Başvuru, kesinleşmiş mahkeme kararının yok hükmünde kabul edilerek icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kesinleşmiş mahkeme kararının yok hükmünde kabul edilerek icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/2/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Sosyal Sigorta Kurumu Başkanlığı Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü (SGK/Kurum) başvurucuya ait işyerinde yaptığı denetleme sonucunda başvurucu hakkında işçilere ait aylık orta prim ve hizmet belgeleri ile sigorta prim bordrolarının bir aylık yasal süre içinde Kuruma verilmediği gerekçesiyle 14/6/2007 tarihli ve 37193 sayılı tutanakla 076 TL, yine işyerine ait defter ve belgelerin on beş günlük süre içinde Kuruma ibraz edilmediği gerekçesiyle de 14/6/2007 tarihli ve 37194 sayılı tutanakla 372 TL idari para cezası yaptırımı uygulamıştır. Başvurucu 12/7/2007 tarihinde idari para cezalarına ayrı ayrı itiraz etmiş, Kurum bu itirazlara herhangi bir yanıt vermemiştir. Başvurucu bu arada borcunu taksitlendirmiş ve ödeme planına göre 30/9/2009 tarihinde ihtirazi kayıtla ödemiştir. Başvurucu 12/10/2009 tarihinde Hatay Sulh Ceza Mahkemesinde idari para cezalarına itiraz etmiş, 22/3/2010 tarihinde itirazı süre yönünden reddedilmiştir. Başvurucu 8/4/2010 tarihli dilekçesinde; Kuruma yaptığı itiraza olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmediğini, itirazı düzenleyen ilgili kanun hükmünün yürürlükten kaldırılmasıyla idari para cezalarına karşı başvurulacak kanun yolu açısından 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun genel hükümlerinin uygulanacağını belirterek nöbetçi Hatay Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir. Hatay Ağır Ceza Mahkemesi 7/5/2010 tarihli kararında; başvurucuya idari para cezalarının 2/7/2007 tarihinde tebliğ edildiğini, başvurucunun 12/7/2007 tarihinde para cezalarına itiraz ettiğini, itirazlara Kurum tarafından herhangi bir cevap verilmediğini, bu nedenle sürenin işlemeyeceğini belirterek talebi kabul etmiş ve idari para cezalarının kaldırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, ödediği para cezalarının iadesi için 26/11/2010 tarihinde Kuruma başvurmuş; talebin yerine getirilmemesi üzerine Kurum aleyhine Hatay İcra Müdürlüğünde ilamsız takip başlatmıştır. Kurum, takibe karşı İcra Müdürlüğünün yetkisi ile Ağır Ceza Mahkemesi kararının idari para cezalarından yalnızca birine yönelik olduğunu iddia ederek borca kısmi itirazda bulunmuş; Müdürlükçe yetki itirazı kabul edilerek dosya, görevli ve yetkili İskenderun İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir. Başvurucu, borca yapılan kısmi itirazın kaldırılması için 14/6/2011 tarihinde İskenderun Sulh Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası açmıştır. İskenderun Sulh Hukuk Mahkemesi 10/4/2012 tarihli kararında davaya iş mahkemelerinin bakmakla görevli ve yetkili olduğunu belirterek görevsizliğine hükmetmiştir. Görevsizlik kararı üzerine dosya İskenderun İş Mahkemesine gönderilmiş; Mahkeme 23/5/2013 tarihli kararında, uyuşmazlık konusunun davalı Kurumun düzenlediği 14/6/2007 tarihli ve 37193 sayılı tutanakla verilen idari para cezasının Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin 7/5/2010 tarihli kararıyla kaldırılıp kaldırılmadığı hususuna yönelik olduğunu, Hatay Sulh Ceza Mahkemesinin 22/3/2010 tarihli kararında her iki idari para cezası yönünden talebin ayrı ayrı reddine karar verildiğini, bu karara karşı Hatay Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazda Ağır Ceza Mahkemesinin Hatay Sulh Ceza Mahkemesinin kararını tümden ortadan kaldırdığını ifade etmiştir. Mahkeme, itiraza konu borcun kaynağı olan idari yaptırım kararının ortadan kaldırılmasıyla davacı tarafından ihtirazi kayıtla Kuruma ödenen bedelin davacıya iade edilmesinin gerektiğini belirterek itirazın iptaline, icra takibinin devamına, davalının %40 oranında icra inkâr tazminatı ödemesine karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 8/7/2014 tarihli kararında; davacıya idari para cezasının tebliğ edildiği tarihte yürürlükte olan 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun maddesine göre ilgililerin yetkili idare mahkemesine başvurabileceğini, davacınınyasal prosedüre uymayarak idari para cezasına karşı idare mahkemesine dava açması gerekirken görevsiz mahkeme olan sulh ceza mahkemesine dava açmak suretiyle mülga Kanun'da öngörülen prosedüre uymadığını, yasal prosedür kapsamında olmayan, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen idari para cezasının iptaline ilişkin kararın yok hükmünde olduğunu ve idari para cezasının bu süreçte kesinleştiğini, Mahkemece kesinleşmiş idari para cezasına dayanılarak yapılan ödemenin istirdatına ilişkin kararın isabetsiz olduğunu belirterek hükmü bozmuştur. Dosya, İskenderun Adliyesinde İş Mahkemesinin kurulmasıyla bu Mahkemeye gönderilmiş; bozma ilamına uyan İş Mahkemesi 21/10/2014 tarihinde aynı gerekçeyle davayı reddetmiştir. Temyiz üzerine karar, aynı Dairenin 9/11/2015 tarihli kararıyla onanmıştır. Onama kararı 31/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 1/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Olay tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı mülga Kanun'un 9/5/2007 tarihli ve 5655 sayılı Kanun'un maddesi ile değişik maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kesinleşir......" 506 sayılı mülga Kanun'un 5655 sayılı Kanun'un maddesi ile değiştirilmeden önceki maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari para cezası kararı kesinleşir. Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 000 Yeni Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine verilen kararlar kesindir......" 5326 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:"(1) Bu Kanunun;a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır." 5326 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir". 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (4) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:" Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir;..." 9/6/1932 tarihli ve2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun kamuya açık olarak makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye erişim hakkının Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/.., 16/6/2009, § 52), bu kapsamda herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya yargı yeri önüne getirme hakkının güvence altına alındığını (Golder/ Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36) belirtmiştir. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte AİHM, mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu açıdan Sözleşme'nin maddesi kapsamında herhangi bir yargı kararının icrası, yargılamanın ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir (Metaxas /Yunanistan, B. No: 8415/02, 27/5/2004, § 25). Mahkeme kararının uygulanabilirliği sorununu hukuki kesinlik ilkesiyle bağlantılı gören AİHM, hukukun üstünlüğünün temel yönlerinden birinin hukuki kesinlik ilkesi olduğunu ve bunun kesin hükme (res judicata) saygı duyulması anlamına geldiğini, bu ilke gereği nihai ve bağlayıcı mahkeme kararlarının sorgulanmaması, yeniden gözden geçirilememesi gerektiğini ifade etmiştir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95, 28/10/1999, § 61; Ryabykh/Rusya, B. No: 52854/99, 24/7/2003, § 52). Yine AİHM bir davada, hiçbir tarafın nihai ve bağlayıcı bir kararın gözden geçirilmesini isteme hakkının bulunmadığını, bu hususta Yüksek Mahkemelerin ancak temel noksanlıkların düzeltilmesi amacıyla karar verebileceğini ve bu durumun kesin bir kararın yeniden incelenmesi şeklinde olamayacağını, yalnızca önemli ve zorlayıcı koşulların varlığı hâlinde bu ilkeden ayrılınabileceğini belirtmiştir (Driza/Arnavutluk, B. No: 33771/02, 13/11/2007, § 64) Ryabykh/Rusya başvurusunda, Novooskolskiy Bölge Mahkemesi 8/6/1998 tarihinde başvurucu lehine bir karar vermiş ve bu karar kesinleşmiştir. Belgorod Bölge Mahkemesi ise 19/3/1999 tarihinde verdiği kararla Novooskolskiy Bölge Mahkemesinin dava konusu olayda kanun hükmünü yanlış uygulandığı belirtilerek 8/6/1998 tarihli kesin kararı ortadan kaldırmıştır. AİHM, başvuruyu mahkeme hakkı bağlamında ele almış; mahkeme hakkının bir yönünün mahkemeye erişim yani dava açma hakkı ile ilgili olduğunu, bunun yanında bir tarafın aleyhine olacak şekilde nihai ve bağlayıcı bir yargı kararının ortadan kaldırılmasının bu hakkın kullanımını etkisiz hâle getireceğini, Sözleşme'nin maddesinin yargı kararlarının uygulanmasını da güvence altına aldığını belirterek kesinleşmiş bir mahkeme kararının başka bir mahkeme kararıyla ortadan kaldırılmasının başvurucunun mahkeme hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 53-58).