Başvuru, birikmiş yetim aylıklarının ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davanın uzun sürede sonuçlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, birikmiş yetim aylıklarının ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davanın uzun sürede sonuçlanması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1972 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir. K.Y. ve G.Y. çiftinin evlilik birliği içinde doğan çocuğu olan başvurucu İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin 16/7/1985 tarihli kararıyla 13 yaşında iken F.O.B. adlı kişi tarafından evlat edinilmiştir. Başvurucunun öz babası K.Y. 23/7/1996 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucu 27/4/2005 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (idare) başvurarak yetim aylığı bağlanması talebinde bulunmuştur. İdare tarafından başvurucuya 1/5/2005 tarihinden itibaren 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun ve maddeleri uyarınca yetim aylığı bağlanmıştır. Başvurucu 8/1/2007 tarihli dilekçe ile idareye tekrar başvurmuş ve babasının ölüm tarihinden itibaren birikmiş alacağının hesaplanarak tarafına ödenmesini talep etmiştir. Söz konusu dilekçede başvurucunun evlatlık verilmesi sebebiyle babasının ölümünden geç haberdar olduğu belirtilmiştir. İdarenin herhangi bir tarih içermeyen işlemiyle başvurucunun talebi reddedilmiştir. İdare 5434 sayılı Kanun'un ve maddelerine dayanmıştır. İdare, babasının ölüm tarihinde evli olan başvurucunun daha sonra 3/1/1997 tarihinde eşinden boşandığını ancak boşanma tarihinden itibaren beş yıl içerisinde müracaatta bulunmaması sebebiyle geriye yönelik yetim aylığı ödenmesinin mümkün olmadığını açıklamıştır. Başvurucu anılan işlemin iptali istemiyle 9/3/2007 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucunun, babasıyla biyolojik annesinin evlilik dışı ilişkisinden doğduğu ancak babasının resmî nikahlı eşinin çocuğu olarak nüfusa kaydedildiği belirtilmiştir. Başvurucunun, biyolojik annesi tarafından 16/7/1985 tarihinde evlat edinildiği ifade edilen dava dilekçesinde, biyolojik annesiyle İzmir'de yaşadığı ve Ankara'da ikamet eden babası ve ailesiyle hiç görüşmediği ileri sürülmüştür. Başvurucu, ablasının miras işleri nedeniyle 2005 yılı Nisan ayında araması üzerine babasının ölümünden haberdar olduğunu ve 5434 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresinin öğrenme tarihinden itibaren başlatılması gerektiğini savunmuştur. Mahkeme 20/9/2007 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde 5434 sayılı Kanun'un , ve maddelerine yer verildikten sonra başvurucunun, babasının ölümünden yaklaşık on yıl sonra idareye başvurduğu vurgulanmış ve beş yıllık zamanaşımı süresi içinde başvurulmamış olması nedeniyle geçmişe yönelik yetim aylıklarının ödenmesi talebinin reddi yolunda tesis edilen idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun, babasının ölümünü duymadığı iddiasını ispatlayamadığı, sırf babasıyla ayrı yerlerde yaşamasının, ölümü duymadığı iddiasının ispatlanması bakımından yeterli olmadığı görüşünü açıklayarak olayda mücbir sebebin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme kararı Danıştay Dairesinin (Daire) 21/9/2010 tarihli kararıyla oyçokluğuyla onanmıştır. Çoğunluk kararına muhalif olan üye, evlatlık verildiği ve başka şehirde yaşadığı sabit olan başvurucunun, babasının ölümünden haberdar olmadığının kabulü gerektiği fikrini beyan etmiştir. Muhalif Üyeye göre yetim aylığı alma hakkı olan birisinin bile bile idareye başvurmaması hayatın olağan akışına uygun düşmediğinden başvurucunun, babasının öldüğünden haber olmadığının kabulü gerekmektedir. Başvurucunun karar düzeltme talebi Dairenin 26/6/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Bu karara da iki üye muhalif kalmıştır. Muhalif üyeler, temyiz kararındaki muhalefet gerekçesi gibi başvurucunun, babasının ölümünden haberdar olmadığını ispatladığı sonucuna ulaşmış ve bunun aksinin artık idare tarafından ispatlanması gerektiğini belirtilmişlerdir. Anılan karar, başvurucu vekiline 25/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 8/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"... yetim aylıkları:...c) Emekli ... aylığı alanlardan ... ölenlerin,Ölüm tarihinde bu kanuna göre aylığa müstahak ... yetimlerine bağlanır." 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"66 ncı maddede sözü geçen ... yetimler şunlardır:...c) Çocuklar" 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesinin ilgili bölümü şöyledir:"Aşağıda yazılı hallerde dul ve yetimlere aylık bağlanmaz:...c) Evli kız ... çocuklar ....." 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Bu kanunda ayrıca belirtilen haller dışında aylık bağlanmasına istihkak kesbedildiği tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar yazı ile müracaat edilmezse bu aylıklar, müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren bağlanır." 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesi şöyledir:"Bu kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren beş yıl sonuna kadar alınmıyan veya yazı ile müracaat edilerek aranmıyanlar Sandık lehine zamanaşımına uğrar." 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan maddesinin ikinci şöyledir:"Sandığa müracaat etmemenin makbul veya mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında yukarıdaki maddeler hükümleri uygulanmaz. Ölümü duymamış olmak, ispat edilmek şartıyla, mücbir sebep sayılır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin ek 1 No.lu Protokol’ün maddesi anlamında ancak “mülk” teşkil eden şeylere müdahale edilmesi koşuluyla anılan hükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD], (k.k.)B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). 1 No.lu Protokol bağlamında “mülk” kavramı iç hukuktaki formel sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya, B. No:33202/96, 5/1/2000, § 100; Eski Yunanistan Kralı ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). “Mülk” kavramının özerk yorumlanması, maddi varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda, mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet hakkı kapsamında, diğer bir deyişle “mülk” olarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM’e göre 1 No.lu Protokol’ün maddesi mevcut mülkleri veya varlıkları kapsamakta olup mülk edinmeyi garanti altına almaz (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova, § 69). Bununla birlikte AİHM, “mevcut mülk” veya mal varlığının yanında, mülkiyet hakkından etkili yararlanmanın teminine yönelik en azından "meşru bir beklenti"nin bulunduğunun iddia edilebilmesine imkân tanıyan taleplerin de mülk kapsamına girdiğini kabul etmektedir. Buna karşılık AİHM, mülkiyet hakkının tanınacağı umudunun 1 No.lu Protokol’ün maddesi anlamında “mülk” olarak görülmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti, § 69; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya, B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 32).28 AİHM, 1 No.lu Protokol'ün maddesi kapsamındaki davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin, sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e göre sözleşmeci devletlerin, ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin 1 No.lu Protokol'ün maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest) doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38). AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin, yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduklarını belirtmektedir. AİHM, birçok hukuk sisteminin, bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler 1 No.lu Protokol'ün maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39). Öte yandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın, 1 No.lu Protokol'ün maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya, § 40).