Ceza Genel Kurulu 2023/43 E. , 2025/39 K. İtirazname No : 2021/52518 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 80-256 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında, 2017 yılındaki eylemleri nedeni ile çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/3-c, 35, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a,e,f, 109/5, 62, 53 …
**Ceza Genel Kurulu 2023/43 E. , 2025/39 K.** **"İçtihat Metni"** İtirazname No : 2021/52518 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 80-256 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında, 2017 yılındaki eylemleri nedeni ile çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2, 103/3-c, 35, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 109/2, 109/3-a,e,f, 109/5, 62, 53 ve 63 maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası; 2016 yılındaki eylemleri nedeni ile zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan aynı Kanun'un 103/1, 103/3-c, 43, 62, 53 ve 63 maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ... hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.11.2020 tarihli ve 162-222 sayılı hükümlere yönelik, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 10.03.2021 tarih ve 80-256 sayı ile duruşmalı yapılan yargılama sonucunda; İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümler kaldırılarak, TCK'nın 36. maddesi de gözetilerek sanığın 2016 ve 2017 yılındaki eylemlerine yönelik zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-1. cümle, 103/3-c, 103/4, 43/1, 62/1, 53/1, 2, 3, 5 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl 9 ... hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 109/3-a, e, f, 109/5, 62/1, 53/1, 2, 3, 5 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ... hapis; cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba hükmedilmiştir. Bu hükümlerin, sanık ve müdafii ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 28.03.2022 tarih ve 19862-2941 sayı ile; ''...Mağdurenin çelişkili ifadeleri, iddiaları doğrulamayan ve aşamalarda değişen tanık beyanları, savunma, olayın intikal şekli ve zamanı, taraflar arasında dosyaya yansıyan mevcut husumet ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden oy birliğiyle, çocuğun cinsel istismarı suçu açısından oy çokluğuyla karar verilmiştir. Daire Başkanı ... ile Daire üyesi ...; sanığın öz kızı olan mağdureyi 2016 yılında birçok kez köylerinde bulunan eve yalnız bir şekilde götürerek cinsel istismarda bulunduğu mağdurenin durumu abisi tanık...'e anlatması üzerine yatılı bir kursa yerleştirildiği ancak burdan eve dönüşte de sanığın eylemlerine devam etmesi üzerine intikalin gerçekleştiği olayda, mağdurenin kollukta avukat, adli ve aile görüşmeci, adli tıp uzmanı huzurunda alınan beyanında ayrıntılı ve somut bir şekilde yer ve zaman bildirerek eylemleri anlattığı, ayrıca kendisinin banyo yaparken sanığın banyonun tavanında açtığı delikte izlediğini söylediği ve bu hususunda yapılan olay yeri inceleme tutanağı ile sabit olayda, mağdurun anlatımlarının annesi ... ile ve abileri... ve ...'in kollukta alınan usule uygun tanık beyanlarında doğrulandığı ve mağdurenin mahkemeye sunduğu iftira attığı ve şikayetten vazgeçtiğine ilişkin dilekçede yer alan eski kökenli kelime kalıplarının duruşmada kendisine sorulması üzerine kelimeleri bilmediği, anlayamadığının tespit edilerek tutanağa geçirilmesi ile dilekçenin ailenin baskısı ile yazdırılmış olduğu kanaatinin oluşması karşısında sanığın öz kızına yönelik cinsel istismar eyleminin sabit olduğu...” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.05.2022 tarih ve 52518 sayı ile; "...Dosya kapsamında deliller incelendiğinde; mağdur ve tanıkların hem soruşturmada hem de kovuşturmada birbirleri ile uyumlu anlatımlarda bulundukları, fakat farklı aşamalarda verilen ifadelerin kendi içinde çelişik olduğu anlaşılmaktadır. Mağdurun Çocuk İzlem Merkezinde alınan ayrıntılı ifadesinde olayların yeri ve zamanı ile gerçekleştirilme şekillerinin ayrıntılı olarak anlatıldığı, bu olaylardan aile fertlerini bilgilendirdiği ve onların tepkilerine de anlatımlarına yer verdiği, aile fertlerinin de olayı görmeseler de mağdurun anlatımlarına tanıklık ettikleri, hatta mağdurun anlattıklarına inanarak mağduru korumaya yönelik tedbirler aldıkları, ağabeyi...'in mağduru önce yatılı bir Kuran kursuna yazdırdığı, mağdurun eve dönüşünden sonra gerçekleşen eylemlerden sonra da yanına aldığı ve yine birlikte karar alarak olayı diğer aile fertleri ile birlikte resmi makamlara intikal ettirdiği, fakat duruşma aşamasında olayın mağdurun babasına değişik nedenlerle duyduğu tepkiden kaynaklandığına dair bazı beyanlarda bulundukları, ancak önceki ifadeleri ile oluşan çelişkinin nedenini açıklayamadıkları, sanık hakkındaki iddiaların sadece mağdurun anlatımlarına dayanmadığı, tanık olarak dinlenen anne ... ve kardeşler ... ve...'in anlatımlarının da mağduru destekler mahiyette olduğu kabul edilerek iddianın oluşturulduğu, bu nedenle sadece mağdurun babası olan sanığa duyduğu tepkiden kaynaklanan bir iddiaya dayandığı, diğer taraftan sanığın mağduru banyoda izlediği iddia edilen deliğin de saptanarak fotoğraflandığı, aile içi istismar davalarında ailenin şerefini korumak veya evin geçimini sağlayan failin maddi desteğinden yoksun kalmak gibi saiklerle aşamalarda faili koruma eğiliminin geliştiğinin bu tür davalarda sıklıkla gözlendiği, nitekim tanık ...'in kollukta olayları intikal ettirmelerine annesinin 'kimse duymasın rezil oluruz' diyerek engel olduğuna dair beyanları ile mağdurun mahkemeye sunduğu dilekçenin mağdur tarafından yazılmamış olduğuna dair mahkemece ortaya konulan vicdani kanaat gözetildiğinde, mağdurun ve tanıkların soruşturma aşamasında verdikleri ifadelere üstünlük tanınması gerektiği ve sanığa atılı suçların sabit olduğunun kabulü gerektiği, Bu itibarla; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin oluşa ilişkin; 'sanık ...'ın mağdur ... ...'ın babası olduğu ve Konya il merkezinde yaşadıkları, 2016 yılı içerisinde bir düğüne katılmak için sanık ve mağdurun birlikte ... İlçesi... Mahallesi'ne gittiklerini, düğün sonrası sanık ve mağdurun mağdurun dedesi olan ...'in evine kalmaya gittikleri, sanık ile mağdurun aynı koltukla yattıkları, mağdurun gece su içmeye kalktığında sanığın konuşma bahanesiyle mutfağa yanına geldiğini ve birlikte oturdukları, sanığın konuşma bahanesiyle elini mağdurun omzuna attığı, ardından kıyafetlerinin içinden göğüslerine dokunduğu, sanığın mağduru 'sus' dediği, sanığın yine 2016 senesi içerisinde mağdur ile annesinin evinde olduğu zaman içinde geceleri mağdurun vücuduna dokunduğu, mağdurun sabah uyandığında gömleğinin düğmelerinin açık olduğunu fark ettiği, aynı yıl içerisinde sanığın aralıklarla bu tarz eylemlerine devam ettiği, 2017 yılı içerisinde sanığın mağdura 'Bu sefer seni köye son kez götürüşüm olacak' dediğini, kendisinin direndiğini ve ağlayarak gitmek istemediğini söylediğini, köye gitmeden önce bir mektup yazarak kıyafetlerinin altına bıraktığı ve kardeşi ...'e köye gittiği zaman bıraktığı mektubu okumasını söylediği, o gün dedesinin evinde kimsenin olmadığı, sanığın evde bulunan tüfeği alarak başına dayadığı ve mağdura 'Seni zevke getireceğim, girmeyeceğim, avret yerini yalayacağım' dediği, sonrasında havaya ateş ettiği, sanığın mağdura 'Kızım seninle bir anlaşma yapacağız, ben sana istediklerimi yapacağım, yarın da seni otobüse bindirip kendimi burada vuracağım. Yoksa seni burada öldürürüm' diyerek üzerine saldırdığı ve mağdurun bütün kıyafetlerini çıkardığı, cinsel bölgesini ve göğüslerini yaladığı, bu sırada sanığın kıyafetlerini çıkarmadığı, bir süre sonra sanığın mağdura hitaben 'Daha işimiz bitmedi' dediği ve sanığın kendisininde kıyafetlerini çıkardığı, ardından mağduru yan bir vaziyette yatırdığı ve cinsel organını mağdurun arka bölgesine doğru sokmaya çalıştığı, sanığın bu sırada cinsel organının sert olduğu, bir süre sonra sanığın bayılır gibi olduğu ve rahatsızlanarak yere yığıldığı, mağdurun sanığı hitaben 'baba yeter artık' demesi ile sanığın mağduru bıraktığı ve ertesi gün birlikte eve döndükleri, 2018 yılında sanığın mağdura 'kızım bir rüya gördüm, Bir kez daha gideceğiz' dediğini bunun üzerine kendisinin ağlamaya başladığını ve 'hani bir daha gitmeyecektik' dediğini, sanığın mağdurun 'son kez seni köye götüreceğim' demesi üzerine mağdurun bu olayları abisi...'e anlattığı, bunun üzerine abisi tarafından mağdurun evden alınarak Kuran Kursuna yerleştirildiği' şeklindeki kabulün dosya içeriğindeki delillerle uyumlu olduğu ve kurulan mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği...," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.10.2022 tarih, 8419-8738 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Olay tarihleri itibari ile 43-44 yaşlarında olan sanık ...'nın mağdure ... ...'ın öz babası olduğu, olayın adli mercilere intikal ettiği 16.06.2020 tarihi itibari ile 20 yaşındaki hastane doğumlu mağdurenin ise olay tarihlerinde 16-17 yaşlarında olduğu, Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.06.2020 tarihli ve 28005-2508 sayılı yetkisizlik kararı ile müsnet suçlardan başlatılan soruşturma evrakının ... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ancak mağdurenin sanık ...'nın kendisini banyoda açtığı delikten gözetlediğine dair beyanına istinaden özel hayatın gizliliğini ihlal etmek suçundan yürütülen soruşturma evrakının ise 18.06.2020 tarihli ve 28005-1907 sayılı ayırma kararı ile 2020/28571 soruşturma numarasına kayıt edildiği ve UYAP sisteminden yapılan incelemede soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin tespit edildiği, Çocuk izlem merkezinde alınan ifadesinde muayenesinin yapılmasına rızasının bulunduğunu beyan eden mağdure ...'nin 16.06.2020 tarihli ifade tutanağına dercolunan Adli Tıp Uzmanı görüşünde; ''Babası tarafından 2016 yılından 2018 yılı yaz tatiline kadar cinsel istismara maruz kaldığını, cinsel birleşmenin olmadığını beyan eden şahsın yapılan muayenesinde, kişinin vücudunda olay ile ilgili travmatik lezyon izine rastlanılmadığını, ruhsal durum muayenesinde olayı anlatımları esnasında olayın tesiri ile yeniden yaşantılanma belirtileri gösterdiği, şuurunun açık, giyim kuşamının düzenli olduğu, öz bakımının yerinde olduğu, yer zaman mekan oryantasyonunun yerinde olduğunu, soyut ve somut zeka gelişiminin yaşı ile uyumlu olduğunu, konuşma akışının normal olduğunu, kendisine karşı işlendiği iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olduğunu, ruh ve beden bakımından fiile karşı kendisini savunabileceğini, beyanlarına itibar edilebileceğini, himen muayenesinde... eski ya da yeni yırtık izine rastlanılmadığı,.. anüs, sfingterleri anal pililer doğal görünümde olup, akut ya da kronik fiili livatanın tıbbi bulgusuna rastlanılmadığı...,'' ifadelerine yer verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 10.03.2021 tarihli duruşmasında cinsel istismara maruz kaldığına dair ithamlarının gerçeği yansıtmayıp kurgu olduğuna vaki beyanlarda bulunan mağdure ... hakkında görev alan pedagog bilirkişinin; ''...mağdurenin gelişiminin yaşıtları ile uyumlu olduğunu, kendisini ifade edebildiğini, beyanlarına itibar konusunda takdirin mahkemede olduğu...,'' şeklinde beyanda bulunduğu, Sanık ... hakkında Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 16.06.2020 tarihli adli muayene raporunda; darp cebir izine rastlanmadığının belirtildiği, Mağdure ... 'nin çocuk izlem merkezinde alınan 16.06.2020 tarihli ifadesine ilişkin kamera kaydının dosya içeriğinde bulunduğu fakat çözümlemesinin yapılmadığı, 16.06.2020 tarihli mağdure ifade tutanağında; ''Mağdurun bu görüşmede bulunduğu beyanların özet olarak ifade zaptına geçildiğine'' dair matbu bilgiye yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Aşamalarda sanık müdafii tarafından mağdurenin bir kısım beyanlarının kolluk ifade tutanağına tam olarak yazılmadığının ileri sürülmesi ve mağdur ifade tutanağında beyanın özet olarak yazıldığının belirtilmesi nazara alınarak yapılan incelemede; 16.06.2020 tarihinde çocuk izlem merkezinde, mağdure ... özet olarak; 01.05.2000 tarihinde hastanede doğduğunu, annesi ...'nün ev hanımı olduğunu, babası ...'nın ... Belediyesi ... çalıştığını, kardeşi ..., annesi ve babası ile birlikte aynı evde yaşadıklarını, abisi...'in ise evli olduğunu, ilk olayın tam olarak tarihini hatırlamamakla birlikte 2016 yılında, babasının teyzesinin oğlu ya da torununun düğünü nedeni ile gittikleri köylerinde bulunan dedesi ...’in evinde gerçekleştiğini, aynı odada annesi ve babası ile birlikte yattıklarını, kendisinin babası ile aynı koltukta, babasının ayaklarının kendisine, kendisinin ayaklarının ise babasına doğru olacak şekilde uyuduklarını, bu sırada babasının ayaklarını sürekli kendisine vurduğunu, annesinin ise diğer koltukta yattığını, babasının kendisi ile birlikte yatmak istediğini, o tarihte babası ile çok iyi anlaştığından aynı koltukta yatmasında sakınca görmediğini, gece su içmeye kalktığını, mutfakta iken babasının yanına geldiğini, ''Gel kızım. Biraz konuşalım.'' dediğini, fırının oraya oturduklarında önce kolunu omzuna atan sanığın, sonrasında elini elbisesinin içine sokup göğüslerine dokunduğunu, ''Baba ne yapıyorsun?'' dediğini, eli ile itip sanıktan kurtulmasını müteakip annesinin yanına kaçtığını, babasının bu sırada ''Sus, annen duyacak!'' dediğini, odaya giderek annesinin yanına yattığını ve ağladığını, annesinin uyanarak ''Ne oldu kızım?'' diye sorduğunu, annesine ''Rüya gördüm. Korkuttular herhâlde.'' dediğini, annesinin bunun üzerine başında dua okuduğunu, babasının ise diğer koltuğa yattığını, babasının pişmanlık duyması ve annesine olayı söyleyeceğinden korkması nedeni ile sabaha kadar ağladığını, sabah düğün yerine gittiklerinde annesinin ''Baban çağırıyor.'' demesi üzerine çay ocağına gittiğinde babasının ''Kızım şeytana uydum. Affet beni!'' dediğini, bu olaydan sonra babasının bir daha bir şey yapmayacağını söyleyerek kendisini bir asker uğurlaması nedeni ile yine köyde bulunan dedesinin evine götürdüğünü, annesinin kendileriyle gelmediğini, dedesinin tek yaşadığını ve evinin anahtarının da babasında bulunduğunu, köye gittiklerinde dedesi, kendisi ve babası birlikte kaldıklarını, babası ile aynı odada farklı kanepelerde uyuduklarını, böylelikle babasının kendisine bir şey yapmayacağını ispatladığını, babasının kendisine yönelik ikinci eyleminin de köyde gerçekleştiğini, babası ile köye neden gittiklerini hatırlamadığını, ancak babasının bir dönem kendisini sürekli köye götürdüğünü, üvey babaannesi...'nin ...'da kızının yanında olduğu ya da evinde bulunmadığı zamanlarda babasıyla babaannesinin aynı köyde bulunan evine gittiklerini, bu evin anahtarının babasında bulunduğunu, babasıyla birlikte gece uyuduklarını, sabah uyandığında ceketinin fermuarı ile gömleğinin düğmelerinin açık olduğunu gördüğünü, babasının bir şey yaparsa uyanabilmek için gömleğinin üzerine ceket giydiğini, (ikinci bölüm 02.16 saniyede görevlinin aynı kanepede yatıyordunuz demesi üzerine) yer yatağında babası ile yattıklarını, başka bir yerinde sıyrık ve ıslaklığın olmadığını, (ikinci bölüm 02.45 saniyede görevlinin sen bundan sana dokunmuş olabileceğini mi yorumladın sorusuna) en son olayda babasının kendisine yaptığı her şeyi anlattığını, (ikinci bölüm 02.58 saniyede görevlinin bilmediklerini de öğrenmiş oldun sorusuna "Evet!" diyerek karşılık verdiği), her sabah bu hâlde uyandığını, kaç gün kaldıklarını hatırlamadığını, bu olayları 2016 yılında kimseye anlatmadığını, sadece birinci olayı en son olaydan sonra annesine anlattığını, (ikinci bölüm 03.45 saniyede görevlinin o zaman 2016 yılında bu olayları kimseye anlatmadın sorusuna "Evet!" diyerek karşılık verdiği), bu süreçte babasının kendisini köye her götürdüğünde dedesinin yahut babaannesinin evinde kendisini sürekli taciz ettiğini, 2016 yılında sayısını hatırlamamakla birlikte bu olayların birçok kez yaşandığını, zamanını hatırlamamakla birlikte 11. sınıfta iken, 2017 yılında, babasının "Bu sefer seni köye son kez götürüşüm olacak." diyerek köye götürmek istediğini, ağlayıp, direnerek babasına, gitmek istemediğini söylediğini, bu esnada babasının kendisine sürekli işaret ederek odasına gelmesini istediğini, sonrasında babasının kendisine yaptıklarını bir deftere yazarak kıyafetlerinin bulunduğu dolaba koyduğunu, gitmeden önce mutfakta kardeşi ...'e "Babam bana böyle böyle yaptı. Kıyafetlerimin altına defter koydum, orada yazdıklarımı oku." diyerek köye gittiğini, Dedesinin evine gittiklerinde, babasının dedesine ait tüfeği alıp başına dayadığını, "Seni zevke getireceğim, girmeyeceğim ama avret yerini yalayacağım falan filan" dediğini, ''Olmaz baba!'' diyerek karşı çıktığını, başına tüfeği dayadığını, tüfekle ateş eder gibi olduğunu ancak tüfeğin ateş almadığını ancak ikinci kez tüfeği havaya kaldırdığını, tüfeğin ateş aldığını, daha sonra tüfeği bırakarak kendisine saldırdığını, babasından kurtulup tuvalete kaçtığını, kapıyı kilitleyerek beklediğini, babasının "Işığı yakma, kapat karşı komşular ışığın yandığını görürse dedene haber verir.", '' Tamam kızım bir şey yapmayacağım.'', ''Seninle bir anlaşma yapacağız; Ya senin burada ölün çıkacak, ya ben o yapacağımı yapacağım. Ben de sabahleyin kendimi burada öldüreceğim, yarın seni otobüse bindireceğim, hayatında artık olmayacağım.'' dediğini, sonra odaya geçtiklerini, babasının kapıyı kilitlediğini, bir şey yapmaması için dua ettiği sırada babasının, üzerine saldırıp bütün kıyafetlerini çıkardığını, cinsel organını ve göğüslerini yaladığını, ardından ''Tamam bitti işimiz artık.'' dediğini, bu olayın tam olarak ne zaman meydana geldiğini hatırlamadığını, sonbahar mevsiminde meydana gelmiş olabileceğini, bir süre sonra babasının "Daha işimiz bitmedi." diyerek kendisini salona götürdüğünü, babasının kıyafetleri üzerinde iken çıkarttığı cinsel organını kendisini yan yatırarak arka bölgesinden sokmaya çalıştığını, ''Hani baba bitmişti.'' dediğini, o sırada babasının bayılır gibi olduğunu, önce yattığı yerden kaldırarak "Baba bitsin artık bu. Gidelim buradan." dediğini, babasının da ''Tamam bitti. Sözümü tutacağım.'' dediğini, sonra babaannesinin evine gittiklerini, kahvaltı ettikten sonra birlikte otobüse binerek ...'e gittiklerini, kardeşi ...'in bıraktığı defteri okuduğunu ancak kendisine bir şey söylemediğini, babasını affettiğini, 2017 yılında yaşadığı olayı kimseye söyleyemediğini, 11. sınıfta iken 2018 yılının yaz ayında karne aldığı cuma günü babasının "Kızım bir rüya gördüm. Bir kez daha gideceğiz." diyerek kendisini köye götürmek istemesi üzerine abisi...'e durumu anlattığını, abisine "Babam bana tacizde bulunuyor." dediğini, abisinin kendisini ... adlı arkadaşının yanına götürdüğünü ve bıçak alarak babasını öldürmeye gideceğini söylediğini, ancak babasına hesap sorduğunu söylemesine rağmen aslında hiçbir şey yapmadığını sonradan anladığını, abisinin daha sonra yanına geldiğini ve "Bir daha o eve gitmeyeceğiz." diyerek kendisini kız arkadaşının yanına bıraktığını, bir süre Kur'an kurslarında ve dayısında kaldıktan sonra 2018 veya 2019 yılındaki Kurban veya Ramazan Bayramında annesinin ısrarı ile eve geri döndüklerini, bu süreçten sonra babasının sadece sözlü olarak kendisini taciz ettiğini, annesine olayları abisinin kendisini götürmesinden bir hafta önce anlattığını, annesinin ''Millet duymasın, rezil olmayalım, adın lekelenir." dediğini, eve döndükten sonra babasının kendisine dokunmadığını, ancak bundan dört beş ... önce banyoda kendisini izlemeye kalktığını, banyonun tavanında lamba olan yerde babasının tavanı delmiş olduğunu, İlk derece mahkemesine sunduğu 27.08.2020 havale tarihli dilekçesinde özet olarak, babası hakkında ifadesinin gerçeği yansıtmaması nedeni ile duyduğu vicdani rahatsızlıktan ötürü kimsenin baskına maruz kalmadan şikâyetinden vazgeçtiğini, babasının cinsel tacizinin söz konusu olmadığını, 2016 yılında babasının arkadaşça görüştüğü bir erkekle konuşmasını yakalaması ve abisine söylemesi sonrasında kendisini uzaklaştırmak için Kur'an kursuna yazdırdıklarını, babasının kendisini sık sık köye götürdüğünü, bu durumun kendisini bunaltması, gençliğinin verdiği isyankârlıkla kardeşlerine ve annesine babasının kendisini taciz ettiğini söylediğini, annesinin astım hastası olduğunu, babasının annesine eziyet ettiğini, 2020 yılında babasının bir başka kadınla ilişkisi olduğuna telefonundaki mesajları ve fotoğrafları görmesi nedeniyle vakıf olduğunu, annesinin çok üzüldüğünü ve ağlama krizlerine girdiğini, hatta eve ambulans geldiğini, bu duruma kızması sebebiyle daha önce köylerinde yaşanan bir olaya istinaden iki yıl yatıp çıkar düşüncesiyle banyonun tavanındaki açıklığı da eklemek suretiyle kardeşlerine kurguladığı olayı anlattığını, köy evinde silahın ateşlenmesi olayını kazara silah temizlerken abisi...’in yaptığını, ailesince de bunun bilindiğini, babasının ceza alması için bu olayı ifadesine eklediğini, ifadesinden sonra aile üyeleri ile konuşurken ağzından silah olayını kaçırdığını, aile fertlerinin tepki göstermeleri ve babasının hayatı boyunca ceza evinde kalacağını söylemeleri üzerine vicdan azabı çektiğini, Aşamalarda SEGBİS sistemi aracılığı ile verdiği ifadelerinde ise; 2016 yılında erkek arkadaşlarından uzak tutmak için babasının kendisini köye götürdüğünü, bu durumdan sıkılması ve yaşının verdiği asabiyet sebebiyle babasının kendisine tacizde bulunduğuna dair aile üyelerine anlatımlarda bulunduğunu, hatta kardeşi ...'e not bıraktığını, köye götürülme durumu olunca abisi... ile annesine benzer şeyleri anlattığını, abisi...'in ise kendisini önce ismini bilmediği bir arkadaşının yanına götürdüğünü, sonra abisinin kendisini Kur'an kursuna yazdırdığını, iki sene kursta kaldığını, bu süreçte aralarının düzeldiğini, erkekler ile alakasını kestiğini, liseyi bitirmesini müteakip babasının kendisini hafızlık için Kur'an kursuna yazdırdığını, 2020 yılında babasının telefonunda başkaca kadınlarla yazışmalarını gördüğünü, annesini aldattığını öğrenmesi üzerine astım hastası da olan annesinin rahatsızlandığını, abisini arayarak annesinin kötü olduğunu, babasının annelerini aldattığını söylediğini, taciz olayını yeniden gündeme getirdiğini, abisine banyoda babasının kendisini izlediğini söylediğini, ancak bunun gerçekte olmadığını, 2015 yılında dedesinin evinde abisinin yaptığı olayı da babası yapmış gibi kollukta anlattığını, köylerinde kızına tacizde bulunan bir kişinin daha önce bir iki yıl yatıp çıktığını, böyle olacağı düşüncesi ile bunları söylemiş ise de cezasının çok olduğunu öğrenince pişman olduğunu, savcılık ifadesindeki beyanlarının kurgu olduğunu, sosyal medya sitelerinde izlediği video ve röportajlardan esinlenerek ifade verdiğini, ifadesini değiştirmesi için baskıya maruz kalmadığını, babasının telefonunda ... ve ... isimli kadınlarla yazışmalarının olduğunu gördüğünü, Tanık ... kollukta, özet olarak; 2016 yılında mağdurenin yaşadığı olayları annesine, kendisine ve abisine anlattığını, çok üzüldüğünü, tarihini hatırlamadığı bir gün işten geldiğinde babasının ablasını köye götürmek istediğini, ablasının gitmek istemediğini ve mutfak dolabı içerisine bir mektup bıraktığını söylediğini, okuduğunda babasının kendisini zorla köye götürdüğünü, içeceğine uyku hapı attığını, mahrem yerlerine dokunduğundan bahsettiğini, konuyu abisi... ile konuştuğunu, ablasını abisinin kimsenin bilmediği bir Kur'an kursuna yatılı olarak verdiğini, burada iki yıl kadar kaldığını, konuyu babasına sorduğunda söylenenlere itiraz etmediğini, ablasının kurstan mezun olduktan sonra eve gelmek istemediğini, fakat babasının söz vermesi nedeniyle kendilerinde kalmaya başladığını, banyo olayını bir yıldır bildiğini, abisi...'in yeni öğrendiğini, tavanda lambanın ortasından kesilmiş, küçük bir göz girecek büyüklükte bir delik bulunduğunu, bu olayı ablası öğrenince abisine söylediğini, sonrasında abisinin ablasını yanına aldığını ve şikâyette bulunduklarını, annesinin "Babanız kendisini öldürecek, o öldürürse bende kendimi öldürürürüm!" dediği için şikâyette bulunmadıklarını, olayları görmediğini ama ablasına inandığını, babasının instagramda cinsellik içeren video ve fotoğraflara baktığını gördüğünü, İlk derece mahkemesine sunduğu 27.08.2020 havale tarihli dilekçesinde özet olarak, ifadesinin kız kardeşinin babası hakkında anlattıklarından kaynaklı olduğunu, şikâyetten sonra ablasının tavana ateş edilmesine dair beyanı durumdan şüphelendiklerini, gerçeği neden anlatmadığını sorduklarında babalarının annesine kötü davranması ve aldatmasından dolayı böyle bir şey yaptığını söylediğini, sadece bırakılan not ile sözlü anlatımından bilgisinin olduğunu, İlk derece mahkemesinde SEGBİS sistemi ile tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde; kollukta babasının cinsel içerikli video ve fotoğraflara baktığını gördüğünü söylemesi sebebinin başka kadınlarla yazışması nedeniyle olduğunu, banyo tavanındaki deliğin nasıl açıldığını bilmediğini, dış tarafında kontrplak bulunduğunu, insanın çıkamayacağını, Tanık ..., 16.06.2020 tarihinde kollukta bilgisi alınan sıfatı ile vermiş olduğu ifadesinde özet olarak, 2016 yılında kardeşi mağdurenin, babasının kendisini köye götüreceğini ancak gitmek istemediğini, babasının bir şekilde kendisine dokunduğunu söylediğini, nasıl dokunduğunu sorduğunda mahrem yerlerine dokunduğunu, öptüğünü, yaladığını anlattığını, bunları duyunca babası ile bağlarını kopardığını, o gün mağdureyi evden kaçırıp, kimsenin yerini bilmediği bir Kur'an kursuna kaydını yaptırdığını, mağdurenin iki yıl kadar yatılı kaldığını, bu süreçte kendisinin evlendiğini, babasının annesine baskı yaptığını ve onu darp ettiğini öğrendiğini, kız kardeşinin kurstan mezun olduğunu ancak eve gitmek istemediğini, kardeşine annesi için eve gitmesini, sorun olduğunda da kendisini haberdar etmesini söylediğini, eve gittikten yaklaşık bir hafta önce kardeşinin telefonda kendisine bir şey anlatacağını söylediğini, bunun üzerine babasının kardeşine yine bir şey yaptığını sandığını, sorduğunda evin çatısından banyonun bulunduğu yeri babasının kazdığını, kendisini izlediğini söylemesi üzerine hemen yanına gelmesini söylediğini, anlatmasına göre yaklaşık dört aydır babasının bu şekilde kardeşini izlediğini, kardeşi gittikten sonra babasının annesine baskı yapmaya başladığını, durumu kardeşleri ile değerlendirdiklerini ve suç duyurusunda bulunduklarını, İlk derece mahkemesine sunduğu 27.08.2020 havale tarihli dilekçesinde; ifadesinin kardeşinin anlattıklarından kaynaklı olduğunu, kendisinin köy evinde silahı temizlerken kazara silahın ateş alarak tavanı deldiğini, şikâyet sonrası görüşmelerinde kardeşinin sanığın silahla ateş ederek tavanı deldiğini beyan ettiğini söylemesi üzerine durumdan şüphelendiğini, sorduğunda aldatma olayı ve annesine kötü davranması nedeni ile bu şekilde beyanda bulunduğunu söylediğini, 2016 yılında babasının mağdurenin bir erkekle görüştüğünü söylediğini, bu nedenle mağdureye kızdığını, iki ... sonra mağdurenin kendisine bu kez sanığın kendisini rahatsız ettiğini söylediğini, bu nedenle sanıkla tartışıp onunla irtibatını kestiğini, kız kardeşinin erkek kardeşine attığı mesaj ve ekran görüntüsünden babasının annesini aldattığını öğrendiğini, babalarına tepki gösterdikleri dönem kız kardeşinin, babasının kendisini taciz etmeye devam ettiğini ve banyoda kendisini gözetlediğini söylemesi nedeniyle onu karakola götürdüğünü, karakolda kendisinden banyonun fotoğrafını istediklerini, eve giderek fotoğrafları çekip getirdiğini, ancak dama çıktığında bir açıklık görmediğini, evin çatısının toprak dam olduğunu, kız kardeşinin anlattıkları kadar bilgisinin olduğunu, görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, İlk derece mahkemesinde SEGBİS sistemi ile tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde özet olarak, sanığın mağdurenin bir erkekle görüştüğünü ima ettiğini, isminin E.B. olduğunu, şahısla görüşerek kardeşiyle görüşmemesini istediğini, kız kardeşinin ise babasının tacizde bulunduğunu ve köye gitmek istemediğini söylediğini, annesi sinir krizi geçirdiği için olayı öğrendiğini, sanığın yazışmaları ve fotoğraflarının kendisinde bulunduğunu, annesinin bu durumdan sonra mağdurun banyoda sanığın kendisini izlediğini söylediğini, eve gidip deliği görünce mağdureyi alıp savcılığa götürdüğünü, ancak sanığın tüfeği başına dayayarak tehdit ettiği iddiasını duyunca mağdurenin yalan söylediğini anladığını, çünkü 2015 yılında dedesinin evindeki silahla kendisinin ateş ettiğini, hatta dedesinin tüfeği sakladığını, her ihtimale karşı çatıya çıkarak deliğin nasıl açıldığına ilişkin araştırma yaptığını, fakat deliğin dışarıdan bir müdahale ile açılmadığını, naylonun dahi sağlam durduğunu gördüğünü, Tanık ..., kollukta; yaklaşık dört yıl önce kızının kendisine babası tarafından tacize uğradığını söylediğini, çok şaşırdığını, kızının yalan söylemediğini bildiği için buna inandığını, konuyu eşine sorduğunda sinirlenerek ''Ben kızıma nasıl böyle şeyler yaparım?'' dediğini, o günden sonra oğlu...'in kızını alarak bilmedikleri bir Kur'an Kursuna yatılı olarak verdiğini, iki yıl sonra kızının mezun olduğunu, ancak eve gelmek istemediğini babasının kendisine baskı yaptığını anlatıp bir şekilde kızını gelmesi için ikna ettiğini, babasının böyle şeyler yapmayacağına dair söz verdiğini, yaklaşık bir hafta önce kızının yanına gelerek banyonun tavanının açık olduğunu, babasının kendisini izlediğini söylediğini, hemen bahçeye çıktığını, çatıya çıkılan yerde merdiven gördüğünü, eve girdikten beş dakika sonra tekrar dışarı çıktığında ise merdivenin yerinde olmadığını gördüğünü, bu durumu eşine sorduğunda kendisine tepki gösterdiğini, İlk derece mahkemesine sunduğu 27.08.2020 havale tarihli dilekçesinde özet olarak; ifadesini kızının beyanlarına istinaden verdiğini, şikâyetten sonra görüştüklerinde oğlu...'in köy evinde silahı temizlerken kazara ateş ederek tavanda delik açtığı olayı babasının yaptığını ifadesinde söylediğini anlatması üzerine şüphelenip kızına neden gerçeği söylemediğini sorduğunu, kızının, babasının aldatması ve kendisine kötü davranması nedeniyle böyle bir şey yaptığını söylediğini, taciz olayına dair bir görgüsünün olmadığını, İlk derece mahkemesinde; kızının erkeklerle konuştuğunu gören eşinin onu Kur'an kursuna yazdırdığını, 2016 yılında kızının babasının kendisini taciz ettiğini söylemesi üzerine "Kızım, baban öyle bir şey yapmaz." dediğini, eşine sorduğunda da öyle bir şey yapmadığını söylediğini, emniyette verdiği ifadesinde geçen merdiven hususundaki beyanları sinirle verdiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... kollukta özetle; 2016 yılında kızının erkeklerle konuştuğunu abisi...'e söylediğini, ...'in kardeşini vuracağını söylediğini, mağdureyi erkeklerden uzak tutmak için köye götürdüğünü, daha sonra abisi...'in, mağdureyi Kur'an kursuna yazdırdığını, bir müddet orada kalan kızının, sonra tekrar eve geldiğini, birlikte yaşadıklarını, kızının neden iftira attığını bilmediğini, kesinlikle banyonun tavanına kızını izlemek için delik açmadığını, banyonun lambasının üstündeki yerde elektrik kablosunun eridiğini, orayı tamir ettirdiğini, suçlamaları kabul etmediğini, Sorguda; kollukta ayrıntılı savunma yaptığını ve tekrar ettiğini, gerçeğin ortaya çıkması için eşinin telefonunun dinlenilmesini istediğini, 2014 yılında kızının dayısı olan ...'in kendisini arayarak kızının whatsappta gezdiğini söylediğini, kızını telefonunda erkeklerle görüşürken yakaladığını, eşinin, oğullarının ve kızının neden aleyhinde beyanda bulunduklarını bilmediğini, İlk Derece Mahkemesinde özetle; yabancı birisinin kendisine attığı mesajı görünce eşinin kendisini aldattığını düşündüğünü, kızının özel hayatına karıştığı ve onu daralttığı için hakkında böyle bir iddiada bulunduğunu, cezaevinde görüşe geldiklerinde kızının kendisinden özür dilediğini, öyle bir şeyin olmadığını mahkemede anlatacağını söylediğini, kesinlikle kendisine cinsel eylemlerde bulunmadığını, banyonun tavanındaki deliği elektrikçinin açmış olabileceğini, İstinaf mahkemesinde; önceki savunmalarını tekrar ettiğini, iddiaların gerçek dışı olduğunu, aynı odada beş kişi kaldıklarını, 2016-2017 yıllarında zaten karayollarında çalıştığını, eve cumartesi ve pazar günleri geldiğini, Temyiz aşamasında gönderdiği 15.03.2022 tarihli dilekçesinde; bir başka kadınla gönül muhabbeti olması nedeni ile karısı ve kızının kendisine iftira attıklarını, bu durumu mağdurenin de pişman olduğunu söyleyerek beyan ettiğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Metin Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın mağdurenin öz babası olduğu, 2016 yılı içerisinde birlikte bir düğün törenine katılmak üzere sanık ve mağdurenin ... ilçesi... mahallesine gittiklerini, düğün sona erdikten sonra sanık ve mağdurenin, mağdurenin dedesi olan ...'in evine kalmaya gittikleri ve aynı koltukla yattıkları, mağdurenin gece uyanarak su içmek için mutfağa gittiğini gören sanığın konuşma bahanesiyle mağdurenin yanına geldiği, birlikte oturdukları sırada sanığın elini mağdurenin omzuna atarak kıyafetlerinin içinden göğüslerine dokunduğu, sanığın "Sus!" demesi nedeniyle mağdurenin bu eyleme herhangi bir tepki gösteremediği, sanığın benzer eylemleri birlikte yaşadıkları evde de sürdürdüğü ve geceleri mağdurenin vücuduna dokunduğu, mağdurenin, bu durumu, sabah uyandığında gömleğinin düğmelerinin açık olması nedeniyle fark ettiği, 2017 yılı içerisinde sanığın “Son kez olacak!” diyerek mağdureyi köye götürmek istediği, mağdurenin direnip ağlayarak köye gitmek istemediğini söylediği, ancak buna mecbur kalınca köye gitmeden önce bir mektup yazarak kıyafetlerinin altına bıraktığı, kardeşi olan tanık ...'e de köye gittiği zaman bıraktığı mektubu okumasını söylediği, köye gittikleri gün mağdurenin dedesinin evinde kimsenin olmadığı, sanığın evde bulunan tüfeği alarak başına dayadığı ve mağdureye "Seni zevke getireceğim, girmeyeceğim, avret yerini yalayacağım!" dediği, ardından da havaya ateş ettiği, sanığın "Kızım seninle bir anlaşma yapacağız, ben sana istediklerimi yapacağım, yarın da seni otobüse bindirip kendimi burada vuracağım. Yoksa seni burada öldürürüm!" diyerek saldırdığı mağdurenin cinsel bölgesini ve göğüslerini yaladığı, sonrasında "Daha işimiz bitmedi!" diyerek cinsel organını mağdurenin anüsüne sokmaya çalıştığı, mağdurenin "Baba, yeter artık!" demesi ile sanığın eylemine son verdiği, 2018 yılında da sanığın mağdureye "Kızım bir rüya gördüm, bir kez daha gideceğiz!" demesi üzerine mağdurenin ağlamaya başladığı ve fırsatını bulduğunda sanığın eylemlerini abisi olan tanık...’e anlattığı kabul edilen olayda; Mağdurenin 16.06.2020 tarihinde kolluğa müracaat ederek sanık hakkında cinsel istismara maruz kaldığından bahisle şikâyetçi olmasına karşın 27.08.2020 havale tarihli dilekçesinde bu kez; babasının erkek arkadaşları ile olan ilişkisi nedeniyle üzerinde baskı kurması ve annesini başka kadınlarla aldatması sebebiyle bu olayı kurguladığına yer vermesi, mağdurenin bu aşamaya kadarki beyanlarının da maruz kaldığını ileri sürdüğü eylemlerin tarihleri ve diğer aile bireylerine hangi eylemi ne şekilde aktardığı hususlarında çelişkiler içermesi, mağdurenin 2016 yılında dedesinin evinde uyandığında kıyafetlerinin düğmelerinin açık olduğu iddiasını, bu durumun sonradan sanık tarafından kendisine iletilmesi nedeniyle dile getirdiğini belirtmesi, 2017 yılında yine köyde gerçekleştiği öne sürülen cinsel eylemler sırasında, mağdurenin isimlerini de bildiği hiçbir komşularından yardım istememesi, aynı sabah hep birlikte kahvaltı ettiklerini söylemesinin genel hayat tecrübeleriyle bağdaşmaması, değinilen hususların Bölge Adliye Mahkemesindeki ifadesi sırasında hazır bulunan pedagog tarafından mağdurenin beyanlarına itibar edilebileceğinin açıkça bildirilmemesi, adli tıp uzmanınca düzenlenen 16.06.2020 tarihli raporda mağdurede fiilî livata bulgusuna rastlanmadığının belirtilmesi ve tüm aşamalarda istikrarlı biçimde suçlamaları kabul etmeyen sanığın, hakkındaki isnatların eşi ve kızının kendisine husumet duymalarından kaynaklandığını savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet nitelikli cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.01.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.01.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.