Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/1446 E. , 2024/1551 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/1446 Karar No : 2024/1551 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ..., ... ve ... adlarına velayeten ..., ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması ist
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2024/1446 E. , 2024/1551 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/1446 Karar No : 2024/1551 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten ..., ... ve ... adlarına velayeten ..., ... VEKİLİ : Av. ... TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 31/12/2013 tarihinde Salihli Devlet Hastanesinde hatalı olarak uygulanan enjeksiyon sonucunda ...'un sağ ayağında kalıcı engel meydana geldiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık toplam 12.000,00 TL maddi ve 210.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; Danıştay Onuncu Dairesinin 29/03/2023 tarih ve E:2019/8370, K:2023/1597 sayılı kararı ile davacıların istinaf başvurusunun reddi yolundaki kararın, maddi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının bozulması üzerine, bozulan kısım yönünden bozmaya uyularak, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmına karşı davacılar ..., ,,,, ..., ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine, davacı ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kaldırılmasına, davacılardan ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın merciine tevdi kararı tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemine yönelik kısmının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, ... için hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu ve ..., ,,,, ..., ... için de manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, aleyhlerine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğu; davalı idare tarafından, somut olayda tazmin şartlarının gerçekleşmediği, bilgilendirmenin yazılı olarak yapılmasına gerek olmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarına faiz işletilemeyeceği, harçlardan muaf oldukları ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Tarafların temyiz istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : ..., 31/12/2013 tarihinde rahatsızlanması üzerine saat 23.30 civarında Salihli Devlet Hastanesinin acil servisine başvurmuş ve ...'a gluteal bölgeden intramüsküler enjeksiyon uygulanmış, daha sonra ...'un sağ ayağında siyatik sinir lezyonu ve düşük ayak meydana geldiği tespit edilmiş, davacılar tarafından meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla bakılmakta olan dava açılmıştır. Ayrıca, dava devam ederken Salihli Devlet Hastanesinden alınan 03/03/2016 tarih ve 305 numaralı Engelli Sağlık Kurulu Raporuyla ...'un hafif, orta yürüyüş bozukluğunun olduğu ve %40 oranında engelli olduğu belirlenmiştir. Olayda, davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkemece bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen 18/04/2018 tarih ve 835 karar numaralı raporda; "Salihli Devlet Hastanesinde intramüsküler enjeksiyon yapıldığı, ardından 2 gün sonra hastaneye başvurduğu, tetkiklerinin yapıldığı, enjeksiyon nöropatisi olarak incelendiği dikkate alındığında; enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile sinir hasarına neden olabileceklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonların tekniğine uygun yapılması durumunda da daha önceden öngörülemeyecek ve önlenemeyecek arazlara sebep olabildiği, mevcut tablonun her türlü özene rağmen oluşabilecek, herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklamayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, dosyanın tetkikinde enjeksiyonun yapılış tekniği ve uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünden tıbbi bir delil tanımlanmadığı, ayrıca kişinin Kurulumuzda yapılan nörolojik muayene bulguları da dikkate alınarak tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline, enjeksiyon yapılma talimatı veren ilgili hekime ve sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığıyla yürüten idareye atfı kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, anılan rapor hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş; Bölge İdare Mahkemesince de, davacıların istinaf başvurusu reddedilmiştir. Dairemizce, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıkça ortaya konulamadığından, maddi tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı, enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp yazılı onamın alınmamış olması durumunda, davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağından, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın, takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekeceği, enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve bu işleme rıza gösterildiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamının alınıp alınmadığı araştırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının onanmasına, manevi tazminat isteminin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının bozulmasına karar verildiği, Bölge İdare Mahkemesince bozulan kısım yönünden bozmaya uyularak, yapılan inceleme ve araştırma neticesinde enjeksiyon öncesinde onam alınmadığının görüldüğü gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmına karşı davacılar ..., ,,,, ..., ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine, davacı ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, manevi tazminata ilişkin kısmının kısmen kaldırılmasına, davacılardan ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın merciine tevdi kararı tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemine yönelik kısmının reddine karar verildiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir."; 22. maddesinin 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahalegenişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminata Yönelik Kısmına Karşı Davacılardan ... Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine ve İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminata Yönelik Kısmının Kısmen Kaldırılmasına, Davacılardan ... İçin 50.000,00 TL Manevi Tazminatın Ödenmesine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmına karşı davacılardan ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine ve İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmının kısmen kaldırılmasına, davacılardan ... için 50.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminata Yönelik Kısmına Karşı Davacılardan ..., ,,,, ..., ... Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: Uyuşmazlık incelendiğinde, davacılardan ...'un davalı idareye bağlı hastanede uygulanan kas içi enjeksiyon sonrasında engelli hale geldiği ve uygulanan bu tıbbi işlemden önce davalı idarece herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı görüldüğünden; aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınan ...'un manevi olarak zarara uğradığı kuşkusuzdur. Bununla birlikte; ...'un yakınları olan diğer davacıların da, ...'un aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınarak uygulanan tıbbi işlem sonrasında engelli hale gelmiş olması nedeniyle, manevi zarara uğradıkları açıktır. Hal böyle olunca, diğer davacıların uğramış oldukları manevi zararlarının da, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek takdiren belirlenecek makul bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir. Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmına karşı davacılardan ..., ,,,, ..., ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. C) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacılardan ... İçin Hükmedilen Manevi Tazminat Miktarına İşletilen Yasal Faizin Başlangıç Tarihine İlişkin Kısmı Yönünden İncelenmesi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesi sonunda Danıştay'ın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükme bağlanmıştır. Faiz en basit biçimiyle; idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde ise adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle yasal faiz uygulanması, Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davanın, davalı idareye ön başvuru yapılmadan açıldığı ve İdare Mahkemesince 31/10/2014 tarihinde dava dilekçesinin davalı idareye tevdiine karar verildiği, bu kararın 17/11/2014 tarihinde davalı idareye tebliğ edildiği, davalı idarece herhangi bir cevabın verilmediği, bunun üzerine de bakılan işbu davanın açıldığı, dava dilekçesinde toplam 12.000,00 TL maddi ve 210.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesinin istenildiği, İdare Mahkemesince davanın reddine karar verildiği, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararıyla da davacılardan ...'un istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilerek, İdare Mahkemesi kararının davacılardan ...'un manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının kaldırılmasına ve davacılardan ... için 50.000,00 TL manevi tazminat miktarının merciine tevdi kararının verildiği tarih olan 31/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği görülmektedir. Uyuşmazlıkta, davacılar tarafından 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında davalı idareye başvurulmaksızın doğrudan tam yargı davası açıldığından; doğrudan açılan dava ile davalı idarenin davacıların tazminat taleplerinden haberi olduğundan ve temerrüde düştüğünden söz edilmesine olanak bulunmadığı kuşkusuzdur. Bu haliyle, davacılar tarafından ilk olarak açılan davada verilen merciine tevdii kararının tebliğ edildiği 17/11/2014 tarihinde davalı idarenin temerrüde düştüğü açık olduğundan, davacılardan ... için hükmedilen 50.000,00 TL manevi tazminat miktarına ilk olarak açılan davada verilen merciine tevdi kararının davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 17/11/2014 tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken; davanın ilk olarak açıldığı davada 31/10/2014 tarihinde verilen merciine tevdi kararı tarihinden itibaren faiz işletilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, reddedilen tazminat miktarları yönünden davalı idare lehine hükmedilecek olan vekalet ücretinin, kabul edilen tazminat miktarları yönünden davacılar lehine hükmedilecek olan vekalet ücretini geçemeyeceği açık olmakla birlikte; işbu bozma kararı üzerine Bölge İdare Mahkemesince yeniden hüküm kurularak, ortaya çıkan yeni duruma göre tekrar vekalet ücretleri belirleneceğinden, bu aşamada davacıların vekalet ücretine yönelik iddiaları incelenmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının; a) İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmına karşı davacılardan ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine ve İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmının kısmen kaldırılmasına, davacılardan ... için ... TL manevi tazminatın ödenmesine ilişkin kısmının ONANMASINA, b) İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik kısmına karşı davacılardan ..., ,,,, ..., ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, c) Davacılardan ... için hükmedilen manevi tazminat miktarına işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/04/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.