13. Hukuk Dairesi 2014/22800 E. , 2015/14626 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davacı Asil ... ve vekili avukat ile davalı vekili avukat Işıl Çulhaoğlu'nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulun…
**13. Hukuk Dairesi 2014/22800 E. , 2015/14626 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davacı Asil ... ve vekili avukat ile davalı vekili avukat Işıl Çulhaoğlu'nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalının vekili sıfatıyla, 1999 yılında aldığı vekalet ile bir kısım dava ve hukuki işlerini takip ettiğini, 2005/700 esasta görülen tapu iptali ve tescil davasını davacı adına açıp sonuçlandırdığını, dava devam ederken 5.2.2007 tarihinde ücret sözleşmesinin yapıldığını , bir kaç kez yargıtay aşamasından geçerek davanın davacı lehine sonuçlandığını ancak sözleşme ile kararlaştırılan ücretin ödenmediğini ileri sürerek, 342.900 TL.nin yasal faiz ile ödetilmesini istemiştir. Davalı, yapılan sözleşmenin geçersiz olduğunu bu nedenle hiç bir ücret talep edemeyeceğini ayrıca pek çok avans ödemesinin de yapıldığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı avukatın 7.7.1999 tarihinde aldığı vekalet ile davalı adına 3.6.2003 tarihinde tapu iptali ve tescili davası açtığı, 2005/700 esasta görülen dava sonucu mahkemece direnme bozmasına da uyularak 18.12.2007 tarihinde tapu iptali ve tescil davasının kabul edildiği ve 26.1.2009 tarihinde kesinleştiği , sonrasında davalı tarafça 11.1.2010 tarihinde azledildiği tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır. Davacı avukat ile davalı arasında yapılan 5.2.2007 tarihli avukatlık sözleşmesinde, hukuki yardımın konusunun " 2005/700 esas sayılı dosyasının yerel mahkeme tarafından direnilmesi nedeni ile yargıtay hukuk genel kurulu aşamasında temyiz edilerek hukuken takip edilmesi " olduğu açıklandıktan sonra, ücret bölümünde, dosyanın hukuk genel kurulunda takip edilmesi ve yerel mahkeme kararının yargıtaydan esastan bozulmasının sağlanması karşılığında dava konusu taşınmazın kararın kesinleştiği tarihteki değerinin % 5 inin vekalet ücreti olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Davacı avukat, takip ettiği bu dosya için sözleşme ile kararlaştırılan ücretin ödetilmesini eldeki dava ile talep etmiştir. Mahkemece, sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle vekalet ücretinin talep edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, taraflar arasında yapılan avukatlık sözleşmesi geçersizdir. Ancak davacı avukatın, Asliye Hukuk Mahkemesi'nde, davalı adına 3.6.2003 tarihinde tapu iptali ve tescili davasını açıp takip ettiği ve davanın kesinleşmesine kadar hukuki hizmet verdiği ve anılan sözleşmenin hukuk genel kurulu aşamasında verilecek hizmete yönelik olarak yapılmış olup, davacı avukatın bu aşamadan önce de hizmet verdiği gözetildiğinde; hukuki hizmetin verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4667 sayılı yasa ile değişik Avukatlık Kanunun 164/4 maddesi hükmünce avukatın yaptığı iş ve emeği de gözetilmek suretiyle %5-15 arasında uygun bulunacak bir orana göre davanın değeri üzerinden vekalet ücreti hesabı yapılıp, davalı tarafça yapıldığı bildirilen ödemeler de gözetilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması,usul ve yasaya aykırı olup,bozmayı gerektirir. SONUÇ: yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 07/05/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Davanın dayanağını; davacının 2003 yılında Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı adına açtığı tapu iptal ve tescil davasında verdiği hukuki yardım nedeniyle avukatlık ücret sözleşmesine göre ödenmeyen ücret alacağı oluşturmaktadır. Davacı hukuki yardımı başlatan avukat olup davalıyı temsilen açtığı tapu iptal ve tescil davasının yerel mahkemece reddedilmesi ve kararda direnilmesi üzerine, 5.2.2007 tarihinde davalı işsahibi, davacı ve davacının yetki verdiği dava dışı avukatlar arasında avukatlık ücret sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmede ''Kemer Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, 2005/700 E. 2006/696 K. Sayılı dosyasının Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda takip edilmesi ve mahkeme kararının Yargıtay'dan esastan bozulmasının sağlanması karşılığında, dava konusu Kemer Harnup arası mevkiinde bulunan, 670 parselde kayıtlı taşınmazın, kararın kesinleştiği tarihteki değerinin %5'i vekalet ücreti olarak ödenecektir'' hükmü getirilmiştir. Davalı bu sözleşmeden doğan edimini yetki verilen vekiller yönünden yerine getirmiş olup vekalet ücreti olarak davadışı avukatlara 500.000 EURO bedelli bono vermiş ayrıca bir kısım ücreti peşin ödemiştir. Yetkili kılınan avukatların bono bedelini tahsil etmeye kalkışmaları üzerine işsahibi davalı bu avukatlara yönelik borçlu olmadığına ilişkin menfi tespit davası açmıştır. Ne var ki ücret sözleşmesinden kaynaklanan bu davanın reddi üzerine Dairemizin 26.02.2013 tarih ve 2012/23914 esas 2013/4385 karar sayılı ilamı ile yerel mahkemenin kararı ücret sözleşmenin hukuka, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olması nedeniyle geçersiz olduğuna hükmedilmiş, aşamalardan geçen dava kesinleşmiştir. Görüldüğü üzere taraflar arasında imzalanan ücret sözleşmesi eldeki davadan önce yargılamaya konu olmuş ve sözleşmenin konusu açıkça kamu düzenine aykırı bulunmuştur. Artık konusu aynı olan ahlaka ve kanuna aykırı bir sözleşmeye dayanarak davacı avukatın ücret talep etmesi hukuken korunamaz. Öte yandan Avukatlık Kanununun 171. maddesinde "Avukat tarafından işe başka avukatlar teşrik edilmiş ise, avukat bundan dolayı ayrı bir ücret istiyemiyeceği gibi, işi birlikte takip eden avukat da müvekkilden herhangi bir ücret istiyemez. İş tamamen başka bir avukata bırakılmış ise, tevkil eden ve tevkil olunan avukatlar ücret sözleşmesindeki miktarı aşmamak şartiyle, harcadıkları mesaiye karşılık olan ücreti müvekkilden istiyebilirler. Ancak, tevkil eden avukat müvekkilden peşin ücret almışsa, harcadığı mesaiye karşılık olan miktarın fazlasını tevkil ettiği avukata ödemekle yükümlüdür." hükmü getirilmiştir. Birden ziyade avukatın aynı vekaletname ile vekalet hizmetini birlikte deruhte etmeleri halinde müvekkilin bu avukatlara ücret sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça tek bir vekalet ücreti ödeme yükümlülüğü vardır. Aslolan vekalet görevinin birlikte üstlenilmesidir. Yanlar arasında düzenlenen konusu aynı olan sözleşmenin geçersiz olmasına, davalı müvekkil açısından anılan davada borçsuzluğunun tespitine karar verilip kesinleşmesine göre eldeki davanın reddi doğru olmaktadır. Çünkü davalı lehine verilen o karar güçlü bir delildir. Yukarıdaki zikredilen kanun maddesi dosya ile birlikte değerlendirildiğinde davalının yetkili avukatlar açısından hiçbir vekalet ücreti ödemeyeceğine ilişkin ortada kesinleşmiş bir karar varken aynı sözleşmeye dayanarak davacının hak talep etmesi avukatlık hizmetinin bir bütün olması nedeniyle hukuken mümkün görünmemektedir. Ayrıca bu şekilde geçersiz olan sözleşmelerin yerine Avukatlık Kanunun 164/4 maddesi hükmünce geçersiz sözleşmede yazılı miktardan fazla ücret vermeyi hukuk düzeni korumaz. Davacıya emek ve hizmeti gereği vekalet ücreti verilmesi kabul edilse bile davacıya ve yetkili kılınan avukatlara yapılan ödemeler tüm ücreti karşılamaktadır. Zira hukuki yardıma konu davada harçlandırılmış müddeabih 500.000 TL olup hukuki yardımın başladığı tarihte geçerli olan mevzuat açısından asgari % 5 üzerinden 25000 TL eder ki bu da ödenen ücretin altında kalmaktadır. Mahkemece değişik gerekçeyle de olsa davanın reddine karar verildiği ve bu itibarla hükmün sonucunun doğru olduğu anlaşıldığından yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan bozmaya katılamıyoruz.