8. Hukuk Dairesi 2014/13758 E. , 2014/14550 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 02/03/2010 NUMARASI : 2010/17-2010/44 Hazine ile Yeniköy Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali davasının reddine dair Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 02.03.2010 gün ve 17/44 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı Hazine vekili, mülkiyeti davalıya
**8. Hukuk Dairesi 2014/13758 E. , 2014/14550 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 02/03/2010 NUMARASI : 2010/17-2010/44 Hazine ile Yeniköy Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali davasının reddine dair Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 02.03.2010 gün ve 17/44 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı Hazine vekili, mülkiyeti davalıya ait olan 114 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 7.594, 04 m2'lik kısmının 3621 sayılı Kıyı Kanunu'na göre, kıyı kenar çizgisi kapsamında kalan yerlerden olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmının tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesi ile bedelsiz olarak tapu kaydının iptaline karar verilmesinin mülkiyet hakkı ile bağdaşmadığı gibi Uluslararası anlaşmalara da aykırı olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, Kadastro Kanunu'nun 12/3. fıkrası uyarınca davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davanın kabulüne dair önceki karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 09.02.2009 tarih, 2009/404-1533 Esas ve Karar sayılı ilamı ile mahkeme kararının onanmasına karar verilmiş olup, davalı vekilinin karar düzeltme isteğinde bulunması nedeni ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 28.10.2009 tarih, 2009/9038-10907 Esas ve Karar sayılı ilamı ile; "... Kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 14.09.1970 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir. Mahkemece kurulan hüküm onama tarihi itibariyle doğru olmakla beraber sonradan yürürlüğe giren ve kesin hüküm halini almamış eldeki davalara da uygulanacağından daire kararının ortadan kaldırılması ve Yerel Mahkeme'nin 02.02.2007 tarih, 2005/271 Esas, 2007/20 sayılı Kararın anılan yasa hükümleri doğrultusunda ve her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olacağı ve 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı gereğince belirlenen kıyı-kenar çizgisine göre davacının dava tarihi itibarı ile davasında haklı olduğu gözetilerek yargılama giderlerinden ve bu giderlerden sayılan Avukatlık ücreti ile harçtan da davalının sorumlu tutulması gerekeceği …'' gerekçeleri ile mahkeme kararı bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtmelidir ki, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin yukarıda açıklanan bozma kararı ile temyize konu son mahkeme kararları, 5841 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun 2. ve 3. maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulmuştur. 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 günlü 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlede : “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın" ve 3. maddesi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 10. maddesinde ise; “Bu Kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır. Ne var ki, bozma ve mahkeme kararlarının verilmesinden sonra, son kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu re'sen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa'nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümez ise de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi'nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Bir başka yönüyle, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Her ne kadar Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nce, 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle yerel mahkemenin verdiği kabule ilişkin ilk karar bozulmuş ise de, bozma ilamının dayanağını oluşturan yasa metni Anayasa Mahkemesi'nce yukarıda değinildiği üzere iptal edilmiş olmakla; artık taraflar yararına usuli kazanılmış hakkın gerçekleştiğinden söz edilemeyecektir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar, aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan nedenlerle; işin esası hakkında 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması için karar bozulmalıdır. Davalı vekilinin yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; yargılama masraflarıyla ilgili olarak 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa'nın 16. ve 17. maddeleriyle 3402 sayılı Yasa'ya eklenen 36/A ve Geçici 11. maddelerinde, “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından açılan ve henüz infaz edilmemiş bulunan dava ve kararlarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dâhil yargılama gideri yükletilemeyeceği...” yönünde düzenlemeler getirildiğinden, her ne kadar Mahkemece Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nin yukarıda açıklanan bozma ilamına uyulmuş ise de; sonradan yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. ve 17. maddeleriyle 3402 sayılı Yasa'ya eklenen 36/A ve Geçici 11. maddelerindeki düzenlemeler nedeniyle Mahkemece davalıların yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 09.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.