8. Hukuk Dairesi 2012/14912 E. , 2013/6309 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi ... ile Hazine ve... Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair... 1. Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.07.2012 gün ve 643/317 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili, duruşmasız olarak davalı ... vekilleri taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 30.04.2013 Salı
**8. Hukuk Dairesi 2012/14912 E. , 2013/6309 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi ... ile Hazine ve... Belediye Başkanlığı aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair... 1. Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.07.2012 gün ve 643/317 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili, duruşmasız olarak davalı ... vekilleri taraflarından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 30.04.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalı Hazine vekili Avukat ... davalı ... Belediye Başkanlığı vekili Avukat ...davacı ... vekili Avukat ...geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, dava konusu 1635 parselin 1956 yılında yapılan kadastro çalışmalarında taşlık ve çalılık olarak tapulama harici bırakılmış ise de, davacının kadastro tesbiti öncesinde emek ve para sarfı ile çalılık ve taşlıktan arındırılıp imar ve ihya edilerek tarla haline getirildiğini, tesbit sonrasında da malik gibi zilyetliğin devam ettiğini, 20 yıllık kazanma süresinin dolduğunu, her ne kadar taşınmazın bulunduğu yer 1999 yılında ... belediyesi sınırları içine alınmış ve imar planına tabi tutulmuş ise de zilyetlikle kazanma koşulları oluştuktan sonra müktesep hakkın ortadan kaldırılamayacağını açıklayarak Hazinenin 13.3.1997 tarihinde idari yoldan adına tescil ettirdiği 1635 parsele ait tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili, dava dilekçesinde zilyetliğin başlangıç tarihi, ne şekilde imar ihya edildiği, hangi tarihte tamamlandığı, hangi amaçla kullanıldığı,nasıl tasarruf edildiğine dair bir açıklama bulunmadığını, tapulama çalışmaları 1956 yılında yapılmasına, tespit sonrası zilyetlik süresi 1970’li yılların ortalarında tamamlanmasına rağmen davacıların yaklaşık 30 yıla yakın zaman talepte bulunmamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 1997 yılında hazine adına idari yoldan tescilden sonra 7 yıl içinde de davacının herhangi bir talebi olmadığını, kaldı ki aynı yerle ilgili yine tescil talepli davalar açılmış ise de hepsinin reddedildiğini, bu davaların yargılamaları sırasındaki ilanlarda davacının bir başvurusu bulunmadığını, d.k. yerin 1996 yılında ...belediyesinin kurulması ile belediye sınırları içinde kaldığını ve zilyetlik ile kazanılabilecek yer niteliğini kaybettiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. -//- 2012/14912-20136309 -2- Davalı ...Belediyesi vekili, taşınmazın 1956 yılında “taşlık ve çalılık” olarak tapulama harici bırakıldığını, davadan önce 1997 yılında ham toprak vasfı ile Hazine adına tescil edildiğini, Hazine adına yapılan tescil ve tapulama tutanaklarından taşınmazın vasfının değişmediğinin,imar ihya edilmediğinin anlaşıldığını, imar ihyayı ve 20 yıldan fazla zilyetliği kabul etmediklerini, son 7-8 yıldır 50 civarında aynı mahiyette davalar açılıp büyük kısmının bittiğini,bu davalarda komşu kayıtlar ile hava fotoğraflarının önem arzettiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne, davaya konu edilen ... ilçesi ... köyü 1635 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması sonucu gittisi olan 568 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının düzenleme ortaklık payı kesintisi sonucu 16.413,50 m2 miktarına karşılık gelen 974/2400 hisseye yönelik tapu kaydının iptali ile aynı hisse oranı ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi” üzerine hüküm davalı Hazine vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu yer 1956-57 yıllarında yapılan tapulama çalışmalarında taşlık ve çalılık olarak tapulama harici bırakılmış, 13.3.1997 tarihinde civar tapulama harici bırakılan taşınmazlar gibi ihdasen ham toprak vasfı ve 22589 m2 miktarı ile Hazine adına tapuya tescil edilmiş, 8.9.1997 tarihinde miktarı 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesine göre 22145 m2 olarak tashih edilmiş, 1.6.2006 tarihinde yapılan imar uygulaması sonunda arsa vasfında 40427,60 m2 miktarındaki 568 ada 1 numaralı imar parseli oluşmuştur. Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, eklemeli zilyetlik, imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1, 996, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Taşınmaz taşlık ve çalılık niteliği ile tespit dışı bırakıldığına göre, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi gereğince imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun kabulü gerekir. Dava konusu taşınmaz davanın açıldığı tarihte ihdasen tapuda Hazine adına kayıtlı olup tapu iptali ve tescil davalarının kayıt malikine yöneltilmesi gerekirken, taraf sıfatı bulunmayan ... Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davanın husumetten reddine karar verilmemiş olması doğru değildir. Davalı ... vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerindedir. Mahallinde yapılan keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarında dava konusu taşınmazın 1950-55 yıllarından önce “taşlık,çalılık, yılgınlık” iken temizlenmek suretiyle tarım arazisi haline getirildiği, en az 50-55 yıldır çeşitli tahıllar ekildiği, önceleri beygirle sonrasında traktörle sürüldüğü ifade edilmiştir. 17.5.2006 tarihinde ilk defa yapılan keşif sonunda 5.7.2006 tarihinde alınan iki harita mühendisi ve bir ziraat mühendisinden oluşan bilirkişi kurulundan alınan raporda “Ekli krokide A ile 184 m2 kısmın dava konusu parselin dışında 1743 kadastro parseli içinde kaldığı, taşınmaz üzerinde bir kısmı yulaf,bir kısmında tek tük bitmiş mısır görülmüş olup C ile F harfli kısımların İlçe Taşımacılık tarafından kullanıldığı, E ile gösterilen kısmın boş ve işlenmemiş ham toprak niteliğinde olduğu ve geçmişte işlendiğine dair bulgulara rastlanmadığı, alanın eğimi % 2-6 arası olup sonuç olarak dava konusu taşınmazın bir bütün olarak tarım arazisi niteliği taşımadığı, heyet tarafından taşınmazın emek sarfı ile yasaların öngördüğü biçimde uygun tarzda ihya edilmediği, 3402 s.yasanın 14. maddesi uyarınca gerekli zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşmadığı kanaatine vardıkları” bildirilmiştir. Hava fotoğraflarının uygulanması amacı ile yapılan 15.3.2008 tarihli keşif sonrası üç kişilik harita yüksek mühendisi bilirkişi kurulunun 1.6.2008 tarihli raporunda ise “dava konusu 1635 parsel üzerinde görülen dokular fotoğraf üzerindeki benzerleri ve farklıları ile karşılaştırmaları sonunda parselin bir kısmında -//- 2012/14912-2013/6309 -3- gözlemlenebilen dokuların doğal bitki örtüsüne ait olmadığı, taşlık çalılık benzeri ham arazi türünde olmadıkları değerlendirmesine ulaşıldığı, gerek bu dokuların köy yerleşim alanı etrafındaki yoğunlaşması, gerek aynı türde bir dokuya sahip alan içinde bina türü bir yapı görülüyor olması ve gerekse de bu dokuların sahip oldukları düzgün sınırlar ve homojen desen dava konusu parselde rastlanan bu doku türünün komşu parselin bir devamı olarak insan eli ile değiştirilmiş arazı yapısına ait olduğu kanısını güçlendirdiği, parselin diğer kısmının ise fotoğraf üzerinde koyu yansıma değeri verdiği ve homojen olmayan bir desen oluşturduğu, benzerleri ile birlikte değerlendirildiğinde ise buradaki dokunun işlenmemiş toprak örtüsüne ait olduğu değerlendirmesine ulaşıldığı, değerlendirmeler dikkate alındığında dava konusu yerin 1976 yılında tarım amacı ile kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi amacına yönelik yapılan çalışma sonunda sözü edilen tarihte d.k. parselin bir kısmı üzerinde insan eli ile bir takım faaliyetler yürütüldüğü kanısına varıldığı” bildirilmiştir.Bu kanaat aynı bilirkişilerin daha sonra verdikleri ek raporlarında da tekrarlanmıştır. Dosya ekinde bulunan, davacısı ... olan ve 1.8.1995 tarihinde imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayalı olarak açılan tescil davasının yapılan yargılaması sırasında dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıklar tarafından dava konusu yapılan taşınmazın 1971 yılından beri tarım arazisi olarak kullanıldığı ifade edilmiş ise de Orman mühendisi bilirkişi ile ziraat yüksek mühendisi bilirkişiden alınan 30.11.1998 tarihli raporda “toprak yapısının kaba tekstürlü,killi taşlı,her iki parça arazi üzerinde de buğday ekili, mahalli bilirkişi ve şahit beyanlarının aksine toprağın ancak birkaç yıldır sürülüp ekildiği, bu müdahalenin ana toprak yapısını değiştirmediği, toprak yüzeyinin doğal olarak yabani otlarla (step florası elemanları ile) kaplı olduğunun arazilerin kenarındaki işlenmemiş yerlerden ve komşu arazilerin tetkikinden anlaşıldığı, toprak yüzeyinde kazandırıcı zamanaşımının tamamlandığını gösterebilecek hiçbir bina,tesis veya ağaç bulunmadığı, toprağın bu hali ile tarım toprağı niteliği arz etmediği, muhtemelen köylünün hayvanlarını serbestçe otlattığı devletin hüküm ve tasarrufundaki arazi niteliğinde olup, 1957 yılında tapulama sırasında çalılık ve step niteliğinde olması nedeniyle tapulama harici bırakıldığı, netice olarak kesinleşmiş orman sınırları dışında bulunduğu,orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı, bugünkü durumu itibarıyla tarım toprağı niteliğinde olmadığı ve ham toprak karakterini muhafaza ettiği” açıklanmıştır. Dava konusu edilen 78.628 m2 miktarındaki alanın bulunduğu yerin idari yoldan 1997 yılında Hazine adına tescil edilen 1635,1636,1637,1638 ve 1639 parsellere ait yer olduğu da teknik bilirkişi raporları ile tesbit edilmiştir. ...1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.2000 tarih ... Esas 2000/867 Karar sayılı ilamı ile MK’nun 639.maddesinde öngörülen 20 yıllık nizasız fasılasız malik sıfatı ile bu yerlerin davacı tarafından zilyet ve tasarruf edildiği tanık anlatımları ve belgelerle sabit olmadığı gibi söz konusu parsellerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu ve bu durumda zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davacının talebinin reddine karar verilmiş, karar davacı ve müdahiller vekilinin temyizi sonunda Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 24.5.2001 tarih 2001/3600 Esas 2001/4356 Karar sayılı ilamı ile onanmış, karar düzeltme istekleri de aynı Dairenin 6.12.2001 tarih ... Esas 2001/8921 Karar sayılı ilamı reddedilerek 6.12.2001 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkemece, davaya konu taşınmazın kamulaştırılmış orman, orman rejimine alınmış yer yada orman olarak ağaçlandırılacak yer statüsünde olmadığı, zilyetlikle edinilebilecek yer niteliğinde olup, keşif sonrasında düzenlenen ilk raporda bu yönde farklı görüş açıklanmış olmakla beraber diğer teknik raporlar birlikte değerlendirildiğinde, taşınmazın zilyetlikle edinme koşulunu gerektiren imar ve ihya edilmek suretiyle 20 yıl süreyle -//- 2012/14912-2013/6309 -4- çekişmesiz ve aralıksız malik sıfatıyla babası ve ondan sonra davacı tarafından zilyet olarak kullanıldığının kabul edildiği, taşınmazın zilyetlikle edinim koşulları oluştuktan sonra imar planı içine alınmasının da sonuca etkili olmayacağı göz önünde bulundurularak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak az yukarıda ayrıntıları ile açıklanan gerekçeli ve hüküm vermeye yeterli 5.7.2006 tarihli bilirkişi kurulu raporunda taşınmazın bütün olarak tarım arazisi niteliği taşımadığına ilişkin sonuç, dava dışı gerçek kişi tarafından açılmakla birlikte dava konusu taşınmazın niteliğinin belirlenmesi açısından önem arzeden ve 5.7.2006 tarihli raporu destekleyen ... 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.2000 tarih 1995/630 Esas 2000/867 Karar sayılı dosya içerisinde bulunan 30.11.1998 tarihli bilirkişi raporunda toprak yüzeyinin doğal olarak yabani otlarla kaplı olduğu, toprak yüzeyinde kazandırıcı zamanaşımının tamamlandığını gösterebilecek hiçbir bina, tesis veya ağaç bulunmadığı ve toprağın bu hali ile tarım toprağı niteliği arzetmediğine ilişkin belirleme karşısında taşınmazın imar ihya edildiğinin kabulü mümkün değildir. Taşınmazın niteliğinin tam belirlenemeyeceği açıklandıktan sonra dava konusu parselin bir kısmı üzerinde insan eli ile bir takım faaliyetler yürütüldüğüne ilişkin kanı ile taşınmazın imar ihya edilmiş olduğu ve dolayısıyla davacı lehine kazanmaya sağlayan koşulların oluştuğundan söz edilemez. Az yukarıda açıklanan ilmi ve hukuki gerekçeleri içeren raporlardaki belirlemelere itibar edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken soyut tanık beyanları ile bir takım varsayım ve yorumlardan hareketle düzenlenen raporlara değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekili ile davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 990,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacı taraftan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazine ve ... Belediyesi'ne verilmesine ve 28.513,00 TL peşin harcın istek halinde davalı ... Başkanına iadesine 30.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.