8. Hukuk Dairesi 2014/10664 E. , 2014/14549 K. MAHKEMESİ : Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 14/06/2012 NUMARASI : 2011/189-2012/280 Hazine ile Ulaştırma Bakanlığı aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 14.06.2012 gün ve 189/280 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü…
**8. Hukuk Dairesi 2014/10664 E. , 2014/14549 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 14/06/2012 NUMARASI : 2011/189-2012/280 Hazine ile Ulaştırma Bakanlığı aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 14.06.2012 gün ve 189/280 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine vekili ile davalı vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı Hazine vekili, ..ada .. parsel sayılı taşınmazın 31,34 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını, kıyıların özel mülkiyete konu olamayacağını açıklayarak dava konusu parselin 31,34 m2'lik kısmının tapusunun iptali ile kıyı olarak terkinine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili: dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmadığını,dava konusu yerin kamulaştırılacağını, kaldı ki davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 28.02.2012 havale tarihli rapor ve ekindeki krokide kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan ve A harfi ile gösterilen 22,27 m2'lik kısmın tapu kaydının iptali ile bu kısmın kıyı olarak terkinine; B harfi ile gösterilen 22,43 m2'lik kısım kıyı kenar çizgisi dışında kaldığından bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, taraf vekilli tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Dava, taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı iddiasına dayalı tapu iptali ve sicilden terkini istemine ilişkindir. Mahkemece, dava konusu taşınmazın 22,57 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme, hüküm vermeye ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir. 13.3.1972 tarih 1970/7 -1972/4 Esas Karar nolu ve 28.11.1997 tarih 1996/5 - 1997/3 Karar nolu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları'nda kıyı, kıyı çizgisi ve kıyı kenar çizgisi kavramlarının bilimsel tanımlamaları yapılmış, hukuksal özellikleri ve işlevi belirlenmiştir. 3621 sayılı Kanun'un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasa'nın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun'un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Somut olayda; Kocaeli Şehir ve Çevrecilik İl Müdürlüğü'nün 29.12.2011 havale tarihli yazısında, dava konusu yerin 23.6.1994 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı ve kıyı kenar çizgisi paftası ve paftaya ait belgeler dışında kıyı kenar çizgisinin kesinleşip kesinleşmediğine dair belgeye rastlanmadığı bildirilmiştir. Bu durumda; ilgililere bizzat bildirim yapılmadığı için kıyı-kenar çizgisinin kesinleşmediği ve bağlayıcılık niteliği kazanmadığı açıktır. O halde, 3621 sayılı Yasa'nın 9. maddesine göre üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi gerekirken, bağlayıcılık niteliği taşımayan ve delil olarak istifade edilmesi gereken kıyı-kenar çizgisi esas alınarak düzenlenen 28.02.2012 havale tarihli teknik bilirkişi raporunun yeterli bulunması ve rapora dayanılarak hüküm kurulması isabetli değildir. Mahkemece; yeniden yapılacak keşifte 3621 sayılı Yasa'nın 9. maddesine ve 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararına göre üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif icra edilmesi ve kıyı kenar çizgisi araştırmasının yapılması, idare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisine ilişkin krokinin uzman bilirkişilerce uygulanması, mahkemenin bu çizilen kıyı kenar çizgisi krokisi ile bağlı olmayıp, bizzat bilirkişi kurulu aracılığıyla kıyı kenar çizgisini belirlemeye yetkili olduğunun gözetilmesi, raporda kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın renkli olarak belirtilmesi; ayrıca 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasa'nın 36. maddesine bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı hususunun da gözetilmesi, Mahkemenin bu konudaki görüşünün ortaya konulması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar göz ardı edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır. Taraf vekillerinin itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 09.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.