Ceza Genel Kurulu 2024/227 E. , 2025/29 K. "İçtihat Metni" İtirazname No : 2022/162160 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 214-425 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istimarı suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Karaman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.06.2013 tarihli ve 69-93 sayılı hükmün, katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan)
**Ceza Genel Kurulu 2024/227 E. , 2025/29 K.** **"İçtihat Metni"** İtirazname No : 2022/162160 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 214-425 I. HUKUKÎ SÜREÇ Çocuğun nitelikli cinsel istimarı suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Karaman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.06.2013 tarihli ve 69-93 sayılı hükmün, katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 17.06.2019 tarih ve 5533-10034 sayı ile;"...Mağdurun soruşturma evresindeki ifadesi ile bunu doğrular nitelikteki Ankara Polis Kriminal Laboratuvarı Müdürlüğünün 07.03.2011 günlü, 691 sayılı raporu, savunma, doktor raporu ve tüm dosya içeriği nazara alındığında suça sürüklenen çocuğun, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik tarihlerde aynı koğuşta birlikte kaldığı on dört yaşındaki mağdurdan soyunmasını istediği ve cinsel organını makatına sokmaya çalıştığı mağdurun itirazı üzerine eylemine kendiliğinden son verdiğinin anlaşılması karşısında mevcut haliyle eylemlerin zincirleme şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilerek 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanunla getirilen düzenlemelere göre belirlenecek lehe kanuna istinaden mahkumiyeti yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatine karar verilmesi..," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, bozma üzerine dosyayı inceleyen Karaman Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 05.12.2019 tarih ve 201-482 sayı ile; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a delaletiyle 103/1-1.cümle, 43/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiş, bu hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 28.03.2022 tarih ve 12128-2931 sayı ile;"...Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 07.03.2011 tarihli uzmanlık raporunun sonuç kısmında mağdura ait boxerda vücut sıvısı örneğine rastlanıldığının bildirilmesi nedeniyle söz konusu bulgular ile Jandarma Genel Komutanlığı Ankara Kriminal Laboratuvarı müdürlüğünün 08.09.2011 günlü uzmanlık raporunda suça sürüklenen çocuğa ait olduğu belirtilen DNA örneklerinin karşılaştırılmasından sonra toplanacak delillere göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, bozmaya uyan Karaman Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 27.10.2022 tarih ve 214-425 sayı ile; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-a delaletiyle 103/1-1.cümle, 43/1 ve 31/3. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiş, bu hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 09.05.2023 tarih ve 494-2886 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdur ve suça sürüklenen çocuk arasındaki husumet, mağdurun iç çamaşırında suça sürüklenen çocuğa ait genotipe rastlanılmadığına ilişkin 20.06.2022 tarihli Ankara Kriminal Polis Labaratuvar Müdürlüğünün raporu, suça sürüklenen çocuk ve mağdurla aynı koğuşta bulunan tanıkların beyanları ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, mağdurun soyut ve başka delille desteklenmeyen beyanları dışında suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi.." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 06.10.2023 tarih ve 162160 sayı ile; "...Suça sürüklenen çocuğun koğuş üzerinde şiddete dayalı hakimiyet nazara alındığında mağdurun olayı ancak avukat görüşmesinde ona aktarmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, mağdurun beyanlarının tutarlı olduğu, tanık olarak dinlenen aynı koğuşta kalan diğer tutuklu ve hüküm özlü çocukların her birinin en az bir suçun sanığı olduğu düşünüldüğünde, cezaevi ortamında kendilerinin koruyabilmek maksadıyla gördüklerini gizlemelerinin de anlaşılabilir olduğu, katılan mağdurun suça sürüklenen çocuğa suç atfı için somut bir neden olmadığı, bir başka kişini koğuş mümessilliğini sağlamak için böyle bir yola başvurmasının beklenemeyeceği, katılan mağdurun anlattığı olayın oluş şeklinde göre mağdurun iç ve dış kıyafetlerinde suça sürüklenen çocuğa ait DNA örneğinin bulunmamasının doğal olduğu kabul edildiğinde, daha önce de bir erkek çocuğa karşı nitelikli cinsel istismar suçu işleyen suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlediğini sabit olduğu ve atılı suçtan Karaman Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulan mahkumiyet hükmünün hukuka uygun olduğu düşüncesine varılmıştır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9.Ceza Dairesince 21.03.2024 tarih ve 12261-2600 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KONUSU Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; 09.06.2010 tarihinde genel cerrahi uzmanınca düzenlenen rapora göre; katılan mağdurda darp ve cebir izi olmadığı ve fiili livata bulgusuna rastlanmadığı, Soruşturma ve kovuşturma aşamasında Polis ve Jandarma Kriminal Laboratuvarlarından alınan raporlarda katılan mağdurun giyim eşyası üzerinde ve katılan mağdurdan alınan sürüntü örneklerinde suça sürüklenen çocuğa ait DNA'nın tespit edilmediği, Anlaşılmaktadır. Katılan mağdur savcılıkta; yaklaşık 40 gün önce Ereğli cezaevinden Karaman cezaevinde nakledildiğini, 1 saat kadar sonra suça sürüklenen çocuk ve tanık ... tarafından dövüldüğünü, yaklaşık bir hafta kadar sonra sabah saat 08.00 sıralarında yatakhanede uyurken suça sürüklenen çocuk ...'ın kendisini uyandırıp aşağıya çağırdığını ve “Sen cinsel istismar suçundan geldin, sana kimse bir şey yapamaz, sana yapacaklarımı herhangi kimseye söylersen, seni jiletlerim!" dediğini ve kendisini banyoya soktuğunu, bu sırada koğuşta bulunanların uyuduğunu, suça sürüklenen çocuğun, kendisinden soyunmasını istediğini bunun üzerine üzerindeki pantolon ve külodunu indirdiğini, suça sürüklenen çocuğun cinsel organını, anüsüne sürttüğünü ve sokmaya çalıştığını ancak kendisini sıkması neticesinde bunu başaramadığını, devamında başka bir tarafa çekilip bir kağıda boşaldığını ve bu kağıdı da tuvalete attığını bu sebeple suça sürüklenen çocuğun spermlerinin kendisinin elbisesine bulaşmadığını, suça sürüklenen çocuk tarafından tehdit edilmesi sebebiyle bunu kimseye anlatamadığını, en son olarak ifade tarihinden bir hafta önce yemekhanede yemek yiyeceği sırada, suça sürüklenen çocuğun, ısrarla kendisini yukarıya çağırdığını, yukarıya çıktığında yukarıda tanıklar ... ve ...'ın olduğunu ve suça sürüklenen çocuğun onlara aşağıya inmelerini söylediğini, sonrasında suça sürüklenen çocuğun, kendisinden pantolonunu indirmesini istediğini, bunun üzerine pantolon ve külodunu indirdiğini, suça sürüklenen çocuğun ise cinsel organını, kendisinin anüsüne sürterek sokmaya çalıştığını ancak yine kendisini sıktığı için bunu gerçekleştiremediğini, geri çekilerek başka bir yerde mendil üzerine boşaldığını ve o mendili çöpe attığını, bu sebeple kendisinin eşyalarının üzerine sperm bulaşmadığını ve sonrasında suça sürüklenen çocuğun “Eğer herhangi bir kimseye söylersen, bana bir şey olmaz. Sen yine buraya düşersin. Seni yine döverim!" dediğini, ilk dövüldüğünden bir hafta geçtikten sonra banyodaki cinsel istismar olayından hemen önce kendisinin tanıklar ..., ... ve suça sürüklenen çocuk ... tarafından dövüldüğünü, keza tanık ...’ın da o zaman onlar tarafından dövüldüğünü, ayrıca son olarak suça sürüklenen çocuğun cam kırdığı gün olan pazartesi günü akşam sayımından hemen sonra sürüklenen çocuk, tanıklar ..., ..., ... ve... tarafından dövüldüğünü, salı günü akşam aynı saatlerde yine aynı şahıslar tarafından dövüldüğünü keza tanık ...'nin de dövüldüğünü, kendilerini dövme sebebinin paralarının yatmamasından kaynaklandığını, kendisine iki haftadır para yatmadığını, para yattığı zaman suça sürüklenen çocuk ve tanık ...'ın ona kantin fişi yazdırmadığını, kendilerinin kantin fişi yazıp ona imzalattıklarını, bu şekilde dört defa yazılan kantin fişini imzaladığını, söylediklerini yerine getirmediklerinde tehdit edildiklerini, bu durumu takriben iki hafta kadar önce tanık başmemur ...’a söylediklerini, daha doğrusu ...'un bu durumu fark edip tanık ... ve kendisini odasına çağırdığını, orada başmemur ...'a suça sürüklenen çocuk ve tanık ... tarafından zorla kantin fişi yazdırıldığını ve dövüldüklerini anlattıklarını ve yine ondan F5 isimli koğuşa gitmek istediklerini, keza orada akrabası tanık ...’nun bulunduğunu söylediklerini, bunun üzerine başmemur ...'un suça sürüklenen çocuğu çağırarak ona tokat attığını, sonrasında hepsinin koğuşa geri döndüklerini ve suça sürüklenen çocuk ve tanıklar ... ve ...'ın yine kendisini ve tanık ...'yi dövdüklerini, şahıslardan şikâyetçi olduğunu, savcılıkta 16.07.2010 tarihinde; tanık ...'yi kendisinin dövmediğini, tanık ...’nin yalan söylediğini, savcılıkta 24.01.2011 tarihinde; geçen yıl nisan ayında ilgili cezaevi infaz kurumunda A5 odasında kalırken suça sürüklenen çocuk ... ve tanık ... tarafından dövüldüğünü ve yine dövüldüğü günün akşamında suça sürüklenen çocuk ...'ın tehditte bulunarak kendisine tacizde bulunduğunu, bu olayın ertesi günü bu durumu avukata ve gardiyana söylediğini, bu olay dışında başka bir olay hatırlamadığını, bu olay dışında suça sürüklenen çocuğun, kendisine yönelik herhangi bir tacizinin olmadığını, yine tanık ...'ın, kendisine yönelik bir tacizinin olmadığını, mahkemede 17.06.2019 tarihli bozma kararı sonrasında; yargıtay bozma ilamına uyulmasını istediğini, şikâyetinin devam ettiğini, mahkemede 28.03.2022 tarihli bozma kararı sonrasında; önceki beyanlarını tekrar ettiğini, şikâyetinin devam ettiğini, Tanık ... savcılıkta; suça sürüklenen çocuğun kesinlikle böyle bir şey yapmadığını, böyle bir şey olsaydı mutlaka duyacağını, kendisinin suça sürüklenen çocuktan korktuğunu, suça sürüklenen çocuğun tanık ...'ı dövdüğünü, yine gece yattıklarında çakmakla ayaklarının altının yakıldığını, ancak korkularından bu durumu idareye anlatamadıklarını, gerek kendisinin gerek katılan mağdurun, gerekse diğerlerinin korkarak kantin fişini imzaladığını, her ne kadar ifadenin başında bunun olmadığını söylese de korktuğundan dolayı böyle söylediğini, suça sürüklenen çocuğun, katılan mağduru odadan ayrılacağı günden bir gün önce akşam sayımından sonra dövdüğünü ancak fiili livata konusunda herhangi bir şey duymadığını, mahkemede; söz konusu cinsel istismar olayına ilişkin herhangi bir görgü ve bilgisinin olmadığını, suça sürüklenen çocukla muhatap olmadıklarını, yine suça sürüklenen çocuğun katılan mağduru dövmediğini, Tanık... savcılıkta ve mahkemede; suça sürüklenen çocuğun ve tanık ...'ın koğuştan ayrılacağı gün katılan mağdura tokat attıklarını, ancak neden tokat attıklarını bilmediğini, katılan mağdur ile arkadaş olduğunu ve katılan mağdurun sürekli kendisiyle dertleştiğini böyle bir cinsel istismar olayının olması hâlinde katılan mağdurun bunu kendisine mutlaka söyleyeceğini, suça sürüklenen çocuğun, kendisini sopayla dövdüğünü ve yine sağ ayağının altını jiletle kestiğini, tarihini hatırlayamadığı bir gün katılan mağdur ile tanık ...'nin tartıştıklarını ve katılan mağdurun ...'yi dövdüğünü, sebebini söylemediklerini, yine tanık ...’nin ilk odaya geldiğinde suça sürüklenen çocuk tarafından dövüldüğünü, savcılıkta 20.06 2010 tarihli ek beyanında; suça sürüklenen çocuk tarafından dövüldüğünü, suça sürüklenen çocuğun kendilerinin ayaklarını çakmakla yaktığını keza bundan zevk aldığını söylediğini, suça sürüklenen çocuktan korktuklarını çünkü suça sürüklenen çocuğun “31 yıl cezam var. 4 tane daha 8 yıl cezam geliyor. Gidin istediğiniz yere şikâyet edin. Ben hayatımdan bezmişim. Sizi mahvederim!” şeklinde tehdit ettiğini, Tanıklar ..., ..., ..., ... ve ...; 23.06.2010 tarihinde savcılıkta ve mahkemede; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdura cinsel eylemde bulunduğunu görmediklerini ve duymadıklarını, Tanık... savcılıkta; suçlu sürüklenen çocuğun, katılan mağdura kötü davrandığını görmediğini, hatta suça sürüklenen çocuk ile katılan mağdurun önceden tanıştıkları için aralarında bir samimiyetin oluştuğunu, Tanık ... savcılıkta ve talimat yoluyla alınan beyanında; söz konusu cezaevinde infaz koruma başmemuru olarak görev yaptığını, katılan mağdurun hesabındaki tüm parasına kantin fişi yazdığını gördüğünü, bunun üzerine katılan mağduru tek başına çağırdığını ve bunları suça sürüklenen çocuğun zoruyla mı aldığını sorduğunu ancak katılan mağdurun suça sürüklenen çocuk tarafından dövüldüğünü, cinsel istismar eylemine uğradığı ya da kendisinin koğuş değişikliği yapması hususunda herhangi bir şey söylemediğini, Tanık ... savcılıkta; katılan mağdur ile cezaevinde sadece 10 saatlik bir zaman geçirdiklerini, sonrasında katılan mağdurun koğuş değiştirdiğini, kimsenin suça sürüklenen çocuk tarafından dövülmediğini ve suça sürüklenen çocuğun koğuş mümessili olduğunu, mahkemede; koku lakabındaki bir şahsın A5 isimli koğuşa mümessil olmak istediğinden katılan mağdurdan, suça sürüklenen çocuk hakkında böyle bir iddiada bulunmasını istemiş olabileceğini, Beyan etmişlerdir. Suça sürüklenen çocuk ... savcılıkta 14.06.2010 tarihinde; suçlamaları kabul etmediğini, katılan mağdur ...’ye yönelik fiili livata ve dövme eylemini gerçekleştirmediğini keza tanık ...'yi de dövmediğini, katılan mağdur koğuşa ilk geldiğinde tanık ... ile yakın olduğunu ancak ...'in daha sonra F5 isimli koğuşa geçtiğini ve katılan mağdura “Benim arkamdan sen de gel." dediğini, katılan mağdurun koğuş değiştirme adına bu şekilde ifade vermiş olabileceğini, yine katılan mağdur ve tanık ...'nin, tanık ...'in yönlendirmesi ile kendisine başmemura kantin fişi yazdırıldığına ilişkin kendisini şikâyet ettiklerini, hatta başmemur tanık ... tarafından kendisine tokat atıldığını, katılan mağdur ilk geldiğinde parasının olmadığını, parası gelene kadar katılan mağdura kendilerinin baktığını, parası geldiğinde ise katılan mağdurun rızasıyla kantin fişi yazdığını, savcılıkta 25.06.2010 tarihinde; kimseyi dövmediğini ve kimseye zorla kantin fişi yazdırmadığını, kendisinin koğuş mümessili olması sebebiyle herkesin ihtiyaçlarını sorup ona göre kantin fişi yazdığını, bir seferinde katılan mağdurun tanık ...’yi dövdüğünü bildiğini, yine tanıklar ... ve ...'ın odadan ayrılmak istediklerini, bu sebeple bu yönde ifade vermiş olabileceklerini, mahkemede 17.05.2013 tarihinde; suçlamaları kabul etmediğini, olay tarihinde koğuş sorumlusu olduğunu, diğer koğuştan ..., ... isimli kişilerin kendisini koğuştan attırmak için katılan mağduru dolduruşa getirdiklerini, ayrıca mayıs ayında katılan mağdurun gerçekleştiğini iddia ettiği cinsel saldırı olayında söz konusu eylemin sabah sayımına geldiğini bu nedenle böyle bir şey yapsaydı katılan mağdurun sayıma gelen memurlara bunu direkt anlatabileceğini, savunmuştur. V. GEREKÇE Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir. Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir. Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357). Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır. Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı). Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı). Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Suça sürüklenen çocuğun aşamalarda istikrarlı olarak suçlamayı kabul etmemesi ve tanık beyanlarının suça sürüklenen çocuğun savunmalarını doğrulaması, 09.06.2010 tarihinde genel cerrahi uzmanınca düzenlenen rapora göre katılan mağdurda, iddialarını destekleyecek darp ve cebir izi ile fiilî livata bulgusuna rastlanmaması, 24.01.2011 tarihli savcılık ifadesinde, ilk beyanının aksine yalnızca bir cinsel istismar eyleminden bahseden katılan mağdurun anlatımlarının birbiriyle ve tanık beyanlarıyla çelişmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve suça sürüklenen çocuğun müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; 14. Ceza Dairesinin 17.06.2019 tarih 5533-10034 sayılı ilamı ile derece mahkemelerinin kararlarındaki gerekçe de gözetildiğinde itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.