Başvuru, yargı kararının gereği gibi uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, yargı kararının gereği gibi uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye 1/3/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun ile eklenen geçici madde hükmü uyarınca, okul müdürü olarak görev yapan ve görev süresi dört yıl ve üzeri olan öğretmenlerin müdürlük görevi 2013/2014 ders yılının bitimi itibarıyla başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erdirilmiştir. 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin maddesi uyarınca da müdürlük görevine atama yapılmasına dair usul ve esasların yönetmelik ile düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm uyarınca, Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) 10/6/2014 tarihli ve 29026 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde lise müdürü olarak görev yapmakta iken 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereği sona erecek olan yöneticilik görev süresinin uzatılması için başvuruda bulunmuştur. Bu talebi üzerine Yönetmelik uyarınca değerlendirmeye tabi tutulan ve 54,75 puan takdir edilen başvurucunun yöneticilik görev süresi, müdürlük görevi için gereken 75 puan şartını sağlayamadığı gerekçesiyle 10/9/2014 tarihli işlemle uzatılmamış ve öğretmen olarak ataması yapılmıştır. Başvurucu söz konusu işleme karşı İzmir İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır. İzmir İdare Mahkemesi öncelikle işlemin yürütmesini durdurmuş ve aynı gerekçeye yer vererek 26/2/2015 tarihli kararı ile işlemi iptal etmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:"... yönetmelikte yer alan Görev Süreleri Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri Değerlendirme Formu incelendiğinde, değerlendirme kriterlerinin; olumluluk arz eden Düşünce yapısı, tavır ve davranış, vasıf, karakter ve benzeri niteliklerden oluştuğu, bu kriterlerin evet ya da hayır ile doldurulacağı ve hayır denilen kriterler için puan verilmemesi öngörülmüş olup, bu duruma göre, hakkında değerlendirme yapılan yönetici için puan verilmeyen kriterler bakımından, puan vermemenin dayanağının, somut bilgi ve belge ile açıklığa kavuşturularak ispatlanması gerekmektedir.İncelenen uyuşmazlıkta, Mahkememizce davacıya düşük puan verilmesinin sebeplerinin açık bir şekilde ortaya konularak, formdaki her bir puanlamanın dayanağını oluşturan somut tüm bilgi ve belgelerin istenilmesine rağmen, davalı idarece değerlendirmelerinin dayanağını oluşturan bilgi ve belgelerin sunulmadığı, her ne kadar bazı kriterler gözlemlere dayanılarak değerlendirilebilecek ise de, bazı kriterlere hayır denilerek puan vermemenin ancak davacı hakkında açılmış soruşturma olması ve disiplin cezası verilmiş olmasını gerektirdiği halde bu konuda davacı hakkında soruşturma ve disiplin cezası bilgisine de yer verilmediği ve davacının müdürlük görevinde başarısızlığına veya yetersizliğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin dosyaya ibraz edilmediği görülmektedir.Bu durumda, dava konusu değerlendirme işleminin nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı ve bu haliyle objektiflikten uzak, soyut ve dayanaksız olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmış olup, buna bağlı olarak davacının müdür olarak görev yaptığı okuldaki görev süresinin uzatılmayarak İzmir Çiğli Halk Eğitim Merkezine öğretmen olarak atanmasına ilişkin işlemde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır." İzmir Bölge İdare Mahkemesi Kurulu 21/10/2015 tarihli kararıyla iptal hükmünü onanmış ve karar düzeltme istemini 19/1/2016 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu söz konusu iptal kararı gereği yeniden değerlendirmeye tabi tutulmuş ve 52,25 puanla takdir edilmiştir. Başvurucunun yeniden değerlendirmeye göre yine 75 puan barajının altında kalması nedeniyle 20/2/2015 tarihli işlemle görev süresi uzatılmamıştır. Başvurucu, ikinci değerlendirme üzerine tesis edilen 20/2/2015 tarihli görev süresinin uzatılmaması işlemini de dava konusu etmiştir. İzmir İdare Mahkemesi 26/10/2015 tarihli kararıyla ikinci değerlendirme üzerine tesis edilen işlemi iptal etmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:" 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın maddesinin fıkrasında; 'Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine gösterilmesini geciktiremez.' hükmüne yer verilmiş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 'Kararların sonuçları' başlıklı maddesinin bendinde de; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçmeyeceği belirtilmiştir. ... Bakılan davada, daha önceden davacı hakkında yapılan değerlendirme sonucu başarısız sayılması ve bunun sonucu olarak müdürlük görevinin uzatılmamasına dair işlemlere karşı İzmir İdare Mahkemesi'nin E:2014/1558 sayılı dosyasında açılan davada, değerlendirme puanının tanzimine ilişkin formun, nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı ve bu haliyle objektiflikten uzak, soyut ve dayanaksız olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği, akabinde söz konusu yürütmenin durdurulması kararının yerine getirilmesi amacıyla davalı idare tarafından tanzim edilen dava konusu değerlendirme formunun da aynı şekilde tanzim edildiği, formda yer alan değerlendirmeye esas sorulardan 'hayır' olarak yanıtlananların hangi sebeple 'hayır' olarak düzenlendiğinin ve dayanağının gösterilmediği gibi bu yolda Mahkememize gönderilen savunma ve eklerinde de somut bir gerekçenin gösterilmediği anlaşılmakta olup, değerlendirme formunun bu haliyle nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı, objektiflikten uzak, soyut, dayanaksız ve gerekçesiz olduğu görülmüştür. Bu durumda; davacının, mahkeme kararı ve Görev Süresi Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri Değerlendirme Formu gereğince yeniden yapılan değerlendirme sonucu başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile müdürlük görev süresinin uzatılmamasına dair dava konusu işlemlerde, İzmir İdare Mahkemesi'nin 2014 gün ve E:2014/1558 sayılı kararı ile verilen yürütmenin durdurulması kararının gerekçelerine uygun işlemler tesis edilmediği ve mahkeme kararında yer alan gerekçelerin yerine getirilmediği açık olup, dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık görülmemiştir." İzmir Bölge İdare Mahkemesi Kurulu 9/2/2016 tarihli kararıyla iptal hükmünü onanmış ve karar düzeltme istemini 26/4/2016 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu söz konusu iptal kararı gereği yeniden değerlendirmeye tabi tutulmuş ve 49,25 puanla takdir edilmiştir. Başvurucunun yeniden değerlendirmeye göre yine 75 puan barajının altında kalması nedeniyle görev süresi uzatılmamıştır. Başvurucu üçüncü değerlendirme üzerine tesis edilen görev süresinin uzatılmaması işlemini de dava konusu etmiştir. İzmir İdare Mahkemesi 2/3/2016 tarihli kararıyla üçüncü değerlendirme üzerine tesis edilen işlemi iptal etmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:"... değerlendirme işleminin, dayanağı yönetmelik hükmünün yürütülmesinin durdurulması nedeniyle dayanağının kalmadığı anlaşıldığından, dava konusu değerlendirme işleminde bu yönden hukuka uyarlık bulunmamıştır. Diğer taraftan, yargı kararı üzerine yapılan dava konusu değerlendirme formunun da aynı şekilde tanzim edildiği, değerlendirme formunun bu haliyle nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı, objektiflikten uzak, soyut, dayanaksız ve gerekçesiz olduğu, yargı kararının gerekçelerine uygun işlemler tesis edildiğinden ve mahkeme kararının yerine getirildiğinden bahsedilmesine olanak bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde bu bakımdan da hukuka uyarlık görülmemiştir." İzmir Bölge İdare Mahkemesi Kurulu 8/11/2016 tarihli kararıyla iptal hükmünü onanmıştır. Başvurucu söz konusu iptal kararı gereği yeniden dördüncü kez değerlendirmeye tabi tutulmuş ve 26,87 puanla takdir edilmiştir. Başvurucunun yeniden değerlendirmeye göre yine 75 puan barajının altında kalması nedeniyle görev süresi uzatılmamıştır. Başvurucu, müdür olarak görev yapamaması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü özlük haklarına ilişkin maddi zararın da tazmini için İzmir İdare Mahkemesi nezdinde tam yargı davası açmıştır. İzmir İdare Mahkemesi Hâkimliği davayı 25/11/2016 tarihli kararı ile reddetmiştir. Ret gerekçesinde başvurucunun söz konusu iptal kararlarının başvurucunun doğrudan müdürlük görevine atanmasına yönelik olmadığı belirtilerek başvurucunun gerçekleşmiş bir maddi zararının bulunmadığı ifade edilmiştir. Söz konusu karar İzmir Bölge İdare Mahkemesi Dava Dairesinin 7/3/2017 tarihli kararı ile onanmıştır. Başvurucu dördüncü kez yapılan değerlendirme üzerine tesis edilen görev süresi uzatılmaması işlemini de dava konusu etmiştir. Başvurucu bu dava ile ayrıca uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların da tazmini talep etmiştir. Başvurucu tazminat isteminde bulunurken lehine verilen iptal kararlarının gereği gibi uygulanmadığını ve sürekli dava açmak zorunda bırakıldığını, bu nedenle maddi manevi zarara uğradığını ileri sürmüştür. İzmir İdare Mahkemesi 10/10/2017 tarihli kararıyla davaya konu işlemi iptal etmiş, tazminat talebini ise reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"İncelenen uyuşmazlıkta, Mahkememizce davacı hakkında idarece kez yapılan değerlendirme işleminde de, hangi kriterlere ve hangi mevzuata göre değerlendirme yapıldığının sorulduğu, formdaki her bir puanlamanın dayanağını oluşturan somut tüm bilgi ve belgelerin istenilmesine rağmen, davalı idarece değerlendirmenin değerlendirme formu ek-1 de belirtilen değerlendirme kriterlerine ve puan yüzdelerine göre elektronik ortamda yapıldığının beyan edildiği, değerlendirmelerinin dayanağını oluşturan tüm bilgi ve belgelerin sunulmadığı, davacı hakkında değerlendirmede bulunan öğretmenlerden İ.G. ve O.K.'nın değerlendirmede 'evet' dediği bazı hususlara, dava konusu değerlendirmede 'hayır' dediği, değerlendirmeyi yapan yöneticilerden davacı ile 6 aydan az süreli çalışan yönetici olmadığı görülmektedir.Bu durumda, yargı kararı üzerine yapılan dava konusu değerlendirme formunun da benzer şekilde tanzim edildiği, değerlendirme formunun bu haliyle nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı, objektiflikten uzak, soyut, dayanaksız ve gerekçesiz olduğu, yargı kararının gerekçelerine uygun işlemler tesis edildiğinden ve mahkeme kararının yerine getirildiğinden bahsedilmesine olanak bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık görülmemiştir.Öte yandan; dava konusu işlemlerin, yukarıda yer verilen gerekçe ile hukuka uygun bulunmaması nedeniyle, idarece karar gerekçeleri gözetilerek yeniden değerlendirme yapılması gerektiği açık olup, değerlendirme işleminin hukuka uygun bulunmamasının, davacının anılan müdürlükteki görev süresinin uzatılması ve göreve iade edilmesi sonucunu doğurmayacağı da kuşkusuzdur....Doktrinde idarenin hukuki sorumluluğu; kamu hizmetlerinden ötürü uğranılan zararlarile idarelerin hukuk dışı işlem ve eylemlerinden ötürü uğranılan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir kurum olarak tanımlanmaktadır.Görülen bir kamu hizmetinin kuruluşu ve işleyişi sırasında meydana gelen aksaklıkların yani hizmetin, hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi nedeniyle meydana gelen durumlar idarelerin hizmet kusurunu oluşturmakta olup, sayılan hallerde ortaya çıkan hizmet kusuru nedeniyle kişilerin uğramış oldukları zararların tazmini anılan anayasa hükmü gereği zorunlu bulunmaktadır.Bu kapsamda idarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için ortada belli bir zararın bulunması ve bunun idareye yükletilebilecek işlem ve eylemden doğması yani zararla faaliyet arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Bu koşullardan birinin yokluğu veya zararın; zarar gören kişinin veya üçüncü kişilerin eyleminden doğmuş olması halinde idarenin sorumluluğu kusuru oranında ortadan kalkmaktadır....Uyuşmazlıkta; her ne kadar davacı tarafından, değerlendirme sonucu başarısız sayılma işlemleri ile görev süresinin uzatılmaması işlemlerinin iptali istemiyle açılan davalarda ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunma esnasında avukata serbest meslek makbuzu karşılığı ödediği avukatlık ücretleri maddi tazminat olarak istenmişse de, avukata asgari ücret üzerinden sözleşme ile ödenen ücretler, işlemden doğan zorunlu bir masraf olmayıp davacı tarafından ihtiyari olarak ödenen bir miktar olduğundan ve maddi tazminat olarak ödenmesini gerektiren bir husus bulunmadığından, davacının maddi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır....Manevi tazminat ise; patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerekir.Bakılan davada, davacının tazminat istemine konu olan davalı idare işlemlerinin, değerlendirme formunun nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı gerekçesiyle iptal edildiği, anılan işlemlerin iptal edilmesinde, idarenin ağır hizmet kusuru bulunmadığı, hukuki değerlendirme hatasının bulunduğu, bu nedenle de idarenin manevi tazminat ödemesini gerektirecek bir hususun bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, davacının koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddi gerekmektedir." Başvurucu istinaf başvuru dilekçesinde davanın, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yargı kararının uygulanmaması nedeniyle açılan bir tazminat davası olduğunu, idarenin de yargı kararlarını açıkça uygulamadığını ifade etmiştir. İzmir Bölge İdare Mahkemesi Dava Dairesi 3/4/2018 tarihli kararı ile İzmir İdare Mahkemesinin 10/10/2017 tarihli hükmünü onamıştır. Diğer taraftan başvurucu 15/6/2016 tarihinde İzmir İl Millî Eğitim Müdürlüğüne başvurarak lehine verilmiş olan yargı kararlarının gereği gibi uygulanmasını talep etmiştir. İlgili idare 22/6/2016 tarihli cevabında başvurucu hakkında verilen tüm yargı kararlarının uygulandığını ve yapılacak bir işlem bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu 2018 yılının Ocak ayında yaş haddinden emekli olmuştur. Başvurucu, İzmir Bölge İdare Mahkemesi Dava Dairesi 3/4/2018 tarihli kararını 15/5/2018 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 12/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili mevzuat 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.... Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir." 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin mülga geçici maddesinin (8) numaralı bendi ile maddesinin (8) numaralı bendi sırasıyla şöyledir:"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla halen Okul ve Kurum Müdürü, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcısı olarak görev yapanlardan görev süresi dört yıl ve daha fazla olanların görevi, 2013-2014 ders yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Görev süreleri dört yıldan daha az olanların görevi ise bu sürenin tamamlanmasını takip eden ilk ders yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer.""Okul ve Kurum Müdürleri, İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali tarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süre tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama ve terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz" İlk işlem tarihi itibarıyla yürürlükte olan Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik'in "Müdürlük görev süresinin uzatılması kenar başlıklı" maddesi şöyledir:"Görev sürelerinin uzatılmasını isteyen müdürler elektronik ortamda başvuruda bulunur. Müdürlükte dört yıllık görev süresini dolduranlar ile görev yaptıkları eğitim kurumunda sekiz yıllık görev süresini dolduran müdürler, Ek-1’de yer alan Görev Süreleri Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri Değerlendirme Formu üzerinden değerlendirilir. Ek-1’de yer alan Form üzerinden yapılacak değerlendirme, müdürlük görev süresinin sona ereceği ders yılının son gününe göre üç ay öncesinden itibaren yapılır. Ek-1’de yer alan Formun değerlendirilme sürecine ilişkin iş ve işlemler, il millî eğitim müdürlüklerinin koordinesinde eğitim kurumunun bağlı olduğu ilçe millî eğitim müdürlüklerince yürütülür." Yönetmelik'in Ek-1 kısmında "Görev Süreleri Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri İçin Değerlendirme Formu" yer almaktadır. Bu kısımda 120 farklı önerme bulunmaktadır. Önermeler mesleğin yürütümüne ilişkin davranışlara/eylemlere (problem çözmede inisiyatif kullanarak acil kararlar alabilir, kurumun fiziki kapasitesinin etkin ve verimli kullanılmasını sağlar, öğretmenleri ve öğrencileri motive edici çalışmalar planlar, katılır ve destekler vb.) yöneliktir ve her önerme ayrı ayrı puanlanmaktadır. Yönetmelik bugüne değin birden fazla kez olmak üzere değiştirilmiştir. Günümüzde 21/6/2018 tarihli ve 30455 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumlarına Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği yürürlüktedir. Yargı Kararları Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargı kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen ısrar kararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088, K.2014/1787 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Anayasada ve Yasada yer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açık bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi gerekmektedir.İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicil raporunun 'orta' olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine karşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir. Ayrıca davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgili sicil hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündeki iptal kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılı sicil raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicil haneleri aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının 2006 yılı sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir. Belirtilen durum karşısında, idarenin mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda davacının manevi olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir. Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını uygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği ve ağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir." Danıştay Onikinci Dairesi 17/10/2017 tarihli ve E.2016/8661, K.20174829 sayılı kararı ile hizmet sözleşmesinin feshi işleminin iptaline yönelik olarak verilen yargı kararının uygulanmaması üzerine açılan tazminat davasının kabulüne ilişkin Afyonkarahisar İdare Mahkemesince verilen 15/3/2013 tarihli ve E.2012/943, K.2013/205 sayılı kararı onamıştır. Kararın ilgili kısmı şöyledir: "...idare tarafından yargı kararının uygulanmaması ve/veya çeşitli bahanelerle uygulanmasının geciktirilmesi sonucunu doğuran ve hukuk düzeniyle bağdaşmayacak ve hatta yok denilecek kadar ağır nitelikte hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin iptal edilerek hukuk düzeninden silinmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, yaklaşık 8 ay gibi bir süredir yargı kararını uygulamadığı anlaşılan davalı idarenin bu tavrının ağır hizmet kusuru oluşturduğu sonuç ve kanaatine varıldığından, davacının yaşadığı üzüntünün karşılığı olacak ve davalı idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde ve istemiyle sınırlı olarak 000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazmini gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ve davalı idarece olayda kişisel kusuru bulunan kişi veya kişilere rücu edilmek kaydıyla davacının manevi tazminat isteminin kabulüyle, 000,00-TL manevi tazminatın dava tarihi olan 2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi..." Danıştay İkinci Dairesi yargı kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen kararı 28/11/2017 tarihli ve E.2017/1297, K.2017/7408 sayılı hükmü ile bozmuştur. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Anayasada ve Yasada yer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açık bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi gerekmektedir.İncelenen olayda; davacının 2006 yılı sicil raporunun 'iyi' olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine karşılık gelecek not seviyesinde (84,5 notla yine iyi olarak) düzenlenmesi karşısında, idarenin mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda davacının manevi olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir. Bu itibarla; olayda manevi tazminat ödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını uygulamadığı saptanan davalı idarenin olaydaki kusurunun niteliği ve ağırlığının dikkate alınarak, davacının talebini aşmayacak ve Mahkemece takdir edilecek miktarda manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmekte iken, koşulları oluşmadığı gerekçesiyle istemin reddine hükmedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir." Danıştay Beşinci Dairesi girilen meslek sınavında başarısız sayılma işleminin iptaline dair yargı kararının uygulanmaması nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların ve duyulan üzüntüye karşılık gelen manevi tazminatın ödenmesine hükmeden Ankara İdare Mahkemesinin 8/4/2014 tarihli ve E.2014/245, K.2014/439 sayılı kararını 26/1/2015 tarihli ve E.2014/7198, K.2015/399 sayılı hükmü ile onamıştır. Danıştay Sekizinci Dairesi, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddi yönünde verilen İstanbul İdare Mahkemesinin 22/5/2015 tarihli ve E.2015/1148, K.2015/1270 sayılı kararını bozmuştur. Daire, kararında yargı kararının uygulanması taleplerin on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu ifade etmiştir. Bozma kararının ilgili kısmı şöyledir: "Olayda, davacı şirket tarafından İstanbul İdare Mahkemesi'nin 19/07/2012 gün ve E:2011/1673,K: 2012/1601 sayılı kararının 20/12/2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine, söz konusu yargı kararının uygulanması istemiyle on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde 13/10/2014 tarihinde yapılan başvuruya altmış günlük cevap verme süresi ve bu süreden itibaren altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra 21/04/2015 tarihli işlem ile cevap verildiği görülmektedir.Bu durumda; dava açma süresinin, 2577 sayılı Kanunun maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında, davacının başvurusunun reddine ilişkin 21/04/2015 tarihli işlemin davacıya tebliğ edildiği tarihinden itibaren başlatılması gerektiği ve bu sonuçla da bakılmakta olan davada süre aşımı bulunmadığı anlaşıldığından, temyize konu kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen bir kararın icrası, maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya (No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde 6/ maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olurlar (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 37). AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalar bağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir. Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmak suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynı zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icra etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan, B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32). AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda Sözleşme'nin maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi madde anlamında davanın tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, § 34). AİHM, Sözleşme'nin maddesi kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, § 54). Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye (B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 73-75) kararında 2577 sayılı Kanun'a göre açılabilecek tazminat davalarının yargı kararının icra edilmemesi şikâyetleri bakımından etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığı tartışılmıştır. AİHM, bir kararın uygulanma biçiminin ilgilinin uğradığı maddi veya manevi zararın tazmin edilmesi hususuyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM, tam yargı davalarında bir yargı kararını uygulamamanın genellikle hizmet kusuru olarak değerlendirildiği doğru olsa dahi bu durumun bundan dolayı ortaya çıkan zararın tazminini sağlamak için yeterli olmadığını belirtmiştir. AİHM 2577 sayılı Kanun'un özel hüküm (lex specialis) niteliğindeki hükümleri kapsamında öngörülen hukuk yolunun -mevcut davada olduğu gibi- yargı kararlarının uygulanmamasına dayandırılan şikâyetler bakımından uygun tazminat yolu oluşturmadığını belirtmiştir. AİHM aynı kararda, genel hüküm niteliğindeki tam yargı davası hükümlerinin idare tarafından yargı kararlarının icra edilmemesi konusunda uygulanabileceği varsayılsa dahi ne teorik ne de pratik olarak bu tarz bir davada etkinlik ve erişebilirlik şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığını vurgulamıştır. AİHM bu bağlamda, Türk hukukuna göre yargı kararlarının aynen icrasının önünde aşılamaz bir engelin varlığı saptanmışsa idarenin başvuranlara mevcut durumun özelliklerine uygun olarak eski hâle getirmeye (restitutio in integrum) denk düşecek en uygun alternatif çözümü teklif etme yükümlüğünün olduğunu hatırlatmıştır. AİHM'e göre başvurucuların lehine herhangi bir sonuç doğuracağı varsayılsa dahi tam yargı davasından elde edecekleri sonuç, iptal davalarında elde ettiklerinden farklı olmayacaktır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, §§ 95-98). Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015, §§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya elkonulması işleminin yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışı nedeniyle ilgili yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHM, başvurucunun dava açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkün olamadığına dikkati çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığı veya devletin bütçe sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir yargısal kararların makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlama yükümlülüğünden devleti muaf tutamaz.