3. Ceza Dairesi 2018/3423 E. , 2018/7595 K. "İçtihat Metni" Kasten yaralama suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/2, 29/1, 62 ve 52. maddesi gereğince 1.000,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10/11/2016 tarihli ve 2016/509 Esas, 2016/752 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 13. Ağır Ceza Mah
**3. Ceza Dairesi 2018/3423 E. , 2018/7595 K.** **"İçtihat Metni"** Kasten yaralama suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/2, 29/1, 62 ve 52. maddesi gereğince 1.000,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Ankara 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 10/11/2016 tarihli ve 2016/509 Esas, 2016/752 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/11/2016 tarihli ve 2016/192 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 07.03.2018 tarih ve 2017/13262 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.03.2018 tarih ve 2018/22082 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi. Mezkur ihbarnamede; Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş bulunulması karşısında, kurulan hükmün henüz hukuki bir sonuç doğurmadığı, sanık tarafından denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/11. maddesi uyarınca mahkemece geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verileceği ve söz konusu hükmün açıklanmasından sonra kanun yollarına tabi olduğu kabul edilmekte ise de, Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilerek 5 yıl boyunca denetim süresine tabi tutularak özgürlüğünün kısıtlanması, yaptırımlara tabi tutulması İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı başlığında düzenlenen, “1. Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili nizalar gerek cezai sahada kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan, kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir. Hüküm aleni olarak verilir, şu kadar ki demokratik bir toplulukta amme intizamının veya milli güvenliğin veya ahlakın yararına veya küçüğün menfaati veya davaya taraf olanların korunması veya adaletin selametine zarar verebileceği bazı hususi hallerde, mahkemece zaruri görülecek ölçüde, aleniyet davanın devamınca tamamen veya kısmen Basın mensupları ve halk hakkında tahdit edilebilir. 2. Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır. 3. Her sanık ezcümle: a) Şahsına tevcih edilen isnadın mahiyet ve sebebinden en kısa bir zamanda, anladığı bir dille ve etraflı surette haberdar edilmek, b) Müdafaasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara malik olmak, c) Kendi kendini müdafaa etmek veya kendi seçeceği bir müdafii veya eğer bir müdafi tayin için mali imkanlardan mahrum bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkeme tarafından tayin edilecek bir avukatın meccani yardımından istifade etmek, d) İddia şahitlerini sorguya çekmek, veya çektirmek, müdafaa şahitlerinin de iddia şahitleriyle aynı şartlar altında davet edilmesini ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek, e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından meccanen faydalanmak,” şeklindeki düzenlemeye aykırı olduğu, Anayasamızın 90. maddesi uyarınca “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde AİHS iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kanun yararına bozma konusu olacağı anlaşılmakla; Dosya kapsamına göre, mahkemesince, müşteki sanık ...'in, diğer müşteki sanık ...'a yönelik basit yaralama suçu işlediğinden bahisle mahkumiyetine ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de; müşteki sanık ...'in üzerine atılı suçu kabul etmediği, tek celse de yapılan yargılamada olayı gören ve hazırlık aşamasında beyanları alınan tanıkların hiçbirinin dinlenmediği, kaldı ki müşteki sanık ...'in, tanıklardan ... ile müşteki sanık ... hakkında İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne FETÖ/PDY örgütü mensubu olduklarından bahisle gerekli işlemlerin yapılabilmesi için dilekçe verdiği, bu nedenle aralarında husumet bulunduğu, taraflar arasındaki incelemeye konu dosyanın söz konusu tartışmadan çıktığı da gözetildiğinde tanıkların davet edilerek dinlenmeleri ve hazırlık aşamasında aralarında bulunan çelişkilerin giderilerek karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı. Gereği görüşülüp düşünüldü: Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/11/2016 tarihli ve 2016/192 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309/4. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.