11. Ceza Dairesi 2011/10349 E. , 2013/5145 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Vergi usul kanununa muhalefet HÜKÜM : 213 sayılı Yasanın 359/a-2, 5237 sayılı TCK.nun 62 ve 213 sayılı Yasanın 359/a-son maddelerince 84.375 TL a.p.c. Gerekçeli karar başlığında ek karar tarihinin 11.02.2009 olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür. 1-) 213 sayılı Yasanın 139/2. maddesinde incelemenin dairede yapılmasına imkan veren istisnalardan birinin varlığı önceden belirlenmeden…
**11. Ceza Dairesi 2011/10349 E. , 2013/5145 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Vergi usul kanununa muhalefet HÜKÜM : 213 sayılı Yasanın 359/a-2, 5237 sayılı TCK.nun 62 ve 213 sayılı Yasanın 359/a-son maddelerince 84.375 TL a.p.c. Gerekçeli karar başlığında ek karar tarihinin 11.02.2009 olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür. 1-) 213 sayılı Yasanın 139/2. maddesinde incelemenin dairede yapılmasına imkan veren istisnalardan birinin varlığı önceden belirlenmeden, faaliyetini sürdürdüğü anlaşılan sanığa defter ve belgelerin ibrazı için yapılan tebligatların hukuki geçerliliği bulunmadığı ve bu nedenle atılı suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine hükmolunması, Kabule göre: 2-) 213 sayılı Yasanın 359/a-2 maddesinin 5728 sayılı Yasanın 276. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki halinde "hükmolunan hapis cezasının para cezasına çevrilmesinde hapis cezasının her bir günü için sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için yürürlükte bulunan asgari ücretin bir aylık bürüt tutarının yarısının esas alınacağına" ilişkin hükmün, değişiklikten sonra maddede belirtilen hürriyeti bağlayıcı cezanın 5237 sayılı TCK'nun 52/2. maddesinde belirlenen miktarlar esas alınarak paraya çevrileceği dikkate alındığında, hükmün gerekçesinde; 01.06.2005 gününde yürürlüğe giren 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca olay tarihinde yürürlükte bulunan ve daha sonradan yürürlüğe giren anılan değişiklik hükümleri olaya uygulanarak bulunacak sonuç cezaların karşılaştırılması suretiyle lehe olan hükmün belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, 3-) Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 19.02.2008 gün ve 346-25 ile 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanabilmesi çin diğer şartların yanında, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi de gerekmektedir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır. Zararın belirlenmesinde hakim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de gözönünde bulundurmak koşuluyla, kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hakimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptamaya çalışmamalıdır. Zira 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının saptanarak kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır. Öte yandan yine ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 22.05.2001 gün ve 99/104 sayılı kararında açıklandığı üzere; defter ve belgelerin gizlenmesi halinde, sağlıklı bir vergi incelemesi yapılamacağı açıktır. Vergi denetimi olanağını kaldıran bu halde artık somut bir vergi ziyaının tespiti olanağı da ortadan kalkmaktadır. O halde, mükellefin sorumluluğunu kaldırıcak olan ve 213 sayılı Yasanın 13. maddesinde düzenlenen durumlarda veya kastı ortadan kaldıran diğer hallerin kanıtlanması dışında, vergi ziyaının varlığının kabulü de zorunludur. Bir başka anlatımla yukarıda değinilen haller dışında mefruz (soyut) vergi ziyaı bulunduğu kabul edilmeli, müspet(somut) vergi ziyaının varlığı aranmamalıdır. Kaldı ki, 29.07.1998 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 4369 sayılı Yasa ile 213 sayılı Yasada yapılan değişiklikler ile vergi kaçakçılığı suçlarında "vergi ziyaının varlığı" suçun unsuru olmaktan çıkarılmış, defter ve belgeleri gizleme halinde, suçun oluştuğu hükme bağlanmıştır. İncelenen dosya içeriğine göre; defter ve belgelerini vergi incelenmesine esas olmak üzere vaki istem üzerine merciine teslim etmediğinden bahisle eylemine uyan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılan sanık hakkında düzenlenen vergi inceleme raporlarında somut bir zarara yer verilmediği, ancak defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesinden dolayı, geçmiş dönemlere ilişkin katma değer vergisi beyanları yeniden hesaplanmak suretiyle, bu vergiler tarh edilerek bunlara bağlı bir kısım cezalara hükmedildiği, bir başka ifade ile tarh edilen bu vergi ve cezaların eylemden doğan zarar niteliğinde bulunmadıkları anlaşılmaktadır. Şu halde sanığın vaki eylemi nedeniyle CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmasına engel oluşturabilecek somut bir zararın meydana geldiğinin kanıtlanamadığı gözetilmeden, sanığın idarenin zararını gidermemesi nedeniyle koşulları bulunmadığından bahisle yazılı şekilde CMK'nun 231. maddesinin uygulanmaması, Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.