Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2023/13860 E. , 2024/8578 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2023/13860 Karar No : 2024/8578 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: Av. ... 2- ... Başkanlığı / ... VEKİLİ: Av. ... DAVANIN KONUSU : 667 ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnameler uyarınca çıkarılan, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın 02/08/2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgesinin ''2.
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2023/13860 E. , 2024/8578 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2023/13860 Karar No : 2024/8578 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: Av. ... 2- ... Başkanlığı / ... VEKİLİ: Av. ... DAVANIN KONUSU : 667 ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnameler uyarınca çıkarılan, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın 02/08/2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgesinin ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı kısmının iptali istemiyle açılan davada Dairemizin 24/06/2021 tarih ve E:2018/1062, K:2021/2295 sayılı kararı ile "02.08.2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgenin, dava konusu ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı maddesinin, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “OHAL/KHK” ibarelerinin iptaline karar verilmesi üzerine, anılan ibare nedeniyle mesleki ve sosyal itibar kaybına sebep olunduğu, akademik kariyerinin engellendiği ileri sürülerek yaşadığı sıkıntı, elem, ızdıraptan dolayı manevi zararlarına karşılık 50.000,00-TL manevi tazminatın 23/07/2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : “OHAL/KHK” kodundan dolayı başka bir işe giremediği, mesleki ve sosyal itibar kaybına sebep olunduğu, akademik kariyerinin engellendiği, illegal kişi damgası vurulması nedeniyle sosyal yaşamında büyük problemler yaşadığı, oluşan manevi zararlarının tazmini gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMASI : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Savunması : 2016/16 sayılı Genelgenin ilgili maddesinde belirtilen kodun yalnızca işten ayrılış nedeni olarak kullanılmakta olduğu, anılan kodun kullanılmasının sigortalıların yeniden çalışamayacağı anlamına gelmediği, iş başvurusu sürecinde kişilerin hizmet dökümlerini çalışmak istedikleri yere ibraz etmedikleri müddetçe müracaat edilen yerin söz konusu koddan haberdar olmasına imkan bulunmadığı, davacının durumuna uygun kayıtlı bir işe müracaat etmesi üzerine "OHAL/KHK” kodu nedeniyle başlatılmadığına ve manevi ızdırap yaşadığına dair yazılı belge sunulmadığı, davanın reddi gerektiği savunulmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın Savunması : Danıştay 5. Dairesinin iptal kararı üzerine 36.OHAL/KHK” ibaresi "36-KHK ile işyerinin kapatılması" şeklinde değiştirildiği, Kanun Hükmünde Kararname ile çalıştığı vakıf üniversitesi kapatılan davacının özel sektörde çalıştırılmayacağına dair kural bulunmadığı, davacının manevi tazminat isteminin hukuki dayanaktan yoksun olduğu savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Kanun Hükmünde Kararnameler ile kapatılan iş yerlerinde sigortalı olarak çalışanların işten ayrılış işlemlerine yönelik olarak yürürlüğe konulan düzenleyici işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle idarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilebilmesi için iptal edilen düzenleyici işlem nedeniyle doğmuş olan ve doğrudan illiyet bağı bulunan maddi yada manevi zararın ortaya konulması gerektiği dikkate alındığında, belirtilen anlamda idarenin tazmin yükümlülüğünü doğuran zararın varlığının ortaya konulamadığı gibi yargı kararıyla iptal edilen düzenleyici işlem nedeniyle duyulan elem ve ıstıraptan bahsedilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varıldığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava; davacının görev yapmakta olduğu İzmir Üniversitesinin 667 sayılı KHK ile kapatılarak iş akdinin re'sen feshedildiği ve SGK siciline OHAL/36 kodu işlenmesi üzerine "667 ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnameler uyarınca çıkarılan, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın 02.08.2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgesinin ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı kısmının" iptali istemiyle Danıştay'a dava açıldığı, Danıştay 5. Dairesi'nin 24.06.2021 tarih ve E:2018/1062, K:2021/2295 sayılı kararı ile "02.08.2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgenin, dava konusu ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı maddesinin, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “OHAL/KHK” ibarelerinin iptaline karar verilmesi üzerine ; anılan işlem nedeniyle mesleki ve sosyal itibar kaybına sebep olunduğu, akademik kariyerinin engellendiği ileri sürülerek yaşadığı sıkıntı, elem, ızdıraptan dolayı manevi zararlarına karşılık 50.000,00-TL manevi tazminatın 23.07.2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İptal ve Tam Yargı Davaları" başlıklı 12. maddesinde; "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükmüne yer verilmiştir. İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidebilmek için ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması şarttır. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Öte yandan, manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ıstırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olması gereği açıktır. Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından açılan davada, Danıştay 5. Dairesinin 24.06.2021 tarih ve E:2018/1062, K:2021/2295 kararıyla; "1. 02/08/2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgenin, "2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar" başlıklı maddesinin, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan "OHAL/KHK" ibarelerinin iptaline; "2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar" başlıklı maddesinin iptal edilen kısımları dışında kalan bölümleri yönünden davanın reddine karar verildiği; karar gereğince, 25.01.2022 tarihli ve 2022/2 sayılı Genelge ile 2016/16 sayılı Genelgenin “2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar" alt başlığının 2. fıkrasında yer alan “36-OHAL/KHK” ibaresi “36-KHK ile işyerinin kapatılması”, 4. fikrada yer alan “OHAL/KHK” ibaresi de “KHK ile işyerinin kapatılması” şeklinde değiştirildiği anlaşılmaktadır. Davacı tarafından açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesince dava konusu düzenlemenin anılan kısmının iptaline karar verilmesi üzerine, iptal edilen düzenleme nedeniyle zarara uğranıldığı iddiasıyla bakılan davanın açıldığı görülmekte ise de Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnameler ile kapatılan iş yerlerinde 5510 sayılı Kanun Kapsamında çalışan sigortalıların işten ayrılış işlemlerine yönelik olarak yürürlüğe konulan nesnel nitelikli düzenleyici işlemlerin yargı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle İdarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilebilmesi için iptal edilen işlem nedeniyle doğmuş olan ve işlemle doğrudan illiyet bağı bulunan maddi ya da manevi zararın varlığı gerekli olup, yukarıda açıklandığı anlamda idarenin tazmin yükümlülüğünü doğuran zararın varlığının ortaya konulmadığı sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesi uyarınca davacının sigortalı olarak çalıştığı İzmir Üniversitesi kapatılmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın 02/08/2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgesinin ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı maddesi uyarınca, kapatılan İzmir Üniversitesinde çalışan davacının işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış nedeni olarak “36-OHAL/KHK” kodu kullanılmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın 02/08/2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgesinin ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı kısmının iptali istemiyle açılan davada Dairemizin 24/06/2021 tarih ve E:2018/1062, K:2021/2295 sayılı kararı ile "02.08.2016 tarih ve 2016/16 sayılı Genelgenin, dava konusu ''2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar'' başlıklı maddesinin, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “OHAL/KHK” ibarelerinin iptaline karar verilmiş ve anılan karar Danıştay İdari Dava Dairelerinin 21/03/2022 tarih ve E:2022/549, K:2022/887 sayılı kararı ile onanmıştır. Davacı tarafından, yargı kararı ile iptal edilen söz konusu ibare nedeniyle mesleki ve sosyal itibar kaybına sebep olunduğu, akademik kariyerinin engellendiği ileri sürülerek yaşadığı sıkıntı, elem, ızdıraptan dolayı manevi zararlarına karşılık 50.000,00-TL manevi tazminatın 23/07/2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde ise, "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." düzenlemesine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanan hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. İdare hukukunun bilinen ilkeleri arasında yer alan ve idarenin tazmin sorumluluğunun türlerinden birisi olan kusurlu sorumluluk, hizmet kusuru kavramı ile açıklanmaktadır. Buradaki kusur kavramı ise özel hukuktaki kast, ihmal, dikkatsizlik gibi öznel unsurlar ile tanımlanmamakta, idare tarafından yürütülen bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işletilmesindeki bozukluk ve aksaklık şeklinde nesnel bir tanımlama yapılarak, (kişiselleştirilebilen bir kusurun varlığı aranmaksızın) hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi hallerden doğan zararların tazmininde idarenin kusurlu sorumluluğu ilke ve esasları uygulanmaktadır. İdarenin hizmet kusuru oluşturacak hukuka aykırı işlemlerinden ilgililer için doğan zararların işlemi tesis eden idare tarafından karşılanması, Anayasa'nın 125. maddesinde yer alan kuralın ve hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Nitekim idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerinin hizmet kusuru oluşturacağı ve bu işlem ve eylemlerden doğan zararların, idare tarafından kusurlu sorumluluk esaslarına göre tazmin edileceği, Danıştay'ın öteden beri istikrarlı biçimde uygulanagelen içtihadıdır. Bu bağlamda, bir olayda idarenin kusurlu sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, öncelikle ortada hizmet kusuru teşkil eden bir durumun varlığı gerekmektedir. İdari işlemlerden doğan zararların tazmin edilmesi amacıyla açılan tam yargı davalarında, idari işlemin hukuka aykırı olması ve bundan dolayı idari yargı yerince iptal edilmesi, idarenin hizmet kusurunun varlığını ortaya koymaktadır. Ancak hizmet kusurunun bulunması yeterli olmayıp, genel sorumluluk koşullarının da somut olayda gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bu koşullar ise, idari bir işlem ya da idareden sadır olan ihmalî veya icraî bir eylemin varlığı, tazmin isteminde bulunanın maddi veya manevi bir zararının bulunması ve söz konusu zararın idarenin işlem veya eyleminin bir sonucu olması, yani zarar ile idari davranış arasında kurulabilen bir illiyet bağının mevcudiyetidir. Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacının sigortalı olarak çalıştığı İzmir Üniversitesinin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kapatılması üzerine 2016/16 sayılı Genelge uyarınca işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış nedeni olarak “36-OHAL/KHK” kodunun kullanıldığı, bilahare Dairemizin iptal kararına istinaden 25/01/2022 tarihli ve 2022/2 sayılı Genelge ile 2016/16 sayılı Genelgenin “2.1-Kapatılan işyerlerinden işten ayrılışı yapılacak sigortalılar" alt başlığının 2. fıkrasında yer alan “36-OHAL/KHK” ibaresinin “36-KHK ile işyerinin kapatılması”, 4. fikrada yer alan “OHAL/KHK” ibaresinin de “KHK ile işyerinin kapatılması” şeklinde değiştirilmesi üzerine davacı tarafından, iptal edilen Genelge hükmü nedeniyle manevi zarara uğradığından bahisle tazminat davasının açıldığı anlaşılmıştır. Her iptal edilen işlem nedeniyle doğrudan manevi tazminata hükmedilemeyeceği, idarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilebilmesi için iptal edilen işlem nedeniyle doğmuş olan ve doğrudan illiyet bağı bulunan maddi yada manevi zararın ortaya konulması gerektiği dikkate alındığında, olayda, belirtilen anlamda idarenin tazmin yükümlülüğünü doğuran zararın varlığının ortaya konulamadığı, dolayısıyla yargı kararıyla iptal edilen düzenleyici işlem nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesini gerektiren elem ve ıstıraptan bahsedilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, fazladan yatırılan ... TL harcın istemi halinde davacıya iadesine, 3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 29/05/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. İlgililerin uğradıkları manevi zararların telafisi amacıyla hükmedilen manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği, takdir edilecek manevi tazminat miktarının duyulan elem ve ıstırabı giderecek bir oranda olması ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Somut olayda; davacının sigortalı olarak çalıştığı İzmir Üniversitesinin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kapatılması üzerine işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış nedeni olarak “36-OHAL/KHK” kodu kullanıldığı, 20/07/2016 tarih ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilen olağanüstü hale ilişkin olarak çıkarılan 667 ve 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlenerek kapatılan kurum ve kuruluşlarda çalışan sigortalılar hakkında işten ayrılış bildirgesinde işten ayrılış nedeni olarak “OHAL/KHK” kodu kullanılmasının işverenlerce FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı bulunduğundan bahisle işten ayrılışının yapıldığı şeklinde değerlendirilebileceği gibi işten ayrılışı yapılan sigortalılar yönünden iş başvurularında mağduriyetlere neden olabileceği gerekçesiyle anılan düzenlemenin Dairemizin 24/06/2021 tarih ve E:2018/1062, K:2021/2295 sayılı kararı ile iptal edildiği, iptal gerekçesinde belirtildiği üzere terör örgütleriyle irtibat ve iltisakına ilişkin bireysel bir değerlendirme yapılmaksızın, sadece KHK ile kapatılan bir iş yerinde çalışmış olmasından hareketle terör örgütüyle ilişkili olduğu anlamına gelen bir kod ile kodlanmasının, tek başına davacıyı üzüntüye sevk edeceği ve yeniden işe girişte günlük yaşamını zorlaştıracağı açık olduğundan, duyduğu elem ve ıstırabı kısmen de olsa giderecek düzeyde ve zenginleşmeye yol açmayacak şekilde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.