T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ : T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : Alacak G.KARAR YAZIM TARİHİ : 06/10/2025 İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 …
T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ : T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : Alacak G.KARAR YAZIM TARİHİ : 06/10/2025 İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirket ile davalı arasında ticari satım yapıldığını, davalının yaptığı inşaatta kullanılmak üzere kendilerine mal satıp teslim ettiğini, davacının davalıya sattığı ürünlerin bedelinin ödenmemesi nedeniyle ....... Müdürlüğü'nün ....... esas sayılı dosyası ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile ilamsız takip başlattıklarını, müvekkilinin uzun süren dava süreçleri sonucu 01/08/2023 tarihinde icra dosyası alacağını tahsil ettiğini, müvekkilinin davalı tarafa satmış olduğu ürünlerin satıldığı tarihteki piyasa değerleri ile borcun tahsil edildiği dönemdeki değerleri arasında enflasyondaki ve inşaat ürünlerindeki artışlardan dolayı 7-8 kat oranında artış olmasına rağmen müvekkilinin icra dosyasının dosya kapak hesabında belirtilmiş olunan bedeli tahsil ettiğini ve çok büyük oranda zarar etmek zorunda kaldığını, şimdilik davalı tarafa satılan ürünler karşılığında ....... Müdürlüğü'nün ....... E sayılı dosyadaki fatura bedellerinin 01.08.2023 tarihinde yapılan ödeme düşülerek denkleştirici adalet ilkesi de göz önünde bulundurularak faturaların bedelinin günümüz koşullarına uyarlanmasına, davacı müvekkilinin uğramış olduğu zarar nedeniyle bilirkişi raporu sonrasında arttırmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi zararının 01.08.2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacının davasını dayandırmış olduğu alacak miktarına ilişkin kesin hüküm bulunmakta olup HMK m.303 uyarınca kesin hükme bağlanmış talepler hakkında tekrar dava ikame edilemeyeceğini, davacının kesinleşmiş bir ilam ile, talep etmiş olduğu alacağı temerrüt tarihinden itibaren işlemiş faizi ile tahsil ettiği açık olup davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin ise söz konusu alacağın ödenmemesinde bir kusuru bulunmadığını, davacının davasını dayandırmış olduğu alacak miktarına ilişkin kesin hüküm bulunmakta olup HMK m.303 uyarınca kesin hükme bağlanmış talepler hakkında tekrar dava ikame edilemeyeceğini, davacının kesinleşmiş bir ilam ile, talep etmiş olduğu alacağı temerrüt tarihinden itibaren işlemiş faizi ile tahsil ettiği açık olup davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini, müvekkilinin ise söz konusu alacağın ödenmemesinde bir kusuru bulunmadığını beyan ederek bu nedenlerle davanın reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesinde özetle; 12/07/2024 tarihli dava dilekçesi ile 1.000,00 TL maddi zararın dava açılmadan önce ....... Müdürlüğü'nün ....... esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibine 01.08.2023 tarihinde yapılan ödeme olan 722.142,00 TL'nin düşülerek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla tespit edilen tutar doğrultusunda ek olarak 1.430.704,08 TL alacak arttırımı ile toplam 1.431.704,08 TL alacağının 01.08.2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " davacı tarafından ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar, enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebinde bulunulduğu, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlaması gerektiği, ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtaramayacağı, kaldı ki alacağın geç ödenmesi nedeniyle temerrüt faizi ve icra inkar tazminatına hükmedildiği davacının zararının bu şekilde karşılandığı sonuç ve kanaatine varılarak, davacı tarafından şahsen ve somut olarak uğradığı zarar ispatlanamadığından davanın reddine" dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Davacının davalıya satmış olduğu ve faturası kesilen ürünlerin bedelinin ödenmemesi sonrasında davacının alacağını tahsil etmek üzere ....... Müdürlüğünün ....... Esas (yeni esas ....... Müdürlüğünün ....... Esas) sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibine davalı tarafından kötüniyetli olarak haksız ve dayanaksız şekilde itiraz edilmesi neticesinde icra takibinin durduğunu, davacı tarafa ....... Mahkemesinde ....... Esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davasının açıldığını, açılmış olunan itirazın iptali davası sonrasında mahkemece tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesinin yapıldığını ve davalı tarafın ve davacıya ticari defterlerinde işlenmiş olan ve davalının alınan mallara dayalı borcu olduğunun bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkması sonrasında davanın kabulü ile itirazın iptaline ve takibin devamına karar verildiğini, ....... Mahkemesinin ....... Esas sayılı dosyası üzerinden görülen itirazın iptali davasında takibin olduğu gibi devamına karar verildiğinden davacı lehine de herhangi bir denkleştirme yapılmadığını, davacının uzun süren dava süreçlerinin sonucunu 31.10.2020 yılında başlatmış olduğu icra takibine konu alacaklarını 01.08.2023 tarihinde yapılan ilam, icra vekalet ücretleri, icra harçları hariç 588.987,44 TL ödeme ile icra dosyası alacağını tahsil edebildiğini, davalı tarafın her ne kadar davacıya ödeme yapmış olsa da davacının icra takibine konu olan alacağını davalının haksız ve dayanaksız itirazı nedeniyle yaklaşık 3 sene sonra tahsil edebildiğini, ilgili icra dosyası kapak hesabına bakıldığında davacı söz konusu alacaklarını icra inkar tazminatı yasal faiz ile birlikte 722.142,00 TL olarak almış olup davalının iddialarının aksine aşkın zararı oluşan davacının zararının ise giderilmediğini, davacı tarafın davalıya satmış olduğu inşaat malzemeleri için kestiği faturaya dayalı alacaklarının ödenmemesi sonrasında başlatılan icra takibine kötüniyetli olarak salt zaman kazanmak için borçlu olduğunu bildiği halde itiraz eden davalı taraf borcunu üç sene sonra ödeyerek davacının malları üzerinden haksız kazanç elde ettiğini ve yapılan yargılamalar ile alınan bilirkişi raporları ile de davacının aşkın zararı somut olarak tespit edildiğini beyan ederek açıklanan sebeplerle tehiri icra taleplerinin kabulü ile akabinde duruşma talepli istinaf başvurusunun kabulüne ve ....... Mahkemesinin ....... Esas, ....... Karar sayılı davanın reddine ilişkin kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde; Dava; munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı taraf ile davacı arasında ticari ilişki nedeniyle mal satışı yapıldığını, malların davalıya teslim edilmesine rağmen bedelinin ödenmediğini, bu sebeple başlatılan icra takibine itiraz sonucu görülen itirazın iptali davasının kabul edildiğini, dava süreçleri sonucunda davacının enflasyon ve inşaat ürünlerindeki artıştan dolayı zarara uğradığını ileri sürerek tazminat istemiyle eldeki davayı açmıştır. Bilindiği gibi munzam zarar, TBK'nun 122. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hüküm; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." düzenlemesini içermektedir. Uyuşmazlık, davacının alacağının geç ödenmesi sebebiyle temerrüt faiziyle karşılanamayan munzam zarar alacağının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır. Munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.6.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 karar sayılı kararında da kabul edildiği üzere, davacının ispatla yükümlü olduğu zarar, belli paranın gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Daha açık bir anlatımla, alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi sebebiyle uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını ispatla yükümlüdür. Bu bağlamda zarardan anlaşılması lazım gelen; davacının bu paranın ödenmemesi sebebiyle mahrum kalınan kar ya da varsayılan gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. O halde davacı-alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak kesin ve net bir biçimde kanıtlamalıdır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin, alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi, yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını; borçludan alacağını zamanında tahsil edeceğine güvenerek üçüncü kişilere karşı bir takım yükümlülükler altına girip, borçlunun borcunu geç ödemesi yüzünden bu üçüncü kişilere karşı edimini yerine getiremediği için cezai şart ya da vergi cezası ödediğini, mallarının haczedildiğini veya yüksek faizli kredi almak zorunda kaldığını; kanıtlamak durumundadır. Yoksa soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjöktürel olgular Borçlar Yasasının 105.maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez. Öte yandan, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar ( enflasyon, yüksek faiz, döviz kur farkı, paranın değerindeki düşüş vb. gibi olgular ) Borçlar Yasasının 105.maddesindeki munzam zararın kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluk gerçek zarar olarak gösterilemez. Ülkedeki enflasyon oranı zararın miktarının gerçekçi bir biçimde saptanabilmesi için ölçü olarak kullanılabilir ise de somut olgulara dayanmaksızın salt zararın varlığını ispat etmek için kullanılamaz. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay ele alınacak olursa; davacı devralan bankaya yatırdığı paranın geç ödenmesinden doğan somut ve şahsi bir zararın varlığına dayanmamış, salt paranın yatırıldığı tarihte elde edilmesi muhtemel olduğu ileri sürülen mal varlığının yaşanan yüksek enflasyon sebebiyle artık edinilememesine, yani genel olguya dayalı olarak davasını açmıştır. O halde davacı geç ödenen para sebebiyle somut bir zararının doğduğunu kanıtlayamamıştır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23/01/2018 tarih ve 2016/6577 esas 2018/556 karar sayılı ve 16/12/2014 tarih ve 2014/13210 esas 2014/19839 karar sayılı ilamı). Bu durumda mahkemece davacının davasını ispatlayamadığı ve somut olayda munzam zarar talep edilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi isabetlidir. Açıklanan nedenlerle istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların yerinde olmamasına, mahkeme gerekçesinin ayrıntılı ve denetime elverişli bulunmasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-....... Mahkemesi'nin ....... Esas, ....... Karar sayılı dosyasında verilen 13/03/2025 tarihli karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 4-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-HMK’nın 359/4. maddesi uyarınca iş bu kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.02/10/2025 ....... Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.