Başvurucu, hastalığı nedeniyle hayati tehlike içinde bulunmasına rağmen cezaevinde tutulması ile klişe ifadelerle tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin yaşam hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal ettiğini ileri sürmüş ve tedbiren tahliye kararı verilmesini talep etmiştir.
Başvurucu, hastalığı nedeniyle hayati tehlike içinde bulunmasına rağmen cezaevinde tutulması ile klişe ifadelerle tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin yaşam hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliğini ihlal ettiğini ileri sürmüş ve tedbiren tahliye kararı verilmesini talep etmiştir. Başvuru, 16/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 24/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. İkinci Bölümün tedbir talebiyle ilgili olarak 20/1/2014 tarihinde yaptığı toplantıda, i. Başvurucunun cezaevinde bulundurulmasının mevcut hastalığı yönünden hayati risk oluşturup oluşturmadığı hususunun, ilgiliye ait mevcut tıbbi belge ve dokümanlar ve ilgili hakkında daha önce düzenlenen raporlarla birlikte yapılacak muayeneden sonra yeniden değerlendirildiği yeni bir uzman heyet raporunun istenmesine, ii. Belirtilen konularda başvurucunun durumunu değerlendiren raporun düzenlenmesi amacıyla ilgilinin, bu konuda yeterliliğe sahip, daha önce ilgili hakkında rapor düzenleyen sağlık kuruluşlarından farklı, tam teşekküllü bir sağlık kurumuna sevkine, iii. Başvurucunun tedbir talebinin düzenlenecek uzman heyet raporundan sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir. İkinci Bölümün tedbir talebiyle ilgili olarak 20/2/2014 tarihinde yaptığı ikinci toplantıda, başvurucunun tedbir talebinin kabulü ile tedbiren tahliyesine karar vermiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 24/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 7/4/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığı tarafından ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 2000-2008 yıllarında İnönü Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmış bir tıp profesörüdür. Başvurucu 2008 yılından itibaren Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Gastroenteroloji Bilim Dalında öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamıştır. Başvurucu İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 12/4/2009 tarih ve 2009/274 sayılı kararı doğrultusunda “yasa dışı terör örgütü üyesi olmak ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçlarından gözaltına alınmış ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2009 tarih ve 2009/56 sayılı kararıyla tutuklanmıştır. İsnat edilen suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 17/7/2009 tarih ve 2009/1498 Soruşturma, 2009/751 Esas sayılı iddianamesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılamada 7/9/2009 tarihinde ilk duruşmanın yapılmasına ve başvurucunun da aralarında olduğu haklarında bir kısım suçlamalar ile ilgili tutuklama kararları bulunan bir kısım sanıkların, atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, aşamalardaki tutukluluk gerekçeleri, bir kısım atılı suçların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin fıkrasında sayılan suçlardan olması dikkate alınarak, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dosyasında yürütülen yargılama sürecinde, başvurucunun tahliye talepleri “dosya kapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması, delillerin karartılması şüphesinin bulunması, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin fıkrasında sayılan suçlardan olması” gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu 17/4/2009 tarihinde tutuklanması üzerine tutulduğu Silivri L Tipi Cezaevinden rahatsızlanması üzerine önce Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, 11/6/2009 tarihli konsültasyon sonrasında buradan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Hepatoloji Servisine nakledilmiştir. Başvurucu tutuklu olduğu ve yargılandığı dönem içinde sağlık durumu nedeniyle 22/6/2009-7/3/2011 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Hepatoloji Servisinde yatırılmıştır. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan tedavi sırasında düzenlenen 19/8/2009 tarih ve 4282 sayılı sağlık kurulu raporunda “kronik hepatit B ve karaciğer sirozu hastası olması nedeniyle beslenmesinin çok düzenli olması ve iltihabi hastalıklardan korunması için bulunduğu ortamın koşullarının hijyenik olması gerekir. Yakın ararlıklarla da karaciğer kanseri için kontrol edilmelidir. Bu hastalarda %2-3/yıl karaciğer kanseri riski vardır. Stresli koşullar bağışıklığını düşürerek enfeksiyon ve mide kanamalarına zemin hazırlayabilir. Bu gibi durum ciddi ölüm tehlikesi yaratır. Tutukluluğun devamı halinde bu hastalık tutuklunun hayatı için kesin bir tehlike teşkil eder.” kanaati belirtilmiştir. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin daha sonra düzenlediği 18/11/2009 tarih ve 6041 sayılı sağlık kurulu raporunda, “Hasta, kronik hepatit B ve karaciğer sirozu tanıları ile yatırılarak izlenmektedir. Kompanse siroz tanılı hastaları genel olarak yatırarak tedavi etmemekteyiz. Hasta Fatih Hilmioğlu karaciğer fonksiyonları düzeltildikten sonra aylar boyunca izlenmiş ve durumunun stabil kaldığı tespit edilmiştir. Şu anda kendisine bir hastane tedavisi yapılmamaktadır. Ancak daha önceki raporda da belirtildiği gibi, bu hastanın hastane dışında beslenmesinin çok düzenli olması ve iltihabi hastalıklardan korunması için bulunduğu ortamın koşullarının hijyenik olması gerekir. Olağan dışı ve stresli koşullar enfeksiyonlara, özofagus ve gastrointestinal sistem kanamalarına zemin hazırlayabilir. Bu gibi bir durum gelişmesi de ciddi ölüm tehlikesi yaratır. Daha önce de belirtildiği gibi, hastanın uygun olmayan koşul ve ortamlarda bulunması, bu hastanın hayatı için kesin bir tehlike teşkil eder. Sonuç olarak, hasta şu anda hastanede yatırılarak tedavi edilmesi gereken bir hasta değildir, taburcu edilebilir. Ancak kompanse sirozu olan bir hastanın koşulları uygun olmayan başka ortamlara transferinin sorumluluğu da bizim üzerimizde olmaz. Bu hasta aslında sağlığı açısından zorunlu olarak transfer edilmemesi gereken bir ortama gönderilirse kesin bir hayati tehlike söz konusudur." şeklinde değerlendirmeler yer almaktadır. Mahkemenin, Adli Tıp Kurumundan başvurucunun ceza infaz kurumu şartlarında tedavisinin yapılıp yapılamayacağı, tutuklu olmasının hayati tehlike oluşturup oluşturmayacağı hususunda görüş sorması üzerine, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu 25/9/2009 tarih ve 8363 sayılı raporunda “başvurucuda ileri evre kronik karaciğer hastalığı bulunduğu, cezaevi şartlarında hayati tehlike oluşacağına dair tıbbi bulgu tespit edilemediği, hastalığı sebebiyle iki ayda bir üniversite hastanesinin hepatoloji bölümünde takiplerinin yaptırılmasının uygun olacağı” belirtilmiştir. Bu rapora itiraz edilmesi üzerine Adli Tıp Genel Kurulu’nun 28/1/2010 tarih ve 8363 sayılı raporunda oy çokluğuyla “başvurucunun kronik karaciğer hastası olduğu, siroz hastalığının (A) evresinde bulunduğu, hastalık tablosunun bu haliyle, cezaevi şartlarında hayati tehlike oluşturacağına dair tıbbi bulgu tespit edilemediği, hastalığı sebebiyle iki ay aralıkla bir üniversite hastanesinin hepatoloji bölümünde takiplerinin yaptırılmasının uygun olacağı” belirtilmiştir. Başvurucuyla birlikte aynı dosyada yargılanan başka bir sanığın sağlık durumuyla ilgili düzenlenen raporlar nedeniyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin bazı doktorları, yargılamaya konu örgüte üye olma ve örgüte yardım suçlamasıyla tutuklanmışlar ve sonrasında yargılamaya katılan Cumhuriyet savcısı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinden başvurucu hakkında yeniden rapor talep etmiştir. Başvurucuya göre, tutuklanabilecekleri endişesiyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi doktorları 2/2/2011 tarih ve 763 sayılı üçüncü sağlık kurulu raporunda “mevcut bulgulara göre tedavi için hastaneye yatırılması zorunlu değildir. Bu hasta için söz konusu olabilecek hayati tehlike bugünkü durumundan değil, gelişebilecek muhtemel komplikasyonlardan (ilaçların düzenli alınmaması, ilaca karşı direnç gelişmesi ve diğer nedenlerle oluşabilecek akut alevlenme, gastrointestinal kanama, infeksiyonlar, displastik nodüllerden hepotaselüler kanser gelişmesi, hastalığın takibinde oluşacak aksamalar veya daha nadir görülebilecek diğer sorunlardan) kaynaklanabilir.” şeklinde mütalaa bildirmişlerdir. Bu rapor üzerine başvurucu 7/3/2011 tarihinde Silivri L Tipi Cezaevine nakledilmiştir. Yargılama sonunda İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli kararla başvurucunun, Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüsten 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri gereğince 16 yıl hapis cezasıyla, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçundan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri gereğince 7 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucu mahkûmiyet kararından sonra tahliye talebinde bulunmuş, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 12/12/2013 tarih ve 2013/802 Değişik İş sayılı kararıyla “kovuşturma aşamasının tamamlandığını belirterek yeniden karar verilmesine yer olmadığına” karar vermiştir. Başvurucunun sağlık durumuna ilişkin İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 8/1/2014 tarih ve 64 sayılı sağlık kurulu raporunda, “kronik hepatit B, karaciğer sirozu (Child-A), sirotik karaciğerde (4,5 mm çaplı) nodül teşhisi ile kronik B hepatiti hastalığı yönünden tedavinin devamına, saptanan nodülün üç ay arayla radyolojik kontrollerin yapılmasının gerekli olduğuna, gelecekte nodülün boyut ve özelliklerinde değişiklikler gözlendiği taktirde hastalığın vasfında bir değişiklik olduğu neticesine varılabileceği, bu haliyle hastalık vasfının değiştiği anlamında değerlendirilemeyeceği” mütalaası yer almaktadır. İkinci Bölümün tedbir talebiyle ilgili 20/1/2014 tarihli kararı üzerine, başvurucunun yapılan muayene ve tetkikleri sonrasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 17/2/2014 tarih ve 19 sayılı sağlık kurulu raporunda “hepatoselüler karsinom tespit edilmediği, böbrek fonksiyonlarının %50 oranında azalmış olduğu, kronik B hepatitine bağlı gelişmiş kompanse karaciğer sirozu olduğu (Child-A), grade I özofagus varisleri ve portal hipertansifgastropatisi bulunduğu, psikiyatrik açıdan majör depresyon teşhis edildiği, uygun süre ve dozda tedaviye rağmen depresyon belirtilerinin devam etmesinin psikososyal ve çevresel stres faktörleriyle ilişkili olabileceği” belirtilmiştir. Anılan raporda, “başvurucunun kronik sistemik ciddi hastalıkları olduğunun anlaşıldığı, mevcut karaciğer sirozu nedeniyle hayat kalitesinde düşme, enfeksiyonlara eğilim ve üst gastrointestinal sistem kanaması geçirme riski olduğu, kronik B hepatiti tedavisine ek olarak portal hipertansiyon tedavisinin başlanmasının uygun olacağı, başvurucunun sağlığı açısından, cezaevi koşulları yerine fiziksel, psikososyal şartların daha sağlıklı olduğu ve her türlü tıbbi imkâna kolayca ulaşabileceği bir ortamda izlenmesinin uygun olacağı” kanaati bildirilmiştir. İkinci Bölüm 20/2/2014 tarihinde başvurucunun sağlık durumuyla ilgili muhtemel riskler ve düzenlenen sağlık kurulu raporunu dikkate alarak 6216 sayılı Kanun’un maddesinin beşinci fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesi gereğince tedbiren tahliye kararı vermiştir.B. İlgili Hukuk 13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Tutukluların Yükümlülükleri” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Bu Kanunun; … hastalık nedeniyle nakil,… muayene ve tedavi istekleri,… muayene ve tedavileri,… sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı engelleyecek hastalık hâli, …konularında 9, 16, 21, 22, 26 ilâ 28, 34 ilâ 53, 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir.” 5275 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri şöyledir: “Hastalık nedeniyle nakil Madde 57- (1) Hastaneye sevki zorunlu görülen hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.(2) Bu hastanelere gönderilen hükümlülerin başka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman hekim tarafından verilip, başhekim tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi, tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya nerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür. Bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri tercih edilir. (3) Hükümlünün bu hastanelerde kontrol ve tedavisinin devam edip etmeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi gerekir; aksi hâlde hükümlü ait olduğu kuruma iade edilir. (4) Hükümlü, acil hâller dışında özel sağlık kuruluşlarında tedavi edilemez. Acil hâllerin varlığı hâlinde Adalet Bakanlığına bilgi verilir.(5) Hükümlü, sağlık nedenleriyle bulunduğu kurumda kalmasının uygun olmadığı, kurum hekiminin önerisi ve en üst amirinin isteği üzerine alınacak sağlık kurulu raporuyla belirlendiği takdirde, başka kurumlara nakledilebilir. Hükümlünün muayene ve tedavi istekleriMadde 71- (1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.Hükümlünün muayene ve tedavisiMadde 78- (1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır. (2) Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile üniversitelerin sağlık kuruluşları, hükümlülerin tedavileri bakımından gerekli yardımları yapmakla görevlidirler. …Hastaneye sevk Madde 80- (1) Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir. İnfazı engelleyecek hastalık hâli Madde 81- (1) Kurum hekimi veya görevli hekim tarafından yapılan muayene ve incelemeler sonucunda hükümlünün cezasını yerine getirmesine engel olabilecek hastalığı saptanırsa durum, kurum yönetimine bildirilir.” 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.” 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; … Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),” 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir.(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir.”