Başvuru, müşterek çocuğun velayetinin babasına verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, müşterek çocuğun velayetinin babasına verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/4/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile S.B.nin evliliklerinden 21/3/2007 ve 18/1/2010 doğumlu müşterek çocukları bulunmaktadır. Taraflar İstanbul Aile Mahkemesinin 22/4/2014 tarihinde kesinleşen kararıyla boşanmıştır. Mahkeme, anılan karar ile çocukların velayetinin başvurucuya bırakılmasına hükmetmiştir. Başvurucunun eski eşi S.B. 13/6/2016 tarihinde velayetin değiştirilmesi talebiyle İstanbul Anadolu Aile Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde; boşandıktan sonra da eski eşine ve çocuklarına bütün imkânlarıyla kendi evinde baktığını, fakat geçen süre içerisinde başvurucunun farklı ilişkilere yöneldiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun müşterek çocukların ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığını, iş ile ilgilenmekten çocuklarla ilgilenemediğini, bu nedenle çocukların okul ve davranış durumlarının iyi olmadığını ve müşterek çocukların da kendisi ile kalmayı istediklerini vurgulamıştır. Başvurucu vekili davaya cevabında, boşanma sebebinin S.B.nin sadakatsizliği olduğunu, velayet düzenlemesinde asıl amacın çocuğun menfaatini korumak olduğunu vurgulayarak çocukların tüm ihtiyaçlarının başvurucu tarafından karşılandığını ifade etmiştir. Yargılama sürecinde alınan 9/1/2018 tarihli raporda; müşterek çocukların davalı anne yanında kalarak davacı baba ile de sürekli birlikte olmalarının onların ruhsal ve sosyal gelişimlerini destekler nitelikte olduğu, çocukların şu anki düzenlerine uyum sağladıkları gözlemlendiği vurgulanarak velayetlerinin annede kalması ve baba ile şahsi ilişkiye devam edilmesinin çocukların üstün yararına olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme anılan rapor hazırlanırken davacı babanın beyanı alınmadığı gerekçesiyle pedagog, sosyal hizmet uzmanı ve psikologdan oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden yeniden rapor almıştır. Taraflar ve çocuklarla görüşülerek hazırlanan 7/8/2018 tarihli uzman raporunda; çocukların davacı baba yanında kurulu bir düzenlerinin olduğu ve müşterek çocukların baba yanında yaşamak istediklerine yönelik beyanları bulunduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak müşterek çocukların velayet sorumluluğunun babaya verilmesinin ve çocuklar ile davalı arasında yatılı şekilde şahsi ilişki kurulmasının çocukların üstün yararına olacağı değerlendirmesine yer verilmiştir. Mahkeme ayrıca çocukların beyanlarına başvurmuştur. Çocuklar özetle babaanneleriyle birlikte kaldıklarını, babalarının her hafta gelemese de hafta içi perşembe ya da cuma günleri yanlarına geldiğini ancak günlerin işine göre değiştiğini, ihtiyaçlarını babaannelerinin karşıladığını ifade etmiştir. Ayrıca okula giderken okuldan dedelerinin alıp geldiğini, kendilerine ayrılmış bir odalarının olduğunu, anneleriyle yaşarken annelerinin kızdığını, annelerinin de babalarının da şu anda çalıştıklarını, akşam eve gelebildiklerini, o yüzden babaannelerinin yanında daha rahat edeceklerini düşündüklerini beyan etmiştir. Duruşmada hazır bulunan Mahkeme uzmanı; her iki çocuğun da gelişimi itibariyle yaşanan sürece ilişkin farkındalıklarının olduğunu, alınan beyanlarında ve gözlemlerde çocukların günlük ihtiyaçlarının babaanne tarafından karşılandığını, babaanne yanında kurulu bir yaşamlarının olduğunu, bu süreçte de babaanne yanında kalmak istediklerinin genel itibarıyla anlaşıldığını beyan etmiştir. Mahkeme 16/10/2018 tarihinde davanın kabulüyle çocukların velayetinin babaya verilmesine ve başvurucu ile çocuklar arasında şahsi ilişki kurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararı olduğu, bu kapsamda ilgili mevzuat gereği uzmanlardan taraflar ile görüşülmek suretiyle tarafların koşullarını irdeleyen rapor alınması, gerekirse mahkemece çocuğun bizzat dinlenerek görüşünün alınmasının önemli olduğu vurgulanmıştır. Kararda; tarafların, çocukların ve tanıkların beyanları ile uzman raporları birlikte değerlendirilerek çocukların baba yanında düzenli ve uyumlu şekilde gelişimi ve gereksinimlerinin karşılandığı, müşterek çocukların sağlık, eğitim ve ahlaki bakımından babanın velayeti altında kalmasının çocukların menfaatine olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucunun istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesinin 6/3/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun çalışması nedeni ile çocukların bakımı ve ihtiyaçları ile davacı babanın annesi ve babasının ilgilendikleri, davacının anne ve babasının yaşadığı aile apartmanında oturduğu, idrak çağındaki çocukların babaanneleri ile kalmak istedikleri ifade edilmiştir. Bununla birlikte çocukların uzun süredir babalarının ve babaannelerinin yanında bulundukları hususları değerlendirildiğinde Mahkemenin uzman raporları ve idrak çağındaki çocukların mahkemede alınan beyanlarını esas alarak davanın kabulüne karar vermesinin usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir. Söz konusu karar başvurucuya 26/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 15/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 22/11/2007 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Hâkimin takdir yetkisi" kenar başlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:"Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır." 4721 sayılı Kanun’un "Durumun değişmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır." 4721 sayılı Kanun’un "Kural" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir."B. Uluslararası Hukuk Türkiye tarafından 14/9/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 20/11/1989 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin maddesi ilgili kısmı şöyledir:" Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar." Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin maddesi şöyledir:" Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler." Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin maddesi şöyledir:" Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ebeveyn ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuru olup anne ve baba arasındaki ilişkinin sona ermesi durumunda hukuksal düzenlemelerden kaynaklanan ve bu ilişkiyi kısıtlayan ya da engelleyen tedbirler, aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oluşturur (Hoppe/Almanya, B. No: 28422/95, 5/12/2002, § 44; Johansen/Norveç, B. No: 17383/90, 7/8/1996, § 52; Elsholz/Almanya [BD], B. No: 25735/94 13/7/2000, § 43). AİHM'e göre aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırları kesin biçimde tanımlamak mümkün değildir. İlgili makamlar her iki yükümlülük çerçevesinde belirli bir takdir alanına sahiptir ve her iki yükümlülük kapsamında da benzer ilkelerin gözönünde bulundurulması, özellikle her iki durumda da kamusal makamlarca olayın bağlamı ve müdahalenin türüne göre birey menfaatleri ile toplum menfaatleri ve çocuk ile ebeveyn menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. AİHM'e göre bu dengenin tesisinde niteliği gereği çocuğun menfaatlerine özel bir önem verilmelidir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55; Hoppe/Almanya, § 49). AİHM, ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam etmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin birinci paragrafı kapsamında aile hayatının temel bir unsurunu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin maddesi, ebeveynin çocuğu ile yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep etme hakkının yanı sıra ulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Bu husustaki belirleyici husus, ulusal makamların uygulamadaki mevzuat ya da mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da birlikte yaşama hakkının icrasını kolaylaştırmada kendilerinden beklenilen bütün makul önlemleri alıp almadığıdır (Hokkanen/Finlandiya, § 55).