz. Tazminat sorumluluğundan söz edebilmek için hukuka aykırılığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerekmektedir. (Benzer olarak bkz. D.13. D., 23/02/2017, E:2013/1402; K:2017/436) Öncelikle maddi ya da manevi bir zararın varlığı ve var olan bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirli yani gerçek bir zarar olması gerekir. Uyuşmazlığa konu olayda, davacı şirkete ait okuldan 2014-2015 eğitim öğretim yılında, taban puan uygulamasının kaldırılması neticesinde öğrencilerin naklen ayrılması durumunun, öğrenciler açısından zorunluluk arz edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması, yukarıda ifade edilen gerçekten bir zararın var olup olmadığı "hukuka aykırılığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olmasının " ve "anılan illiyet bağının" varlığının tespiti için zaruridir. Okullar arası nakil ve geçişler gerek öğrencilerin gerekse velilerin özel durumları nedeniyle zorunlu veyahut da tamamen isteğe bağlı olarak gerçekleşebilmektedir. Her iki durumda da gerekli şartların neler olduğu ilgili mevzuatında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Olayda; Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği uyarınca ortaöğretime yerleştirme puanıyla öğrenci alan ortaöğretim kurumları arasında nakil ve geçişlerin, "açık kontenjan bulunması halinde öğrencinin yerleştirmeye esas puanının naklen gitmek istediği okulun yerleştirmeye esas taban puanından az olmaması kaydıyla puan üstünlüğüne göre yapılacağı" kuralının; "ortaöğretim kurumları arasında nakil ve geçişlerin, öğrencinin okula yerleştirmeye esas puanı dikkate alınarak açık kontenjan bulunması hâlinde puan üstünlüğüne göre yapılacağı" şeklinde değiştirilmesine istinaden öğrencilerin nakil talebinde bulunduğu ve boş kontenjanlar dahilinde bir kısım öğrencinin okuldan naklen ayrıldığı görülmekte ise de; söz konusu nakil ve geçişlerin, davalı idarece mevzuatta yapılan değişikliğin zorunlu bir sonucu olmadığı, değişiklik neticesinde oluşan yeni hukuki durum ve imkanlar dahilinde öğrenci ve velilerin talebiyle gerçekleştiği, bir başka ifadeyle; öğrenci nakillerinin yargı kararıyla iptal edilen düzenlemenin doğrudan hukuki sonucu olup olmadığı ve eğer yeni düzenleme nedeniyle bir takım ayrılmalar varsa bunun ne kadar olduğu hususlarının tespiti tam ve doğru olarak mümkün değildir. Mevcut durumda; davacı tarafından işletilen okuldan diğer okullara yapılan nakillerin yeni Yönetmelik düzenlemesine bağlı olarak gerçekleştiği kabulü bir varsayımdan ibarettir. Bu itibarla; idarece taban puan uygulamasının kaldırılmasına bağlı olarak naklen giden öğrenciler nedeniyle davacının ileri sürdüğü zararın ortaya çıkmış miktar olarak ölçülebilen diğer bir ifadeyle gerçek bir zarar olmadığı, idarenin yaptığı düzenleme ile (yargı kararı ile iptal edilen) arasındaki nedensellik bağının, bakılmakta olan davada idarenin tazmin sorumluluğunun doğmasını gerektirecek ağırlık ve nitelikte kurulamadığı görüldüğünden davanın bu gerekçeyle reddi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyorum.