Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden TSK) ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ayırma işlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 2008 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak göreve başlamıştır. Başvurucu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2010 yılında başlatılan ve kamuoyunda "askeri casusluk soruşturması" adıyla anılan soruşturma üzerine açılan kamu davasında, zincirleme olarak kişisel verilerin kaydedilmesi ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunu işlediği isnadıyla sanık olarak yargılanmıştır. Başvurucu, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2016 tarihli kararıyla isnat edilen suçları işlemediğinin sabit görüldüğü gerekçesiyle beraat etmiştir. Anılan karar Yargıtay Ceza Dairesinin 21/10/2016 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucunun söz konusu soruşturmada sanık olarak yer alması üzerine hakkında Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından disiplin soruşturması açılmış, 8/10/2012 tarihinde İstihbarat Başkanlığı tarafından İstihbarata Karşı Koyma (İKK) zafiyeti konusunda ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde aynı davada, TSK personeline ilişkin kişisel ve gizli verileri toplayan bir örgütün yöneticisi olduğu suçu isnadıyla sanık olarak yargılanan bayanı tanıdığını, bu kişiyle iki üç yıl önce arkadaşlarıyla gittiği bir kafede tanıştığını, söz konusukişinin bir kez kendi evine geldiğini ancak aralarında cinsel ilişki olmadığını belirtmiştir. Ayrıca ifade tutanağına göre başvurucu, söz konusu kişiyle daha sonra irtibatının olmadığını, bu kişinin kendisinden hiçbir talebi de olmadığını söylemiştir. Bunun yanı sıra başvurucuya bugüne kadar İnternet üzerinden veya yüz yüze tanışmak suretiyle birlikte olduğu bayanların kimler olduğu sorulmuştur. Başvurucu, İnternet'ten veya sosyal çevresinden tanıştığı bazı bayanlarla ilişkisi olduğunu, bu bayanların kendisinin Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olduğunu bildiklerini söylemiştir. Tahkikat sonucunda hazırlanan raporda, başvurucunun davranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı davranış kapsamında olduğu belirtilerek TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmesi teklifi getirilmiştir. Bu teklif doğrultusunda başvurucu hakkında 2/4/2014 tarihinde, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesi uyarınca TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmiştir. Başvurucu TSK'dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde, sırf askerî casusluk davasında yargılanıyor olması nedeniyle ahlaksız kabul edilerek görevine son verildiğini, istihbarat görevlileri tarafından psikolojik baskı altında ifadesinin alındığını, ifade tutanağını okumadan imzaladığını belirtmiştir. Başvurucu ifade tutanağının hukuka aykırı şekilde elde edilen delil olduğunu, bu beyanları teyit eden başka hiçbir hukuka uygun delil bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, çok sayıda takdir belgesinin bulunduğunu, isnat edilen eylemlerle ilgili hiç bir disiplin cezası bulunmadığını, çok başarılı çalışmaları olduğunu, özel yaşamına ait unsurların kurum disiplin ve düzenini tehdit eden bir yönü bulunmadığını iddia etmiştir. Yargılama sırasında AYİM Başsavcılığı görüşlerini sunmuş, devam eden ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi gerektiğini ifade etmiştir. AYİM, oyçokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM kararında istihbarat görevlileri tarafından alınan ifadeler dikkate alındığında başvurucunun, TSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı hareketlerde bulunduğu, tavır ve hareketlerini hizmetin gerektirdiği şekilde düzenleyemediği sonucuna varıldığı, söz konusu davranışları nedeniyle TSK'daki görevini devam ettirmesinin uygun olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca AYİM, başvurucunun ifadesinin usulsüz ve hukuka aykırı şartlarda alındığı iddialarını da reddetmiştir. AYİM kararında başvurucunun ifadesinin ceza soruşturması kapsamında değil disiplin soruşturması kapsamında alındığı, iradesinin fesada uğratıldığına dair kanıt bulunmadığı da belirtilmiştir. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif üye görüşünde; ceza davasının sürmekte olduğunu, henüz başvurucu hakkında kesin bir hüküm verilmediği, ceza yargılaması sonucu beklenmeden ayırma işlemi tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun istihbarat başkanlığı görevlilerince alınan ifadesinde yer alan hususların ise başvurucunun kendi ifadesinden elde edilen salt bilgiler olduğu belirtilmiş, özel hayatına ilişkin -aleni olmayan yaşantısına ilişkin- başvurucunun beyanlarının başka olgu ve bulgularla teyit edilmediği görüşü vurgulanmıştır. Başvurucunun söz konusu karara karşı karar düzeltme istemi de reddedilmiştir. Nihai karar 3/12/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu vekili tarafından 29/12/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK'da görev yapan askerî personel hakkında ahlaki nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesine dayanak oluşturan mevzuata (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30) ve benzer durumlara ilişkin uluslararası hukuka (Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418, 15/2/2017, §§ 26-33) yer vermiştir.