CASE OF UCA v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
.s800EAC49 { font-size:12pt } .s598389FB { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; font-size:14pt } .sBB9EE52A { font-family:Arial } .sFE10DC93 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center } .s29100277 { font-family:Arial; font-weight:bold } .sA36B60A1 { font-family:Arial; font-style:italic } .s339D85E6 { margin-top:0pt; margin-bottom:14pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid } .s2E932ED2 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; font-size:11pt } .s4ACA9207 { page-break-before:always; clear:both; mso-break-type:section-break } .sC8F8E3C2 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:28.35pt; text-align:justify; line-height:150% } .s2F109746 { margin-top:0pt; margin-left:28.35pt; margin-bottom:0pt; text-align:justify; line-height:150% } .s19B7010A { margin-top:0pt; margin-left:7.1pt; margin-bottom:0pt; text-indent:21.25pt; text-align:justify; line-height:150% } .s31EEE7E5 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify; line-height:150% } .sB42B2F5B { margin-top:14pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:14pt } .s3CA22BA { font-family:Arial; text-transform:uppercase } .s6B505E72 { margin:0pt; padding-left:0pt } .s32B93FBE { margin-top:14pt; margin-left:11.67pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; padding-left:8.18pt; font-family:Arial; text-transform:uppercase } .sC9F133C { margin-top:14pt; margin-left:15pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; padding-left:4.85pt; font-family:Arial; text-transform:uppercase } .sE14E9EE5 { margin-top:6pt; margin-left:21.25pt; margin-bottom:6pt; text-indent:7.1pt; text-align:justify; line-height:150%; font-size:10pt } .sF94A4FE0 { margin-left:11.67pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; padding-left:8.18pt; font-family:Arial; text-transform:uppercase } .sE0F8DAFC { margin-top:0pt; margin-bottom:12pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify; line-height:150% } .s8CBA9969 { margin-top:14pt; margin-left:25.5pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-family:Arial; font-weight:bold } .s9B03B9F3 { margin-top:14pt; margin-left:18.34pt; margin-bottom:12pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; padding-left:1.51pt; font-family:Arial; text-transform:uppercase } .s10950C61 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify } .sA23F5CA0 { margin-top:14pt; margin-bottom:3pt; text-align:justify; line-height:150%; font-family:Arial; list-style-position:inside } .sE7B3A78A { width:1.99pt; font:7pt 'Times New Roman'; display:inline-block } .s6299A8C6 { margin-top:14pt; margin-left:15.01pt; margin-bottom:3pt; text-align:justify; line-height:150%; padding-left:1.99pt; font-family:Arial } .sA7045D49 { margin-top:0pt; margin-left:34pt; margin-bottom:0pt; text-indent:-17pt; text-align:justify; line-height:150% } .s48941B3D { width:6.33pt; font:7pt 'Times New Roman'; display:inline-block } .s7E48C575 { margin-left:45pt; text-align:justify; line-height:150%; padding-left:11.7pt; font-family:Arial } .sBCE159E6 { margin-left:47.67pt; text-align:justify; line-height:150%; padding-left:9.03pt; font-family:Arial } .s10F9448 { margin-top:12pt; margin-bottom:12pt; text-indent:14.2pt; text-align:justify; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s7CB9076 { margin-top:36pt; margin-bottom:0pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid } .sF920FE69 { font-family:Arial; color:#f8f8f8 } .s69DCC830 { margin-top:36pt; margin-bottom:0pt } .s5362FFEB { width:4.87pt; display:inline-block } .s8E1B9F9 { width:203.77pt; display:inline-block } .s1D0E43BE { width:112.28pt; display:inline-block } .s32563E28 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt } AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ         İKİNCİ BÖLÜM         UCA / TÜRKİYE   ( Başvuru No. 45801/12 )         KARAR               STRAZBURG 29 Haziran 2021   İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir Uca/Türkiye davasında, Başkan Valeriu Griţco, Hâkimler Egidijus Kūris, Branko Lubarda, ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Türk vatandaşı olan Şahin Uca’nın (“başvuran”) 7 Mayıs 2012 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 45801/12), Sözleşme’nin 5. maddesinin 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı, Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak, 8 Haziran 2021 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:   GİRİŞ 1.     Başvuru, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkraları kapsamında, başvuranın tutuklanmasını, tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesini ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasını haklı gösteren gerekçelerin bulunmaması ile ilgilidir. OLAY VE OLGULAR 2.     Başvuran Şahin Uca, Türk vatandaşı olup 1995 doğumludur. Başvuran, Mahkeme önünde, Mersin Barosuna bağlı Avukat C. Altuntaş tarafından temsil edilmiştir. 3.     Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. 4.     Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir: Ceza Yargılaması ve Başvuranın Tutuklanması 5.     Başvuran on altı yaşında iken, 22 Aralık 2011 tarihinde, R.D. isimli bir şahsın şikâyeti üzerine, diğer üç kişi ile birlikte yakalanarak gözaltına alınmıştır. İlgililer hakkında yasa dışı silahlı örgüt PKK’ya üye olmalarından, örgütün propagandası yapmalarından, örgüt adına şiddet içeren soygun yapmalarından ve gösterilerle ilgili mevzuatı ihlal etmelerinden şüphe duyulmuştur. 6.     Aynı gün düzenlenen arama ve yakalama tutanağında, başvuranın diğer şüphelilerden ayrılarak Mersin Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesine götürüldüğü belirtilmiştir. 7. Re’sen görevlendirilen avukat refakatinde başvuran, 23 Aralık 2011 tarihinde, Cumhuriyet başsavcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuranın avukatı, sorgu tutanağına göre, müvekkiliyle görüşebildiğini ve soruşturma dosyasındaki tüm belgeleri inceleyebildiğini belirtmiştir. 8.     Başvuran, yine 23 Aralık 2011 tarihinde, başvuranın polis ve Cumhuriyet başsavcısı önünde verdiği ifade ile dosyada mevcut, rapor, tutanak ve tüm belgelerin okunduğu Mersin Sulh Ceza Hâkimliği önüne çıkarılmıştır. 9.     Başvuranın avukatı, duruşma sırasında, başvuranın tutuklanması için yeterli delil olmadığı iddiasında bulunmuş ve yaşı ve sabit adresinin bulunduğu göz önüne alınarak, serbest bırakılmasını talep etmiştir. 10.     Hâkim, duruşma sonunda, söz konusu suçların işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını ve bu suçların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 10. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen suçlar arasında yer almasını dikkate alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. 11.     Başvuranın çocuklara ayrılmış bir cezaevinde tutuklu tutulduğu dosyadaki unsurlardan anlaşılmaktadır. 12.     Sulh Ceza Hâkimliği, 14 Mart 2012 tarihinde, dosya üzerinde inceleme yaparak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. 13.     Başvuranın avukatı, 16 Mart 2012 tarihinde, Sulh Ceza Hâkimliğinin başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin14 Mart 2012 tarihli kararına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, başvuranın isnat edilen suçları işlediğine dair somut ve ikna edici bir delil bulunmadığını belirterek, hâkimler tarafından tutukluluğa ilişkin ileri sürülen gerekçelerin yetersizliğini belirtmiştir. İç hukukta öngörülen, kaçma ve delillerin karartılması riski gibi diğer tutuklama gerekçelerinin mevcut olmadığını eklemiştir. Başvuranın avukatı son olarak, Hakimler tarafından adli kontrol uygulamasının kararlarda değerlendirilmediğini belirtmiş ve itirazın incelenmesi sırasında duruşma yapılmasını talep etmiştir. 14.     20 Mart 2012 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın avukatı tarafından yapılan itirazı dosya üzerinde incelemiş ve isnat edilen suçun niteliğine, delil durumuna ve öngörülen cezaya dayanarak itirazı reddetmiştir. 15.     27 Nisan 2012 tarihinde, hâkim, başvuranın tutukluluğunu re’sen incelemiş ve aynı gerekçelerle bu tedbirin devamına karar vermiştir. 16.     Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Mayıs 2012 tarihinde, başvuran hakkında düzenlenen iddianameyi kabul etmiştir. 17.     Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Haziran 2012 tarihinde, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, şiddet içeren soygun dışında suçlamalar hakkında karar vermek için görevsiz olduğunu belirtmiş ve dosyayı Mersin Çocuk Mahkemesine göndermiştir. Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. 18.     Mersin Çocuk Mahkemesi, 24 Temmuz 2012 tarihinde, başvuranı, yasa dışı bir örgüte üyelikten, örgütün propagandasını yapmaktan ve gösterilerle ilgili mevzuatı ihlal etmekten mahkum etmiştir. Bununla birlikte Mersin Çocuk Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca, üç yıl için bir denetim süresi öngörmüş ve bu süre içinde başvurana herhangi bir yükümlülük getirilmemesi gerektiğini belirterek, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygun olacağını değerlendirmiştir. Mersin Çocuk Mahkemesi ayrıca, suçun niteliğini ve mahiyetini göz önünde bulundurarak başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir. Soruşturma Dosyasına Erişimin Yasaklanması 19.     Mersin Sulh Ceza Hâkimliği, 14 Mart 2012 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, soruşturmanın amacını tehlikeye atmamak üzere, başvuran ve avukatının soruşturma dosyasına erişimlerinin kısıtlanmasına karar vermiştir. 20.     Mersin Asliye Ceza Mahkemesi, 20 Nisan 2012 tarihinde, bu karara karşı yapılan itirazı, kararın yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. 21.     28 Mayıs 2012 tarihinde, iddianamenin kabulü ile soruşturma dosyası başvuran ve avukatı için yeniden erişilebilir olmuştur. İLGİLİ İÇ VE ULUSLARARASI HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI 22.     Çocuklara ilişkin ilgili iç ve uluslararası hukuk, Güveç/Türkiye (no. 70337/01, §§   49-64, AİHM 2009 (alıntılar)) ve Süzer/Türkiye (no. 13885/05, §§ 52-57, 23 Nisan 2013) kararlarında anlatılmıştır. Çocukların tutukluluk şartları için ise Kuparadze/Gürcistan , no. 30743/09, §§ 42-44, 21 Eylül 2017) kararına bakınız. 23.     3 Temmuz 2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının j) bendine göre, bir çocuğun tutuklanması, son çare olarak başvurulan bir tedbir olmalıdır. 5395 sayılı Kanun’un 20. maddesi, CMK’nın 109. maddesinde öngörülenlere ek olarak, çocuklar için adli kontrol tedbirleri öngörmektedir. Söz konusu hüküm, çocuklar ile ilgili olarak, tutuklama kararının yalnızca adli kontrol tedbirinin etkisiz olması veya bu tedbire uyulmaması halinde alınabileceğini belirtmektedir. 24.     Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesine göre, bir insanın tutuklanması yalnızca ilgili kişinin atfedilen suçu işlediğine dair kuvvetli şüphelerin veya kaçma veya delilleri karartma riski gibi bir tutuklama nedeninin bulunması halinde mümkündür. Bu nedenle, başvurana atfedilen suçun da aralarında bulunduğu özellikle ağır bazı suçlar için, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrası, ilgilinin suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin varlığı halinde tutuklama nedeninin (kaçma ve/veya delilleri karartma riski) var sayılabildiğini belirtmektedir. 25.     İtiraz başvurusunda bulunma yöntemleri, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 267. maddesinde ve takibi maddelerinde açıklanmaktadır. Söz konusu Kanunu’nun 271. maddesi aşağıdaki şekildedir: “Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.” HUKUKİ DEĞERLENDİRME SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 26. Başvuran, Sözleşme’nin 5 ve 6. maddelerini ileri sürerek, yerel mahkemelerin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına hükmeden kararlarını yeterince gerekçelendirmediklerinden şikâyet etmektedir. Başvuran, yerel mahkemelerin tutukluluk kararını verirken yaşını göz önünde bulundurmadıklarını ileri sürmektedir. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamında incelenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir. Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir: “3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.” 27.     Başvuran, tutuklanmasının zorunlu olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, yaşı göz önüne alındığında, tutuklanmasının son çare tedbir olması gerektiğini ve durumun böyle olmadığını eklemektedir. 28.     Hükümet, Mahkemeyi, başvuran hakkında birçok kişinin karıştığı birçok suçtan şüphelenildiği için bu hükmün ihlal edilmediğine karar vermeye davet etmektedir. Hükümet, söz konusu davanın, Nart/Türkiye (no. 20817/04, 6 Mayıs 2008) ve Medeni Uğur/Türkiye (no. 49651/06, 24 Ocak 2012) davalarından farklı olduğunu, çünkü somut olayda başvuranın çocuklara ayrılmış bir cezaevinde tutulduğunu eklemiştir. 29.     Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını saptamaktadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. 30.     Mahkeme, Buzadji/Moldova Cumhuriyeti ([BD], no. 23755/07, 5 Temmuz 2016) kararında, adli makamların, tutukluluk kararını veren ilk karardan itibaren, tutuklanan kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı gerekçelerin devamlılığının yanı sıra uygun ve yeterli nedenler sunması gerektiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır ( ibidem , §   102). 31. Mahkeme, çocukların tutuklanmasına ilişkin olarak, daha önce, bunun son çare olarak görülmesi gerektiğine, mümkün olan en kısa süre için olması gerektiğine ve son olarak, bu tedbirin kaçınılmaz olduğu durumda, çocukların yetişkinlerden ayrı tutulması gerektiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır ( Dinç ve Çakır/Türkiye , no. 66066/09, §§   59 ve   63, 9 Temmuz 2013). 32.     Mahkeme söz konusu şikâyeti yukarıda belirtilen kararlar ve içtihat ilkeleri ışığında inceleyecektir. 33. Mahkeme, Türk mevzuatının, çocukların tutuklanmasına son çare tedbir olarak başvurulmasını öngördüğünü kaydetmektedir (5395 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasının j) bendi, yukarıdaki 23. paragraf). Özellikle, 5395 sayılı Kanun’un 20. maddesi uyarınca, bir çocuk hakkında verilen tutuklama kararı, yalnızca adli kontrol tedbirinin etkisiz olması veya bu tedbire uyulmaması halinde alınabilmektedir. 34.     Mahkeme, somut olayda, başvuranın, yalnızca atfedilen suçların işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphelerin varlığına ve söz konusu suçların bir kısmının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında öngörülmesine dayanan Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tutuklandığını gözlemlemektedir. Mahkeme aynı zamanda, yargı organlarının, başvuranın tutukluluk halinin devamı için benzer gerekçeler ileri sürdüklerini kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 12, 14 ve 15. paragraflar). 35.     Mahkeme, Hükümet gibi, başvuranın tüm tutukluluk süresi boyunca yetişkinlerden ayrı tutulmasına özel bir önem vermektedir. Mahkeme, bununla birlikte, bir çocuğun yetişkinlerden ayrı tutulduğu ya da tutukluluk koşullarının karşılandığı durumlarda dahi, hâkimin her durumda, adli kontrol gibi iç hukukta öngörülen daha hafif tedbirlerin uygulanmasını da dikkate alması gerektiği kanaatindedir. Bu gereklilik, çocukların tutuklanması söz konusu olduğunda daha belirgindir (bk. Blokhin/Rusya [BD], no. 47152/06, §§ 77‑89, AİHM 2016 ve yukarıda anılan Güveç , §§ 58 ve 60). 36.     Ancak, somut olayda, başvuranın avukatı, tutukluluk kararını veren hâkimin dikkatini, müvekkilinin reşit olmamasına ve salıverilmesini talep etmesine çekmiş olsa da hâkim, ilgilinin dava sırasında hazır bulunmasını sağlamak üzere alternatif tedbirlerin yetersiz niteliğine ilişkin açıklama yapmadan bu talebe cevap vermemiştir (bk. yukarıdaki 10. paragraf). Mahkeme, dolayısıyla, tutuklama kararında Sulh Ceza Hâkimliği tarafından ileri sürülen ve hemen hemen her zaman benzer şekilde tutukluluk halinin devamına karar veren yetkili mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin, başvuranın yaşı dikkate alındığında, hem iç hukukta (yukarıdaki 23. paragraf) hem de bir dizi uluslararası sözleşmede (örneğin bk. yukarıda anılan Nart , § 22 ve yukarıda anılan Güveç , §   108) öngörüldüğü üzere, tutuklama tedbirinin yalnızca son çare olarak kullanıldığı kanaatine varılmasına imkân vermediği kanısındadır. 37.     Mahkeme dolayısıyla, özellikle iç hukukta öngörülmüş olmalarına rağmen alternatif tedbirlerin somut olayda düşünülmediğini göz önüne alarak, yerel mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçelerin başvuranın tutuklanması ve tutukluluk halinin devamı için yeterli ve uygun olmadıkları kanaatindedir. Dolayısıyla Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ihlal edilmiştir. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 38.     Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi ile birlikte Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürerek, tutukluluğunun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesinden ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması kararından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, silahların eşitliğinin ihlal edildiğini iddia etmekte ve itiraz yolunu etkili bir şekilde kullanamadığından şikâyet etmektedir. Mahkeme, bu şikâyetlerin, yalnızca Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir: “Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.” Tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesi 39.     Başvuran, tutukluluğunun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedir. 40.     Hükümet, Mahkemeden, bu hükmün ihlal edilmediğine karar vermesini talep etmektedir. 41.     Mahkeme, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını saptamaktadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. 42.     Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, yakalanan ya da tutuklanan her kişiye, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında özgürlüğünden yoksun bırakılmasının “yasallığı” için gerekli olan usul ve esas gerekliliklerine uyulması konusunda bir başvuru hakkı tanıdığını hatırlatmaktadır ( Borgan ve diğerleri/Birleşik Krallık , 29 Kasım 1988, §   65, A serisi no. 145-B). Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan ilk usuli güvence, tutukluluğa karşı yapılan itiraz için başvurulan hâkim tarafından etkin bir şekilde dinlenilme hakkıdır ( Knebl/Çek Cumhuriyeti , no. 20157/05, §   81, 28 Ekim 2010). Ayrıca, tutukluluğa karşı yapılan itiraz için başvurulan hâkim tarafından dinlenilme hakkı “makul aralıklarla” kullanılabilmelidir (yukarıda anılan Knebl , §   85). 43.     Mahkeme, daha önce, tutuklunun, tutukluluğuna ilişkin karar vermesi istenen ilk derece mahkemesi hâkiminin önüne çıkabildiği durumlarda, itirazın incelenmesi sırasında hazır bulunmamasının, silahların eşitliği ilkesine saygıyı etkilemediği sürece, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını tek başına ihlal etmediğini kabul etmiştir ( Altınok/Türkiye , no. 31610/08, § 54, 29 Kasım 2011). Mahkeme, itirazın incelendiği tarihte, ilgilinin, sadece birkaç gün içerisinde ilk derece mahkemesi hâkimleri huzuruna çıkarılmasının göz önünde bulundurulması gereken bir unsur olduğu kanaatindedir ( ibidem , §   55). 44.     Mahkeme, mevcut davada, başvuranın, 23 Aralık 2011 tarihinde, tutukluluğuna hükmeden Mersin Sulh Ceza Hâkimliği önüne çıkarıldığını kaydetmektedir. Başvuran, bu vesileyle, hâkimlik tarafından dinlenmiş ve tutukluluğunu gerekçelendiren delil unsurlarına karşı itiraz etme imkânına sahip olmuştur. 45.     Mahkeme, tutukluluğuna ve tutukluluk halinin devamına karşı başvuran tarafından yapılan başvurular ile ilgili olarak, ulusal mahkemelerin, dosya üzerinden inceleme yaparak başvuranı dinlemeden söz konusu başvuruları reddettiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın, Mersin Çocuk Mahkemesinin davanın esasına ilişkin karar verdiği 24 Temmuz 2012 tarihinden önce hâkim önüne çıkma imkânına sahip olmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte Mahkeme, bireysel özgürlük söz konusu olduğunda, somut olayda olduğu gibi hâkim huzuruna çıkmadan yedi aylık bir sürenin geçmesinin, söz konusu sürenin “makul” olarak nitelendirilmesine imkân vermediği kanaatindedir (bu anlamda, sırasıyla yaklaşık dört, altı ve dokuz aylık süreler için bk. Erişen ve diğerleri/Türkiye , no. 7067/06, § 53, 3 Nisan 2012, Gamze Uludağ/Türkiye , no. 21292/07, § 44, 10 Aralık 2013 ve Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye , no. 4807/08, § 77, 17 Haziran 2014). 46.     Mahkeme, başvuranın bir hâkim tarafından dinlenemediği süreyi göz önünde bulundurarak, ilgilinin ceza yargılamasına katılmamasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ihlal ettiği kanaatindedir. Sonuç olarak, söz konusu hüküm ihlal edilmiştir. Soruşturma dosyasına erişimin olmaması 47.     Başvuran, soruşturma dosyasına erişiminin mümkün olmayışının, tutuklanmasına ve tutukluluk halinin devamına hükmeden kararlara etkin bir şekilde itiraz etmesine engel olduğunu ileri sürmektedir. 48.     Hükümet başvuranın iddiasına kabul etmemektedir. 49.     Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği tespitini göz önünde bulundurarak, bu şikâyetin kabul edilebilirliği veya esasının ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA 50.     Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir: “Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.” Tazminat 51.     Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 5.000 avro (EUR) talep etmektedir. 52.     Hükümet, talep edilen miktarın aşırı olduğu ve Mahkeme içtihatlarında ödenmesine hükmedilen miktarlara uygun olmadığı kanaatindedir. 53.     Mahkeme, başvuranın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3 ve 4. fıkralarından doğan haklarının ihlali nedeniyle stres ve endişe yaşamış olabileceği kanaatindedir. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvurana manevi tazminat olarak 1.650 EUR ödenmesi gerektiğine karar vermektedir. Masraf ve Giderler 54.     Başvuran, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar kapsamında yaptığı masraf ve giderler için 5.000 EUR talep etmektedir. Başvuran, talebine dayanak olarak, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar ve Mahkeme önündeki başvurusu ile ilgili çalışmaları için avukatına ödeme yapmayı taahhüt ettiği sözleşmelerin bir nüshasını sunmaktadır. Başvuran, bu bağlamda, avukatlık hizmeti ücretleri için 700 EUR miktarında kanıtlayıcı makbuz sunmaktadır. 55.     Hükümet, başvuranın bu talebine dayanak olarak kanıtlayıcı herhangi bir makbuz veya ödeme belgesi sunmadığını ve yaptığını iddia ettiği masrafları detaylı olarak açıklamadığını ileri sürmektedir. 56.     Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvurana yalnızca, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının makul niteliğini ispatlaması durumunda, bu masraflar iade edilebilmektedir. Mahkeme, somut olayda, dosyadaki belgeleri göz önünde bulundurarak, başvuranın, ulusal mahkemeler önünde yaptığı işler için avukatına tek bir ödeme yaptığını gözlemlemektedir. Mahkeme, dolayısıyla, başvurana, masraf ve giderler için 700 EUR ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir. Gecikme faizi 57.     Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir. BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine; Tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesine ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna; Tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine; Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında dile getirilen şikâyetin kabul edilebilirliği ve esasını ayrı olarak incelemeye gerek olmadığına;   a)     Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.650 EUR (bin altı yüz elli avro) ödemekle yükümlü olduğuna; Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 700 EUR (yedi yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna; b)     Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına; Adil tazmine ilişkin talebin reddine karar vermiştir. İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 29 Haziran 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   {signature_p_2}   Hasan Bakırcı   Valeriu Griţco Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı   Başkan