T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/874 KARAR NO : 2025/1729 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/02/2025 NUMARASI : 2023/776 Esas - 2025/81 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/04/2018 KARAR TARİHİ : 04/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/12/2025 İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemes…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/874 KARAR NO : 2025/1729 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/02/2025 NUMARASI : 2023/776 Esas - 2025/81 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 27/04/2018 KARAR TARİHİ : 04/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/12/2025 İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/02/2025 tarih 2023/776 Esas 2025/81 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili, müvekkili banka ile dava dışı .... Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, bu firmaya krediler kullandırıldığını, davalının kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borçlarının zamanında ödenmemesi üzerine davalı borçluya 23.02.2015 tarihli ihtarname gönderildiğini, müvekkili banka alacağının 12.06.2015 tarihi itibariyle toplam 243.775,53 TL olduğunu, ihtarname keşide edilmiş olmasına rağmen alacağın ödenmemesi nedeniyle borcun sorumlusu ve müteselsil kefili olan davalı borçlu hakkında İzmir 27. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7131 Esas (Eski Dosya No: 2015/8592 Esas) sayılı dosyasında tahsilde tekerrüre sebebiyet vermemek kaydıyla icra takibine başlandığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının asıl borçlu şirket lehine verdiği iddia ettiği ipotek ile takip konusunun bir ilgisinin bulunmadığını iddia ederek, davalının icra takibine itirazının iptaline ve takibin devamına, %20’den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, müvekkilinin usulüne uygun alınmış kefilliğinin bulunmadığını, kredi-kefalet sözleşmesinin düzenlendiği 01.03.2013 tarihinde yürürlükte olan 6098 Sayılı TBK'nın 583. maddesi çerçevesinde geçersiz olduğunu, müvekkilinin müteselsil kefil olarak kendi el yazılı beyanının bulunmadığını, kredi sözleşmesinin müvekkiline teslim edilmediğini, TBK'nın 586. maddesi şartlarının yerine getirmediğini, davacı alacaklının öncelikle asıl borçluya veya rehinin paraya çevirmesine başvurması ve şayet bu yolla alacağın tahsili mümkün olmaz ise bu takdirde kefile müracaat edilmesi gerektiğini, kefalet ilişkisinin evvelce verilen ipoteğin kaldırılması sureti ile sonlandırıldığını, müvekkilinin kredi kullananın sözleşmeyi imzalaması döneminde kefalet sözleşmesi yanında kendisine ait .... ili, .... İlçesi, ... Mahallesi, ... Karayolu Mevkii, .... ada,....parseldeki taşınmazını da ipotek olarak verdiğini, ancak kredi kullananın krediyi ödemesinden sonra müvekkilinin davacı bankaya başvurarak müvekkilin taşınmazının üzerindeki ipoteğin kaldırıldığını, müvekkilinin kefil olmadığı sözleşmelerden doğan borçlardan sorumlu tutulmak istendiğini, müvekkilinin sadece 01.03.2013 tarihli kredi sözleşmesini imzaladığını, asıl borçlu şirketin çek yaprağı bedellerinden, kredi kartı borcundan, teminat bedellerinden ve benzeri borçlarından sorumlu olmadığını, talep edilen faizin haksız ve fahiş olduğunu, ihtarnamenin müvekkiline tebliğ edilmediğini, temerrüde düşmeyen müvekkilinden faiz talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddine, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, davalının icra takibine itirazının kısmen iptali ile 177.137,30 TL asıl alacak, 24.970,25 TL işlemiş temerrüt faizi ve %5 BMSV olmak üzere toplam 202.107,55 TL'lik alacağa yönelik itirazın iptali ile takibin 177.137,30 TL'lik asıl alacağa takip tarihinden itibaren, Kredili mevduat hesabı olan 9.314,35-TL'lik asıl alacağa yıllık %30,24 temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi, 2.753,44-TL'lik kredi kartından kaynaklanan asıl alacağa yıllık %30,24 temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi, 165.069,51 TL'lik diğer kredili ürünlerden kaynaklanan asıl alacağa yıllık %39 temerrüd faizi ve faizin %5 gider vergisi uygulanmak suretiyle devamına, hüküm altına alınan alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan İİK 67/2 uyarınca %20 icra inkar tazminatı olan 40.421,51 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı banka haksız ve kötüniyetli olmadığından, reddedilen miktar yönünden şartları oluşmadığından, davalı lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesine yer olmadığına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARININ ÖZETİ : Dairemizin 21.09.2023 tarihli 2020/2058 E. 2023/1245 K. sayılı ilamı ile, davanın genel kredi sözleşmesi kapsamında davacı banka alacağının davalı kefilden tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller tartışılıp değerlendirilmeksizin ve hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığı açıklanmaksızın, "usul, yasa ve mevzuata uygun karar vermemize dayanak teşkil eden rapor doğrultusunda" şeklindeki gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi veya gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerektiği; mahkemenin kabulüne göre de, davalı vekilinin cevap dilekçesinde ve istinaf dilekçesinde müvekkilinin 01.03.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak yükümlülük altına girdiğine dair kendi el yazısıyla yazılmış bir beyanının bulunmadığını, bu nedenle sözleşmenin geçerli olmadığını savunduğu, mahkemece öncelikle davalı tarafa bu savunması açıklattırılarak, açıkça yazı inkarında bulunulması halinde 01.03.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalının kefaletine dair bölümdeki yazıların davalının eli ürünü olup olmadığı tespit edilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARINDAN SONRAKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda davalı vekiline dosyada sunulu olan genel kredi sözleşmesinin eki ve kefalet sözleşmesi üzerinde bulunan isim, soy isim, imza, kefalet türü, adres, kefil olunan azami miktarı rakam ve yazı ile yazılı olan kısımları ayrıca tarih ve imza kısmı davalı tarafa ait olup olmadığı hususunda beyanda bulunmak üzere süre verildiği, davalı tarafından ilk derece mahkemesine sunulan 26.02.2024 tarihli dilekçede imza ve yazıya itirazlarının bulunmadığının, 625 TL'den sorumlu tutulması gerektiğinin beyan edildiği; bankacı bilirkişiden alınan raporda, dava konusu alacağın dayanağı olarak alacaklı banka ile dava dışı borçlu şirket arasında 01.03.2013 tarihinde 625.000,00 TL tutarında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, genel kredi sözleşmesine ek olarak davalının müteselsil kefil sıfatıyla kefalet hükmünü imzaladığı, davalının imzaladığı kefalet sözleşmesinde kefil olunan azami miktar kısmında rakamla "625.000,00 TL", yazı ile "Altıyüzyirmibeştürklirası" şeklinde belirtme olduğu, davacı bankacının tacir olduğu, TTK hükümlerine göre basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunduğu, davalı tarafından imzalanan kefalet sözleşmesinde yazı ile rakam arasında farklılık bulunduğu, yazı ile rakam arasında farklılık olması durumunda yazıya üstünlük tanınması gerektiği, davalı kefilin yazı ile belirtilen 625,00 TL asıl alacak ve bu miktar üzerinden hesap edilen faiz üzerinden davanın kısmen kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra dosyasında davalının 625,00 TL asıl alacak 88,10 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 713,10 TL borca ilişkin itirazının iptali ile takip talebindeki koşullarda takibin devamına, alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, ilk derece mahkemesinin gerekçesine dayanak olarak aldığı, yazı ile rakam arasında farklılık olması durumunda yazıya üstünlük tanınması gerekliliğinin aksine müvekkili banka kayıtları incelendiğinde de, ilgili ilamın aksine kefilin sorumluluğunun 625 bin TL olması gerektiğinin ve asıl borçluya da işbu rakam üzerinden kredi kullandırılmış olduğunun görüldüğünü, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583. maddesinin 1. fıkrasında; "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." hükmünün yer aldığını, bu doğrultuda davalının imzalamış olduğu kredi genel sözleşmesi'nin 29. sayfasında davalının kefalet tarihini, kefalet türünü ve kefil olduğu azami miktarı kanunun aradığı şekilde kendi el yazısıyla belirttiğini ve imzaladığını, ancak sorunun imzalanan sözleşmenin rakam ile doğru yazılan 625.000,00.-TL’lik kısmına rağmen yazı ile 625,00 TL yazılması olduğunu, söz konusu 625,00 TL'nin işbu kredi sözleşmesinde hayatın olağan akışına ters olduğunu, doktrinde de şekil eksikliği nedeniyle kesin hükümsüzlüğün mutlak olarak geçerli olmasının dürüstlük kuralıyla bağdaşmayan sonuçlar doğuracak ise bu durumun hakkın kötüye kullanılması sayıldığını, Yargıtayca da çeşitli kararlarında savunulan bu görüşe göre, kesin hükümsüzlüğün nazara alınmayacağını ve sözleşmenin geçerliymiş gibi kabul edileceğini, müvekkili banka alacağının tüm yasal mevzuat, banka mevzuatı ve sözleşme hükümleri çerçevesinde tespit edildiğini, taraflar arasında imzalanmış bulunan kredi genel sözleşmesinin 15. maddesinde “Banka, müşteri ve/veya ek kart hamili ve kefiller bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda tarafların defter ve kayıtları ve mikrofilmlerden, mikro afişlerden alınan kopyalar, elektronik ya da manyetik ortamlardan çıkarılan bilgileri içeren belgeler ile bilgisayar ve benzeri kayıtlar ile ATM kayıtlarının müstenitli olsun ya da olmasın, geçerli, bağlayıcı ve kesin delil olacağı hususunda mutabık kalmışlardır.” hususunun belirtildiğini, müvekkili banka alacağının 12.06.2015 tarihi itibariyle toplam 243.775,53 TL olduğunu, maddi ve sehven yapılmış bir hatanın bulunduğunu, takibe konu alacağın ve kullanılan kredinin belli olduğunu, kefilin kefil olacağı azami miktarı da 625.000,00 TL olarak açık ve net bir şekilde belirttiğini, kararın TMK'nın 2. Maddesine aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Davacı tarafça, dava dışı .... Şti. ile imzalanan genel kredi sözleşmesinde davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla yer aldığını, borcun ödenmemesi ve ihtarnamelerden sonuç alınamaması üzerine davalı hakkında icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu iddia ederek, davalının icra takibine itirazının iptaline karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı, usulüne uygun alınmış kefilliğinin bulunmadığını, müteselsil kefil olarak kendi el yazılı beyanının bulunmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesindeki kefaletin geçersizliğine ilişkin itirazlarını tekrar ederek kararı istinaf etmiştir. Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonucunda davalı tarafa bu savunması açıklattırılarak, açıkça yazı inkarında bulunulması halinde genel kredi sözleşmesinde davalının kefaletine dair bölümdeki yazıların davalının eli ürünü olup olmadığı tespit edilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Davalı 26.02.2024 tarihli dilekçesinde, kredi sözleşmesindeki imza ve yazının kendisine ait olduğunu, ancak banka tarafından yeterli açıklama yapılmadığını, ayrıca yazı ile rakam arasında fark olduğunu bu nedenle kefaletin geçersiz olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesince kefalet sözleşmesinde yazı ile rakam arasında farklılık bulunduğu, yazı ile rakam arasında farklılık olması durumunda yazıya üstünlük tanınması gerektiği gerekçesiyle davalı kefilin yazı ile belirtilen 625,00 TL asıl alacak ve bu miktar üzerinden hesap edilen faiz üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Yazı ile rakam arasında uyumsuzluk bulunması halinde yazıya itibar edilmesi gerektiğine dair Yargıtay uygulamasının kambiyo senetlerine özgü bir husus olup, dava konusu genel kredi sözleşmesindeki "625.000,00" rakamı davalının el yazısı ile yazılmıştır. Kefalete ilişkin eş rızasında da kefalet tutarı 625.000,00 TL olarak gösterilmiştir. Genel kredi sözleşmesinin 29. sayfasındaki kefalet beyanında rakamla "625.000,00 TL" yazılmış iken yazı ile "altıyüzyirmibeştürklirası" yazısının maddi hataya dayalı olduğu, aksinin iddia edilmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ve ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince alınan denetime elverişli ve dosya kapsamına uygun bilirkişi raporu doğrultusunda tespit edilen alacak tutarı üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesinin isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı vekilinin istinaf itirazları yerindedir. Bu durumda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından ilk derece mahkemesi kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.02.2025 tarihli 2023/776 Esas 2025/81 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile; Davanın KISMEN KABULÜ ile; davalının İzmir 27. İcra Müdürlüğü'nün 2017/7131 sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın KISMEN İPTALİ ile, 177.137,30 TL asıl alacak, 24.970,25 TL işlemiş temerrüt faizi ve %5 BMSV olmak üzere toplam 202.107,55 TL'lik alacağa yönelik İTİRAZIN İPTALİ ile, takibin 177.137,30 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren, kredili mevduat hesabı olan 9.314,35 TL asıl alacak için yıllık %30,24 temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi, 2.753,44 TL kredi kartından kaynaklanan asıl alacak için yıllık %30,24 temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi, 165.069,51 TL diğer kredili ürünlerden kaynaklanan asıl alacak için yıllık %39 temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi uygulanmak suretiyle DEVAMINA, Hüküm altına alınan alacak, likit ve hesaplanabilir banka alacağı olup, İİK 67/2 uyarınca %20 icra inkar tazminatı olan 40.421,51 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı banka haksız ve kötüniyetli olmadığından, reddedilen miktar yönünden, şartları oluşmadığından, davalı lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesine yer olmadığına, Fazlaya ilişkin talebin reddine, Kabul edilen miktar üzerinden hesaplanmış olan 13.805,96-TL nispi karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davacı tarafça dosyamıza yargılama gideri olarak yapılan 741,50-TL bilirkişi-posta-müzekkere masrafının, kabul red oranına göre (%83 Kabul, %17 Red) 615,44-TL'sinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, bakiye kısmın kendi üzerinde bırakılmasına, Davalı taraf yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre takdir ve hesaplanmış olan; 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2 md göre takdir ve hesaplanmış olan 41.667,98 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvuru harcı ve 45,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 1.728,10 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 04/12/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.