Başvuru, uzun zaman önce idare tarafından verilen tarımsal amaçlı hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, uzun zaman önce idare tarafından verilen tarımsal amaçlı hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/7/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Başvurucuların murisine 16/7/1994 tarihli başvurusu üzerine göçebe ailelerden olması nedeniyle Hatay Valiliği Mahallî İskân Komisyonunca (Komisyon) 30/5/1995 tarihinde tarımsal olarak iskân edilmek amacıyla hak sahipliği verilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 19/10/2010 tarihli raporda, başvurucuların murisinin 1/9/1980 tarihinden itibaren başlayan sosyal güvenlik kaydının bulunduğu, bu nedenle hukuki durumunun 14/6/1934 tarihli ve 2510 sayılı mülga İskân Kanunu'nda yer alan göçebe tanımına uymadığı tespit edilmiştir. Akabinde başvurucuların murisinin tarımsal amaçlı iskân için öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle 31/1/2012 tarihinde, hakkındaki hak sahipliği kararı iptal edilmiştir.B. Başvuru Konusu İptal Davası Süreci Başvurucular 3/5/2016 tarihinde işlemin iptali talebiyle Hatay İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkemece 3/5/2017 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;i. Başvurucuların murisinin hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme bulunmadığı, işlemlerin genelgeye göre tesis edildiği açıklanmıştır.ii. Başvurucuların murisinin hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi başvurucuların murisinin ibraz ettiği belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı ifade edilmiştir.iii. Öte yandan 2510 sayılı mülga Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır. iv. Netice itibarıyla başvurucuların murisinin hak sahibi yapılmasına ilişkin Komisyon kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasının idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu belirtilmiştir. Davalı idare, istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf talebini inceleyen Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) davalı idarenin istinaf talebini kabul etmiş ve 28/2/2018 tarihinde istinaf talebine konu kararı kaldırarak kesin olarak davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;i. Konuyla ilgili düzenlemeler belirtildikten sonra yerleşik duruma geçerek herhangi bir işle uğraşanların göçebe olarak değerlendirilemeyecekleri ve üretici vasfını kazanmaları nedeniyle hak sahibi olarak kabul edilemeyecekleri açıklanmıştır.ii. Başvurucuların murisinin göçebe statüsündeki hak sahipliğinin idari istikrar ve idareye güven ilkeleri uyarınca korunabilmesinin bu hakkın ancak mevzuata uygun olarak elde edilmesi hâlinde mümkün olacağı ifade edilmiştir. iii. Başvurucuların murisinin hak sahipliği kararı ve başvuru tarihinden önce Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) kaydının bulunduğu, dolayısıyla yerleşik hayata geçtiği ve göçebe vasfını yitirdiği, bu nedenle hak sahipliğinin mevzuata uygun olarak elde edilmediği belirtilmiştir. Başvurucular 26/6/2018 tarihinde temyiz talebinde bulunmuştur. Temyiz talebini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, 10/7/2018 tarihinde istinaf kararının kesin olduğunu belirterek temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Başvurucular 20/7/2018 tarihinde temyiz isteminin incelenmeksizin reddine ilişkin karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesince başvurucuların posta ücretini yatırmadığı tespit edilmiş ve bu eksikliğin tamamlanması için başvuruculara 20/9/2018 tarihli müzekkere yazılmıştır. Eksikliği tamamlama yazısı 26/9/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmesine rağmen başvurucular eksik kalan posta ücretini tamamlamamıştır. Bunun üzerine Bölge İdare Mahkemesi 9/11/2018 tarihinde posta ücreti eksikliğinin giderilmediği gerekçesiyle temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesinin istinaf incelemesine ilişkin kesin nitelikteki 28/2/2018 tarihli kararı başvurucular vekiline 12/6/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular vekili 10/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Tapu İptali ve Tescili Davası Süreci Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başvurucular aleyhine 15/1/2015 tarihinde Reyhanlı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescili davasında, Komisyon kararı ile başvuru konusu hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle başvuru konusu Reyhanlı ilçesi Amikovası köyü 210 parsel sayılı taşınmazın başvurucular adına tesciline ilişkin işlemin hukuki dayanağın ortadan kalktığı belirtilerek söz konusu taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescili talep edilmiştir. Reyhanlı Asliye Hukuk Mahkemesince 3/12/2015 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, ilgili Komisyonun benzer kararlarına karşı idari yargıda iptal davaları açıldığı ve Danıştayın bu davalara ilişkin bozma kararlarının olduğu açıklanmıştır. Esasen bu hak sahipliğini kazanmaya yönelik olarak kimlerin hangi şartlar altında göçebe sayılacağına dair açık, net ve kesin bir düzenlemeye yer verilmediğinden sigorta kaydının olmasının hak sahipliğini engelleyeceği kabulünün idarenin işlemlerinin güvenilirliğini, somut, belirli, genel ve kamu düzenini sağlayıcı istikrar ilkeleriyle uyuşmadığı ifade edilmiştir. Davacı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, temyiz talebinde bulunmuştur. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay Hukuk Dairesince 20/6/2019 tarihinde hükmün onanmasına karar verilmiştir. Davacı idarenin karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından 13/9/2021 tarihinde reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk Mevzuat Olay tarihinde yürürlükte olan 2510 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"Muhacir ve mültecilerle göçebelerin ve gezginci çingenelerin yurt içinde yerleştirilmeleri; Türk kültürüne bağlılık ve nüfus oturuş ve yayılışının düzeltilmesi amaciyle Bakanlar Kurulunca yapılacak programa uygun olarak İçişleri ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca tertiplenir." 2510 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"İskan bir aileye, nüfus ve ihtiyacına göre oturacak ev veya ev yeri, sanatkarlara ve tüccarlara ayrıca geçim getirecek dükkan veya mağaza yahut bu gibi yapı veya yeri ve mütedavil sermaye; çiftçilere de ayrıca kafi toprakla çift hayvanı, alat ve edevatı, tohumluk, ahır ve samanlık veya yeri vermekle yapılır.... (Ek fıkra: 18/6/1947-5098/5 md.) İskan edilecek her aileye nüfuslarına göre dağıtılacak çeşitli toprak miktarı ve dağıtış şekli Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca hazırlanıp Bakanlar Kurulu tarafından tasdik edilecek bir cetvelle tesbit olunur." 2510 sayılı mülga Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Hükümetçe iskan edilenlere borçlu veya borçsuz olarak iskan yoluyla verilen gayrimenkuller on yıl süre ile hiç bir suretle satılamaz, bağışlanamaz, terhin edilemez, haciz olunamaz. Tapularına o yolda kayıt düşürülür." 2510 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"Bu kanunun icra sureti tüzük ve yönetmelikler ile tayin olunur. Hükümetçe iskan edilenlerle bütün muhacir ve mültecilerin bu kanundaki muafiyetlerden istifade etmek üzere ne yolda hareket edecekleri bu tüzükte gösterilir." 2510 sayılı mülga Kanun'un uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan ve 9/11/1989 tarihli ve 20337 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"....İskânını talep eden, ilânın bitiminden en geç 30 (Göçebelerde 180) gün içinde ikametgah ilmühaberi, meşruhatlı nüfus kayıt örneği, (Göçebelerde göçebe belgesi, konaklama belgesi, meşruhatlı nüfus kayıt örneği) ile birlikte bağlı olduğu Kaymakamlık veya Valiliğe dilekçe ile müracaat etmek mecburiyetindedir. Süresi içinde müracaat etmeyenler, haksahipliğine esas bilgi ve belgeleri vermeyenler veya müracaat süresi içinde iskân isteyip sonradan vazgeçenler iskân haklarını kaybetmiş sayılırlar. Haksahiplik listesi ilân edilmeden önce belgelendirilmiş (hastalık, askerlik, tutukluluk ve benzeri) mecburi haller saklı tutulur. ..." Yönetmelik'in "İskân Edilenlerin Hayat Seviyesinin Tespiti" başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Tarımda iskân edilenlerden ilk mahsulü almış olanlar, bir sanat ve meslek sahibi olanlardan, sanat ve mesleklerini icra etmeye başlayanlar, resmî ve özel kuruluşlarda çalışanlardan, ilk aylık veya ücretlerini alanlar üretici hale gelmiş sayılırlar." Mevzuat programları ve internet sitelerinde bulunmayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığından müzekkere ile talep edilen Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Arazi ve İskân Dairesi Başkanlığı tarafından yürürlüğe konulan 13/4/1990 tarihli ve 1990/23 sayılı Genelge'nin (Genelge) "Göçebenin Tanımı" başlıklı (B) Bölümü'nün maddesinin (a) bendi şöyledir:"Yerleşik tarımsal faaliyetler dışında kalmış, sabit ve daimi bir konuta bağlı olmadan geçimlerini göçer hayvancılıkla sağlayan, tabiat ve iklim şartlarına göre Yurt içinde yaylak ve kışlaklar arasında göçen, bu hayat tarzını kadimden beri sürdüren ve hayvancılık faaliyetlerini bir grup halinde yürüten insanlardır." Genelge'nin "Haksahiplilik Kriterleri" başlıklı (B) Bölümü'nün maddesinin (f) bendi şöyledir:"Yurt dışında ve Yurt içinde çalışan kadrolu ve mevsimlik işçiler, Devlet Memurları, Bağ-Kur'a kayıtlı olanlar, tüm emekliler, herhangi bir sosyal kurum veya Devletten herne ad altında olursa olsun aylık alanlar, esnaf, sanatkâr ve tüccar ile yerleşik duruma geçip herhangi bir işle uğraşanlar göçebelik hüviyetlerini kaybettiklerinden haksahibi sayılmazlar (c), (d), (f) bendlerindeki hususlar ilgili kuruluşlardan alınacak yazılarla tevsik edilecektir." Genelge'nin "İskan İsteyen Her Aile İçin Tanzim Edilecek Dosyada Bulundurulacak Belgeler" başlıklı (B) Bölümü'nün maddesinin (i) bendi şöyledir:"Bu genelgenin B-2 maddesinin (c), (d) ve (f) bendlerindeki hususlar hakkında ilgili kuruluşlardan alınan yazı ve belge" 17/8/2002 tarihli ve 24849 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin (Uygulama Yönetmeliği) geçici maddesi şöyledir:"01/01/2002 tarihine kadar yapılan sözleşme ve diğer işlemler 09/11/1989 tarihli 20337 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği hükümlerine göre sonuçlandırılır ve tasfiye edilir." 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun ile 19/9/2006 tarihli ve 5543 sayılı İskân Kanunu'na eklenen geçici maddenin üçüncü fıkrası şöyledir:"Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder." Danıştay İçtihadı Danıştay Sekizinci Dairesinin (Daire) 28/5/2019 tarihli ve E.2015/11791, K.2019/5170 sayılı kararı şöyledir:"Dava, davacının mülga 2510 Sayılı İskan Kanunu uyarınca, göçebe ailelerinin tarımsal amaçlı iskanı kapsamında hak sahibi yapılmasına yönelik kararın geri alınmasına ilişkin 2014 tarih ve 081 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.İdare Mahkemesince; yasaya aykırı ve hatalı işlemlerin her zaman değil makul bir sürede geri alınabileceği; yokluk, açık hata ve bu işlemlerden yararlananın hilesinin söz konusu olması halinde ise idarenin işlemini her zaman geri alabileceği belirtilerek, davacının hak sahibi sayılması için gereken koşulları sağlamadığı halde üzerinde kayıtlı taşınmazları beyannamede bildirmeyerek idareyi bu yönde işlem yapmak için yanılttığı, bu nedenle hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum veya hukuki statü doğmuş ise, bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan halleri ile malül olması, kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hallerinde, idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde her zaman geri alınabileceği, aksi durumda hak doğuran idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içerisinde geri alınabileceği; bu sürenin geçmiş olması halinde ise, idareye güven ve idari istikrar prensipleri gereğince bu tür idari işlemlerin yapay bir kesinlik kazanacağı doktrin ve içtihatlarda kabul edilmektedir.Olayda, göçebe ailelerin tarımsal iskanı kapsamında, mülga 2510 sayılı İskan Kanunu ve 1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'ne göre hak sahibi yapılarak topraklandırılan davacının, aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra hak sahibi yapılmasına ilişkin kararın dava konusu Mahalli İskan Komisyonu kararı ile geri alındığı anlaşılmaktadır.Uyuşmazlığın çözümü için; davacının mülga 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca hak sahibi olarak belirlenmesine ilişkin Mahalli İskan Komisyonu kararının alınması sürecinde, ilgilinin gerçek dışı beyanı, hilesi ya da idarenin mevzuatın uygulanması konusunda açık bir hatası bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.Mülga 2510 sayılı İskan Kanununun maddesinde; muhacir ve mültecilerle, göçebelerin ve gezginci çingenelerin yurt içinde yerleştirilmeleri; Türk kültürüne bağlılık ve nüfus oturuş ve yayılışının düzeltilmesi amacıyla Bakanlar Kurulunca yapılacak programa uygun olarak İçişleri ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca tertipleneceği; maddesinde, kimlerin kimlerle birlikte iskan edileceği ve maddesinde de, kanunun icra suretinin tüzük ve yönetmelikle tayin olunacağı, hükümlerine yer verilmiştir.Kanunun uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan ve 1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'nin maddesinde, göçebelerin iskanına yönelik olarak, 2510 sayılı İskan Kanununun ek ve değişiklikleri ile özel kanunlar veya diğer ilgili mevzuata göre iskana hak kazananların tarımda veya şehirde iskan edilebileceği, iskanın şekil ve şartlarını belirten, detaylı iskan ilanı yapılacağı, iskan ilanının ilgili müdürlükçe, göçebe grubunu temsile yetkili kişi veya kişilere yazılı olarak bildirileceği ve 30 gün süre ile görülebilir yerlerde asılı kalacağı, ilanın asılı kalması ve indirilmesinin, göçebe grubunun temsilcileri ile ilgili müdürlükten görevli personelle birlikte düzenlenen tutanakla belgelendirileceği ve iskanını talep edenlerin, ilanın bitiminden en geç 180 gün içinde göçebe belgesi, konaklama belgesi ve meşruhatlı nüfus kayıt örneği ile birlikte bağlı olduğu Kaymakamlık veya Valiliğe dilekçe ile müracaat etmeleri gerektiği, süresi içinde müracaat etmeyenler, hak sahipliğine esas bilgi ve belgeleri vermeyenler veya müracaat süresi içinde iskan isteyip sonradan vazgeçenlerin iskan haklarını kaybetmiş sayılacağı, düzenlemesine yer verilmiştir.Davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan mülga 2510 sayılı İskan Kanunu'nda ve 1989 tarihli İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği'nde göçebe tanımına yer verilmediği gibi, kanunun uygulamasında kimlerin göçebe olarak kabul edilip iskana tabi tutulacağına ilişkin açıklayıcı bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.Uygulamada hak sahipliği ile ilgili karşılaşılan sorunların, 2002 tarih ve 24849 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin yürürlüğe girmesine kadar mülga 2510 sayılı Kanunun maddesinde ifade edilen, kanunun uygulamasının tüzük ve yönetmelik ile tayin olunacağı yönündeki açık hükmüne aykırı olarak Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Arazi ve İskan Dairesi Başkanlığı tarafından yürürlüğe konulan 1990 tarih ve 1990/23 sayılı Genelge ile çözümlenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.Her ne kadar 2002 tarih ve 24849 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin yürürlük başlıklı maddesinde, yönetmeliğin 2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiş ise de; Yönetmeliğin Geçici maddesinde, bu tarihe kadar yapılan sözleşme ve diğer işlemlerin 1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği hükümlerine göre sonuçlandırılacağı ve tasfiye edileceği belirtildiğinden, idare tarafından Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce yapılan hak sahipliği başvurularının önceki mevzuata göre sonuçlandırıldığı görülmektedir. Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacıların, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, Yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, müracaat tarihindeki hukuki ve fiili duruma göre; başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.Öte yandan, 2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici maddenin üçüncü fıkrasında; 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.' hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır. Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılan davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır... " Dairenin 9/4/2019 tarihli ve E.2014/2041, K.2019/2873 sayılı kararı şöyledir:"Dava Devlet eliyle Diyarbakır İli'nde iskan edilmek üzere 1998 tarihli 67 sayılı Mahalli İskan Komisyonu kararıyla hak sahibi olarak belirlenen davacının, yeniden yapılan inceleme sonucu Mahalli İskan Komisyonu'nun 2013 tarihli 2013/97 sayılı işlemi ile hak sahipliğinin iptaline ilişkin işlemin iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.İdare Mahkemesince davacının tarımsal olarak iskan edilmek üzere hak sahipliğine karar verildiği 25/06/1998 tarihinde yürürlükte bulunan İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskân Fonu Yönetmeliğinde hak sahibi olabilmek için esnaflık yapmaması gibi bir şartın yer almadığı, söz konusu şartın 17/08/2002 günlü, 24849 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama Yönetmeliği ile getirildiği, yürürlükteki 02/12/2007 günlü, 26718 sayılı İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde ise, 09/11/1989 tarih ve 20337 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskân Fonu Yönetmeliğine göre yapılan işlemlerin, bu Yönetmeliğin 5543 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerine göre sonuçlandırılacağının belirtildiği, anılan Yönetmelik hükmünün yollamada bulunduğu 5543 sayılı Kanunun Geçici maddesindeki esaslarda, daha önce esnaflık yapmamış olmanın gerektiği yönünde bir düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, davacının hak sahipliği için söz konusu şartın aranamayacağı sonucuna varılarak, Kosan Göçebe Grubu ailelerinden olup, Devlet eliyle Diyarbakır İli'nde iskan edilmek üzere hak sahibi olarak belirlenen davacının, 25/06/1998 tarihinden önce esnaf olarak çalıştığından bahisle söz konusu hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin davalı idare işlemlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir....Dosyanın incelenmesinden, Kosan Göçebe Grubu ailelerine mensup olan davacının, Diyarbakır Mahalli İskan Komisyonu'nun 1998 tarih ve 67 sayılı kararıyla, Diyarbakır İli'nde Devlet eliyle tarımsal olarak iskan edilmek üzere hak sahipliğine karar verildiği, daha sonra yapılan araştırmalar neticesinde, davacının anılan tarihten önce esnaf olarak çalıştığının tespit edildiğinden bahisle hak sahipliğinin 2013 tarih ve 2013/97 sayılı Diyarbakır Mahalli İskan Komisyonu kararıyla iptal edildiği, ardından söz konusu komisyon kararının Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün 2013 günlü, 151/2624 sayılı işlemiyle davacıya bildirilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır....Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacının, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.Öte yandan, 2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu'na eklenen Geçici maddesinin üçüncü fıkrasında; 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.' hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek iskan edilen davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle Diyarbakır İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan kararın yukarıda belirtilen ek gerekçeyle onanmasına [karar verilmiştir]..." Dairenin 6/11/2014 tarihli ve E.2014/1707, K.2014/8264 sayılı kararı şöyledir:"Dava, davacının mülga 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca, göçebe ailelerinin tarımsal amaçlı iskanı kapsamında hak sahibi yapılmasına yönelik 1992 tarih ve 72 No'lu Komisyon Kararının geri alınmasına ilişkin 2012 tarih ve 2012/703 sayılı Mahalli İskan Komisyonu Kararının iptali istemiyle açılmıştır.İdare Mahkemesince, idare tarafından hukuka aykırı olarak tesis edilen işlemlerin her zaman geri alınabileceği belirtilerek, davacıların hak sahibi yapılarak iskan edilmesine yönelik işlemin, 2510 sayılı Yasanın amacına ve göçebe ailelerin iskanına ilişkin kurallar getiren ve düzenleyici işlem niteliğinde bulunan Genelgeye aykırı olduğu ve hak sahipliği kararının idarece iptal edilerek geri alınmasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir....Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacıların, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.Öte yandan, 2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici maddenin üçüncü fıkrasında; 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.' hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır. Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılan davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; Hatay İdare Mahkemesi'nin temyize konu kararının bozulmasına... [karar verilmiştir.]" Dairenin 13/11/2013 tarihli ve E.2013/5447, K.2013/7892 sayılı kararı şöyledir:"Dava, davacının mülga 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca, göçebe ailelerinin tarımsal amaçlı iskanı kapsamında hak sahibi yapılmasına yönelik 1992 tarihli Mahalli İskan Komisyonu kararının geri alınmasına ilişkin 2012 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmıştır.İdare Mahkemesince, idare tarafından hukuka aykırı olarak tesis edilen işlemlerin her zaman geri alınabileceği belirtilerek, davacının hak sahibi yapılarak iskan edilmesine yönelik işlemin, 2510 sayılı Yasanın amacına ve göçebe ailelerin iskanına ilişkin kurallar getiren ve düzenleyici işlem niteliğinde bulunan Genelgeye aykırı olduğu ve hak sahipliği kararının idarece iptal edilerek geri alınmasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir....Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacının, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.Öte yandan, 2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici maddenin üçüncü fıkrasında; 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.' hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılan davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle; Hatay İdare Mahkemesi'nin temyize konu kararının bozulmasına [karar verilmiştir.]" Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/3/2021 tarihli ve E.2020/2059, K.2021/1571 sayılı kararı şöyledir:"Davacı, mülga 2510 sayılı İskan Kanunu kapsamında göçebe hayatı yaşadıkları iddiası ile aile temsilcisi olarak başvuran davalı [İ.Y.] ve ailesinin, Mahalli İskan Komisyonu’nun 1992 tarih ve bila no’lu kararı ile tarımsal iskan hak sahipliğini elde etmesi nedeniyle dava konusu 2549 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tescil edildiğini, ne var ki aile temsilcisi [İ.Y.]’ın ebeveyinleri ile birlikte iskan edildiği halde yeniden hak sahibi yapıldığının tespit edilmesi nedeni ile Mahalli İskan Komisyonu’nun 2012 tarih ve 2012/727 no’lu kararı ile hak sahipliğinin iptal edildiğini, davalıların bu karara karşı Hatay İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasının reddedilerek kesinleştiği, bu şekilde davalılar adına olan kaydın temelsiz kaldığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.Davanın kabulüne ilişkin karar Dairece; 'her ne kadar idare mahkemesinde açılan iptal davasının reddine karar verilmiş ise de, 12/7/2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu’na eklenen Geçici 7/maddesinde yer alan 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.' düzenlemesi dikkate alındığında davalıların hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği' gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün onanmasına, [karar verilmiştir.]" Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/1/2021 tarihli ve E.2019/102, K.2021/335 sayılı kararı şöyledir:"Davacı Hazine, dava konusu 19 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümün 2510 sayılı Kanun uyarınca davalı adına tahsisen tescil edildiğini, ancak davalının yasanın aradığı koşulları taşımadığının anlaşıldığını ileri sürerek tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuştur.Davalı, tahsisen tescil işleminin dayanağı olan hak sahipliği belgesinin halen geçerliliğini sürdürdüğünü belirtip davanın reddini savunmuştur.Davalının hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin İskan Komisyon Kararının İdare Mahkemesince iptaline karar verildiği, tescilin dayanağının halen ayakta olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen yerel mahkeme kararına karşı Hazine tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülerek, hak sahipliği belgesinin iptaline ilişkin komisyon kararının Bölge İdare Mahkemesi Dava Dairesinin kararı ile hukuken geçerliliğini koruduğunun saptandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki, 2013 tarihinde kabul edilen 6495 Sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu′na eklenen geçici 7/ fıkrasında 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder' hükmüne yer verilmek suretiyle yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.Somut olayda da, davalının hak sahipliğinin mülga 2510 sayılı İskan Kanunu′ndan kaynaklandığı tartışmasızdır.Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi isabetsizdir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/6/2019 tarihli ve E.2016/10359, K.2019/3752 sayılı kararı şöyledir:"Davacı, göçebe hayatı yaşayan davalılara 5543 sayılı yasa uyarınca Mahalli İskan Komisyonunun 1995 tarih ve 74 nolu kararına istinaden, 145 parsel sayılı taşınmazın temlik edildiğini, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı müfettişlerince davalıların hak sahipliğine müracaat tarihinden ve hak sahipliği kararı alınmadan önce sigorta kaydının bulunduğu, bu nedenle göçebelik durumu olmadığından yerleşik hayata geçiş amacı taşıyan iskandan faydalanmaması ve hak sahipliklerinin iptal edilmesi gerektiği hususunun tespit edilmesi üzerine, Mahalli İskan Komisyonunun 2012 tarih ve 2012/34 nolu kararı ile davalıların hak sahipliğinin iptal edildiğini davalıların bu karara karşı Hatay İdare Mahkemesinde açtıkları davanın redle sonuçlandığını ileri sürerek dava konusu 145 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.Davalılar, 2510 sayılı yasanın 7/3 hükmü gereğince hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Mahkemece, göçebelik hususuna ilişkin tarafların hak sahipliği yapıldığı dönemde hangi şartların kabul edildiğinin açık ve kesin bir düzenlemeyle belirlenmediği, dolayısıyla da sigorta kaydının olmasının hak sahipliğini engelleyeceğinin, idarenin işlemlerinin güvenilirliği, somut, belirli, genel ve kamu düzenini sağlayıcı istikrar ilkeleriyle iç içe olduğu göz önüne alındığında kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir....Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, 2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı kanun ile 5543 sayılı İskan kanununa eklenen Geçici maddenin fıkrasında 'Mülga 2510 sayılı Kanunu göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder' hükmü uyarınca, davanın reddine ilişkin verilen karar bu gerekçe ile ve sonucu itibariyle doğru olduğuna göre; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına, [karar verilmiştir.]" Yargıtay Hukuk Dairesinin 28/11/2018 tarihli ve E.2016/1627, K.2018/14985 sayılı kararı şöyledir:"Davacı, davalıların 5543 sayılı İskan Kanunu kapsamında göçebe hayatı yaşadıklarını ileri sürerek iskana başvurduklarını, Mahalli İskan Komisyonunun 30/06/1998 tarih ve 120 nolu kararına istinaden, 498 parsel sayılı taşınmazın davalılara temlik edildiğini, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı müfettişlerince başvuru sahibi olan aile reisinin göçebe olmadığı, ayrıca hak sahipliğine müracaat tarihinden ve hak sahipliği kararı alınmadan önce sigorta kaydının bulunduğu, bu nedenle göçebelik durumu olmadığından yerleşik hayata geçiş amacı taşıyan iskandan faydalanmaması ve hak sahipliklerinin iptal edilmesi gerektiği hususunun tespit edilmesi üzerine, Mahalli İskan Komisyonunun 14/12/2011 tarih ve 2011/123 nolu kararı ile davalıların hak sahipliğinin iptal edilmesine karar verildiğini, davalıların bu karara karşı Hatay İdare Mahkemesine başvurduğunu, davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek dava konusu 498 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.Davalı [A.G.], 5543 sayılı Kanun’a getirilen madde ile 2510 sayılı yasa döneminde kazanılan hak sahipliklerinin korunacağının hüküm altına alındığını, kendisi tarafından İdare Mahkemesinde açılan davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın hatalı olduğunu, ancak söz konusu karar ile ilgili, eşine yapılan tebligatın kendisinin şehir dışında olduğu bir döneme denk gelmesi nedeni ile temyiz edilemeden kesinleştiğini, sehven kesinleşen bu karara dayanarak tapunun iptalinin istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalıların adına dava konusu taşınmazın Mahalli İskan Komisyonu kararıyla tahsisinden sonra, tahsis şartlarını yerine getirmedikleri belirlenerek, yine Mahalli İskan Komisyonu kararıyla tahsisin iptal edildiği, davalıların Hatay İdare Mahkemesine itiraz ettikleri, fakat davanın reddine karar verildiği, dolayısıyla iptal kararına dair idari işlemin halen geçerliliğini koruduğundan davalılar adına olan kaydın dayanaksız hale geleceği ve yolsuz tescil durumuna düşeceği gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir.Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 1998 tarih ve 120 nolu Mahalli İskan Komisyonu Kararı ile davalı [A.G.]’ın 2510 sayılı İskan Kanunu ve uygulanmasına dair Yönetmelik ve Genelgeler çerçevesinde tarımsal iskan edilmek üzere hak sahibi sayılmasına karar verildiği, alınan karar gereğince dava konusu 498 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tescil edildiği, 2011 tarih ve 123 nolu Mahalli İskan Komisyonu Kararı ile ise, [A.G.] ve diğer aile bireylerinin başvuru veya hak sahipliği karar tarihinden önce, kendisi veya eşi ebeveynleriyle birlikte Devlet eliyle yerleştirilip topraklandırıldığının tespit edildiği gerekçesi ile hak sahipliğinin ve daha önce alınan 1998 tarih ve 120 nolu Komisyon Kararı’nın iptaline karar verildiği, söz konusu iptal kararına karşı [A.G.] tarafından Hatay İdare Mahkemesinde açılan davada yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmeden 2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 5543 sayılı İskan Kanunu’nun Geçici 7/maddesinde, 'Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.' düzenlemesi yer almaktadır.Hal böyle olunca, her ne kadar idare mahkemesinde açılan iptal davasının reddine karar verilmiş ise de, 2013 tarihinde kabul edilen 6945 sayılı ile Kanun 5543 sayılı İskan Kanunu’na eklenen Geçici 7/maddesinde yer alan düzenleme dikkate alındığında davalıların hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un maddesi gereğince bozulmasına, [karar verilmiştir.]"B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, §§ 24-