Başvuru, askerlik hizmeti sırasında bulaşan hastalık nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli araştırma yapılmaması ve hükmedilen avukatlık ücretinin ölçülü olmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, askerlik hizmeti sırasında bulaşan hastalık nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada yeterli araştırma yapılmaması ve hükmedilen avukatlık ücretinin ölçülü olmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 16/12/2014 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, son yoklamasında askerliğe elverişli olduğuna karar verilerek 24/2/2011 tarihinde askere sevkedilmiştir. Başvurucu, Çanakkale ilinde acemi eğitimini tamamladıktan sonra 17/5/2011 tarihinde usta birliği olan Manisa Merkez İlçe Çobanhisar Jandarma Karakol Komutanlığına katılmış ve burada aşçı olarak görevlendirilmiştir. Başvurucunun, görevi gereği 16/8/2011 tarihinde yapılan portör muayenesinde hepatit hastalığı yönünden sağlam (HBsAg negatif) olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu, başka bir rahatsızlığı nedeniyle 19/10/2011 tarihinde yapılan muayenesi neticesinde hepatit B (HBs Ag pozitif) olduğunun tespit edilmesi ve sevk edildiği Etimesgut Asker Hastanesinin 16/7/2012 tarihli sağlık kurulu raporuyla hakkında ''1 Kronik viral hepatit B, delta ajansız'' tanısıyla ''Barışta askerliğe elverişli değildir.'' kararı verilmesi neticesinde terhis edilmiştir. Başvurucu 17/8/2012 tarihinde İçişleri Bakanlığına müracaat ederektazminat talebinde bulunmuş ise de idarenin 11/1/2013 tarihli işlemiyle başvurusu reddedilmiştir. Başvurucu, askere sevk edilirken hepatit hastası olmadığını, raporların da bu yönde olduğunu, askerlik hizmeti sırasında gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle hastalığa yakalandığını, usta birliğine katıldıktan sonra hiç izin kullanmadığını belirterek uğradığını ileri sürdüğü 000 TL maddi ve 000 TL manevi zararının tazmini istemiyle 8/3/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. AYİM İkinci Dairesi oyçokluğuyla verdiği 25/9/2013 tarihli ve E.2013/379, K.2013/1162 sayılı kararıyladavayı reddetmiş, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) maddesi gereğince reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden hesap edilen 890 TL avukatlık ücretinin de başvurucudan alınarak davalı idareye ödenmesine hükmetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda; son yoklaması esnasında askerliğe elverişli olduğuna karar verilen davacının 2011 tarihinde askere sevk edildiği, Çanakkale 116’ncı J.Er Eğt.Alayında acemi eğitimini tamamladıktan sonra 2011 tarihide usta birliği olan Manisa Merkez İlçe Çobanhisar J.KarakolK.lığına katıldığı, burada aşçı olarak görevlendirildiği, görevi gereği 2011 tarihinde yapılan portör muayenesinde hepatit hastalığı yönünden sağlam (HBs Ag NEĞATİF) çıktığı, daha sonra başka bir rahatsızlığı sebebiyle 2011 tarihinde yapılan muayenesi neticesinde Hepatit (HBs Ağ POZİTİF) olduğunun tespit edildiği ve sevk edildiği Etimesgut Asker Hastanesinin 2012 tarihli ve 9421 sayılı sağlık kurulu raporu ile “Kronik vidral hepatit B, delta ajansız" tanısıyla hakkında ‘Barışta askerliğe elverişli değildir." kararı verildiği; bu karar üzerine terhis edildiği anlaşılan davacının, görmüş olduğu zararlarına karşılık olmak üzere 2012 tarihli dilekçeyle davalı idareye müracaat ederek tazminat talebinde bulunulduğu; bu talebin davalı idarenin 2013 tarihli cevabi yazısıyla reddedilmesi sonrasında, maddi ve manevi zararlarının tazmini için AYİM’de iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davalı idare ile davacı arasındaki ihtilaf, “davacnın askerliğe elverişsiz hale gelmesine neden olan rahatsızlığın meydana gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru içerisinde bulunup bulunmadığı ve bu rahatsızlık nedeniyle hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca kendisine tazminat ödenmesi gerekip gerekmediği" noktalarındadır.Anayasanın 125’nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu açıdan idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş olup bu sorunun çözümü öğreti ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Genel kabule göre idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk esaslanna dayandırılmaktadır. Hangi esas üzerinde temellendirilirse temellendirilsin genel olarak idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir olması, zararlı sonuç ile eylem açısından doğrudan doğruya bir nedensellik bağının bulunması zorunludur.Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelere göre; davacı vekilinin "askeri sağlık kuruluşlarının, askerliğe elverişsizliğine neden olan rahatsızlığının tedavisinde kusur bulunduğu" yönünde bir iddiası bulunmayıp, tazminat talebinin “davacının, askerliğe elverişsizliğine neden olan ‘hepatit’ hastalığının, askerlik hizmetinin ifa ettiği sırada gelişmesine bağlı olarak var olduğunu ileri sürdüğü hizmet kusuru" iddiasına dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, belirtilen kanaatlere ulaşabilmek için, idarenin, hastalığın bulaşması ve yayılması konusunda hizmet kusurunun olduğunu gösteren durumların, somut sebep ve olaylar çerçevesinde ispatlanması gerekeceği değerlendirilmiştir. Dava konusu olayda, gerek davalı idarenin hizmet kusuru içerisinde olduğu, gerekse de askerlik görevi ile söz konusu hastalığın meydana gelmesi arasında uygun bir illiyet bağının bulunduğu davacı tarafça somut belgelerle ortaya konmamıştır. Davacının belirtilen rahatsızlığının, askerlik hizmetini ifa etmesinin doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktığını kabul etmek mümkün değildir. Zira, söz konusu rahatsızlık, sadece askerlik hayatının sürdürüldüğü yerlerde ortaya çıkabilecek türde bir rahatsızlık değildir. Dolayısıyla davacının, bulaşıcı hastalığa, askerlik koşulları nedeniyle yakalandığının somut delil ve emareler çerçevesinde ortaya konması gerekmektedir. Davacının, bulaşıcı bir hastalık nedeniyle askerliğe elverişsiz hale gelmesinin, başkaca bir şart aranmaksızın idarenin hizmet kusurunu da beraberinde getirdiğini her olay ve şartta kabul etmek mümkün değildir. Belirtilen tespitlere göre; davacının askerliğe elverişsiz hale gelmesinde, kusurlu ve kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı idarenin tazmin sorumluluğu bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır." Karşıoy gerekçesi ise şöyledir:"Davacının aralarında iki hekimin de bulunduğu heyet tarafından yapılan son yoklamasında "askerliğe elverişli” olduğuna karar verilerek askere sevkinin yapıldığı, acemi eğitimini müteakip katıldığı usta birliğinde aşçı olarak görevlendirildiği, bu görev nedeniyle gönderildiği portör muayenesinde hepatit rahatsızlığının bulunmadığına karar verildiği, ancak askerlik görevine başladıktan yaklaşık 8 ay sonra yapılan muayenesinde Hepatit rahatsızlığının olduğunun tespit edildiği ve bu rahatsızlığa bağlı olarak terhis işleminin yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin aksi beyan edilmeyen iddiasına göre davacı usta birliğine katıldıktansonra hiç izin kullanmamış, karakol dışına dahi çıkmamıştır. Bu durumda davacının anılan rahatsızlığının birlikte görev yaptığı esnada oluşma ihtimali çok yüksektir. Her ne kadar davalı idarece davacının görev yaptığı birtikte bulunan tüm personele “Hepatit B" testi yapıldığı ve hiçbir personelde bu hastalığın belirtisine rastlanmadığı beyan edilmiş ise de, bu rahatsızlığın kuluçka dönemi ve her kişinin bu rahatsızlığa karşı duyarlılığının farklı olması hususları dikkate alınarak, tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının anılan rahatsızlığıyla ilgili olarak davalı idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu bulunup bulunmadığı tespit edildikten sonra karar verilmesi gerekirken bu husus ikmal edilmeden doğudan davanın reddine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılmadım." Bu kararın düzeltmesi istemi de aynı Dairenin 19/3/2014 tarihli ve E.2014/468, K.2014/379 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar, başvurucuya 10/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu 25/4/2014 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.B. İlgili HukukAnayasa'nın maddesinin son fıkrası şöyledir:''İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.'' 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.'' 1602 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.'' 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir.'' 659sayılı KHK'nın maddesi.