12. Ceza Dairesi 2015/14727 E. , 2017/1024 K. Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat Hüküm : 4.500 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü; Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incel…
**12. Ceza Dairesi 2015/14727 E. , 2017/1024 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat Hüküm : 4.500 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü; Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- 5271 sayılı CMK'nın "Tazminat isteyemeyecek kişiler" başlıklı 144. maddesinin 1-e bendinde; “Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar” hükmüne yer verilmiş, madde gerekçesinde de "Adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suçu işlediğini veya suça katıldığını ifade ederek gözaltı veya tutuklamaya neden olmuş ise tazminat istemeye hak kazanmayacaktır." açıklamasında bulunulmuştur. Konuya ilişkin olarak Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.05.2015 tarih, 2013/531 Esas - 2015/157 sayılı kararı da, ''5271 sayılı CMK'nın 144/1-e maddesinde açıkça adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanda bulunarak suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlara tazminat verilmeyeceği belirtilmiştir. Buna göre, bir suç isnadıyla hakkında soruşturma yapılan kişi adli makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını beyan ederek şahsi kusuru ile gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olmuşsa artık bu kişinin tazminat talebinde bulunamayacağı kabul edilmelidir.'' şeklindedir. Bu kapsamda dava konusu somut olay değerlendirildiğinde; davacının müdafi eşliğinde alınan kolluk beyanında, Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan ifadesinde ve sorgusundaki savunmasında özetle belediyede işçi statüsünde çalıştığını, delil klasörlerinde bulunan belediye akaryakıt ve mal alma ihale evraklarındaki teklif mektuplarının üzerindeki fiyat kısımlarını kendisinin doldurduğunu, temizlik işleri müdürlüğü bünyesinde çalıştığı dönemde belediyede akaryakıt sorumlusu olan şahısların ellerine bir akaryakıt faturası alarak kendisinin yanına geldiklerini, belediye başkanının talimatı olduğunu, faturanın ödeneceğini, bu nedenle evrakını hazırlamasını istediklerini, kendisinin bu şahıslara faturadan başka bir şeyin olmadığını, teklif mektupları ve diğer ihale evrakı bulunmadığından evrakı hazırlayamayacağını söylediğini, fakat geçici işçi kadrosunda olduğu için bu şahısların söylediklerini yapmak zorunda kaldığını, getirilen faturaları biriktirdiğini, evrakın tamamlanmasını beklediğini, belediye başkanının kendisini odasına çağırarak evrakı niçin hazırlamadığını sorduğunu, ona evrakın eksik olduğunu, bu şekilde tamamlamasının usulsüz olacağını söylediğini, belediye başkanının kendisinin geçici işçi olduğunu, verdiği emirleri yapmazsa, işten atmakla tehdit ettiğini bu nedenle korkarak ihale evrakını hazırladığını, bu evrakı hazırlarken akaryakıt sorumlusu olan şahısların kendisine piyasadan temin ettikleri boş teklif mektuplarını getirdiklerini, getirilen teklif mektuplarının bir kısmının tamamen boş olduğunu, bir kısmının ise firma tarafından imzalanmış ve kaşelenmiş olduğunu, tamamen boş olanlarını sen doldur, biz istasyonlara imzalattırır kaşelettiririz dediklerini, bu şahısların talimatları doğrultusunda delil klasörlerinde bulunan söz konusu teklif mektuplarını doldurduğunu, yani belediyede ilk önce firmalardan akaryakıt ve buna ilişkin fatura alındığını, bu alınmış malın parasını ödemek için ihale yapılmadığı halde ihale yapılmış gibi evrak düzenlediklerini, kendisinin de malı aldıkları firmayı avantajlı hale getirecek şekilde bu ihale evraklarını doldurduğunu, daha doğrusu ismini verdiği şahısların baskısı ile doldurduğunu, aynı şekilde ihale evrakı tamamlansın diye piyasa araştırma tutanaklarını bilgisayarda kendisinin yazdığını ve akaryakıt ihalesi piyasa araştırma komisyonuna müdür beyin talimatı ile şoförlerden seçerek isimlerini yazdıklarını, bu şekilde evrakı bilgisayardan çıkardıktan sonra akaryakıt sorumlusuna verdiğini, ihale evrakından olan birimlerin akaryakıt alım talebini başkanlığa hitaben hazırladığını ve bunu akaryakıt sorumlusu ile başkanın imzaladığını, ancak bu imzaları attıklarında zaten alınması gereken akaryakıtın alınmış ve fatura edilmiş olduğunu, bunların prosedür gereği yapıldığını, aslında ortada ihale olmadığını, bu şekilde tamamlanan evrakı ilgili kişiye verdiğini, daha sonra onun da bu ödeme evrakını muhasebeye verdiğini, sistemin bu şeklide işlediğini, delil klasörlerinde bulunan akaryakıt ihalelerinin bir çoğunu bu şekilde yaptıklarını, bazen de teklif mektupları olmayan ödeme ve ihale evrakını muhasebeye git oraya teslim et orada hallederiz dediklerini, kendisinin de evrakları muhasebeye verdiğini, muhasebedekilerin kendisine evrakların arkasındaki teklif mektuplarının eksik olduğunu, bunları tamamlamalarını söylediklerini, bazen teklif mektubu koyduklarını, ancak bunların boş olduğunu, bu şekilde götürünce de bunları doldur dediklerini, kendisinin de teklif mektuplarını doldurduğunu, teklif mektupsuz olanları geri getirip akaryakıt sorumlularına durumu izah ettiğini, onların da piyasadan teklif mektubu temin ettiklerini, temin edilen teklif mektuplarını doldurarak evraka eklediğini, bu şahısların piyasadan boş teklif mektubu almaya gitmedikleri ya da firmaların vermediği durumda daha önceden büroda bulunan imza ve kaşe kısımları dolu, fiyat kısımları boş olan teklif mektuplarının fotokopisini çekip üzerini doldurduğunu, ihale evraklarında akaryakıtın teslim alındığına dair matbu teslim tesellüm tutanakların kendisine getirilmediğini, direk muhasebeye verildiğini, kendisinin ihale evrakının bu kısmıyla ilgilenmediğini, akaryakıt istasyonlarından akaryakıt alınıp borçlanıldığı zaman ismini verdiği belediye çalışanlarının istasyon sahibi ile görüştüklerini, bu borcu su faturasından mahsup ettiklerini, daha doğrusu su faturalarını iptal ederek borcu bu şekilde kapattıklarını, zaten belediyede su faturaları kurşun kalem ile yazıldığı için belgeyi iptal etmelerinin de çok zor olmadığını, açıkladığı gibi belediye başkanı ve akaryakıt sorumlusu olan şahısların baskı ve tehditleri, diğer muhasebe çalışanlarının telkin ve söylemeleri nedeniyle bu evrakları doldurduğunu, bu evrakları doldururken bu işin usulsüz olduğunu da bildiğini, ancak geçici işçi olduğunu, bu düzene karşı koyamadığını, özgür iradesiyle bu işleri yapmadığını, korktuğu için yaptığını beyan ettiği dikkate alındığında, davacının beyanlarında açıkça atılı suçları işlediğini kabul ederek tutuklanmasına neden olduğu ancak yapılan yargılama sonunda tutuklandığı ihaleye fesat karıştırma suçundan davacının üzerine atılı fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı, tutuklandığı diğer suç olan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan ise yüklenen suçu işlediği sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine hükmedildiği anlaşıldığından, davacının tazminat talebinin CMK'nın 144/1-e maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken, davacı lehine tazminata hükmolunması, 2- 24.10.2011 olan dava tarihinin gerekçeli karar başlığında 18.07.2014 olarak gösterilmesi ve hükme iştirak eden Cumhuriyet savcısının adı - soyadı ve sicilinin CMK'nın 232/2-b maddesine aykırı olarak gerekçeli karar başlığında gösterilmemesi, Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.02.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ: Davacı ... tarafından açılan tazminat talebiyle ilgili olarak Kars Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda ; 18/09/2014 gün, 2014/364 E-2014/361 K sayılı karar ile; 4.500. TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir. Yerel mahkeme tarafından 18/09/2014 tarihinde verilen tazminat talebinin kısmen kabulü kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde açılan temyiz davası üzerine, Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, 13/12/2017 gün, 2015/14727 E sayılı ilam ile yerel mahkeme tarafından verilen tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin kararın özet olarak; 1-)Davacının kendi sebebiyet verdiği tutuklamadan dolayı tazminat verilemeyeceğinden bahisle; davanın reddi yerine kısmen kabulü, 2-)Dava tarihinin gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilmesi ve karara iştirak eden Cumhuriyet Savcısının ismine gerekçeli karar başlığında yer verilmemesi; Usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün BOZULMASINA, karar verilmiştir. Yerel mahkeme tarafından 4.500. TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair davanın kısmen kabulüne ilişkin hükmün, temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesi tarafından “ BOZULMASINA” ilişkin karara, aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir. Uyuşmazlığın çözümü için davacı hakkında; Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada tutuklanma koşullarının oluşup oluşmadığının, tutuklama müessesesi hakkındaki Anayasada yer alan düzenleme ve ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerdeki kriterler ile birlikte yargılama sonucunda verilen beraat kararı irdelenerek, davacının hazırlık aşamasındaki ikrarının tutuklanmasına sebebiyet verip vermediği ve buna bağlı olarak tazminat verilip verilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Anayasanın 19. maddesinin hükmüne göre kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunduğu hallerde, kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla ve bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla, şüpheli veya sanık tutuklanabilir. Hâkimler karar verirken, iç hukukumuzun bir parçası olan AİHS’i ön inceleme şartı olarak muhakkak yerine getirmelidirler. Tutuklamada, AİHS’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. maddesi dikkate alınmalı, adil yargılanmayı düzenleyen 6. maddesi ise, 5. maddenin yorumlanmasında esas alınmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı olduğunu vurgulamakta ve kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılabileceği, halleri sınırlandırmaktadır. Tutuklama da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde kişi özgürlüğü ve güvenliğinin sınırlanabilmesine izin verilen durumlardan biridir. Somut olayımızda, davacı hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçundan başlatılan soruşturma sonucunda her iki suçtan da tutuklandığı, ancak yapılan yargılama sonucunda; her iki suçun da unsurları itibariyle oluşmadığından bahisle beraat kararı verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Ardahan Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararında; davacının hazırlık aşamasındaki ikrarı hiç bir şekilde sonuca etkili görülmemiş ve her iki suçun da unsurları itibariyle oluşmadığı bu durumda unsurları bakımından oluşmayan suçtan dolayı davacının tutuklandığı anlaşılmıştır. Çok ağır bir tedbir olduğu konusunda kuşku bulunmayan tutuklama tedbirini çok ağır koşulların gerçekleşmesine bağlayan ve hatta bu koşullara ilave olarak anılan tedbiri bazı suçlarla sınırlayan kanun koyucunun, unsurları bakımından oluşmayan suçtan dolayı, sırf sanığın ikrarı var diye tutuklanmasına seyirci kalması beklenemez. Zira bir olayda suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını belirlemek görevi mahkemeye ait bir görevdir. Hazırlık aşamasında ise bu hususu değerlendirecek olan hakimin suçun unsurlarının oluşup oluşmayacağını değerlendirerek buna göre tutuklama yada başka bir tedbiri uygulaması gerekmektedir. Tutuklamanın en önemli koşullarından birisi olan kuvvetli suç şüphesi, aynı zamanda yargılama sonucunda isnat edilen suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını da içerisinde barındırmaktadır. Zira unsurları oluşmayan suçta, kuvvetli suç şüphesinden söz edilemez. Bu aşamada Ardahan Ağır Ceza mahkemesinin verdiği beraat kararının doğru olup olmadığı da irdelenemez. Mahkeme kararı temyiz edilmeksizin kesinleşerek kesin hüküm haline gelmiştir. Yargılama sonucunda unsurları oluşmayan suçtan beraat kararı verilen her iki eylemden dolayı, hazırlık aşamasında sırf sanığın ikrarda bulunduğundan bahisle tutuklanmasına kendisinin sebebiyet verdiğinin kabul edilmesi mümkün değildir. İkrara rağmen yargılamayı yapan mahkeme tarafından suçun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Tutuklama tedbirinin uygulanması sırasında da aynı değerlendirme yapılarak tutuklama tedbirine hükmedilmemesi mümkün iken, unsurları bakımından oluşmayan suçlardan dolayı davacının tutuklanmasına karar verilerek; dolaylı olarak orantılılık ve hakkaniyet ilkesi ihlal edilmiştir. Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun 2. numaralı bozma nedenine ise belirtilen eksikliklerin yerinde giderilebilir eksiklikler olarak görülmesi nedeniyle iştirak edilmemiştir. Zira hükmün aslını oluşturan kısa kararda karara iştirak eden Cumhuriyet Savcısının ismine yer verilmesi nedeniyle; gerekçeli karar başlığına kısa karara iştirak eden Cumhuriyet Savcısının isminin eklenmesi ve yanlış gösterilen dava tarihinin de gerçek duruma uygun olarak düzeltilmesi mümkündür. Anılan eksikliklerin mahallinde düzeltilebileceğine dair gerek uygulamada, gerekse öğretide herhangi bir duraksama mevcut değildir. Somut olayımızda unsurları itibariyle oluşmayan suçlardan dolayı sırf olayı olduğu gibi anlattığı için tutuklanan davacının tutuklanmasına kendisinin sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceğinden; manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar veren yerel mahkeme kararının ONANMASINA karar verilmesi gerekirken, bozma ilamında açıklanan nedenlerle yerel mahkemece verilen kararın BOZULMASINA, ilişkin Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir.