4. Hukuk Dairesi 2022/1117 E. , 2023/6533 K. MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1367 E., 2021/1955 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü/ Davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile esas hakkında yeni hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/512-2020/64 Taraflar arasındaki hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklı vefat dolayısıyla sigorta bedeli alacağı davasından dolayı yapılan …
**4. Hukuk Dairesi 2022/1117 E. , 2023/6533 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1367 E., 2021/1955 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü/ Davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile esas hakkında yeni hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/512-2020/64 Taraflar arasındaki hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklı vefat dolayısıyla sigorta bedeli alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile esas hakkında yeni hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 16.5.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ....ile davalı vekili Avukat ... ... geldiler, tarafların vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 16.5.2023 Salı gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların 13.12.2016 tarihinde vefat eden ...'un eşi ve çocukları olduğunu, müvekkilinin murisi ile davalı şirket arasında 28.04.2016 ile 28.04.2021 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 28.04.2016 tarihinde hayat sigortası poliçesi yapıldığını, murisin vefatı üzerine davalı şirkete yapılan vefat teminatı başvurusunu murisin poliçe başlangıç tarihi olan 25.04.2016 tarihinden önce pulmoner emboli hastalığı olduğu gerekçesiyle reddedildiğini, murisin tedavi kayıtlarına göre pulmaner emboli olmadığı sabit iken poliçe kapsamındaki vefat teminatını mirasçılarına ödemek yerine soyut bir şekilde murisin pulmoner emboli hastalığının olduğu gerekçesiyle reddedilmesinin doğru olmadığını belirterek 28.04.2016 düzenleme tarihli uzun süreli hayat sigortası poliçesinde öngörülen vefat tazminatının şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL'sinin hak ediş tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, talebini 12.12.2018 tarihli ıslah dilekçesiyle 500.000 TL'ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;vefat eden sigortalının sigorta sözleşmesinin imzalanması tarihinde herhangi bir hastalığı olup olmadığı, görmüş olduğu bir tedavi veya kullanmış olduğu düzenli bir ilaç olup olmadığı, ameliyat geçirip geçirmediği hususlarını imzalamış olduğu "Başvuru Formu"nda belirtmediği Hayat Sigortası Genel Şartları C. 2.2 maddesine göre, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu, sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususların, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise önemli kabul edileceği, sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sunulan hususların, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayıldığını belirterek, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sözleşmenin kurulması aşamasında davalı sigorta şirketince sigorta ettirene, rahatsızlıkları ile ilgili soru listesi tevcih edildiği, Adli Tıp Raporunda ölüm ile sözleşme öncesi tanısı pulmoneremboli hastalığı arasında bir illiyet olduğu kanıtlanamadığının belirtildiği, davalı tarafın ölüm nedeninin pulmoneremboli, koagülasyon bozukluğu, kroner arter hastalığı olduğu ve illiyet bağı bulunduğu iddiasının tıbben ispat edilemediği için davalı sigorta şirketinin ölüm hadisesi nedeniyle meydana gelen rizikodan sorumlu olduğu, sigorta genel şartları gereğince (C.2- Sözleşmenin Yapılması Sırasındaki Beyan Yükümlülüğü, Madde 2.2) sigortacı şirket Avivasa'nın tazminatı, o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile (ilgili poliçede yıllık prim 2.406,20 TL) sigortalının hastalık geçmişi ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre tazminatın belirlenerek yasal faiziyle birlikte varislere ödemesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile, 500.000,00 TL (295334 nolu Hayat Sigortası poliçesinden kaynaklı) tazminatının alacağının 50.000,00 TL'sine hak ediş tarihi (vefat tarihi) olan 13.12.2016 tarihinden itibaren, bakiye miktarına ise ıslah tarihi olan 15.11.2018 itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara 16.12.2016 tarihli veraset ilamına göre miras payları oranında ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; tensip zaptına göre davacının ... olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararında davacının murisi ...'un tüm mirasçıları hakkında karar verildiğini, kararın bu nedenle hukuki açıdan usule aykırı olduğunu, davacının murisinin birden fazla mirasçısı olduğu halde davacının tek başına bu davada mirasçı sıfatı ile başvurmasının da usule aykırı olduğunu, davanın reddi gerektiğini, 6102 sayılı Türk Trafik Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) (TTK) 1435 inci maddesi gereği sigorta sözleşmesi akdedilirken beyan yükümlülüğünün sigortalıya ait olduğunu belirttiği, müteveffa ...'un alkol ve sigara kullanımına ilişkin detaylı cevaplar vermesine rağmen sözleşmenin kurulmasından bir ay önce Mart 2016 tarihinde Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri Baştabipliği tarafından düzenlenen epikriz raporunda kurulan Pulmoner Embolizm tanısından haberdar olmamasının ve sağlık durumu ile ilgili şikayetiniz var mı sorusuyla kalp damar akciğer hastalıkları ile ilgili rahatsızlığınız oldu mu sorusuna hayır cevabı vermesinde kötü niyet olmadığının düşülmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müteveffanın rahatsızlıkları ve kullandığı ilaçların beyan yükümlülüğü kapsamında poliçe tanzimi sırasında belirtmemiş olmasının müvekkili şirket tarafından irade sakatlığına yol açtığını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile gerekçeli kararda da beyan yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle sigortacının tazminatı o tazminata ilişkin tahakkuk ettirilen prim ile sigortalının hastalık geçmişi arasındaki prim oranına göre hesaplanması gerekir denmesine rağmen buna ilişkin hüküm kurulmadığını, her ne kadar müvekkili sigorta şirketinin suprim uygulamasına yer vermemesi nedeniyle hastalık/sağlık durumu beyan edilse idi sigorta sözleşmesi imzalanmayacak olsa bile ilgili kararda bu yönde bir hesaplama yapılmadan hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, adli tıp raporunda da müteveffa sigortalının ölüm nedeniyle beyan edilmeyen rahatsızlık arasında illiyet bağının olmadığının değil bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılamadığının belirtildiğini, mahkemece illiyet bağı yokmuş şekilde karar verilmesinin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların muris ...'un davalı borçlu sigorta şirket ile arasında 28.04.2016-28.04.2021 tarihlerini kapsar şekilde hayat sigortası poliçesinin akdedildiği, davacılar murisine 13.12.2016 tarihinde vefat ettiği, davacıların murisi sigorta poliçesinin başlangıç tarihinden önce 12.10.2015 tarihinde Pulmoner Emboli tanısı konulduğu, ancak davacılar murisinin Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunun raporuna göre, Pulmoner Emboli rahatsızlığının sözleşme tarihi itibariyle tam olarak iyileşip iyileşmediğinin tıbben ayrımının yapılamadığı, mevcut verilere göre Pulmoner Emboli hastalığı ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda da değerlendirme yapılamadığının belirtildiği, davacıların murisinin sigorta poliçesi ekinde bulunan sağlık beyanı formunda kalp ve damar hastalıkları gibi hastalıkların belirtildiği, 6. maddede herhangi bir tedavi gördünüz mü sorusuna hayır seçeneğini işaretlediğini, yine 7. madde de yukarıda belirtilen hastalıklar dışında herhangi bir hastalık nedeniyle tedavi gördünüz mü sorusuna hayır seçeneğini işaretlediğini ve formun altına ismi, soy ismini ve tarih atarak imzaladığını, vefat eden sigortalı ...'un eşi ...'un ortak çocukları 2005 ve 2006 doğumlu Ali Baran ve Muhammed'e velayeten iş bu davayı açmasında usulü bir hata bulunmadığı ve davalı sigorta şirketinin bu yöndeki istinaf talebinin yerinde olmadığı, davalı sigorta şirketinin davacıların murisinin sigorta sözleşmesi düzenlenmesinden önce var olan Pulmoner hastalığının kasıtlı olarak beyan etmediğini ve ölüm ile hastalık arasında illiyet bağı bulunmadığının Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilmediği iddia edilip istinaf nedeni yapılmış ise de davacıların murisinin 18.03.2016 tarihli raporunda pulmoner emboli hastalığının izlenmediğinin belirtilmesi, Adli Tıp Kurumu raporunda da pulmoner hastalığının tekrarlayabileceği gibi tamamen iyileşebileceğinin de tıbben bilindiği, sözleşme tarihi itibariyle tam olarak iyileşip iyileşmediğinin tıbben ayrımı yapılamadığı, sözleşme öncesi tanısı konulan pulmoner emboli hastalığı ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığının belirtilmesi karşısında davalının sigorta şirketinin vefat eden sigortalının sözleşme öncesi tanısı konulan pulmoner emboli hastalığını kasıtlı olarak bildirmediğini ve bu hastalık ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunu ispat yükü altında olmasına rağmen Adli Tıp Kurumu raporuna bu yükümlülüğünü yerine getirememiş ise de davacıların murisinin sözleşme öncesi tanısı konulan hayati tehlikeye yol açabilecek pulmoner emboli hastalığını geçirdiğini bildirmemesinde ihmal derecesinde kusurlu olduğu anlaşılmakla, sigortalının gerçeğe uygun beyanda bulunmak, davalı sigortacının da aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle davacıların murisinin % 20 oranında kusurlu kabul edilerek değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış olup, davalı vekilinin istinaf talebinin bu açıdan yerinde olduğu gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (2) nci alt bendi uyarınca İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulü ile davacıların 400.000,00 TL (295334 nolu Hayat Sigortası poliçesinden kaynaklı) alacağının 50.000,00 TL'sine hak ediş tarihi (vefat tarihi) olan 13/12/2016 tarihinden itibaren, bakiye miktarına ise ıslah tarihi olan 15.11.2018 itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara 16.12.2016 tarihli veraset ilamına göre miras payları oranında ödenmesine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; müteveffanın mahiyetini ve içeriğini bilmediği, okumadığı sorulara hatalı beyan vermesinin mümkün olmadığını, bilgilendirme formunun her sayfası yerine sadece son sayfasının sigorta ettiren tarafından imzalanmış olması, sigortacının sigortalıya genel ve özel şartlarının içeriği konusunda bilgilendirme yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğinin göstergesi olduğunu, sigorta akdinin kurulması sırasında beyan yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesinde kusurlu olanın davalı sigorta şirketi olduğunu, %20 oranında ihmal derecesinde kusurlu kabul edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, sigorta akdinin kurulmasından önce 18.03.2016 tarih 5857262 protokol no, 15 sıra no ile PAÜ Hastaneleri Bilgisayarlı Tomografi raporunun genel açıklama kısmında açıkça “Pulmoner Emboli izlenmedi” ibaresinin olduğu, yani sigortalının Pulmoner Emboli hastalığı olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacılar murisinin hastalık konusunda beyanda bulunmamasının kötüniyetli olduğunu, şirketin suprim uygulamasına yer verilmemesi nedeniyle ilgili hastalık/sağlık durumu beyan edilseydi sigorta sözleşmesi imzalanmayacaktıysa da, ilgili (kabul anlamına gelmemek kaydıyla) kusur oranı belirlenmeden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, davacıların murisi aleyhine %20 kusur oranı belirlemiş bulunmakla birlikte, bu oranın ne şekilde ve hangi yöntemle hesaplandığı ilgili karardan anlaşılamadığını, bu oranın %20 den fazla olması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hayat sigorta sözleşmesinden kaynaklı vefat dolayısıyla sigorta bedeli istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 1435 ve 1439 uncu maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Davacının murisi ile davalı sigorta şirketi arasında 28.04.2016-28.04.2021 tarihleri için uzun süreli hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra 13.12.2016 tarihinde sigortalı vefat etmiştir. Davalı taraf, sigortalının poliçe tanziminden önce mevcut olan pulmoner emboli hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Dosyanın incelenmesinde, davacılar murisinin ölüm belgesinde kardiyak aritmi yazılı olduğu anlaşılmaktadır. 29.03.2018 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda; mevcut verilerle kişinin kesin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği ve sözleşmesi öncesi tanısı pulmoner emboli hastalığı ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı belirtilmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın tümüne, Bölge Adliye Mahkemesince de davacıların murisinin sözleşme öncesi tanısı konulan hayati tehlikeye yol açabilecek pulmoner emboli hastalığı geçirdiğini bildirmemesinde ihmal derecesinde kusurlu olduğu anlaşılmakla, sigortalının gerçeğe uygun beyanda bulunmak, davalı sigortacının da aydınlatma yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle davacıların murisi % 20 oranında kusurlu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut duruma uygun düşmemiştir. Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 1435 inci maddesi ile, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Gerek 6102 sayılı Kanun'un 1435 inci maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı Kanun'un 1439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş; beyan yükümlülüğüne uymamanın kasten ya da ihmalle olması şeklinde ikili bir ayrım yapılmıştır. Sigortalıda poliçe tanziminden önce mevcut olan pulmoner emboli hastalığının, riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açık olmasına rağmen murise ait başvuru formu incelendiğinde, formda belirtilen hastalıklara hayır yanıtı verilmiştir. Sigortalıda poliçe tanziminden önce mevcut olan pulmoner emboli hastalığının, riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır. Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; murisin sigortacı için önemli sayılabilecek bir hususu bildirme yükümlülüğünü ihlâl ettiği; 6105 sayılı Kanun'un 1439 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde kasten beyan yükümlülüğüne uymama hali için yaptırım gerektiğinin düzenlendiği gözetilmek suretiyle; pulmoner emboli hastalığının bildirilmesi halinde alınacak (alınması gereken) prim ile bildirilmediği için alınan prim arasındaki orana göre proporsiyon hesabıyla ödenecek t azminat bedelinin belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. 3.Davacılar Ali Baran Tutuş ve Muhammed Tutuş'un karar başlığında adının yazılmaması mahallinde düzeltilebilir hata olduğundan bozma konusu yapılmamıştır. VI. KARAR 1.Değerlendirme bölümünün (1) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz başvurusunun kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacılara yükletilmesine, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.