Başvuru, riskli yapı kapsamına alınan binanın yeniden inşasına rıza göstermeyen paydaşın hissesinin kamu otoritelerince açık artırmayla satılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, riskli yapı kapsamına alınan binanın yeniden inşasına rıza göstermeyen paydaşın hissesinin kamu otoritelerince açık artırmayla satılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1952 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir. Başvurucu, İstanbul ili Pendik ilçesi Batı Mahallesi'nde kâin 189 pafta 757 ada 143 parsel numaralı 623 m² yüz ölçümüne sahip taşınmazın 1/4 oranında (155,75 m²) paydaşıdır. Taşınmazın üzerinde iki katlı bir yapı bulunmaktadır. Başvurucu, bu yapının kendisiyle bir ilgisinin bulunmadığını belirtmektedir. Söz konusu taşınmazın üzerinde bulunan yapı 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un maddesi uyarınca riskli yapı olarak belirlenmiştir. Başvurucu, beyanına göre tapu siciline "riskli yapı belirtmesi" şerhinin konulduğunu öğrenmesi üzerine 10/12/2015 tarihinde Pendik Belediyesi Başkanlığına (Belediye) müracaat ederek taşınmazın kendi hissesine isabet eden kısmı yönünden riskli yapı tespitinin kaldırılmasını talep etmiştir. Belediye tarafından başvurucuya gönderilen 14/12/2015 tarihli yazıda başvurucunun hissesine sehven düşülen şerhin kaldırılması için ilgili kuruma bildirim yapılacağı belirtilmiştir. Ancak taşınmazın riskli yapı statüsünde herhangi bir değişikliğin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun anılan binanın riskli yapı olarak tespit edilmesine ilişkin işleme karşı dava açtığına dair bir bilgi bireysel başvuru dosyasında bulunmamaktadır. Taşınmazın başvurucu dışındaki diğer paydaşları, taşınmaz üzerindeki binanın yıkılarak yeniden inşa edilmesini kararlaştırmıştır. Ancak başvurucu, davet edilmesine rağmen bu kararın alındığı toplantıya iştirak etmemiştir. Bunun üzerine diğer paydaşlar başvurucunun hissesinin 6306 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca resen satılması için İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne (Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü) müracaat etmiştir. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından başvurucunun hissesinin tahminî bedeli (750x155,75 m²) 312,50 TL olarak tespit edildikten sonra 22/3/2016 tarihinde saat 30'da açık artırmayla satış ihalesi yapılmıştır. Başvurucu ihaleye katılmamıştır. İhale neticesinde başvurucunun hissesi 312,50 TL bedelle paydaşlardan E.İ.ye satılmıştır. Başvurucu 29/3/2016 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) kıymet takdiri, satış işleminin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde, hissenin rayiç bedelinin düşük belirlendiğine yönelik iddialar ileri sürülmüştür. Bu bağlamda nitelikleri itibarıyla daha iyi olmadığı öne sürülen emsal bir taşınmazın metrekare birim değerinin 860 TL olarak belirlendiği iddia edilmiş, ayrıca bölgedeki rayiç piyasa değerlerini gösteren bilgiler dava dilekçesine eklenmiştir. Dava dilekçesinde ayrıca taşınmaz üzerindeki yapının başvurucuyla bir ilgisinin bulunmadığı, bu nedenle taşınmazın tümünün riskli yapı olarak ilan edilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Dava dilekçesinde son olarak İstanbul Anadolu Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan ortaklığın giderilmesi davasının derdest olduğu, bu dava sonuçlanmadan hissenin idare tarafından satılmasının hukuka uygun olmadığı ifade edilmiştir. Mahkeme 8/6/2016 tarihinde kıymet takdiri ve satış işlemi hakkında yürütmenin durdurulması kararı vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun arazi üzerinde herhangi bir yapısının bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda, başvurucu tarafından ortaklığın giderilmesi için adli yargıda dava açıldığına dikkat çekildikten sonra ortaklığın 6306 sayılı Kanun kapsamında giderilebilmesi için hisseli maliklerin hem araziye hem de yapıya paydaş olmaları gerektiği ifade edilmiştir. Mahkemeye göre aksi yorumun kabulü hâlinde hisseli malik olunan bir arazide paydaşlardan birinin riskli yapı kapsamına alınabilecek bir yapı inşa etmek suretiyle 6306 sayılı Kanun kapsamında idari yoldan satış işlemleri başlatmak ve böylece yargısal süreci devre dışı bırakarak ortaklardan bir veya birkaçının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve Anayasa'da güvence altına alınan mülkiyet hakları ihlal edilecektir. Mahkeme, ortaklardan yalnız birine ait olan riskli yapı esas alınarak 6306 sayılı Kanun kapsamında uygulama işlemlerine başlanamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme 29/11/2016 tarihinde yürütmenin durdurulması kararındaki gerekçeyle idari işlemi iptal etmiştir. Bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 24/4/2017 tarihinde mahkeme kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde 6306 sayılı Kanun'un maddesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan versiyonuna yer verildikten sonra 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapı olduğu tespit edilen taşınmazlarda yeniden bina yaptırılmasına veya payların satışına, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verileceği hususunda tartışma bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda, riskli yapının bulunduğu taşınmazın 1/4 oranında hissedarı olan ve çoğunluk kararına katılmayan başvurucunun hissesinin satılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Kararda, başvurucunun kıymet takdirine yönelik iddialarıyla ilgili olarak herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Gerekçeli kararda kararın "temyizi kabil olmamak üzere" verildiği ibaresi yer almaktadır. Başvurucu, bu kararı temyiz ettiğine dair dilekçeyi Bölge İdare Mahkemesine sunmuştur. Ancak Bölge İdare Mahkemesi 3/8/2017 tarihinde kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermiştir. Başvurucu, bu karara karşı da yedi günlük yasal süresi içinde temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, karara karşı temyiz yolunun kanunen açık olduğunu vurguladıktan sonra dava dilekçesindeki iddiaları tekrarlamıştır. Danıştay Ondördüncü Dairesi (Daire) temyiz isteminin esasını inceleyerek 29/3/2018 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır. Nihai karar 30/5/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Paylı mülkiyet"i düzenleyen kısmının "Genel kurallar" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir." 4721 sayılı Kanun'un "Paylı mülkiyet"i düzenleyen kısmının "Olağanüstü yönetim işleri ve tasarruflar" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Paylı malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi veya paylı malın tamamı üzerinde tasarruf işlemlerinin yapılması, oybirliğiyle aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır." 4721 sayılı Kanun'un "Paylı mülkiyet"i düzenleyen kısmının "Paylaşma istemi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir" 4721 sayılı Kanun'un "Paylı mülkiyet"i düzenleyen kısmının "Paylaşma biçimi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir. Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır." 6306 sayılı Kanun'un "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(1) Bu Kanunun uygulanmasında;...d) Riskli yapı: Riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmî ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı,...ifade eder." 6306 sayılı Kanun'un "Tespit, taşınmaz devri ve tescil" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: "Riskli yapıların tespiti, Bakanlıkça hazırlanacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde masrafları kendilerine ait olmak üzere, öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından, Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılır ve sonuç Bakanlığa veya İdareye bildirilir. Bakanlık, riskli yapıların tespitini süre vererek maliklerden veya kanuni temsilcilerinden isteyebilir. Verilen süre içinde yaptırılmadığı takdirde, tespitler Bakanlıkça veya İdarece yapılır veya yaptırılır. Bakanlık, belirlediği alanlardaki riskli yapıların tespitini süre vererek İdareden de isteyebilir. Bakanlıkça veya İdarece yaptırılan riskli yapı tespitlerine karşı maliklerce veya kanuni temsilcilerince onbeş gün içinde itiraz edilebilir. Bu itirazlar, Bakanlığın talebi üzerine üniversitelerce, ilgili meslek disiplini öğretim üyeleri arasından görevlendirilecek dört ve Bakanlıkça, Bakanlıkta görevli üç kişinin iştiraki ile teşkil edilen teknik heyetler tarafından incelenip karara bağlanır.Riskli yapılar, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilmek üzere, tespit tarihinden itibaren en geç on iş günü içinde Bakanlık veya İdare tarafından ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. Tapu kütüğüne işlenen belirtmeler hakkında, ilgili tapu müdürlüğünce ayni ve şahsi hak sahiplerine bilgi verilir." 6306 sayılı Kanun'un "Uygulama işlemleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının olay tarihinde yürürlükte bulunan hâli şöyledir: "(1) Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyeti, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edilir. Bu taşınmazların sicilinde bulunan taşınmazın niteliği, ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, hisseler üzerinde devam eder. Bu şekilde belirlenen uygulama alanında cins değişikliği, tevhit ve ifraz işlemleri Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayanların bağımsız bölümlerine ilişkin arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, bu paylar, Bakanlığın talebi üzerine, tespit edilen rayiç bedeli de Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve yapılan anlaşma çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Bu durumda, paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılır." 6306 sayılı Kanun'un "Uygulama işlemleri" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının 14/4/2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun'un maddesiyle değişik hâli şöyledir:"(1) Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda daha önce kurulmuş olan kat irtifakı veya kat mülkiyeti, ilgililerin muvafakatleri aranmaksızın Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğünce resen terkin edilerek, önceki vasfı ile değerlemede bulunularak veya malik ile yapılan anlaşmanın şartları tapu kütüğünde belirtilerek malikleri adına payları oranında tescil edilir. Taşınmazların niteliği resen mevcut duruma göre tescil edilir. Bu taşınmazların sicilinde bulunan ayni ve şahsi haklar ile temlik hakkını kısıtlayan veya yasaklayan her türlü şerh, hisseler üzerinde devam eder. Belirtilen haklar ve şerhler, tapuda; tevhit, ifraz, terk, tescil, kat irtifakı ve kat mülkiyeti tesisine ilişkin işlemlerin yapılmasına engel teşkil etmez ve bu işlemlerde muvafakat aranmaz. Bu şekilde belirlenen uygulama alanında cins değişikliği, tevhit, ifraz, terk, ihdas ve tescil işlemleri muvafakat aranmaksızın Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayanların arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek ve bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde, bu paylar, Bakanlığın talebi üzerine, tespit edilen rayiç bedeli de Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve yapılan anlaşma çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Bu durumda, paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılır. Açık artırma ile satışı yapılacak payların üzerindeki ipotek, ihtiyati haciz, haciz ve intifa hakkı gibi haklar, satış sonrasında satış bedeli üzerinde devam eder. Satış işlemi sonrasında tapu kaydındaki haklar ve şerhler Bakanlığın talebi üzerine tapu müdürlüğünce resen terkin edilir." 6306 sayılı Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan genel gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bilindiği üzere, Ülkemizin çok mühim bir kısmı, başta deprem olmak üzere tabiî afetlerin riski altındadır. Buna rağmen, mevcut yapıların büyük bir kısmının muhtemel afetlere karşı dayanıklı olmadıkları ve orta şiddetteki bir depremde bile ağır derecede hasar görüp yıkıldıkları, bundan dolayı sosyo-ekonomik problemlerin yaşandığı ve Devletin beklenmedik bir anda büyük malî külfetler ile karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. Onbinlerce insanın ölümüne ve çok yüksek malî kayıplara sebebiyet veren ve 1999 yılında Marmara Bölgesinde vuku bulan büyük deprem felâketleri, müteakip depremler ve en son olarak 2011 yılında Van’da meydana gelen deprem ile bu gerçek acı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ülkemizin bazı yerleri ve buralardaki yerleşim merkezleri hâlen çok yüksek deprem riski altındadır. Örneğin, İstanbul’un yakın bir zaman içinde çok şiddetli bir depremle karşı karşıya kalacağı, bu hususta ihtisas sahibi bilim adamlarınca ifade edilmektedir. Bazı yerleşim merkezlerinin jeolojik durumu ve zemin özellikleri ise, buralarda iskânın tehlikeler arz ettiğini ve afet riski altında bulunan bu yerleşim merkezlerinin bir an önce bulundukları yerlerde dönüştürülerek buralardaki iskânın yeniden düzenlenmesini ve hatta bunların başka yerlere nakledilmesini zarurî kılmaktadır....Kanun sayesinde, başta deprem olmak üzere tabiî afetler sebebiyle meydana gelmesi kuvvetle muhtemel can ve mal kayıpları önlenecek; mülkiyet haklarına saygı, sağlıklı ve düzenli yerleşme, daha az maliyet ile en fazla sosyal faydanın temin edilmesi, kaynakların plânlı, sağlıklı ve verimli kullanılması ilkelerinin hayata geçirilmesi de mümkün olacaktır. ...Özellikle belirtilmelidir ki afet riski altında olduğu kabûl edilen yerlerde deprem afeti meydana gelmeden önce buralardaki meskenlerin, işyerlerinin ve sanayi tesislerinin yeni alanlara nakledilmesi sayesinde, yerleşme ve yapı emniyeti temin edilecek ve muhtemel can ve mal kayıpları ile iktisadî ve sosyal diğer zararların en aza indirilmesi mümkün olacaktır. Ayrıca, hâlihazırda yaşanabilirlikten uzak, köhnemiş, can ve mal emniyeti bakımından riskli ve görüntü itibarı ile de çirkin olan yapılaşmalar ortadan kaldırılabilecek, estetik yapılar inşa edilecek ve halkın daha sıhhatli ve emniyetli şartlar altında ikameti de temin edilecektir."