Başvuru, yapımı devam eden yatın, alıcısının borçları nedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu TMSF) tarafından haczedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, bu olaya ilişkin davada mevzuat hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
Başvuru; yapımı devam eden yatın, alıcısının borçları nedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından haczedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının,bu olaya ilişkin davada mevzuat hükümlerinin hatalı uygulanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvuru 12/8/2013 tarihinde Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 15/06/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/8/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile A. Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşme ile başvurucu Şirkete ait tersanede 29 metrelik ticari lüks yatın inşası ve 000 USD bedelle A. Ltd. Şti.ne satılması kararlaştırılmış, belirlenen bedelin tamamının ödenmemesi nedeniyle söz konusu yat A. Ltd. Şti.ne teslim edilmemiştir. TMSF, 18/4/2005 tarihli haciz varakası ile bahsedilen yatı, Denizcilik Müsteşarlığının talimatı ile muhafaza altında tutulduğu ve başvurucunun da ortağı olduğu Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Tuzla Tersaneler bölgesinde bulunan rıhtımda bağlı iken 21/07/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak başvurucunun yokluğunda haczetmiştir. Başvurucu; haciz işlemi üzerine 20/10/2005 tarihinde Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak mülkiyeti kendine ait olan teknenin A. Ltd. Şti. yetkilisi O.A.ya ait olduğundan bahisle TMSF tarafından 12/12/2003 tarihli ve 5020 sayılı Kanun'a dayanılarak 6183 sayılı Kanun'a göre haczedildiğini, 28/10/2005 tarihinde yapılacak olan açık artırma ile satışa çıkarıldığını haricen öğrendiğini, satışa konu yatın bedeli tamamen ödenmediğinden mülkiyetinin O.A.ya ait olmadığını ve tamamen hukuka aykırı olarak haczedildiğini, satışı hâlinde telafisi imkânsız zararlar ortaya çıkacağını, ayrıca A. Ltd. Şti.nin muvazaalı işlemleri ile söz konusu yatın daha önce iki kez haczedildiğini, ilk muvazaalı hacze ilişkin açılan istihkak davasının sulh olma sebebi ile takipten feragat edilerek konusuz kaldığını, ikinci muvazaalı hacze ilişkin açtığı istihkak davasında ise Kadıköy İcra Mahkemesinin 28/2/2005 tarihli kararı ile davanın kabulüne ve yatın maliki olduğunun tespitine karar verildiğini, kararın temyiz incelemesinde olduğunu, bu dava devam ederken yatın yasal olmayan yollardan yurt dışına çıkarılmaya çalışıldığını ve Hazine Müsteşarlığı ile Denizcilik Müsteşarlığına başvurularda bulunduğunu, hâl böyle iken yatın bu defa TMSF tarafından haczedilip satışa çıkarıldığını ve bu haciz işleminden haberdar edilmediğini belirterek tedbir için teminatsız olarak satışın durdurulmasını, bilahare yapılacak yargılama sonucunda söz konusu yatın mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tespit edilmesini, yat üzerindeki haczin fekkine karar verilmesini ve esas hakkında dava açmak için süre verilmesini istemiştir. Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi, 26/10/2005 tarihli kararı ile TMSF tarafından satışa çıkarılan yatın mülkiyetinin ihtilaflı olduğu ve satışı hâlinde telafisi imkânsız zararların doğabileceği kanaatine vararak satışın 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 101 ve devamı maddeleri gereğince açılacak davanın sonucuna kadar durdurulmasına karar vermiştir. Söz konusu karara karşı TMSF tarafından itiraz edilmiş, Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi 24/11/2005 tarihli kararı ile itirazı reddetmiştir. Başvurucu; ardından 7/11/2005 tarihinde Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesinde istihkak davası açmış, söz konusu yatla ilgili verilen satışın durdurulması ile ilgili kararın dava sonuna kadar devamına ve takibin tedbiren tehirine, yatın kendine ait olduğunun tespiti ile istihkak iddialarının kabulüne, hukuka aykırı haczin fekkine karar verilmesini, haksız yere dava açılmasına sebep olan idare aleyhine diğer tüm tazminat talepleri saklı kalmak kaydıyla yatın değerinin %10'u tutarında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi, 10/11/2006 tarihli ve E.2005/930, K.2006/950 sayılı kararı ile Kadıköy İcra Mahkemesinin yukarıda bahsedilen 28/2/2005 tarihli kararında başvurucunun uyuşmazlık konusu yatın maliki olduğunun tespit edildiğinin ve bu kararın Yargıtay Hukuk Dairesince 30/1/2006 tarihinde onanarak kesinleştiğinin anlaşıldığını, ilgili dosyada bulunan bilirkişi raporu ve hukuki görüşte de yatın mülkiyetinin başvurucuda kaldığının görüldüğünü belirterek davanın kabulüne hükmetmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/4/2008 tarihli ve E.2007/7845, K.2008/2052 sayılı ilamı ile bozulmuştur. Karar gerekçesi şöyledir: "... Bir kamu alacağının tahsili için borçlu hakkında 6183 sayılı yasaya göre takip sırasında üçüncü kişi elinde bulunan bir mal haczedilmiş olabilir. Malı elinde bulunduran kişi o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddiasında bulunursa keyfiyet haczi yapan memur tarafından haciz zaptına geçirilir (6183 sayılı yasa md. 67/1). Ancak haciz sırasında sessiz kalan veya haciz yokluğunda yapılan kişi, haczi yapan tahsil dairesine yedi gün içinde dilekçe ile başvurarak istihkak iddiasında bulunabilir. Üçüncü kişi haczedilen mal hakkında istihkak iddiasında bulunursa, mülkiyet karinesi haczedilen malın zilyedi olan üçüncü kişi yararına olduğundan, bu mal hakkında takip durur. Bu durumda 67/ maddesi uyarınca keyfiyet alacaklı amme idaresine bildirilir. Alacaklı amme idaresi bildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açmadığı takdirde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır.Malıelinde bulunduran (zilyet) üçüncü kişi mülkiyet karinesinden yararlandığından, dava açma külfeti alacaklı amme idaresine yüklenmiştir. Ancak davanın kişi tarafından açılmasını yasaklayan bir yasa hükmü bulunmadığından kişi de istihkak iddiası ile dava açılabilir. Kuşkusuz buradan yasada kabul edilen sürelere uyulması zorunludur. Somut olayda, dava konusu mal bu davanın davacısı olan kişi elinde haczedilmiştir. Haciz sırasında kişinin hazır bulunup bulunmadığı haciz zaptına yazılmadığı gibi, zabıtta istihkak iddiası ile ilgili bir kayıt da bulunmamaktadır. Bu nedenle haczin kişinin yokluğunda yapıldığının kabulü gerekir. Davacı, istihkak iddiası ile ilgili temyize konu eldeki davadan önce, haczedilen malın satışının tedbir yoluyla durdurulması istemli Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/175 Değişik iş sayılı davasını 2005 tarihinde açmıştır. Dolayısıyla anılan malın kendi elinde iken haczedildiğini en geç bu tarihte öğrenmiş olduğunun kabulü gerekir. Bu tarihten başlayarak 7 gün içerisinde üçüncü kişinin ya istihkak iddiasında bulunması ya da aynı süre içerisinde ait olduğu mahkemede istihkak davası açması zorunludur. Belirtilen sürede istihkak iddiasında bulunmayan üçüncü kişi aynı takipte bir daha böyle bir iddiada bulunamaz. Üçüncü kişi istihkak iddiası ile açmış olduğu bu davayı 7 günlük süreden sonra 2005 tarihinde açmış olup, davadan önce istihkak iddiasında bulunulduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi veya belge bulunmamaktadır. O halde mahkemece istihkak iddiasının süresinde yapılmamış olması ve aynı sürede davanın açılmamış bulunması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır. ..." Karar düzeltme istemi de 26/1/2009 tarihli ve E.2008/5215, K.2009/366 sayılı ilamla reddedilmiştir. Bozma ilamı üzerine Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi, 11/6/2009 tarihli ve E.2009/240, K.2009/646 sayılı kararında "... davacının bu davasında süre şartı olmadığı ve Yargıtay ilamında ise, borçlu elinde haczedilen mallara karşı istihkak iddiaları için konulan 7 günlük sürenin olayımıza yanlışlıkla uygulandığı, davacının zarar görmesi sebebi ile %10 tazminat talebinin haklı olduğu ve bütün bu sebeplerle Yargıtay bozma ilamının usul ve yasaya aykırı olduğu"gerekçesiyle direnme kararı vermiştir. Direnme kararı üzerine dosya Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş; Kurul, 11/11/2009 tarihli ve E.2009/15-462, K.2009/509 sayılı ilamı ile "Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ..." gerekçesine dayanarak direnme kararının bozulmasına hükmetmiştir. Bozma ilamı üzerine karar düzeltme talebinde bulunulmuş; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2/6/2010 tarihli ve E.2010/15-278, K.2010/299 sayılı ilamı ile karar düzeltme istemini reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"... 3-İşin Esası Yönünden Yapılan incelemede;Her ne kadar karar düzeltme istemine konu Hukuk Genel Kurulu Kararında,Özel Dairenin bozma kararında kabul edilen maddi olgu aynen benimsenerek, davaya konu malın kişi elinde haczedildiği kabul edilip, 6183 sayılı Kanunun maddesinin uygulanması benimsenmiş ise de; karar düzeltme aşamasında yeniden yapılan incelemede, yukarıda da izah edildiği üzere Özel Dairece kabul edilip, Genel Kurulca da benimsenen olguda maddi hata yapıldığı, aslında malın borçlu elinde iken haczedildiği anlaşılmakla, somut olaya 6183 sayılı Kanunun maddesinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun maddesinin, borçlunun elinde haczedilen malın üçüncü kişiye ait olduğu veya üzerinde üçüncü şahsın rehin hakkının olduğu iddiasında bulunması veya üçüncü şahıs haczedilen mal üzerinde mülkiyet veya rehin iddiasında bulunması durumunda, üçüncü şahsın 7 gün içinde mahkemede dava açması gerektiği, dava açmadığı takdirde iddiasından vazgeçmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.Somut olayda, davacı, istihkak iddiası ile ilgili eldeki davadan önce, Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/175 Değişik İş sayılı dosyasında verdiği 2005 tarihli dilekçesiyle haczedilen malın satışının tedbir yoluyla durdurulmasını istemiştir. Öyle ise davacının anılan malın borçlu elinde iken haczedildiğini en geç bu tarihte öğrenmiş olduğunun kabulü gerekir. Bu tarihten başlayarak 7 gün içerisinde davacı üçüncü kişinin ya istihkak iddiasında bulunması ya da aynı süre içerisinde ait olduğu mahkemede istihkak davası açması zorunludur. Belirtilen sürede istihkak iddiasında bulunmayan davacı üçüncü kişi aynı takipte bir daha böyle bir iddiada bulunamaz. Davacı üçüncü kişinin, istihkak iddiası ile açmış olduğu bu davayı, 7 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra, 2005 tarihinde açtığı anlaşılmış olup; davadan önce istihkak iddiasında bulunulduğuna dair dosyada herhangi bir bilgi veya belgeye de rastlanmamıştır. Bu durum karşısında, istihkak iddiasının süresinde yapılmamış olması ve aynı sürede davanın açılmamış bulunması nedeniyle mahkemenin davayı reddetmesi gereğine işaret eden bozma kararı sonucu itibariyle doğrudur. Bozma ilamındaki maddi hataya tespitlerin varlığı kabul edilmiş ve maddi hatanın düzeltilmesi yoluna gidilmişse de, maddi hatanın varılacak sonuca etkili olmaması ve bozma ilamının sonucu itibariyle doğru olması ..." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamı üzerine Tuzla Asliye Hukuk Mahkemesi 21/10/2010 tarihli ve E.2010/506, K.2010/716 sayılı kararı ile Hukuk Genel Kurulu kararları bağlayıcı olduğundan davanın reddine hükmetmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 12/6/2012 tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararını vekâlet ücreti yönünden hatalı hüküm kurulması sebebiyle düzelterek onamış; karar düzeltme istemini de 2/5/2013 tarihli ve E.2012/13515, K.2013/6102 sayılı ilamı ile reddetmiştir. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya 11/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 6183 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:"Borçlu, elinde bulunan bir malı üçüncü şahsın mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, haczi yapan memur bunu haciz zaptına geçirir. Keyfiyet, iddia borçlu tarafından yapılmışsa üçüncü şahsa, üçüncü şahıs tarafından yapılmışsa borçluya bildirilir. Tahsil dairesi, haciz zaptını aldığı tarihten itibaren 7 gün içinde iddiayı reddetmediği takdirde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Üçüncü şahıs, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz etmediği takdirde istihkak iddiası dinlenmez. İstihkak iddiası tahsil dairesince kabul edilmez veya borçlu tarafından istihkak iddiasına itiraz edilirse, 7 gün içinde mahkemeye müracaat etmesi lüzumu tahsil dairesince üçüncü şahsa bildirilir. Müddetinde dava açılmadığı takdirde istihkak iddiasından vazgeçilmiş sayılır." 6183 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:"Haczedilen mal borçlunun elinde olmayıp da, o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia eden üçüncü bir şahıs elinde ise keyfiyet, haczi yapan memur tarafından haciz zaptına geçirilir. Malın borçluya ait olduğu iddiasında bulunan tahsil dairesi keyfiyeti alacaklı amme idaresine bildirir. Alacaklı amme idaresi bildirme tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açmadığı takdirde istihkak iddiası kabul edilmiş sayılır. Borçlu ile birlikte ikamet etmekte olan şahıslar tarafından istihkak iddiasında bulunulduğu takdirde mal borçlunun elinde sayılır."