Başvuru, bir milletvekili tarafından yapılan basın açıklamasının ulusal çapta yayın yapan bir gazetede yayımlanması nedeniyle gazetenin yayımcısı ve imtiyaz sahibi olan başvurucular aleyhine tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bir milletvekili tarafından yapılan basın açıklamasının ulusal çapta yayın yapan bir gazetede yayımlanması nedeniyle gazetenin yayımcısı ve imtiyaz sahibi olan başvurucular aleyhine tazminata hükmedilmesinin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/7/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvuru konusu olaylardan önce Türkçe adı Kürdistan İşçi Partisi olan silahlı terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan, Fetullah Gülen hakkında açıklama yapmıştır. Açıklama şöyledir: "Ben Fethullah Hoca'yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan'da okulları, cemaatleri var, örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir." Fetullah Gülen, Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda resmî adı Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olan bir yapılanmanın lideridir. Daha önce dinî bir yapılanmanın kurucusu olarak nitelenen Gülen'in 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünün ardından yetkili makamlar tarafından yapılan açıklamalarda darbe talimatını veren kişi olduğu belirtilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 22, 24). Başvurucu Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., ulusal çapta yayımlanan Cumhuriyet gazetesinin yayımcısıdır. Başvurucu Cumhuriyet Vakfı ise Cumhuriyet gazetesinin imtiyaz sahibidir. Cumhuriyet gazetesinin 17/8/2009 tarihli nüshasında, o dönem Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dönem İstanbul Milletvekili ve Basın Sözcüsü Ö.nün basına yaptığı açıklamalar "Gülen-Apo elele Kürt devletine doğru gidiyoruz." başlığı ile yayımlanmıştır. Hükûmetin Kürt sorununa yönelik politikası ile Abdullah Öcalan'ın açıklamasının (bkz. § 8) yorumlandığı basın açıklamasını içeren haber şöyledir: "CHP Sözcüsü Ö., terörist başı Öcalan'ın basına sızan 'yol haritası'nı değerlendirdi. "Harita, Türkiye'yi bölme projesidir" diyen Ö., Öcalan'ın Fethullah Gülen'le ilgili sözleri için "Gülen-Apo elele bir Kürt devletine doğru gidiyoruz" dedi. CHP Sözcüsü ve Genel Saymanı Ö., İmralı'da bulunan terörist başı Abdullah Öcalan'ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamaları değerlendirdi. Öcalan'ın 'yol haritası'nın Türkiye'yi bölme projesi olduğunu, DTP'nin daha önce demokratik özerklikten bahsettiğini ancak Öcalan'ın 'Kürt ulusu'ndan bahsettiğini kaydeden Ö. şunları söyledi: "Apo federasyon istemiyoruz diyor ama federasyondan daha ileri taleplerde bulunuyor. Apo'nun yol haritasına göre, Kürt kökenli yurttaşlar demokratik ulus olarak varlık kazanacak ve ayrıca eğitimi, dini de örgütleyecekler. Meclisleri olacak, belediyelerini istedikleri gibi yapılandıracaklar. Bütün bunlar federasyondan da öte bir bölünme projesidir." "Devlet içinde ayrı bir ulus yaratılmak isteniyor" Öcalan'ın 'Atatürk hareketi gibi bir hareket' ifadesini kullandığını da hatırlatan Ö., "Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşıyla bağımsız bir cumhuriyet kurmuştur. Abdullah Öcalan ve PKK ne kuracak, devlet içinde ayrı bir devlet mi? Misak-ı Milli sınırları içinde bir devletimiz var; Türkiye Cumhuriyeti. T.C üniter bir devlettir. Şimdi demokratikleşme adıyla yapılmak istenen ayrı bir ulus yaratmaktır. Bu tam bir bölme ve ayrıştırma projesidir" dedi. Öcalan'ın açıkladığı yol haritasının Türkiye'yi bölünmeye götüreceğinin çok açık olduğunu ancak kamuoyunun henüz AKP'nin yol haritasını öğrenemediğine dikkat çeken Ö. "AKP'nin zaman kazanarak Apo'nun yol haritasını beklediği anlaşılıyor. Başbakan DTP'yi kabul ederek, İçişleri Bakanı DTP'yi ziyaret ederek müzakereye başlanmıştı. DTP'lilerin sözcüleri yaptıkları açıklamalarla İmralı'yı adres gösteriyor ve Apo'nun muhatap alınmasını istiyordu. Apo'nun bu açıklamalarıyla da müzakerelerde muhatap alınacağı anlaşılıyor. Apo 6 ay içinde bu sorunun çözülmesini istiyor, Başbakan da yılbaşına kadar bekleyemeyiz demişti. Zaman açısından aralarında bir paralellik var" diye konuştu. "Lafı dolandırmanın gereği yok" Öcalan'ın yol haritasını ortaya koyduğunu, şimdi sıranın AKP'de olduğunu belirten Ö. şöyle konuştu: "AKP bu yol haritasını, ayrı bir Kürt ulusunu, Türkiye'yi bölme projesini kabul ediyor mu, etmiyor mu? Lafı dolaştırmanın gereği yok, bunun cevabı verilmeli. Elbette herkes anaların gözyaşının dinmesini, evlatlarımızın ölmemesini, Kürt kökenli yurttaşlarımızın ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmemesini istiyor. Elbetteki demokrasinin önündeki engelleri kaldıralım, AB'de insan hakları, özgürlükler ve demokrasi adına ne varsa Türkiye'de de olsun ama bunların hepsi üniter devlet yapısı içinde olmalı. Türkiye yi bölen, ayrıştıran değil bütünleştiren bir proje etrafında birleşmeliyiz." "Fettullah Gülen ve Apoelele bir Kürt devletine doğru gidiyoruz" Öcalan'ın Fethullah Gülen'le ilgili sözlerine de dikkat çeken Ö., "Fethullah Gülen ve Apo elele bir Kürt devletine doğru gidiyoruz, buna müsaade edilemez, fırsat verilemez" dedi. AKP'nin 'demokratikleşme' adı altında Türkiye'yi bir uçurumun kenarına getirdiğini, bundan mutlaka geri dönülmesi gerektiğini de belirten Ö., "AKP, Apo'nun taleplerinin kabul edilemeyeceğini, üniter devlet yapımızdan taviz verilemeyeceğini, eğitim dilimizin anayasaya göre Türkçe olduğunu derhal açıklamalıdır. Aksi takdirde Apo ve PKK 25 yılda mücadelesini zaferle noktalamış ve barış masasında şartlarını dikte ettiren bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada esas konu unutulmuştur. Esas konu, Türkiye'yi 25 yıldır tehdit eden, binlerce insanın ölümüne yol açan PKK'nın etkisizleştirilmesidir." diye konuştu." Cumhuriyet gazetesinin 18/8/2009 tarihli nüshasında CHP Milletvekili Ö.nün basına yaptığı yukarıdaki açıklamalar, bu defa "Kürt Açılımı Tartışmaları" başlığı altında yayımlanmıştır. Fetullah Gülen (davacı) 7/12/2009 tarihli dilekçe ile bahsi geçen açıklama nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğünü ileri sürerek açıklamanın sahibi milletvekili ile bu açıklamanın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmasından sorumlu olan başvurucular aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Şişli Asliye Hukuk Mahkemesi, milletvekili tarafından yapılan açıklama ve açıklamanın yer aldığı haberdeki ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığını belirterek 7/7/2011 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiştir. Davacının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 18/10/2012 tarihli ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay, söz konusu açıklamada davacı hakkında sarf edilen sözler nedeniyle özle biçim arasındaki dengenin bozulduğunu, söz ve nitelemelerin eleştiri kapsamında olmayıp davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ve açıklamanın yayımlanmasının da hukuka aykırı olduğunu kabul etmiştir. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Şişli Asliye Hukuk Mahkemesi 3/10/2013 tarihinde davanın kısmen kabulü ile 500 TL manevi tazminatın davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermiştir. Anılan karar başvuruculara 13/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular, başvuru formunda ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat miktarının temyiz sınırı altında kaldığı için temyiz talebinde bulunmadıklarını belirtmişler; 13/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Yargıtay Kararları Basının haber verme hakkına yönelik Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Dairesi, siyasetçiler tarafından kullanılan ifadelerde hukuka aykırılığın varlığı tespit edilse dahi bu ifadelerin basın tarafından yorum katılmaksızın aynen yayımlanması durumunda kural olarak hukuka aykırılığın oluşmadığını kabul etmektedir (Bu yöndeki kararlar için bkz. Yargıtay Hukuk Dairesi kararları, 13/6/2006, E.2005/3738, K.2006/7165; 15/11/1994, E.1994/2500, K.1994/9828; 3/11/1994, E.1994/5541, K.1994/9269; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı, 4/6/1997, E.1997/4-290, K.1997/496).B. Uluslararası Hukuk İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki Önemi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesi şöyledir:“ Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar... Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre maddenin paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101). AİHM, demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre -her ne kadar özellikle de başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı sınırları aşmaması gerekse de- basının görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. AİHM, basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklendiğini hatırlatmıştır. AİHM’e göre bu görevi olmasaydı basın, vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamazdı (Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62;Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; Von Hannover/Almanya (2) , § 102). İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasındaki İlişki AİHM, bir gazete makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen beyanlara karşı bir kimsenin itibarının korunması hakkını özel yaşam kapsamında görmektedir (White/İsveç, B. No: 42435/02, 19/12/2006, §§19, 30). AİHM'e göre kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007, § 35; Axel Springer AG/Almanya, B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83). AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan "başkalarının... haklarının korunması" ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda - Von Hannover/Almanya (2) ve Axel Springer AG/Almanya- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109),ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; Von Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/09/2004, §§ 63-66; kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel Springer AG/Almanya, § 95). Basının Demokratik Toplumdaki Rolü ile Görev ve Sorumlulukları AİHM'e göre-kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi- siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek basının kendisine düşen bir görevdir (Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41). Dahası AİHM'in Oberschlick/Avusturya (B. No: 11662/8, 23/5/1991, § 58) kararında belirttiği gibi basın özgürlüğü, halka siyasi liderlerinin düşünce ve davranışlarını görme ve onlar hakkında fikir oluşturma bakımından en uygun araçlardan birini sağlar. Buna ek olarak AİHM; Kuliś/Polonya (B. No: 15601/02, 18/6/2008, § 38) kararında, düzenlenmiş olsun veya olmasın röportajlara ve şahısların beyanlarına dayanılarak yapılan haberlerin basının kamu bekçisi olma görevini yerine getirirken kullandığı en önemli yöntem olduğunu ifade etmiştir. "Başka bir şahsın sözlerinin yayılmasına yardımcı olduğu için bir gazetecinin cezalandırılması, basının halkı ilgilendiren konuların tartışılmasına ciddi şekilde engel olacaktır ve bunu yapmak için çok geçerli nedenler yoksa bu yola başvurulmamalıdır." AİHM'e göre gazeteciler için başkalarını rencide veya tahrik edebilecek yahut başkalarının itibarlarını zedeleyebilecek beyanlara resmen ve sistematik olarak mesafeli durma yönünde bir genel koşul getirilmesi basının güncel olaylar, görüşler ve fikirler hususunda bilgi verme rolüyle bağdaşmamaktadır (Thoma/Lüksemburg, B. No: 38432/97, 29/6/2001, § 64).