Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/5287 E. , 2024/4204 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/5287 Karar No : 2024/4204 TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALILAR) I- ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... II- ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVACILAR) Kendi adlarına asaleten ..., ... ve ... adına velayeten I- ... II- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin .... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bo
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/5287 E. , 2024/4204 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/5287 Karar No : 2024/4204 TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALILAR) I- ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... II- ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- (DAVACILAR) Kendi adlarına asaleten ..., ... ve ... adına velayeten I- ... II- ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin .... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Müteveffa...'ın 24.03.2014 tarihinde ... İli, ... İlçesi, ... Bölgesindeki hafriyat ve yıkıntı atıkları depolama tesisinde bulunan gölette boğularak vefat etmesinde davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle baba ... için 33.000,06 TL, anne ... için 38.616,26 TL olmak üzere (ıslah edilmiş haliyle) toplam 71.616,32 TL maddi tazminat ile davacılardan baba ... için 100.000,00 TL, anne ... için 100.000,00 TL, kardeş ... için 35.000,00 TL, kardeş ... için 35.000,00 TL ve kardeş ... için 35.000,00 TL olmak üzere toplam 305.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere, davacılar yakınının ölümünden yaklaşık 2 sene önce kazanın meydana geldiği gölet için arazi devrine ilişkin protokol imzalayarak sorumluluğu üzerine aldığı dikkate alındığında davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın olayın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğunun kabulü gerektiği, ayrıca ölüm olayının gerçekleştiği sahaya ruhsat verilmesi ile yapılan çalışma sonucu oluşan gölette herhangi bir kaza meydana gelmemesi için maden sahasının eski hale getirilinceye kadar alınması gereken önlemlerin alınıp alınmadığını kontrol etmeyen davalı Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı'nın da denetim ve gözetim eksikliği sebebiyle ... Büyükşehir Belediyesi ile birlikte müştereken %80 oranında kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, bilirkişi raporundaki kusur oranı da dikkate alınmak suretiyle hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda, müteveffanın babasının destekten yoksun kaldığı miktar olarak (%80 kusur oranına isabet eden) 33.000,06-TL, annesinin destekten yoksun kaldığı miktar olarak ise (%80 kusur oranına isabet eden) 38.616,26-TL'nin hesaplandığı, raporun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olduğu, buna göre, davacıların olay nedeniyle uğradığı maddi zararın hizmet kusuruna dayanılarak davalı idareler tarafından karşılanması gerektiği, dava konusu olayda manevi tazminatın koşullarının da bulunduğu kuşkusuz olup, davacıların duyduğu acı, elem ve sıkıntıların dikkate alınması suretiyle uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle; davanın kabulüne, toplam 71.616,32 TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine; olayın ağırlığı ile duyulan üzüntü ve ızdırap karşılığı davacı baba ...'a 100.00,00 TL, anne ...'a 100.000,00 TL, kardeş... 'a 35.000,00 TL, kardeş ...'a 35.000,00 TL ve kardeş ...'a 35.000,00 TL olmak üzere toplam 305.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:Uyuşmazlık konusu olayda, İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporu, olayın teknik yönünü aydınlatmakla birlikte, tarafların kusur durumunun tespiti bakımından ilgili (3213 sayılı Maden Kanunu, 4721 sayılı Medeni Kanun vs.) mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesi icap ettiğinden ve bu yönüyle uyuşmazlığın bu kısmı aynı zamanda hukuki bilgi ve değerlendirme gerektirdiğinden bilirkişi raporundaki kusur taksimi yerinde görülmeyerek, tarafların kusur oranının yeniden belirlenmesi gerektiği, şöyle ki; bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile dosya kapsamındaki evrakın incelenmesinden, davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın; ilgili devir protokolünün uygunluğunu denetlemek ve süreci koordine etmek yükümlülüğü olması nedeniyle % 20 kusurlu olduğu, davalı .... Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın; devir tarihinden itibaren söz konusu taşınmaz ve çevresinde can ve mal güvenliğine dönük önlemleri almadığı, söz konusu sahanın “Hafriyat Toprağı İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Depolama Alanı” olarak kullanılması için devir protokolünden sonra (kaza olana kadar) yaklaşık 2 yıl boyunca izin için Valiliğe başvurmadığı, çalışma bölgesi ve yakın çevresinde alana giriş ve yaklaşmaları sınırlayıcı tedbirleri almadığı, söz konusu sahada su birikmesini engelleyecek tedbirleri almadığı hususları bir bütün olarak gözetildiğinde % 50 kusurlu olduğu, mütevefanın; olay tarihinde yaşının 14 olduğu, olayları ve tehlikeleri farkedebilecek erginliğe eriştiği, temyiz kudretine sahip olduğu dikkate alındığında, aldığı/alması gereken aile içi ve okuldaki eğitimi gereğince kendi güvenliğini tehlikeye düşürecek eylemlerinden dolayı %30 müterafik kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, davanın maddi tazminat istemine ilişkin kısmı bakımından; İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, Türkiye'nin toplumsal şartlarına daha uygun ve güncel olan TRH 2010 çizelgesi yerine PMF 1931 çizelgesi esas alınarak hesaplama yapıldığı görülmüşse de, her iki tabloda öngörülen muhtemel bakiye ömür sürelerinin karşılaştırılması sonucunda, bu durumun istinaf yoluna başvuran davalı idare lehine bir sonuç doğurmadığı anlaşıldığından, bilirkişiden yeni bir rapor alınması yoluna gidilmediği, ancak, davacı tarafın müterafik kusur oranı %30'a çıktığından, bilirkişi raporunda belirtilen maddi zararın yeniden hesap edilmesi gerektiği, bu itibarla; baba için 28.875,05 TL, anne için 33.999,25 TL olmak üzere toplam 62.874,30 TL maddi zararın hizmet kusuruna dayanılarak davalı idareler tarafından işleyecek yasal faiziyle birlikte karşılanması gerektiği, davanın manevi tazminat istemine ilişkin kısmı bakımından ise; davacıların 14 yaşındaki çocuklarının hafriyat ve yıkıntı atıkları depolama tesisinde bulunan gölette boğularak yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan süreç bir bütün halinde değerlendirildiğinde; olayda idarelerin alması gereken tedbirleri almaması nedeniyle oluşan hizmet kusuru sonucu, davacıların duyduğu büyük üzüntü ve elem ile bu üzüntünün ömür boyu sürecek olması karşısında, müterafik kusur (%30) durumları da dikkate alınarak anne için 70.000,00 TL, baba için 70.000,00 TL ve kardeşler için ayrı ayrı 35.000,00 TL olmak üzere toplamda 245.000,00 TL manevi tazminat miktarının makul ve kabul edilebilir olduğu gerekçeleriyle davalı idarelerin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kısmen kaldırılmasına, davacıların maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 62.874,30 TL maddi tazminatın 20.000,00 TL sinin idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ile kalan 42.874,30 TL sinin ıslah dilekçesinin idarelere tebliği tarihi olan 23.10.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine, 245.000,00 TL manevi tazminatın ise, idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacıların İddiaları: Dava konusu olayda davalı Belediyenin kendi sorumluluğunda bulunan alanda tel örgü, güvenlik görevlisi, uyarı-ikaz işaretleri gibi alınması gerekli tedbirlerin hiçbirini almayarak yaşanan ölüm olayının meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğu, müteveffanın olay tarihinde 14 yaşında olduğu, göletin kendisi açısından tehlikeli olduğunu bilebilecek yaşta olmadığı, diğer davalı Bakanlığın da dava konusu ölüm olayında ... Büyükşehir Belediyesini denetleme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebi ile diğer davalı ile müşterek ve müteselsil sorumluluğunun bulunduğu, Bölge İdare Mahkemesinin uzmanlardan oluşan bilirkişi kurulunun yerine geçerek dava konusu ölüm olayında kusursuz olan müteveffanın kusur oranını artırmasında hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür. ... Büyükşehir Belediyesinin İddiaları: Ölüm olayının yaşandığı taşınmazın Belediyelerinin mülkiyetinde bulunmadığı, .... Çimento San. ve Tic. A.Ş. ile belediye arasında hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıklarının depolanması ve rehabilitasyon işlemlerinin yapılabilmesi için arazi devrine ilişkin protokol imzalandığı, protokol imzalanmış ise de bugüne kadar gerekli izinlerin alınmadığı, bu nedenle taşınmazın tasarruf hakkı belediyeye geçmediğinden meydana gelen olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, ayrıca taşınmazın ... Çimento San. ve Tic. A.Ş.'den teslim alındığına dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, ayrıca söz konusu protokol büyükşehir belediye meclisinin kararı olmadan yapıldığından resmiyet kazanmadığı,bu nedenle anılan protokolü bir iyiniyet protokolü olarak değerlendirmek gerektiği, meydana gelen olayda çocuklarını başıboş bırakan anne ve babanın, taşınmaz sahibi olan işletmeci şirketin ve söz konusu maden ocağına ruhsat veren davalı Bakanlığın sorumluluğu gözardı edilerek sorumluluğun büyük kısmının Büyükşehir Belediyesine verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı, öte yandan Bölge İdare Mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarının da davacıların sebepsiz zenginleşmesine yol açacak miktarda fahiş olduğu belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının İddiaları: Maden İşleri Genel Müdürlüğü'nün madenlere ilişkin görevinin madenin bulunduğu bölgenin ruhsatlandırılması ile başlayıp sahanın terk edilmesi ile son bulduğu, kazanın gerçekleştiği sahanın ilk olarak 24.11.2004 tarihinde ruhsatlandırıldığı, 05.04.2013 tarih ve 1912 sayılı makam oluru ile sahaya ilişkin terk işlemi gerçekleştirilerek sahanın MİGEM'in yetki ve denetim alanından çıktığı ve anılan sahanın diğer davalı Belediyenin uhdesine geçtiği, söz konusu kazanın ise sahanın terk edilmesinin üzerinden bir yıla yakın bir süre geçtikten sonra 24.03.2014 tarihinde gerçekleştiği, öte yandan söz konusu sahanın 21.11.2012 tarihinde mahallinde tetkiki üzerine hazırlanan raporda, tetkik tarihi itibarıyla kil işletme ruhsat sahasında can ve mal emniyetine ilişkin tehlikeli bir durumun mevcut olmadığı, ruhsat sahibi şirket tarafından yapılan terk talebine istinaden işlemlerin tamamlanmasını müteakip sahanın rehabilitasyonu çerçevesinde ... Büyükşehir Belediyesi tarafından söz konusu ruhsat sahasının hafriyat toprağı depolama alanı olarak kullanılmasının talep edildiği, bu hususta ruhsat sahibi şirket ile belediye arasında protokol imzalandığı dikkate alınarak anılan sahanın hafriyat toprağı depolama alanı olarak kullanılmasının ... tarih ve ... sayılı makam oluru kapsamında uygun bulunduğu,... tarih ve ... sayılı yazı ile Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği çerçevesinde gerekli izinlerin alınması yönünde ... Büyükşehir Belediye Başkanlığına; 12.04.2013 tarih ve 800190 sayılı yazı ile de sahanın rehabilitasyonuna yönelik hafriyat toprağı dökümü haricinde herhangi bir faaliyete izin verilmemesi hususunda ... Valiliğine yazı yazıldığı, ayrıca söz konusu alanın MİGEM sistem kayıtlarına yeniden ruhsatlandırılmaması için dolgu/döküm alanı olarak işlendiği, buna göre sahaya ilişkin terk işleminin yapılmasını müteakiben sahanın MİGEM'in denetim alanından çıktığı, protokol uyarınca diğer davalının denetim alanı içerisine girdiği, bilirkişi raporunda da bu yönde tespitlere yer verildiği, Bakanlığın olayda kusuru veya kusursuz sorumluluğu bulunmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Savunması: Sahaya ilişkin terk işleminin... tarih ve ... sayılı işlem ile gerçekleştiği, bu tarihten sonra sahanın MİGEM'in denetim alanından çıktığı, diğer davalının işletmeci şirket ile yaptığı protokol uyarınca belediyenin denetim alanı içerisine girdiği anlaşıldığından bilirkişi raporu doğrultusunda Bakanlığın olayda kusur sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle Bakanlık yönünden kararın bozulması ve davacıların temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Davacıların Savunması: Davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının dava konusu ölüm olayında diğer davalı Büyükşehir Belediyesini denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi bakımından kusur sorumluluğu bulunduğu açık olup davalı Bakanlığın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. ... Büyükşehir Belediyesinin Savunması: Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacıların murisi ...'ın 24/03/2014 tarihinde ... İli, ... İlçesi, ... Bölgesindeki hafriyat ve yıkıntı atıkları depolama tesisinde bulunan gölette boğularak yaşamını yitirdiği, söz konusu boğulma olayının yaşandığı göletin mülkiyetinin ... Çimento A.Ş.'ye ait olduğu, davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 24/11/2004 tarihinde ... Çimento A.Ş.'ye maden ruhsatı verilmesi nedeniyle kil ocağı olarak kullanıldığı, kil ocağı olarak kullanılan arazinin kullanım hakkının davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığına devrine ilişkin ... Çimento A.Ş. ile davalı belediye arasında 20/07/2012 tarihinde "Hafriyat Toprağı, İnşaat Yıkıntı Atıklarının Depolanması ve Sonrası Rehabilitasyon İşlemlerinin Yapılabilmesi İçin Arazi Devrine İlişkin Protokol"ün imzalandığı, 2011 ve 2012 yıllarında üretim yapılmadığı gerekçesiyle ... Çimento A.Ş.'nin 09/11/2012 tarihinde olay konusu yerden terk talebinde bulunduğu, terk talebini değerlendiren davalı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca 24/12/2012 tarihinde mahallinde tetkik ve değerlendirme raporu düzenlenerek sahada tespit yapıldığı, düzenlenen raporda, "sahada açılan ocakta can ve mal güvenliği açısından gerekli güvenlik tedbirlerinin (tel örgü ve levhalar) alındığının görüldüğü, terk işlemine müteakip ... Büyükşehir Belediyesi tarafından hafriyat toprağı depolama alanı olarak kullanılacağının beyan edildiği" tespitlerine yer verildiği, bu alanın 05/04/2013 tarihli Maden İşleri Genel Müdürü onayı ile ruhsat sahası rehabilitasyonu çerçevesinde hafriyat toprağı depolama alanı olarak ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından kullanılmasının uygun bulunduğu ve söz konusu ruhsatın yeniden ihale edilmemesine karar verildiği, arazi sahibi ... Çimento AŞ ile Büyükşehir Belediyesi arasında söz konusu alanın Büyükşehir Belediyesine devrine ilişkin 20/07/2012 tarihli protokolün ... Büyükşehir Belediye Meclisinin ... günlü, ... sayılı kararı ile kabul edildiği, terk edilen maden ocağı sahasında aradan geçen zaman içerisinde su birikmesi sonucu oluşan gölete 24/03/2014 tarihinde giren davacılar yakını ...'ın boğularak vefat etmesi üzerine yakınları tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Türk Borçlar Kanununun "Manevi tazminat" başlıklı 56. maddesinde, "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir." hükmü yer almıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay'ın kararı düzelterek onayacağı, hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, davalı idarelerin olaydaki hizmet kusurlarının tespiti, kusur oranlarının tayini, müterafik kusur oranı ve hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarları yönünden usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan; temyize konu Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın manevi tazminata ilişkin kısmında, davacılardan anne ve babanın müterafik kusur durumları dikkate alınarak dava dilekçesinde talep edilen 100.000,00 TL tutar üzerinden kusur oranı (%30) kadar indirim yapılmak suretiyle anne ve baba için 70.000,00-TL tutarında manevi tazminata hükmedildiği görülmüş olup olayın oluş şekli ve ağırlığı ile davacıların duyduğu üzüntü ve elem karşısında anne ve baba için takdir edilen manevi tazminat tutarı hakkaniyete uygun olmakla birlikte müterafik kusurun bulunduğu hallerde hükmedilecek manevi tazminat miktarı, davacılar tarafından talep edilen manevi tazminat tutarı üzerinden kusur oranının uygulanması suretiyle değil, meydana gelen olayda uğranılan manevi zararın niteliğine göre Mahkemece takdir edilen parasal karşılığa kusur oranının uygulanması suretiyle belirlenmesi gerektiğinden temyize konu kararın belirtilen gerekçe ile onanması gerekmektedir. Diğer taraftan; faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir. Uğranılan zararın gerçek miktarının Mahkeme tarafından yapılan inceleme sonucunda net bir şekilde ortaya çıkması durumunda, ortaya çıkan bu gerçek zararın tamamının tazmini amacıyla verilen miktar artırımına (ıslah) ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp, mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa, bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla; meydana gelen zararların tespiti amacıyla İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilen ve davacılar tarafından ıslah edilen bu yeni zarar miktarının; olay tarihi veya idareye başvurma tarihi veya dava tarihi itibarıyla elde etmek istedikleri gerçek zararları olduğu açıktır. 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi gereğince, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştayın içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Bu itibarla davacılar lehine hükmedilen maddi tazminat tutarının tamamına davacılar vekilinin idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletimesi gerekmektedir. Buna göre; temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 2. bendinde yer alan "62.874,30 TL maddi tazminatın 20.000,00 TL'sinin idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ile kalan 42.874,30 TL sinin ıslah dilekçesinin idarelere tebliği tarihi olan 23.10.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte" ifadesi çıkarılarak yerine "hükmedilen 62.874,30 TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte" ifadesi eklenmek suretiyle düzeltilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 05/07/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.