DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/163 E. , 2024/868 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/163 Karar No : 2024/868 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası (... Şubesi) VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-... 2- ... Başkanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 25/09/2023 tarih ve E:2021/7565, K:2023/6779 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Ankara …
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/163 E. , 2024/868 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/163 Karar No : 2024/868 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası (... Şubesi) VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-... 2- ... Başkanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 25/09/2023 tarih ve E:2021/7565, K:2023/6779 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve 12/11/2019 tarih ve 1806 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerine askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda, 09/04/2021 tarih ve 3805 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin, 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 25/09/2023 tarih ve E:2021/7565, K:2023/6779 sayılı kararıyla; Usule ilişkin olarak, davanın süresine açıldığı ve dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak düzenlendiği, Esasa ilişkin olarak; Dava dosyası ile Danıştay Altıncı Dairesinin 23/02/2023 tarih ve E.2020/2024, K:2023/1907 sayılı ve 23/02/2023 tarih ve E:2020/2034, K:2023/1908 sayılı kararları ile E:2021/7444, E:2022/7748, E:2022/8091, E:2022/8146 sayılı dosyalarının ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte incelenmesinden; Mülkiyeti Maliye Hazinesine ait Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parsel, Özelleştirme Yüksek Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alındığı, Dava konusu taşınmazın boş ve âtıl durumda olduğu, herhangi bir kamu hizmeti ile ilgisinin bulunmadığı, "Özelleştirme kapsam ve programında yer alan parselin ülke ekonomisine katkı sağlaması ve ölçekler arası bütünlüğün sağlanması" amacıyla dava konusu imar planı değişikliği işleminin gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup 4046 sayılı Yasa'nın öngördüğü ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlama amacına uygun olarak yapılan işlemde 4046 sayılı Kanun'a aykırı bir yön bulunmadığı, Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği kuşkusuz olup; dava konusu imar planlarına ilişkin yargılamanın da belirtilen bu hususla birlikte, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yalnızca dava konusu parsel ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliğine gidildiği göz önünde bulundurularak yapılması gerektiği, Dava konusu parselin çevresinin halihazırda yapılaşmış olduğu, önlemli alan kapsamındaki parselin zemin durumu ve eğimi dikkate alınarak plan hükümlerinde belirlenen önlemlere uyulması koşulu ile yapılaşmaya açıldığı, zemin durumu göz önünde bulundurularak az katlı yapılaşma öngörüldüğü, yüksekliğin çevresine nazaran da düşük tutulduğu, plan hükümleri ile eğimin %20'nin üzerinde olması halinde teras ev yapılabileceğinin düzenlendiği anlaşılmakta olup, imar planına esas jeolojik-jeoteknik etüt raporuna göre belirlenen önlemler alınmak suretiyle parselde yapılaşma öngören dava konusu imar planı değişikliğinde hukuka aykırılık bulunmadığı, Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, dava konusu planlarda parsel bazında yeterli sosyal donatı alanı ayrıldığı ve planlama alanındaki nüfusun ihtiyacı olan diğer tüm donatıların yakın çevreden karşılanmasının olanaklı olduğu, Bilirkişi raporunda; dava konusu planlarla parsele getirilen ulaşım şemasının büyük sorunlar içerdiği belirtilmiş ise de, parselin dışarıyla ve kendi içindeki ulaşımı sağlayan 12 metrelik taşıt yolunun ve parsel içindeki ulaşımı sağlayan 7 metrelik yaya yollarının, konut ve sosyal donatı alanlarının tamamı cephe alacak biçimde, hizmet ettiği alan için uygun ve yeterli şekilde düzenlendiği anlaşıldığından, dava konusu imar planlarında sosyal ve teknik altyapı alanlarının yeterliliği ve yol düzenlemesi bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı, Bu durumda, davaya konu taşınmazların bulunduğu alanda imar planı yapma yetkisinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığına ait olduğu, dava konusu imar planı değişiklikleri yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, dava konusu 1/1000 uygulama imar planı değişikliğinin 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğine, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin ise 1/25000 ölçekli nazım imar planı değişikliğine uygun olduğu, 3194 sayılı Kanun'un 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığınca yalnızca dava konusu parseller ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliği yapıldığı, çevresinde yüksek yoğunluklu konut alanlarının bulunduğu bir alanda zemin durumu dikkate alınarak ve gerekli önlemler alınmak koşulu ile orta yoğunluklu gelişme konut alanı öngörülmesinde planlama esasları açısından bir sakınca bulunmadığı, bu nedenlerle çevre imar bütünlüğünün bozulmadığı, diğer taraftan planlama alanında yeterli donatı alanı ayrıldığı, dava konusu planlarla öngörülen yolların iptal kararı verilmesini gerektirecek ölçüde sorunlar içermediği, dava konusu imar planı değişikliklerinde mevzuata, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dosya kapsamında yer alan teknik bilirkişi raporunda, dava konusu işlemin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı ortaya konulduğu halde Daire tarafından bilirkişi raporunun dikkate alınmadığı, dava konusu planlamanın, yerleşim ve konut gelişimi öngörülmemiş ve açık ve yeşil alan sisteminin parçası olarak korunması gereken bir alana özel onaylandığı, İmrahor vadi tabanını yapılaşma baskısı altına alan, yerleşime uygun olmayan eğimli arazide, trafik ve yol durumu anlamında da risk barındırdığı, kamunun mülkiyetinde bulunan ve üst ölçek planda ağaçlandırılacak alanda yer alan taşınmaza ilişkin olarak "kamu toprağının satılması ve dolayısıyla bir gelir elde edilmesi"nin planlamanın amacı olamayacağı, kısa vadede kamuya gelir elde etme amacıyla, parsel ölçeğinde ve yapı yapılmaması gereken bir alanda plan bütünlüğünün bozulmasının kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasının ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Üye ...'nın davacı Oda'nın dava konusu planların iptalini istemede hukuki menfaatinin bulunmadığı, bu nedenle temyiz isteminin kabulü ile davanın ehliyet yokluğu nedeniyle reddi gerektiği yolundaki usule ilişkin oyuna karşılık, bakılan uyuşmazlıkta davacı Oda'nın dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 25/09/2023 tarih ve E:2021/7565, K:2023/6779 sayılı kararının ONANMASINA, 3.24/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak, karar verildi. KARŞI OY X- Daire tarafından, yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; Özelleştirme İdaresi tarafından hazırlanan Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parsele yönelik 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin 12/11/2019 tarih ve 1806 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylandığı, Bu planlara askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda; sosyal ve teknik altyapı alanlarının azalması ile yapılaşma koşullarına ilişkin itirazların kabul edildiği, diğer itirazların ise reddedildiği ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 2019 tarihli planda yaptığı değişikliklerle, aynı parsele ilişkin olarak yeniden 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin hazırlandığı ve dava konusu olan bu planların 09/04/2021 tarih ve 3805 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylandığı, 2021 yılında onaylanan plana yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda hazırlanan yeni planların da 20/07/2022 tarih ve 5822 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylandığı, Dava konusu alanda 2019, 2021 ve 2022 onay tarihli üç plan değişikliğinin yapıldığı, dava konusu plan değişikliğinin 2021 tarihli değişiklik olduğu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan 12/11/2019 tarih ve 1806 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parsele “Gelişme Konut Alanı”, "Sosyal Tesis Alanı", “Anaokulu Alanı”, “Park, Otopark ve Yol” kullanım kararları getirilmesine yönelik hazırlanan 1/25.000 ve 1/5.000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğine askı sürecinde yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda dava konusu işlem ile onaylanan, Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi ... ada, ... sayılı parsele ilişkin 1/25000 ve 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişiklikleri incelendiğinde; A.Planların Kademeli Birlikteliği İlkesi Bağlamında Dava Konusu Plan Değişikliğine İlişkin Değerlendirmeler; Plan değişikliğinin, toplam 58.307,00 m2 yüzölçümüne sahip mülkiyeti Maliye Hazinesine ait, Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parsel özelinde gerçekleştirildiği, Planların “Gelişme Konut Alanı”, "Sosyal Tesis Alanı", “Anaokulu Alanı” ve “Park, Otopark ve Yol” kullanım kararlarına yönelik hazırlandığı, Gelişme Konut Alanında E: 1.50, Yençok: 10 kat; Anaokulu Alanında E:0.50, Yençok:2 kat; Sosyal Tesis Alanında E:0.50, Yençok: 3 kat yapılaşma koşullarının belirlendiği ve orta yoğunluklu gelişme konut alanında brüt yoğunluğun 150 kişi/ha olarak belirlendiği, Dava konusu alanın, yürürlükteki üst ölçekli plan olan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin .. tarih ve ... sayılı kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli “2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı'nda 'Açık ve Yeşil Alanlar' başlığında "Ağaçlandırılacak Alan" kullanımında kaldığı, 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planındaki “Ağaçlandırılacak Alan” arazi kullanım kararının, parçacıl bir şekilde alınmış bir planlama kararı olmadığı, parselin 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planının alt bölgelerinden biri olan Güney Planlama Bölgesi'nde yer aldığı ve bu bölgenin Çankaya ve Gaziosmanpaşa'nın güneyi ile Dikmen sırtlarından başlayarak ODTÜ ormanları, Mogan ile Eymir Gölleri ve bu göllerin oluşturduğu ekosistem ile oluşan bir bölge olduğu, Bu doğrultuda dava konusu “Ağaçlandırılacak Alan"ın Ankara'nın güneyindeki ekosistemin bütünlüğünü oluşturan bir kuşağın parçası olduğu ve 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planına ait Plan Açıklama Raporu'nun 89. sayfasında bu nitelikteki alanlara ilişkin; "Kentsel yerleşik alanı çevreleyen açık-yeşil alanlar ve havzaların yeşil kuşak tanımlayabilecek bir bütünlükte tanımlanması sağlanacak, bu amaçla; orman, ağaçlandırılacak alan ve tarım alanlarının bir yeşil kuşağın parçası ve bütünleri olarak yerleşim dışı tutulmasına yönelik her türlü strateji geliştirilerek titizlikle uygulanacaktır." müdahale biçimi/stratejisinin geliştirildiği, 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında Güney Planlama Bölgesi Planlama Stratejilerinde dava konusu alanın "YS2 - Yeşil ve Açık Alan Sistemleri - İmrahor Vadisi” müdahale biçimi/stratejisiyle tanımlandığı, YS2 kuşağında "Mogan — Eymir sisteminin kent merkezine İncesu Vadisi ile girdiği yeşil sistemin başlangıcını ve önemli bir parçasını oluşturan İmrahor Vadisinin korunarak rekreasyonel açıdan kente kazandırılması yönünde vadi içerisindeki mülkiyet problemini çözmek ve kirlilik yaratan sanayi faaliyetlerinin kaldırılmasını sağlamak planlanmıştır." kararının geliştirildiği, İmrahor Vadisi'nin güneybatı yönünde açık ve yeşil alan sisteminin devamı niteliğinde "YS1 - ODTÜ Ormanları"nın yer aldığı ve ODTÜ Ormanlarına ilişkin "Doğal sit alanı olarak tespit edilen ODTÜ ormanlarının Eymir Gölü ve çevresindeki kısımlarını kapsamaktadır. Bu alanların korunup geliştirilmesi ve göl çevresinin sunmuş olduğu rekreasyonel imkanların kente kazandırılması esastır." öngörüsünün de belirlendiği (Plan Açıklama Raporu, sayfa: 619), Dava konusu alana ilişkin “Konut Gelişme Alanı" kullanım kararının, yukarıda açıklanan YS2 - Yeşil ve Açık Alan Sistemleri - İmrahor Vadisi'ni de içine alan kentsel, kırsal alana geçiş niteliğindeki bölgeyi oluşturan, kentin topoğrafik, iklimsel ve floristik özellikleri ile biçimlenen güney yeşil kuşağında yer aldığı ve bu kuşağı tanımlayan doğal öğelerin veya parçaların Ankara Yeşil Kuşak Ağaçlandırma Projesinin tanımladığı ağaçlık ve ormanlık alanlar dahil İmrahor Vadisi, ODTÜ Ormanları ve Mogan ile Eymir Gölleri Su Toplama Havzaları olduğu, Koruma Alanları kapsamındaki “KT2 - Mogan - Eymir Havzası”nın ise "Kanun ile sınırları belirlenen koruma bölgesi dışında kalan ancak, Mogan gölünü besleyen dere ve akarsuların doğal havza sınırlarında koruma statüsü kazandırılması öngörülen alanları kapsamaktadır. Bu alanlar içerisinde Mogan ve Eymir göllerini besleyen aguferlerin korunması, tarımsal mücadelede toprağın ve yer altı. sularının kirletilmesine olumsuz etkileri bulunan yöntemlerin sınırlandırılmasını denetleyici mekanizmaların geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapılacaktır." şeklindeki stratejilerle Mogan ile Eymir Havzası'nın korunmasının hedeflediği, Buna ek olarak, bu açık ve yeşil sistemin batıda, koruma değer ve öncelikleri ile öne çıkan Gölbaşı Özel Çevre Koruma Bölgesi ile sınırlandırıldığı, Gölbaşı Özel Çevre Koruma Bölgesinin, 2872 sayılı “Çevre Kanunu'nun 9'uncu maddesi kapsamında, 22/10/1990 tarih ve 90/1117 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilmiş olan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'nün yetkisinde olan özel koruma esaslarına uyulması gereken bir bölge olduğu, Bu çerçevede, kapsamlı analiz çalışmalarına dayandırılan plan kararları üzerinde yapılan değişikliklerin, plan yapım sürecindeki gibi kapsamlı inceleme düzeyinde ele alınmasının mümkün olmadığının açık olduğu ve dava konusu imar planı değişikliklerinin, 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı'nın bütünlüğünü ve iç tutarlılığını bozduğu, Vadi tabanlarının, su kaynakları ve/veya havza bütünü olarak yerleşim baskısı ve kararları dışında ele alınmasının; yerleşim ve konut gelişimi öngörülmemesinin ve açık ve yeşil alan sisteminin parçası olarak korunmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından esas olduğu, Bu çerçevede 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında “Ağaçlandırılacak Alan” olarak belirlenen alanın, dava konusu 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğiyle “Kentsel Gelişim Alanı” olarak belirlenmesinin Bilirkişi Kurulunca uygun bulunmadığı, üst ölçekli planın “doğal alanların korunması” ve “açık ve yeşil alan sisteminin oluşması” ana kararına aykırılık teşkil eden ve koruma-kullanma dengesini bozan dava konusu plan değişikliklerinin şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla uyumsuz olduğunun düşünüldüğü, B.Plan Değişiklerinde Uyulması Gereken İlkeler Bakımından Dava Konusu İşleme İlişkin Değerlendirmeler; İmar planı değişikliklerinin idari bir tasarruf olduğu ve bu nedenle de alınacak kararların yetki, şekil, konu, sebep ve amaç/maksat yönlerinden hukuka uygun olması zorunluluğunun bulunduğu, Tüm idari düzenleyici işlemlerin vazgeçilmez amacının (maksadının), işlemin kamu yararına yapılması olduğu ve kamu yararının da, kişinin ve toplumun huzur ve refahını sağlamak anlamına gelen genel düşünceyi ifade ettiği, Davalı idarece dava konusu işlemin gerekçesinin ve amacının; dava konusu alanın “Ağaçlandırılacak Alan” lejantında yer almasına karşın geçen süre zarfında bu kullanım kararına yönelik alanda hiçbir şey yapılmadığı ve parselin atıl, işlevsiz hale getirildiği; bu çerçevede kamu elinde bulunan ve atıl vaziyette olan kaynakların, etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi ilkesi bağlamında, kamu yararının artırılması amacıyla, ekonomik anlamda Devlete ait olan arazilere, değer katılmasının hedeflendiği ve bu amaçla planlama ve plan değişikliği yapma yetkisinin kullanıldığı, ifadeleriyle savunulduğu, Yürürlükteki 3194 sayılı İmar Kanunu'nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.” hükmünün ve Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Yönetmeliğin amacı; fiziki, doğal, tarihi ve kültürel değerleri korumak ve geliştirmek, koruma ve kullanma dengesini sağlamak, ülke, bölge ve şehir düzeyinde sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı ve güvenli çevreler oluşturmak üzere hazırlanan, arazi kullanım ve yapılaşma kararları getiren mekânsal planların yapımına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.” hükmünün yer aldığı, Kent planlamasına yönelik anılan en temel iki mevzuatta davalı idarenin değişiklik gerekçelerine - yani, dava konusu alan için öngörülen kullanımın uygulanmadığı için alanın atıl kalması ve kaynakların etkin kullanılması, diğer bir deyişle, satılması ile maliyeye gelir sağlanması- uzaktan yakından bir gönderme yapılmadığı, Dava konusu alanın rekreasyon alanı olarak işlev görecek biçimde düzenlenmemesinin olsa olsa ilgili belediyelerin ya da ilgili kurumların görevlerini ihmaline ilişkin bir konu olabileceği, ancak bu durumun yürürlükteki planın değiştirilmesine hiçbir şekilde gerekçe yapılamayacağı, Alanın satışa çıkartılarak kamuya gelir getirilmesini kamu yararı olarak ileri sürmenin de kentsel yaşam ve çevre ile ilgili en temel Anayasal hakların piyasa konusu haline getirilmesi anlamına geleceği, Anayasa'nın 23. maddesinin yerleşme ve seyahat hürriyetinden söz ederken bunun ancak, “… sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak…” amaçlarıyla ve kanunla sınırlanabileceğini ifade ederek “sağlıklı ve düzenli kentleşmeye” verdiği önemi vurguladığı, Yine, Anayasa’nın 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir." ve 57. maddesinde; "Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır…” kuralına yer verildiği, Özetle, devlet gelirlerini artırmanın doğanın ve çevrenin tahribi için bir gerekçe olamayacağı, İdari işlemin unsurlarından "konu"nun idari işlemin doğrudan doğruya doğuracağı sonucu ifade ettiği ve hukuksal işlemin ortaya çıkartması gereken hukuksal sonuç olarak tanımlandığı, sebep ile konu arasında ise bir neden-sonuç ilişkisi bulunduğu, imar planı değişikliklerinin konuları itibariyle dört ana başlık altında toplamanın olanaklı olduğu ve plan değişikliklerinin gerekçelerinin (sebepleri) her bir konu başlığına göre farklılık göstereceği, imar Planlarında yapılacak değişikliklerle ilgili olarak bu konu başlıklarının, Mekânsal planlar Yapım Yönetmeliği’nin 26. maddesinde; "İmar planı değişikliğinin, 1) Plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılır. 2) İmar planlarında sosyal ve teknik altyapı hizmetlerinin iyileştirilmesi esastır. Yürürlükteki imar planlarında öngörülen sosyal ve teknik altyapı standartlarını düşüren plan değişikliği yapılamaz. 3) İmar planlarında bulunan sosyal ve teknik altyapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişiklikleri zorunluluk olmadıkça yapılmaz. 4) Kat adedi veya bina yüksekliğini artıran imar planı değişiklikleri, yörenin yerleşim özellikleri, dokusu ve kimliği dikkate alınmak suretiyle, şehrin veya alanın yakın çevresinin silüeti, yapıların güneşe göre cephesi ve yönlenmesi özelliklerini olumsuz yönde etkilememesi esas alınarak yapılır. 5) İmar planında verilmiş olan inşaat emsalinin, kat adedinin, ifraz şartlarının değiştirilmesi sonucu nüfus yoğunluğunun artırılmasına dair imar planı değişikliklerinde: …. uyulması esastır. 6) İmar planında gösterilen yolların genişletme, daraltma ve güzergahına ait imar planı değişikliklerinde… belirlenir. 7)Yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporu, analizi hazırlanır veya hazırlatılır." hükümleriyle açıkça belirtildiği, Özelleştirme İdaresi tarafından hazırlanan dava konusu 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği Açıklama Raporu’nda ise plan değişikliği gerekçesi olarak; “Özelleştirme kapsam ve programında yer alan parselin ülke ekonomisine katkı sağlaması ve ölçekler arası bütünlüğün sağlanması amacıyla Ankara ili, Çankaya ilçesi, Dikmen mahallesi, ... ada ... no.lu parsele ait 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği hazırlanmıştır. Bu çerçevede, ... ada ... no.lu parsel “Kentsel Gelişme Alanı” olarak planlanmıştır.” ifadelerine yer verildiği görülmekte olup, Plan Açıklama Raporunda dava konusu plan değişikliğinin gerekçesi olarak belirtilen “ülke ekonomisine katkı sağlaması” gibi bir gerekçenin Yönetmeliğin 26. maddesinde yer almadığı, dolayısıyla plan değişikliğinin gerekçesinin, yürürlükteki mevzuatımıza göre geçerli bir gerekçe olmadığı ve bu nedenle dava konusu plan değişikliğinin “teknik ve nesnel gerekçelere uygun olarak” yapılmadığı, Dava konusu planda, 1/25.000 Ölçekli Başkent Ankara Nazım İmar Planı Uygulamaya yönelik Çerçeve Plan Koşullarının “Eşik Sentezi” başlıklı 6.1 sayılı maddesinde belirtilen ve Eşik Sentezinin 1/5.000 ölçekli nazım imar planı yapımı aşamasında kentsel ve çevresel tüm tehlike ve riskleri içeren ve kentsel gelişme eğilim ve öncelikleriyle çakıştıran biçimde yapılmasına yönelik amir hükme uyulmamış olmasının eksiklik olduğu, yine Mekânsal Plan Yapım Yönetmeliği'nin 26.maddesinin 7.fıkrasında belirtilen kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesine ilişkin bir analizin yapılmadığı ve rapor üretilmediği, Özetle; Özelleştirme İdaresi'nin kuşkusuz ülkemizdeki plan yapma yetkisi olan kurumlarımızdan birisi olduğu, ancak her kurum ve kuruluş için geçerli olduğu gibi plan yapma yetkisi sınırsız olmayıp yürürlükteki imar mevzuatına uygun olmak zorunluluğu bulunduğu, uyuşmazlıkta davalı idarece yapılan plan değişikliğinde mevzuatın amir hükümlerine uygun bir plan değişikliğinin yapılmadığının görüldüğü, C.Plan Değişikliğinin Çevre ve İmar Bütünlüğünü ve Sosyal Donatı Dengesi ile Ulaşım Sistemi Yönünden İncelenerek, Belirlenen Kullanımlarının Planlama Esasları ve Şehircilik İlkeleri Yönünden Uygunluğunun İrdelenmesi; Bilirkişi Kurulunca, kapsamlı etüt ve değerlendirmeler yapılmadan gerçekleştirilen dava konusu plan değişikliği işlemleri sonucunda öngörülen arazi kullanım kararlarının ve plan şemasının, ilgili parselin arazi yapısı, konumu ve yakın çevre ilişkileri bakımından önemli sorunlar taşıdığı kanaatine ulaşıldığı, Öncelikle, dava konusu parselin konumu ve arazi yapısı ile plan değişikliği kapsamında öngörülen arazi kullanım kararları arasındaki uyumun değerlendirilmesinin gerektiği, buna göre dava konusu parselin kuzeyde MSB Lojmanları, batıda TRT Kampüsü ve güneyde ise İmrahor Vadisi ile çevrili bir konumda yer aldığı, parselin güney yönündeki büyük bölümünün eğimli bir arazi olup, sadece kuzey kesimde MSB Lojmanları ile TRT Kampüsüne yakın sınırlı bir kesimde düz arazi niteliği gösterdiği, keşif sırasında çekilen fotoğraflardan da alanın eğim durumunun açıkça görüldüğü, 2018 tarihinde onaylanan ve plana esas olan Jeolojik-Jeoteknik Etüt Raporuna göre ise alanın tamamının “önlemli alan” statüsünde olduğu, plan paftasına işlenen yer bilimsel etüt verileri incelendiğinde, dava konusu parsel içinde “uygun alan (UA)” yer almadığı, parselin tamamının ÖA-2.1 ve ÖA-5.2 kodlu “önlemli alanlar”dan oluştuğu, ÖA-2.1 kodunun; genel olarak “kütle hareketi tehlikeleri ve yüksek eğim açısından” sorunlu alanlara, özel olarak ise gerekli önlemler alınarak yapılaşması mümkün olan “stabilite sorunlu” alanlara işaret ettiği, ÖA-5.2 kodunun ise; genel olarak “mühendislik problemleri açısından (şişme, oturma, taşıma gücü vb.) önlem alınabilecek alanlar”, özel olarak ise “dolgu alanlar”a işaret ettiği, ilgili plan paftası görselindeki eş yükselti eğrisi çizgilerinden de alandaki yüksek eğim durumunun açıkça görüldüğü, Yer bilimsel etüt çalışmaları sonucunda belirlenen “önlemli alanlar”ın yapılaşmaya kapatılması gereken alanlar olmadığı, “uygun alanlar”a kıyasla riskli alanlar olup, gerekli önlemlerin alınması halinde risklerin azaltılabileceği ve yapılaşmaya gidilebileceği kabul edilen alanlar olduğu, öte yandan, sakınım planlaması ilke ve esasları bakımından, yapılaşmada önceliğin “uygun alanlar”a verilmesi ve koşulların gerekli ya da zaruri kıldığı durumlarda ancak önlemli alanların düşünülmesinin gerektiği, Dava konusu plan değişikliği kapsamında bu yaklaşıma yeterince uyulmadığı, alanın, üst ölçekli plan olan 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında zemin koşulları ve eğim durumu da göz önünde bulundurularak “ağaçlandırılacak alan” olarak belirlendiği ve yapılaşma dışında tutulduğu ve bu karar ile bir yandan yeşil alan sürekliliği sağlanarak bölge için öngörülen yeşil kuşak kararının desteklenmesi hedeflenirken, diğer yandan da hiç kuşkusuz risk sakınımına öncelik verildiği, yakın çevredeki kullanımlar, bölgenin arazi yapısı ve zemin niteliği düşünüldüğünde üst ölçekli planın bu kararının oldukça anlamlı olduğu, dava konusu plan değişikliği ile bu anlamlı karar bozularak, bir yandan yeşil alan sürekliliğinin kesintiye uğratıldığı, diğer yandan da önlem gerektiren riskli bir alanda, konut ağırlıklı bir yapılaşmanın önünün açıldığı, bu durumun ancak bir zorunluluk halinde ve teknik ve bilimsel gerekçelere dayanılarak mümkün olabileceği, dava konusu plan değişikliği kapsamında ise ne zorunluluk durumuna ne de bilimsel ve teknik gerekçelere açıklık getirilmediği, Dava konusu parsel için yaklaşık 715 kişilik bir konut gelişmesi öngörüldüğü, ancak bu bölgede, zeminin niteliği ve eğim durumundan kaynaklanan riskleri göze alacak ilave konut ihtiyacı olup olmadığının belli olmadığı ve plan değişikliklerine ilişkin açıklama raporlarında bu konuya dair doyurucu bir değerlendirmenin yer almadığı, ayrıca dava konusu parselin içinde bulunduğu bölgede, özellikle parselin güneyinde yapılaşması halen devam eden yeni konut gelişme alanlarının bulunduğu, Bu koşullar altında; kamuya ait olan bir arsanın, salt atıl durumda olması ve ekonomiye kazandırılması gerekçelerine dayanılarak, “önlemli alan” niteliğine rağmen yeşil alan statüsünden çıkarılıp konut alanına dönüştürülmesinın anlamlı bulunmadığı ve getirilen yeni arazi kullanım durumunun şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı kanaatine varıldığı, Dava konusu plan değişikliği ile öngörülen arazi kullanım kararlarının ve plan şemasının, ulaşım-dolaşım ilişkileri açısından taşıdığı sorunlar; Dava konusu plan değişiklikleri ile öngörülen ulaşım şemasına göre konut ve sosyal donatı alanları içeren bölgeye ulaşımın 12 metrelik tek bir yoldan sağlandığı, bölge içinde sürekli dolaşım imkânı veren taşıt yollarının bulunmadığı, kurpla sonlanan iki adet taşıt yolu ile parsellerin hizmet aldığı, Bilirkişi Kurulunun bu ulaşım şemasının, farklı sosyal ve demografik niteliklere sahip yaklaşık 1000 kişilik (yerleşik+günlük kullanıcı) bir nüfusu barındıracak bir alan için son derece yetersiz olduğu ve bazı sorunlar yaratma potansiyeli taşıdığı kanaatine ulaştığı, Bu sorunların ortaya çıkarabileceği sonuçlar; - Alana ulaşım sağlayan tek yolun MSB Lojmanları içerisinden geçiyor olmasının, öncelikli olarak ilgili lojman bölgesi içindeki taşıt trafiğini arttıracağı, bunun da güvenlik kaygısının yüksek olduğu bu lojman bölgesi için hem olumsuz hem de riskli bir durum yarattığı, ayrıca, inşaatların yapıldığı sırada iş makineleri ile ağır tonajlı araçların bu yoldan geçerek alana erişim sağlayacak olmalarının da bu olumsuzlukları ve riskleri daha da arttıracağı, - Alana ulaşımın, 12 metrelik tek bir yoldan sağlanmasının, dava konusu parselde yaşayan ve çalışanlar açısından da erişilebilirlik sorunu yaratacağı, 12 metrelik taşıt yollarının; en fazla üç şerit içeren, dolayısıyla yüksek hacimde trafiği kaldıramayacak nitelikte bir yol altyapısı sunduğu, bunun da sabah ve akşam saatlerinde dava konusu parsele erişmede güçlükler yaşanmasına yol açacağı, dahası alana ulaşım sağlayan bu tek taşıt yolu üzerinde, kaza, yangın ya da benzeri beklenmedik durumlar nedeniyle oluşacak bir kesintinin, dava konusu parsele erişimin tümüyle ortadan kalkması anlamına geleceği ki bunun ciddi bir risk unsuru olarak görülmesi gerektiği, - Alana erişme ile ilgili bu gibi sorunların alanın içinde de söz konusu olduğu, planlama alanındaki konut ve sosyal donatı alanlarına erişim birbirleri ile sürekliliği olan bağlantıları bulunmayan ve başka yollara da çıkmayan 12 ve 10 metrelik çıkmaz sokak niteliğindeki iki taşıt yolu ile sağlandığı, bu yollar üzerinde de sabah ve akşam saatlerinde bir trafik yükü olacağının açık olduğu, ancak buradaki sorunun, bu yollardan birisinde ya da ikisinde, beklenmedik durumlara bağlı olarak yaşanacak trafik kesintisinin, ilgili kullanımlara erişimi tümüyle ortadan kaldırması olduğu, bunun da alana genel erişimle ilgili yukarıda değinilen risk durumuna benzer bir riskli durumun, alan içi erişimde de söz konusu olabileceği anlamına geldiği, - Alana erişimin ve alandaki dolaşımın (alternatifsiz) yegâne yollarla sağlanmasından kaynaklanan olumsuzlukların ve risklerin, özellikle acil durum hizmeti sunan; itfaiye, ambulans ve güvenlik güçlerine ait araçlar gibi taşıtların bölgeye erişmeleri ile ilgili olarak daha da kritik bir hal alabileceği ve alana erişimin beklenmedik durumlarda kesintiye uğraması halinde acil durum hizmeti sunan araçların bölgeye erişmesinin ya da hizmet sonrası bölgeden ayrılmasının mümkün olmayacağı ki bunun da var olan risklerin katmerlenmesi anlamına geleceği, - Alanda ayrıca otopark sorunu olduğu, plan şemasında alan için sadece bir adet genel otopark öngörüldüğü, plan hükümlerinde konut ve donatı alanlarının ihtiyacı olan otoparkların parsel/ada içinde karşılanacağının düzenlendiği, ancak plan şemasının genel otopark ihtiyacını karşılamakta yetersiz olduğu, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı açıklama raporunda genel otopark için ayrılan alanın 1.276,55 metrekare olduğunun belirtildiği, otopark yüzey alanı bir araç için 20 metrekare üzerinden düşünüldüğünde, taşıtların giriş çıkış için kullanacakları yolu da hesaba katınca, bu genel otopark alanının en çok 50 araçlık kapasiteye sahip olduğu, anaokulu, sosyal tesis ve büyük bir park içeren bu bölge için bu kapasitenin yeterli olmayacağı, sadece parka gelecek kullanıcıların taşıtlarının bile genel otoparkı dolduracağının değerlendirildiği, her ne kadar plan hükümlerinde park alanının altında otopark yapılabileceği belirtilse de maliyet başta olmak üzere uygulama güçlükleri nedeniyle bu seçeneğin gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğununun düşünüldüğü ve dahası, genel otoparkın konumu itibariyle anaokulu ve sosyal tesise uzak olup, bu bölge kullanıcılarına hizmet etmesinin de zor göründüğü, Öte yandan, plan değişikliği ile öngörülen arazi kullanım şemasının sosyal donatı dengesi açısından sorunlu olmadığı kanaatine ulaşıldığı, plandaki konut alanlarında 715 kişilik bir nüfus öngörüldüğü, bu nüfus büyüklüğünün, alan özelinde somut bazı donatı alanlarına gereksinim doğuracak kadar büyük olmadığı, alan içerisinde; park, sosyal tesis ve anaokulunun zaten sağlandığı, yakın çevrede ise farklı kademelerde eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, parklar, kültürel tesis alanlarının yer aldığı ve dolayısıyla, plan değişikliği ile alan için öngörülen nüfusun, sosyal donatı alanlarına yönelik ihtiyacının karşılanabildiği, Yönünde görüş ve tespitlere yer verildiği görülmektedir. Dosyanın ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu işlemin, 1/25.000 ölçekli nazım imar planı bütünlüğüne, planın koruma ilkelerine ve stratejik hedeflerine aykırı olduğu, dava konusu parsel için yaklaşık 715 kişilik bir konut gelişmesi öngörüldüğü halde bu bölgede, zeminin niteliği ve eğim durumundan kaynaklanan riskleri göze alacak ilave konut ihtiyacı olup olmadığının belli olmadığı ve plan değişikliklerine ilişkin araştırma ve açıklama raporlarında bu konuya dair teknik ve detaylı bir değerlendirmenin yapılmadığı; diğer yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğin 26. maddesinin 7. fıkrası uyarınca yoğunluk artıran dava konusu imar plan değişiklikleri açısından, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla ayrıca hazırlanması gereken kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun hazırlanmadığı, parsel içerisinde öngörülen ulaşım ağı kurgusunun da planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozularak dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Anayasa'nın "Devletleştirme ve Özelleştirme" başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir." düzenlemesine yer verilmiştir. 18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7142 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK'nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür." düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun'un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır. Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Kurulların Görevleri" başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir. Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat "Cumhurbaşkanı" olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge'ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur. Öte yandan, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır. Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. "Görev ve yetki" kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa'nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge'ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun'a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde "görülmekte olan işler"in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de "geçici" nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 09/04/2021 tarihli işlemin, 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, 09/04/2021 tarih ve 3805 sayılı sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir. Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca "görümekte olan işlerin" Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir. Açıklanan nedenlerle, yetki yönünden hukuka aykırı olan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum. KARŞI OY XXX- Dosyanın incelenmesinden; 1/1.000 ölçekli uygulama imar planında daha önce "spor ve rekreasyon alanı" kullanımında kalan parselin, uyuşmazlığa konu imar planı değişiklikleri ile “Gelişme Konut Alanı”, "Sosyal Tesis Alanı", “Anaokulu Alanı” ve “Park, Otopark ve Yol” kullanımlarına ayrıldığı, Gelişme Konut Alanında E:1.50, Yençok:10 kat; Anaokulu Alanında E:0.50, Yençok:2 kat; Sosyal Tesis Alanında E:0.50, Yençok: 3 kat yapılaşma koşullarının belirlendiği ve orta yoğunluklu gelişme konut alanında brüt yoğunluğun 150 kişi/ha olarak belirlendiği, dava konusu alanın, yürürlükteki üst ölçekli plan olan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince 16/02/2007 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli “2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı'nda 'Açık ve Yeşil Alanlar' başlığında "Ağaçlandırılacak Alan" kullanımında kaldığı anlaşılmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "İmar Planlarında Bakanlığın Yetkisi"ni düzenleyen 9. maddesinin ikinci fıkrasında, "Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan (Belediye) gerekli görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumları; Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir." hükmü yer almaktadır. 4046 sayılı Kanun'a göre, Kanunda "kuruluş" olarak sayılan genel ve katma bütçeli idarelerin gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının, belirtilen usûl ve esaslar çerçevesinde ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlamak için özelleştirilmesi yoluna gidilebileceği, genel bütçeli idarelerin gördükleri kamu hizmeti ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının mülkiyet devri suretiyle özelleştirilmesi mümkündür. Dava konusu mülkiyeti Maliye Hazinesine ait Ankara ili, Çankaya ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... sayılı parsel, Özelleştirme Yüksek Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Dava konusu taşınmazın boş ve âtıl durumda olduğu, herhangi bir kamu hizmeti ile ilgisinin bulunmadığı, "Özelleştirme kapsam ve programında yer alan parselin ülke ekonomisine katkı sağlaması ve ölçekler arası bütünlüğün sağlanması" amacıyla dava konusu imar planı değişikliği işleminin gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup 4046 sayılı Kanun'un öngördüğü ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlama amacına uygun olarak yapılan işemde Kanun'a aykırı bir yön bulunmamaktadır. Diğer yandan, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişiklikleri yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği kuşkusuz olup; dava konusu imar planlarına ilişkin yargılamanın da belirtilen bu hususla birlikte, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 9. maddesinin ikinci fıkrasında verilmiş olan yetkiye istinaden Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yalnızca dava konusu parsel ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliğine gidildiği göz önünde bulundurularak yapılması gerekmektedir. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, dava konusu parselin konumu ve arazi yapısı ile plan değişikliği kapsamında öngörülen arazi kullanım kararları arasındaki uyumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, dava konusu parselin kuzeyde MSB Lojmanları, batıda TRT Kampüsü ve güneyde ise İmrahor Vadisi ile çevrili bir konumda yer aldığı, parselin güney yönündeki büyük bölümünün eğimli bir arazi olup, sadece kuzey kesimde MSB Lojmanları ile TRT Kampüsüne yakın sınırlı bir kesimde düz arazi niteliği gösterdiği, 1/25.000 ölçekli nazım imar planında, arazinin yapısı nedeniyle de, taşınmazın "ağaçlandırılacak alan" kuşağı kapsamında kaldığı, plan değişiklikleri ile parselde 715 kişilik bir konut gelişmesi öngörüldüğü, ayrıca dava konusu parselin içinde bulunduğu bölgede, özellikle parselin güneyinde yapılaşması halen devam eden yeni konut gelişme alanlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafından, taşınmazın güneyindeki Sinpaş Altınoran, Güneypark Ankara, Marina Ankara gibi konut projelerinin bulunduğu alana ilişkin imar planlarının defalarca yargı kararı ile iptaline karar verilmiş olmasına rağmen İmrahor Vadisinin doğal yapısını bozan, vadi tabanının yapılaşmaya açılmasını öngören plan değişikliklerinin gerçekleştirildiği iddiası ile özelleştirme kapsam ve programında olan taşınmaza ilişkin dava konusu işlem açısından, çevre-imar bütünlüğü gözetilerek bir değerlendirme yapılması gerektiği hususları birlikte gözetildiğinde, parselin güneyindeki yapılaşmış alana ilişkin hukuki durum (yürürlükte olan imar planı olup olmadığı veya projelere ilişkin yapı ruhsatlarının yürürlükte olup olmadığı) araştırılarak, dosya kapsamında elde edilecek bilgi/belgeye göre uyuşmazlığa konu imar planlarının denetiminin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, taşınmazın komşuluğunda bulunan ve 1/25.000 ölçekli nazım imar planında daha önce ağaçlandırılacak alan kullanımına ayrılmakla birlikte, fiilen yapılaşmış olan alana ilişkin imar planlarının yürürlükte olup olmadığı hususunun araştırılması suretiyle dosyanın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.