8. Hukuk Dairesi 2024/5831 E. , 2025/1703 K. MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2024/42 E., 2024/139 K. KARAR : Davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına Taraflar arasında görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar…
**8. Hukuk Dairesi 2024/5831 E. , 2025/1703 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2024/42 E., 2024/139 K. KARAR : Davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına Taraflar arasında görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde; Bursa ili, Osmangazi ilçesi, ... köyünde yapılan kadastro çalışmalarında dava konusu 150 ada 25 parsel sayılı taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması nedeniyle Hazine adına tapuya tescil edilmesi gerekirken davalı adına tespit edildiğini belirterek, tespitin iptali ile taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, çekişmeli taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı, davalılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine, dava konusu 150 ada 25 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağında tespit edilen diğer özellikleri ile 1/6 hissesinin ... adına, 5/6 hissesinin ... adına kayıt ve tesciline, kütüğün beyanlar hanesinde taşınmaz üzerindeki su deposunun ... tarafından yapıldığının tespitine karar vermiştir. Hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 20.04.2010 tarih, 2010/2163 Esas, 5376 Karar sayılı kararıyla eksik inceleme ve araştırma nedeniyle bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne, dava konusu parselin kadastro tespitinin iptali ile fen bilirkişisinin 28.04.2015 tarihli rapor ve krokisinde (A) harfi ile işaretlenen 3489,03 metrekarelik alanın 150 ada 25 parsel numarası ile davalı ... adına kayıt ve tesciline; fen bilirkişisinin raporunda (B), (C) ve (F) harfleri ile sınırlandırılan toplam 1712.76 metrekarelik alanın ... köyüne ait 150 ada, son parsel numarası verilerek Hazine adına çalılık ve tarla olarak kayıt ve tesciline; teknik bilirkişisinin raporunda (E) harfi ile işaretli dere yatağı taşkın ve fezeyan alanı içinde kalan alan ile (D) harfi ile işaretli taşlık kayalık alan toplamı olan 872,87 metrekarelik taşınmazın tescil harici bırakılmasına; davalı ...'ın, tutanak ekindeki 01/12/1998 tarihli harici gayrimenkul alım senedinin sınırlarının, fen bilirkişisinin 28.04.2015 tarihli rapor ve krokisinde (G) harfi ile kesik çizgilerle gösterilip kısmen tescil harici dere şevi, kısmen (E) ve (F) harfleri ile işaretli alanda kaldığının tespitine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 03.10.2017 gün ve 2016/1836 Esas, 2017/7219 Karar sayılı kararıyla; yalnızca davalı ... vekilinin temyiz itirazları değerlendirilmiş ve (A) harfi ile gösterilen bölüm yönünden sadece ... adına tescil kararı verilmesinin hatalı olduğuna değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de, davacı Hazine vekili ve davalı ... vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.04.2018 gün ve 2018/160 Esas, 2018/2521 Karar sayılı kararıyla davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine, davalı Hazine vekilinin temyiz talebinin önceki kararda değerlendirilmediği belirtilmekle (A) harfi ile gösterilen bölüme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi neticesinde belirtilen taşınmaz bölümü yönünden orman ve zilyetlik araştırması yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilerek, önceki bozma kararının aynen muhafazası ile İlk Derece Mahkemesi kararının Hazine yönünden de bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; bozma kararı öncesi alınan fen bilirkişi raporuna ekli krokisinde dava konusu 150 ada 25 parsel sayılı taşınmazın (A) ile gösterilen alan yönünden davanın reddine, bu kısmın mevcut numarası ve gösterilen alan ile davalı ... adına tespit ve tesciline, diğer kısımlar yönünden önceki verilen karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı Hazine vekili ve davalı ... vekilinin kararı temyiz etmesi üzerine, Dairemizin 2021/12490 Esas, 2023/2078 Karar sayılı ilamıyla; davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddine; çekişmeli taşınmazın kadastro sırasında davalı ... ve ... adına tespit gördüğü, eldeki kadastro tespitine itiraz davasının ise sadece Hazine tarafından taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla açıldığı, tespit maliklerinin birbirleri aleyhine açtıkları bir dava olmadığı, ayrıca İlk Derece Mahkemesinin 28.10.2008 tarihli ve 2005/79 Esas, 2008/46 Karar sayılı kararıyla taşınmazın 1/6 payının davalı ... adına, 5/6 payının davalı ... adına tesciline karar verildiği, bu kararın davalılar tarafından temyiz edilmediği, bu nedenle davalılar yönünden usulü müktesep hak oluştuğu, bu hususun Mahkemece değerlendirilmediği, dolayısıyla Mahkemece Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı belirlenen dava konusu taşınmazın (A) bölümü yönünden 1/6 payının davalı ... adına, 5/6 payının davalı ... adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiş; karara karşı davacı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından yapılan karar düzeltme başvurusu ise reddedilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; çekişmeli taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümü yönünden mülkiyet paylaşılmasının hatalı olduğu gerekçesi ile kararın bozulduğu, taşınmazın her iki davalı adına hisseli olarak tespit gördüğü, Hazine tarafından dava açıldığı, daha önceki karar gibi hatalı olarak verilen karar karşısında tespit tutanağındaki mülkiyet hisseleri göz önüne alınarak karar verilmesi gerektiği, bu nedenle önceki kararın onama kısımları yönünden bir karar verilmesine yer olamadığına, mülkiyet hisselendirilmesi yönünden hüküm kurulmasına karar vermek gerektiği belirtilerek, davanın esası yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, bilirkişi raporunda dava konusu 150 ada 25 parsel sayılı taşınmazın (A) ile gösterilen alanın ayrılarak ayrı bir parsel numarası ile birlikte 1/6 hissesinin ... adına, 5/6 hissesinin ... adına tespit ve tesciline, dava konusu taşınmazın diğer kısımları yönünden verilen ve dava konusu edilen (A) ile gösterilen alan yönünden daha önce verilen karar bozma dışı bırakılarak kesinleşmiş olmakla harici alan ve (A) ile gösterilen alanın yargılaması sonucu varılan kararın esası hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; kadastro hakimi açık, anlaşılır ve hükmün infazı sırasında tereddüt oluşturmayacak şekilde tescil hükmü kurmakla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297. maddesinde hükmün kapsamı belirlenmiş olup, buna göre; "(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." düzenlemesine yer verilmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesi hükmü uyarınca, duruşmaların aleniyeti kuralı gereği, tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir. Buna göre, yargılama açık olarak yapılır ve 6100 sayılı Kanun'un 297/2. maddesi hükmü gereğince de yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilir. Aynı Kanun’un 298/2. maddesi hükmü ise, sonradan yazılacak gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağını amirdir. Bu nedenle Mahkeme hükmü tek olduğundan ve kısa kararla aynı sonuçları taşıyacağından kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişki halinde ortada yasaya uygun bir hükmün varlığından söz edilemez. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 10.04.1992 tarih ve 7/4 sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiş olup, Mahkemece yapılacak iş, önceki karar ile bağlı olmaksızın çelişki giderilmek suretiyle yeni bir karar vermekten ibarettir. Buna göre dosya kapsamında yapılan incelemede, Mahkemece çekişmeli taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümünün taşınmazdan ifrazı ile yeni parsel numarası verilerek 1/6 hissesinin ..., 5/6 hissesinin ... adına tespit ve tesciline karar verilmesine rağmen ayrıca esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi suretiyle hükümde çelişki yaratılmış, öte yandan kısa kararın 2 numaralı bendinde "...diğer dava konusu alanlar yönünden tescil hükmü bozma hükmü dışında kalarak kesinleştiğinden yeniden hüküm verilmesine yer olmadığına," karar verilmiş iken, gerekçeli kararın hüküm kısmının 2 numaralı bendinde ise "...dava konusu taşınmazın diğer kısımları yönünden verilen ve dava konusu edilen A ile gösterilen alan yönünden daha önce verilen karar bozma dışı bırakılarak kesinleşmiş olmakla harici alan ve A ile gösterilen alanın yargılaması sonucu varılan kararın esası hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına," şeklinde hüküm tesis edilmesi suretiyle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur. İlk Derece Mahkemesince, tarafların hak ve yükümlülüklerini tam olarak belirten ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesine uygun olarak bir karar vermek gerekirken yazılı olduğu şekilde kendi içinde çelişkili hüküm tesisi ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulması usul ve kanuna uygun bulunmadığından, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.