14. Hukuk Dairesi 2011/11254 E. , 2011/13834 K. MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 31.03.2010 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düş…
**14. Hukuk Dairesi 2011/11254 E. , 2011/13834 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 31.03.2010 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesi gereğince geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesi ile genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanmayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine "mutlaka geçit ihtiyacı" veya "geçit yoksunluğu", ikincisinde "nispi geçit ihtiyacı" ya da "geçit yetersizliği" denilmektedir. Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Somut olayda; davacılar 127 ada 28 sayılı parselin malikleri olduklarını, davalının ise aynı ada 29 sayılı parselin maliki olduğunu belirterek davalıya ait taşınmazdan geçit hakkı tesisi için dava açmışlardır. Mahkemece de istemleri kabul edilerek davalıya ait 29 parsel sayılı taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmından geçit hakkı tesisine karar verilmiştir. Hükme esas alınan fen bilirkişisinin 07.12.2010 tarihli rapor ve krokisi ile kadastro paftasının incelenmesinde davacılara ait parselin ana yola bağlantısının olmadığı, mutlak geçit ihtiyacında olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, paftanın incelenmesinde; davacılar tarafından dava konusu yapılmayan ve fen bilirkişisi tarafından da alternatif yol değerlendirmesine alınmayan 27 sayılı parselin yüzölçümünün üzerinden geçit hakkı kurulan 29 sayılı parsele göre daha büyük olduğu görülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere geçit gereksinimi davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmelidir. O halde mahkemece, yeniden keşif yapılarak fen bilirkişisinden 28 parselden geçit hakkı tesisinin mümkün olup olmadığı konusunda bir rapor alınmalı, tüm seçenekler yeniden değerlendirilmeli, 28 sayılı parselden geçit kurulmasının uygun olması halinde davacılara davada taraf olmayan bu parselin maliklerine karşı dava açmaları için süre verilmeli, açılması halinde bu dava ile birleştirilerek bir karar verilmelidir. Tüm bu hususlar gözardı edilerek, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. Kabule göre de; saptanan geçit bedeli ile yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel hükümden önce mahkeme veznesine depo ettirilmesi gerekirken mahkemece kararda davacılar tarafından davalı adına bankaya yatırılmasına karar verilmesi de doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 17.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.