1. Hukuk Dairesi 2025/2729 E. , 2026/2063 K. "" MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/146 E., 2025/171 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Lapseki 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/402 E., 2024/433 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından ha…
1. Hukuk Dairesi 2025/2729 E. , 2026/2063 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/146 E., 2025/171 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Lapseki 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/402 E., 2024/433 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: -KARAR- Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir. Davacı vekili; davacının, ... İlçesi, ... köyü ... mevkiinde kain 1 43... parseldeki taşınmazının da içinde bulunduğu taşınmazlarının satışı hususunda davalı ...'ı 18.11.2021 tarihli düzenleme şeklinde vekaletname ile vekil olarak tayin ettiğini, vekil ...'ın, dava konusu 1 43... parsel sayılı taşınmazı diğer davalı ...'ya bilgisi dışında sattığını, taşınmazın satışından sonra bilgilendirdiğini, ücret konusunda fikrinin alınmadığını ve satış bedelinin ödenmediğini, davalının verilen talimata uygun ifa borcunu, vekilin şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme borcunu ve vekilin hesap verme borcunu yerine getirmediğini, davalılar hakkında Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığında 2022/8721 soruşturma numarası ile nitelikli dolandırıcılık suçundan soruşturma başlatıldığını, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, davalıların fikir birliği içerisinde davacıyı telafisi olmayan zararlara uğrattıklarını ileri sürerek tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa taşınmazın bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; vekaletnamenin davacının talebi ile düzenlendiğini ve devir işlemlerinin onun bilgisi ve rızası dahilinde yapıldığını belirtip davanın reddini savunmuştur. Davalı ...; taşınmazı yasal işlem ile vekil ...'tan 200.000,00 TL karşılığında satın aldığını, parayı kendisine elden teslim ettiğini, teslim ettiğine dair imzalı belge aldığını, iyiniyetli olduğunu belirtip davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı ...'in taşınmazın satın alınmasında vekil ile işbirliği içinde olduğu ve vekalet görevini kötüye kullandığını bildiği ve bilecek durumda olduğu ispat edilemediğinden resmi satış sözleşmesinin geçerli olduğu, davalı vekilin üzerine düşen hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden ve davacı tarafın taşınmazı satış iradesi mevcut olduğundan satış tarihindeki bedelden davacı tarafa sorumlu olduğu, vekilin bu sorumluluğunun vekaleten sattığı hissenin gerçek değerine göre belirleneceği gerekçesi ile tapu iptali ve tescil isteminin reddine, davacının tazminat talebinin kabulü ile; 1.101.516 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...'tan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davaya konu taşınmazı satma iradesinin bulunduğu, alıcı davalı ...'nun vekil ile işbirliği içerisinde ve davacıyı zarara uğratma kastı ile birlikte hareket edildiğinin HMK 190 ve devamı maddelerinde düzenlenen delillerle ispatlanamadığı, davalı ... tarafından satış bedelinin ödenmiş olduğu iddia edilmiş ise de bu kapsamda davacının elinden çıkma bir belge veya dosyaya ibraz edilmiş yazılı bir delil, ödeme makbuzu bulunmadığı, davaya konu taşınmazın temlik tarihindeki değeri üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; ... . Noterliğinin 18.11.2021 tarihli ve ... yevmiye nolu vekaletnamesi ile davacı tarafından davalı ...'ın vekil tayin edildiği, çekişme konusu 1 43... parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı iken davalı vekil İlkhan tarafından 25.02.2022 tarihinde satış suretiyle davalı ...'ya devredildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olaya gelince; 25.02.2022 tarihli ... yevmiye numaralı resim senette dava konusu taşınmazın 26.500,00 TL olarak gösterilen satış bedelinin, kayıt maliki davalı ... ile vekil olan diğer davalı arasında düzenlenen "Ahitnamedir" başlıklı 25.02.2022 tarihli belgeye göre 200.000,00 TL olduğu anlaşılmakta ise de alınan 16.05.2023 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın satış tarihindeki değerinin 1.101.510,00 TL olarak tespit edildiği görülmekle taşınmazın satış bedeli ile devir tarihindeki rayiç değeri arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu, bu haliyle vekilin sadakat ve özen borcuna aykırı olarak taşınmazı rayiç değerinden satmadığının açık olduğu, böylece vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, diğer davalı kayıt maliki ...'nun ise dava konusu taşınmazı gerçek değerinin 1/5'i oranında ucuza alarak vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bildiği veya bilebilecek konumda bulunduğu, bu şekilde her iki davalının el ve iş birliği içerisinde davacıyı zararlandırdıkları sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca, davanın tapu iptali ve tescil talebi yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Kabule göre de, taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden tazminat hükmü kurulması gerekirken, satış tarihindeki değer üzerinden hüküm kurulması doğru değildir. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının açıklanan nedenlerden ötürü kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı tarafından yatırılan peşin harcın istek halinde iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.