DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1712 E. , 2024/1291 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1712 Karar No : 2024/1291 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- ... Kurumu VEKİLİ: Av. ... 2- ... Birliği VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onuncu Dairesinin 26/05/2022 tarih ve E:2019/7093, K:2022/2796 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu is…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1712 E. , 2024/1291 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1712 Karar No : 2024/1291 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sendikası VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- ... Kurumu VEKİLİ: Av. ... 2- ... Birliği VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onuncu Dairesinin 26/05/2022 tarih ve E:2019/7093, K:2022/2796 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türk Eczacıları Birliği arasında 03/05/2017 tarihinde imzalanan Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Ek Protokolün (2017/1) Ek-6 sayılı ekinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden Tıbbi Malzemelerin Temini Sözleşmesinin 3.1.1. maddesinde yer alan “hasta/hasta yakınına teslim edildiği tarihte yürürlükte olan” ibaresinin, 3.2.4. maddesinin, 3.2.5. maddesinin ilk cümlesinin, 3.2.9. maddesinin, 4.2.3. maddesinin, 4.2.6. maddesinin, 4.3.5. maddesinin (a) bendinde yer alan “aynı branştan” ibarelerinin ve (f) bendinin, 4.5.2. maddesinin, 4.5.3. maddesinde yer alan “tıbbi malzeme listesinde” ibaresinin, 5.2.3. maddesinin, 6.1.1. maddesinin 2. cümlesinin, 6.2.2. maddesinin, 6.4.2. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesinin, 6.4.11. maddesinin, Ek-6/3 sayılı Eczane Taahhütnamesinin 5. paragrafının, Ek-7 sayılı Eczanelerin Sözleşmeden Kaynaklı Yaptırımlara İlişkin İtirazlarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslar'ın 8. maddesinin 3. fıkrasının ve 9. maddesinin 3. fıkrasının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 26/05/2022 tarih ve E:2019/7093, K:2022/2796 sayılı kararıyla; Dava konusu Ek Protokolün, Ek-6 sayılı ekinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden Tıbbi Malzemelerin Temini Sözleşmesinin 3.1.1. maddesinde yer alan “hasta/hasta yakınına teslim edildiği tarihte yürürlükte olan” ibaresinin incelenmesinden; Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türk Eczacıları Birliği arasında 03/05/2017 tarihinde imzalanan Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Ek Protokolün Ek-6 sayılı ekinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden Tıbbi Malzemelerin Temini Sözleşmesinin 3. maddesinin "Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Genel İlkeler" başlığını taşıdığı; 3.1. maddesinin, Kurumun hak ve yükümlülüklerini, 3.2. maddesinin ise eczanelerin hak ve yükümlülüklerini düzenlediği, Sözleşmenin 3.1.1. maddesinde, "Sağlık hizmeti sunucularınca düzenlenen sağlık raporları doğrultusunda reçete muhteviyatı malzemeler, sözleşmeli eczaneler tarafından bu sözleşme çerçevesinde hazırlanarak, hasta/hasta yakınına teslim edildiği tarihte yürürlükte olan Kurum mevzuatı doğrultusunda karşılanır." kuralının yer aldığı, Aynı Sözleşmenin 4.2.5. maddesinde, "Eczane tarafından, reçetelerin düzenlenme tarihinden itibaren 5 (beş) işgünü içerisinde yapılan hasta müracaatları kabul edilecektir. Kabul edilen reçetenin sisteme kaydı yapılacak ve 10 (on) iş günü içerisinde tamamlanarak hastaya teslim edilmiş olacaktır. 10 (on) iş gününün sonunda hasta/hasta yakınına teslim edilmeyen malzeme bedelleri ve süresi içinde yapılmayan müracaatları ve/veya sistem kayıtlarına ilişkin malzeme bedelleri Kurumca ödenmeyecektir." kuralının düzenlendiği, Eczacıların, reçetenin hekimlerce düzenlendiği tarih itibarıyla değil, hastalar tarafından kendilerine ibraz edildiği tarih (en geç 5. iş günü) itibarıyla tedarik işlemlerine başlayıp malzemeyi teslim tarihi (en geç 10. iş günü) itibarıyla tahsilat ve Kuruma fatura işlemlerini gerçekleştirdikleri dikkate alındığında; malzemenin fiyatı ve ödeme şartlarının, malzemenin teslim tarihinde yürürlükteki mevzuata göre belirlenmesi gerektiğinin açık olduğu, Bu itibarla, dava konusu düzenlemenin hukuki belirsizliğe yol açtığından bahsedilemeyeceği gibi, tedarik ile teslim süreci arasında meydana gelebilecek herhangi bir değişikliğin, malzemenin teslim edildiği, dolayısıyla tahsilat ve Kuruma fatura kesilmesi işlemlerinin yapıldığı tarih itibarıyla ilgili hastaya yansıtılacak olması nedeniyle eczacılar yönünden bir zarara da yol açmayacağının anlaşıldığı, Belirtilen sebeple, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 3.2.4. maddesinin incelenmesinden; Sözleşmenin eczanelerin hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiği 3.2. maddesinin 3.2.3. alt maddesinde, "Eczane, sağlık hizmetlerinin sunumu açısından MEDULA sisteminin gerektirdiği bilgi işlem altyapısını, kendi bünyesinde oluşturmakla yükümlüdür." kuralı; dava konusu 3.2.4. alt maddesinde, "Eczane, MEDULA sistemine kaydettiği her türlü bilginin doğruluğunu kabul ve taahhüt eder." kuralının yer aldığı, Buna göre, Sosyal Güvenlik Kurumu ile sözleşme imzalayarak sağlık hizmeti sunmayı kabul eden sözleşmeli eczanelerin, MEDULA (Tıbbi Malzeme Provizyon) sisteminin gerektirdiği bilgi işlem altyapısını kurmak ve sağlık hizmetinin sunumu sırasında sistemin gerektirdiği (T.C. kimlik numarası, ilaç, reçete, tanı, rapor gibi) bilgilerini sisteme kaydetmek zorunda olduğu, bu zorunlulğun, eczanelerin MEDULA sistemine kaydedeceği bilgilerin, eczanelere ibraz edilen belgelerdekilerle uyumlu olmasını, sisteme doğru ve mevzuata uygun bilgilerin kaydedilmesini gerektirdiği, bu yükümlülüğün, eczanelere ibraz edilen belgeler üzerinde özel beceriyi gerektiren bir inceleme yapılması sonucunu doğurmadığı, ancak söz konusu belgelerin gerçeğe uygun olup olmadığına yönelik eczacılık mesleğinin gerektirdiği dikkat, özen ve titizliğin gösterilmesini gerektirdiği, Bu itibarla, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 3.2.5. maddesinin ilk cümlesinin incelenmesinden; Sözleşmenin 3.2.5. maddesinde, "Eczane, hizmet verdiği hastalara ilişkin tüm bilgi ve belgeleri en az 10 (on) yıl süreyle saklamak zorundadır. Verilen hizmetlerle ilgili bilgiler eczanede kayıt altına alınır. Eczanede yazışma, kayıt gibi işlemler (Ek-6/4 Hasta İşlem Formu vb.) bilgisayar ortamında tutulabilir. Ancak, bilgisayar ortamında kayıt tutulması, Kurum tarafından istenildiğinde yazılı kayıt sunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bilgisayar kayıtlarının ve yazılı kayıt sisteminin düzenli tutulmasından eczane sorumludur." kuralının yer aldığı, 5510 sayılı Kanun ve diğer Kanunlardaki özel hükümler gereği genel sağlık sigortasından yararlandırılan kişilerin sağlık hizmetlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığı, eczanelerin bu kapsamda pek çok ilaç ve tıbbi malzemelerin bedellerini Kuruma fatura ettiği, Kurumun inceleme ve denetim yetkisini kullanabilmesi için, eczanelerin hizmet verdiği hastalara ilişkin bilgi ve belgelerin saklanmasının büyük önem arz ettiği dikkate alındığında, dava konusu düzenleme ile anılan bilgi ve belgelerin saklanması için öngörülen on yıllık sürenin genel olarak hukuk düzenimizde kabul edilen makul bir süre olduğu anlaşıldığından, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 3.2.9. maddesi, 4.2.6. maddesi, 4.3.5. maddesinin (f) bendi, 5.2.3. maddesi, 6.2.2. maddesinin incelenmesinden; Sözleşmenin 3.2.9. maddesinde, "Eczanenin karşılayacağı malzemelerle ilgili TİTUBB’ta bayilik kayıtları tamamlanmış olmalıdır. TİTUBB’a kayıtlı bayilikleri başlangıç tarihinden sona erdiği gün dahil olmak üzere geçerlidir. Eczane, MEDULA sistemindeki gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar bayilik belgelerinin birer örneğini fatura ekinde ibraz etmek zorundadır." kuralına; 4.2.6. maddesinde, "SUT’ta ki istisnalar hariç olmak üzere malzemeyi temin eden eczanenin, üretici ve/veya distribütör firmalarca TİTUBB kayıt bildirim işleminin tamamlanmış olması gerekmektedir." kuralına; 4.3.5. maddesinde, "Kurumca eczaneye iade edilen reçete ve eki belgelerde, (4.1.1.) maddesinde belirtilen hususlardan birinin veya birkaçının eksik olduğu durumlarda aslına sadık kalmak kaydıyla; ... f) Sözleşmenin (3.2.9) maddesindeki bayilik belgesinin eksik olması halinde eksik belge tamamlatılmak üzere reçete iade edilir." kuralına; 5.2.3. maddesinde, "Eczanenin TİTUBB’a kayıtlı bayilikleri ile ilgili belgelerin bir örneğinin fatura ekinde Kuruma ibrazı zorunludur." kuralına; 6.2.2. maddesinde, "Sözleşmenin (3.2.9) maddesi gereği eczanenin, bayisi olmadığı ve/veya bayilik süresi dolduğu halde malzemeleri karşılaması halinde reçete tutarının 2 (iki) katı kadar ceza koşulu uygulanır." kuralına yer verildiği, Dava konusu düzenlemelere göre, eczanenin temin edeceği malzemeler ile ilgili Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankasında (TİTUBB’da) bayilik kayıtlarının, aynı zamanda üretici ve/veya distribütör firmalar tarafından TİTUBB kayıt bildirim işleminin tamamlanmış olması gerektiği, eczanenin TİTUBB’a kayıtlı bayilikleri ile ilgili belgelerin bir örneğinin fatura ekinde Kuruma ibrazının zorunlu tutulduğu, bayilik belgesinin eksik olması halinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından eksik belge tamamlatılmak üzere reçetenin iade edildiği, eczanenin, bayisi olmadığı ve/veya bayilik süresi dolduğu halde malzemeleri karşılaması halinde de reçete tutarının 2 (iki) katı kadar ceza koşulunun uygulandığı, Kurum ile sözleşmeli eczanelerden temin edilecek tıbbi malzemelerin, insan üzerinde kullanıldığı, hastalığın tanısı, önlenmesi, izlenmesi, tedavisi veya hafifletilmesi suretiyle kişilerin sağlığını ve güvenliğini doğrudan etkilediği, dolayısıyla söz konusu malzemelerin tedarik, garanti, iade, bakım-onarım sürecindeki istikrarın ve güvenilirliğin sağlanmasına, bu sürecin disipline edilip kontrol altında tutulabilmesine, kaliteli ve sağlığa uygun ruhsatlı ürünün temin edilmesine hizmet eden bayilik sisteminin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun şekilde düzenlendiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 4.2.3. maddesinin incelenmesinden; Sözleşmenin 4.2.3. maddesinde, "SUT eki tıbbi sarf malzeme listelerinde yer alan sürekli kullanım gerektiren rapor takipli malzemeler için tıbbi uygunluk aranması zorunlu olmayıp, ihtiyaç duyulması halinde tıbbi uygunluk aranabilecektir." kuralının yer aldığı, Dava konusu düzenlemeye göre, SUT eki tıbbi sarf malzeme listelerinde yer alan sürekli kullanım gerektiren rapor takipli malzemelerin, ayrıca tıbbi uygunluk aranmaksızın temin edilmesinin esas olduğu, ancak Kurum tarafından yapılacak ödemelerin kontrolünün sağlanabilmesi amacıyla, ihtiyaç halinde tıbbi uygunluk aranabileceğinin anlaşıldığı, Davacı tarafından, hangi malzemeler için ne zaman uygunluk aranacağının belli olmadığı, muğlak düzenlemenin hukuki güvenlik ve istikrar ilkelerine aykırı olduğu iddia edilmekte ise de; bir malzemenin temini sırasında tıbbi uygunluk aranmasının gerekip gerekmeyeceği noktasında, her bir hasta özelinde, tanı, hastalığın seyri, tıbbi malzemenin teknik özellikleri, maliyeti gibi pek çok önemli hususun bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekeceğinden, düzenlemenin kazuistik bir şekilde yapılmasının fiilen mümkün olmadığı, tıbbi uygunluk aramaya yönelik ihtiyaç durumunun her somut olayda Kurum ve eczacılar tarafından takdir edileceği, bu haliyle düzenlemede hukuki güvenlik ve istikrar ilkelerine aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 4.3.5. maddesinin (a) bendinde yer alan “aynı branştan” ibarelerinin incelenmesinden; Sözleşmenin 4.1.1. maddesinde, "Reçetelerde; a) Reçeteyi düzenleyen sağlık hizmeti sunucusunun adı ve/veya MEDULA tesis kodu, b) Hasta adı soyadı, T.C. Kimlik Numarası, c) Reçete tanzim tarihi, ç) Teşhis ve/veya ICD-10 tanı kodunun eklenmesi, d) MEDULA takip numarası veya protokol numarası, e) Hekimin adı soyadı, Sağlık Bakanlığınca verilen hekim diploma ve/veya uzmanlık tescil numarasını içeren bilgiler ile ıslak imzası, f) Malzeme adı, taraf bilgisi olan malzemelerde, vücudun hangi tarafından (sağ/sol) kullanıldığı bilgisi, g) Malzemenin adedi, ğ) Hekim, hasta, tarih, protokol no, malzeme ile ilgili bilgilerde değişiklik, iptal veya karalama var ise değişikliğe ilişkin hekim onayının (kaşe ve imza) bulunması, gerekmektedir. İmza dışındaki bilgiler, el yazısı ile yazılabileceği gibi kaşe veya bilgisayar ortamında veya hastane otomasyon sistemleri tarafından basılan etiketin/barkodun yapıştırılması şeklide olabilir." kuralına; 4.3.5. maddesinde, "Kurumca eczaneye iade edilen reçete ve eki belgelerde, (4.1.1.) maddesinde belirtilen hususlardan birinin veya birkaçının eksik olduğu durumlarda aslına sadık kalmak kaydıyla; a) Reçetede hekimce yapılması gereken düzeltmeler reçeteyi yazan uzman hekim, ilgili hekimin bulunmaması halinde aynı branştan hekim tarafından, sağlık raporlarında ise uzman hekim raporlarında raporun çıktığı hastanede raporu düzenleyen hekim tarafından (bu hekimin bulunmaması halinde aynı branştan hekim), sağlık kurulu raporlarında ise raporda yer alan hekimlerden biri tarafından gerekli düzeltme yapılır. ..." kuralına yer verildiği, Yukarıda yer verilen düzenlemeler ile, bir reçetede/sağlık raporunda hekim tarafından yapılması gereken bir düzeltmenin bulunması halinde, bu düzeltmenin, reçeteyi yazan/sağlık raporunu düzenleyen uzman hekim tarafından yapılacağı, bu hekimin bulunmaması halinde düzeltmenin, hastalığın seyri ve tedavinin hastanın sağlık bütünlüğü kapsamındaki neticelerinin değerlendirilebilmesi bakımından aynı branştaki bir başka hekim tarafından yapılacağı kurala bağlandığından, hasta sağlığının ve esenliğinin korunmasının bir gereği olan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık ve eksik düzenleme bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 4.5.2. maddesinin incelenmesinden; Anayasa'nın 124. maddesinin, dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan halinde, başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verildiği, Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabileceği, Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içerdiği ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan aldığı, normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceğinin hukukun genel ilkelerinden olduğu, Sözleşmenin dava konusu 4.5.2. maddesinde, "Ek sözleşme ile yapılacak değişikliklerle, sözleşmeye aykırılık teşkil eden fiiller nedeniyle tebliğ ve itiraz aşamaları tamamlanmış olan yaptırımlardan feragat edilemez." kuralının yer aldığı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 73. maddesinin son fıkrasında, "Sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmüne yer verildiği, Anılan Kanun'a dayanılarak hazırlanan ve 26/03/2016 tarih ve 29665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmelerinin/Protokollerinin Hazırlanması ve Akdedilmesine İlişkin Yönetmeliğin "Ek sözleşmelerin/ek protokollerin hazırlanması" başlıklı 7. maddesinin 3. fıkrasında, "Ek sözleşmeler/ek protokoller ile yapılacak değişiklikler, sözleşmelere/protokollere aykırılık teşkil eden fiiller nedeniyle tebliğ ve itiraz aşamaları tamamlanmış olan yaptırımlardan feragat eden hükümler ihtiva edemez." kuralına yer verildiği, Buna göre, dava konusu düzenlemenin, üst normu niteliğinde olan Yönetmelik hükmünün tekrarı niteliğinde olduğu görüldüğünden, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, Dava konusu Sözleşmenin 4.5.3. maddesinde yer alan “tıbbi malzeme listesinde” ibaresinin incelenmesinden; Sözleşmenin 4.5.3. maddesinde, "Kurum, sözleşme şartlarında ek sözleşme ile; tıbbi malzeme listesinde, tıbbi malzeme bedellerinde ve geri ödeme kural ve/veya kriterlerinde ise ek sözleşme gerektirmeden değişiklik yapabilir." kuralına yer verildiği, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 1. maddesine göre, bu Kanun'un amacının, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemek olduğu, Anılan Kanun'un 63. maddesinde, Kurum tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin süresine dair usul ve esaslara yer verildiği; ikinci fıkrasında da, Kurumun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkili olduğu, ancak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınmasının (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsayacağı; Kurumun, bu amaçla komisyonlar kurabileceği, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabileceği, komisyonların çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceğinin hükme bağlandığı, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasında, "Beşeri ilaçlar, Sağlık Bakanlığından ruhsatlı geleneksel bitkisel tıbbi ürünler; Sağlık Bakanlığının iznine tabi olan homeopatik tıbbi ürünler, enteral beslenme ürünleri dâhil özel tıbbi amaçlı diyet gıdalar ve özel tıbbi amaçlı bebek mamaları münhasıran eczanede satılır." hükmüne yer verilerek münhasıran eczanede satılacak ürünlerin sayıldığı, 2. fıkrasında, "İlgili bakanlıktan izin, ruhsat veya fiyat alınarak üretilen veya ithal edilen gıda takviyeleri, eczacılık ve ziraatta kullanılan ilaç, kimyevi madde ve diğer sağlık ürünleri, veteriner biyolojik ürünler hariç veteriner tıbbi ürünleri, kozmetik ürünler, kapsamı Sağlık Bakanlığınca belirlenen tıbbi malzemeler, anne sütü ve beslenme yetersizliğinde kullanılan çocuk mamaları ile erişkinlerin metabolizma bozukluklarında kullanılan tüm destekleyici ürünler ve Türk Eczacıları Birliği tarafından çıkarılan bilimsel yayınlar eczanelerde satılabilir." denilerek kapsamı Sağlık Bakanlığınca belirlenen tıbbi malzemelerin eczanelerde satılabileceğinin düzenlendiği, 12/04/2014 tarih ve 28970 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmeliğin 42. maddesinde de, eczaneden satışı yapılacak ürünler sayılmış; maddenin 2. fıkrasının (d) bendinde, kapsamı Kurumca (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca) belirlenen tıbbi malzemelerin eczanede satılabileceği; 4. fıkrasında, tıbbi malzemenin kapsamının ihtiyaç durumuna göre belirli aralıklarla Kurumca belirlenerek ilân edileceğinin düzenlendiği, Öte yandan, 663 sayılı -dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihteki adıyla- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin -yine dava konusu düzenleme tarihinde yürürlükte olan- 2. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde, "Sağlık hizmetlerinde kullanılan ilaçlar, özel ürünler, ulusal ve uluslararası kontrole tâbi maddeler, ilaç üretiminde kullanılan etken ve yardımcı maddeler, kozmetikler ve tıbbî cihazların güvenli ve kaliteli bir şekilde piyasada bulunması, halka ulaştırılması ve fiyatlarının belirlenmesi" Bakanlığın görevleri arasında sayıldığı; aynı Kararname'nin 27. maddesinin 1. fıkrası ile Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığının, Bakanlığın bağlı kuruluşu olarak teşekkül ettirildiği, yine aynı maddenin 2. fıkrasının (a) bendinde, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun görev ve yetkileri arasında, "Görev alanına giren ürünlerin ruhsatlandırılması, üretimi, depolanması, satışı, ithalatı, ihracatı, piyasaya arzı, dağıtımı, hizmete sunulması, toplatılması ve kullanımları ile ilgili kural ve standartları belirlemek, bu faaliyetleri yürütecek kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere izin vermek, ruhsatlandırmak, denetlemek ve gerektiğinde yaptırım uygulamak, laboratuvar analizlerini yapmak veya yaptırmanın."; (b) bendinde "..., piyasaya arz edilen ilaç, tıbbî cihaz ve ürünlerin reklam ve tanıtımının usûl ve esaslarını belirlemek ve uygulamasını denetleme(k) ''nin sayıldığı; 40. maddesinde de, Bakanlık ve bağlı kuruluşların görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idari düzenlemeler yapabileceğinin belirtildiği, Dava konusu düzenleme tarihinde yürürlükte olan 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun'un 3. maddesinde ise, yetkili kuruluş, ürünlere ilişkin mevzuat hazırlamaya ve yürütmeye yasal olarak yetkili bulunan ve bu Kanun hükümlerini kendi görev alanına giren ürünler itibarıyla uygulayacak olan kamu kurum veya kuruluşu olarak tanımlanmış olup; 4. maddesinde, ürünlere ilişkin teknik düzenlemelerin yetkili kuruluşlar tarafından hazırlanacağının hüküm altına alındığı, 4703 sayılı Kanun'a ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin -mülga- 27. ve 40. maddesine dayanılarak, piyasaya arz edilen tıbbi cihazların satış, reklam ve tanıtım faaliyetlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından 15/05/2014 tarihli ve 29001 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği'nin 33. maddesinin 1. fıkrasında, "İlaçların uygulanmasında kullanılan cihazlar hariç olmak üzere münhasıran sağlık meslek mensupları tarafından kullanılması veya uygulanması gereken cihazların eczanede satışı yapılamaz. Bunun dışındaki cihazlar herhangi bir yetki veya izin aranmaksızın eczanelerde satılabilir." hükmüne yer verilmişken, 02/09/2020 tarih ve 31232 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 13. maddesiyle yapılan değişiklik ile söz konusu maddenin "Farmasötik formda piyasaya arz edilen tıbbi cihazlar ile beşeri tıbbi ürünlerin uygulanmasında kullanılan cihazlar hariç olmak üzere münhasıran sağlık meslek mensupları tarafından kullanılması veya uygulanması gereken cihazların eczanede satışı yapılamaz. Bunun dışındaki cihazlar herhangi bir yetki veya izin aranmaksızın eczanelerde satılabilir. Eczaneler tarafından satılabilecek bu cihazlar Kurum tarafından duyurulur." şeklini aldığı, Anılan düzenlemelere bakıldığında, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun, Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmelik ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleriyle, eczanelerde satılabilecek tıbbi malzemelerin belirlenmesi konusunda Sağlık Bakanlığına (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna) yetki verildiği, Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği'nin 33. maddesinde de, anılan yetki kapsamında eczanelerde satılabilecek tıbbi malzemelerin kapsamının belirlendiği, bu şekilde kapsamı belirlenen cihazların ise herhangi bir yetki veya izin aranmaksızın eczanelerde satılabileceğinin anlaşıldığı, Buna göre, davalı Kurumun, eczanelerde satılacak tıbbi malzemeleri belirleme, bunlarda değişiklik yapma ya da satışı için ek koşullar getirme gibi bir yetkisinin olmadığının açık olduğu, esasen, dava konusu düzenlemenin eczanelerde satılacak tıbbi malzemelere yönelik belirleme ya da değişiklik içermediği, bu tıbbi malzemelere yönelik geri ödeme kural ve kriterlerinde ek sözleşme yapılabilmesine ilişkin olduğu; 5510 sayılı Kanun'un 63. maddesi uyarınca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerine ilişkin ödeme usul ve esaslarının ve dolayısıyla eczanelerde satılan tıbbi malzemelerden hangilerinin finansmanının sağlanıp sağlanmayacağının (ilgili kurumların görüşü alınmak kaydıyla) belirlenmesi konusunda davalı Kuruma tanınan yetkinin kullanımına yönelik dava konusu düzenlemede bu haliyle hukuka aykırılık görülmediği, Kaldı ki, dava dosyası ile Dairelerinin E:2019/7056 sayısına kayıtlı dava dosyasının birlikte incelenmesinden; davalı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından, Kurumla sözleşmeli eczanelerden temin edileceği düşünülen tıbbi malzemelerin eczanelerde satışının uygun olup olmadığı hususunda Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan görüş talep edildiği ve tıbbi malzeme listesinin, alınan görüşler doğrultusunda oluşturulduğunun anlaşıldığı, Bu durumda, dava konusu Protokol ile kapsamı Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından belirlenen tıbbi malzemelerin eczanelerden teminine ilişkin usul ve esaslar ile karşılıklı hak ve yükümlülüklerin düzenlendiği, davalı Kurumca eczaneler tarafından tedarik edilecek tıbbi malzemelerin belirlenmesi hususunda herhangi bir yetki kullanımının söz konusu olmadığı ve 6197 sayılı Kanun'un verdiği yetki ile kapsamı Tıbbi Cihaz Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği'nin 33. maddesi ile belirlenen tıbbi cihazların eczanelerde satılabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 6.1.1. maddesinin 2. cümlesinin incelenmesinden; Sözleşmenin 6.1.1. maddesinde, "Taraflar, 30 (otuz) gün öncesinden yazılı bildirimde bulunmak şartıyla, sözleşmeyi herhangi bir sebep göstermeksizin her zaman feshedebilir. Sözleşmenin eczane tarafından tek taraflı olarak feshedilmesi halinde 6 (altı) ay süreyle tekrar sözleşme yapılmaz." kuralının yer aldığı, Davalı Kuruma, 5510 sayılı Kanun'un 73. maddesiyle, sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin hazırlanması ve imzalanmasına ilişkin usul esasları yönetmelikle belirleme; 103. maddesinde ise, sağlık hizmeti sunucularının madde hükmünde yazılı haller ile sözleşme hükümlerine aykırı davranışları halinde sözleşmelerini feshetme ve bunlarla tekrar sözleşme yapılmayacak süreleri tespit etme yetkisi verildiği, Anılan yetkiye istinaden 26/03/2016 tarih ve 29665 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmelerinin/ Protokollerinin Hazırlanması ve Akdedilmesine İlişkin Yönetmeliğin "Genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinin 7. fıkrasında, "Sözleşmelerde/protokollerde, ceza koşulu ve/veya fesih gerektiren fiiller, fesih uygulama kriterleri ve sözleşme/protokol yapılmayacak sürelere yerverilebilir." düzenlemesine yer verildiği; 6. maddesinin 5. fıkrasında da, sözleşmelerin/protokollerin geçerlilik süresinin altı aydan az olamayacağının öngörüldüğü, Anılan Yönetmeliğin, sözleşme yapılmayacak sürelere sözleşmelerde yer verilebileceğine yönelik açık hükmü ile Sosyal Güvenlik Kurumunun, ihlalin niteliğine göre hangi süreyle tekrar sözleşme yapılmayacağını belirlemeye yetkili olduğu hususu birlikte dikkate alındığında; davalı Kurumun, kamu hizmetinin görülme koşul ve sınırlarına yönelik tip idari sözleşme hükümlerini içeren dava konusu düzenlemeyi yapmakta yetkili olduğunun açık olduğu, Öte yandan, söz konusu yetkinin, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması gerektiği açık olup; sağlık hizmetinin kesintisiz bir şekilde sunulmasının ve Yönetmelikte öngörülen sözleşme süresine yönelik kuralın uygulanmasının sağlanması, sözleşme ilişkisinin disipline edilmesi, eczanelerin sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkını keyfi kullanmalarının önüne geçilmesi, geçerli sözleşmelerin takibinin kolaylaştırılması amaçlarıyla getirildiği ve sözleşme yapılmayacak süreyi makul sınırlar içerisinde belirlediği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı, Dava konusu Sözleşmenin 6.4.2. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesi ile dava konusu Ek Protokolün ekinde yer alan Ek-7 sayılı Eczanelerin Sözleşmeden Kaynaklı Yaptırımlara İlişkin İtirazlarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esasların 8. maddesinin 3. fıkrası ve 9. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesinden; Sözleşmenin 6.4.2. maddesinde, "Süresi içerisinde savunma verilmemesi veya verilen savunmanın değerlendirilmesi sonucunda ceza koşulu ve/veya fesih uygulanmasına karar verilmesini müteakip eczaneye gerekli tebliğ yapılır. Eczane, ceza koşulu ve fesih işleminin tebliğ tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içinde Kurumun taşra teşkilatına itiraz edebilir. İtirazlar feshin ve ceza koşulunun uygulanmasını durdurmaz. İtirazlar, mücbir sebepler dışında 15 (onbeş) iş günü içinde Kurum taşra teşkilatınca karara bağlanır. Ceza koşulu, uyarı ve feshe ilişkin işlemlerde tebliğ tarihi esas alınır. Konu ile ilgili olarak mahkemeye başvurulmuş olması, ceza koşulunun takip ve tahsili ile feshin uygulanmasını durdurmaz." kuralının yer aldığı, Ek Protokolün ekinde yer alan Ek-7 sayılı Eczanelerin Sözleşmeden Kaynaklı Yaptırımlara İlişkin İtirazlarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esasların "Eczane Uyarı ve Cezai Şart İtiraz Değerlendirme Komisyonu" başlıklı 8. maddesinin 3. fıkrası ile "Eczane Fesih ve Cezai Şart İtiraz Değerlendirme Üst Komisyonu" başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasında da, "Komisyonun değerlendirme süreci tebliğ edilen kararların uygulanmasına engel teşkil etmez." kuralına yer verildiği, İdari işlemlerin, idari makam ve mercilerin kamu gücüne dayanarak idare hukuku alanına ilişkin olarak yaptıkları ve hukuki sonuçlar doğurabilme kabiliyetini haiz, hukuka uygunluk karinesinin doğal sonucu olarak ve kural itibarıyla (kanunda aksi öngörülmedikçe) resen icra edilebilme yeteneğini taşıyan irade açıklamaları olduğu, Başka bir ifadeyle, idari işlemlerin, kural olarak ilgililerin hukukunu doğrudan etkileyen, onların hak ve yükümlülüklerinde değişiklik veya yenilik yaratan (icrai) ve hukuk aleminde doğurduğu sonucun maddi aleme aktarılması için başka bir işleme ya da onay mekanizmasına ihtiyacı olmayan (resen icra edilebilir) işlemler olduğu, Bu açıdan, idari işlemlerin, hukuka uygunluk karinesine ve resen icra edilebilme yeteneğine sahip olması dolayısıyla -ilgili mevzuatta aksine hüküm bulunmadığı sürece-bir idari karara (idari yaptırım kararları dahil) karşı itiraz ya da dava yoluna başvurulmasının, bu kararın resen icra edilebilirlik yeteneğine etki etmediği, daha açık bir anlatımla, idari karara yönelik itiraz ya da dava yoluna başvurulmuş olmasının, bu idari kararın gereklerinin yerine getirilmesine yönelik işlemleri durdurmayacağının ilkesel olarak kabul edildiği, Belirtilen ilkeler uyuşmazlığa uygulandığında; 5510 sayılı Kanun'un 103. maddesiyle idari yaptırım olarak nitelenen, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmelerinin / Protokollerinin Hazırlanması ve Akdedilmesine İlişkin Yönetmelik ve dava konusu sözleşme hükümleri, ek protokol eki hükümler ile detayları belirlenen yaptırımların, uyarı, sözleşme feshi ve ceza koşulu (cezai şart) uygulanmasına yönelik işlemlerin birer idari karar olduğunda, dolayısıyla hukuka uygunluk karinesine ve resen icra edilebilme yeteneğine sahip bulunduğunda, buna bağlı olarak da -mevzuatta aksine hüküm bulunmadığından- bu kararlara karşı itiraz ya da dava yoluna başvurulmasının, anılan kararların icrasını durdurmayacağında kuşku bulunmadığı, Bu itibarla, dava konusu kuralın idare hukukunun ilke ve kurallarına uygun olduğu, ayrıca Kurum alacaklarının tahsili imkanını koruma amacıyla getirildiği anlaşıldığından, düzenlemede hukuka ve kamu yararı amacına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Öte yandan, sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle verilen cezalara yapılan itirazların incelenmesi sonucunda komisyon tarafından verilecek kararlara karşı yargı yolu açık olduğundan, sağlık hizmeti sunucularının haklarını, bu yolu kullanarak da korumalarının mümkün olduğu, Dava konusu Sözleşmenin 6.4.11. maddesinin incelenmesinden; Sözleşmenin 1.4. maddesinde, "eczacı"nın, 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanunun 1. maddesinde tarif edilen eczane sahibi ve/veya mesul müdürü; "mesul müdür"ün, eczanenin sahibi ve/veya mesul müdürü olan eczacıyı ifade ettiğinin belirtildiği; 6.4.11. maddesinde, "eczane sahibi ve mesul müdürün aynı kişi olmadığı durumlarda, her ikisi de fesih/uyarı ve ceza koşullarına ilişkin hükümlerden doğan borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumludurlar." kuralının yer aldığı, Müştereken ve müteselsilen sorumluluğun, birden fazla kişinin sebep oldukları ortak zararın tamamından birlikte sorumlu olmaları anlamına geldiği, Müteselsil borçluluğun kaynağının, birden fazla borçlu arasında teselsül ilişkisinin hangi sebeplerden ileri geldiğinin, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 162. maddesinde yer aldığı, ilgili maddede, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” hükmüne yer verildiği, Görüldüğü üzere, TBK’nın 162. maddesinde müteselsil borçluluğu doğuran iki kaynağın kabul edildiği, bunlardan ilkinin birinci fıkra uyarınca irade beyanı ile meydana gelen, “iradeden” kaynaklanan müteselsil borçluluk, diğerinin ise ikinci fıkrada belirtildiği üzere kanunun öngördüğü hâllerde ortaya çıkan “kanundan” kaynaklanan müteselsil borçluluk olduğu, Kanundan kaynaklanan müteselsil borçluluk hâllerinden birinin de TBK’nın 61. ve 62. maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk hâli olduğu, 61. maddede, birden fazla kişinin müşterek kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermeleri ya da aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olmaları hâlinde, bu kimselerin zarara uğrayana karşı müteselsilen sorumlu bulunduklarının öngörüldüğü, Aynı Kanun'un "Adam çalıştıranın sorumluluğu" başlıklı 66. maddesinde ise, adam çalıştıranın, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlü olduğu, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahip bulunduğunun hükme bağlandığı, Buna göre, adam çalıştıran ile görevi sırasında üçüncü kişiye zarar veren ve haksız fiil ya da sözleşmeye aykırılık kapsamında sorumlu olan çalışanın da zarar görene karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu, 12/04/2014 tarih ve 28970 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "eczacı'' nın, eczacılık fakültesi veya Eczacılık Mektebi’nden mezun olmuş ya da Kanuna göre yabancı okullardaki eğitiminin yeterliliğini ispat ve tescil ettirmiş, eczacılık faaliyetlerini yürütmeye yetkili sağlık meslek mensubu olarak; (ş) bendinde, "mesul müdür'' ün, serbest eczanenın, hastane eczanesinde, ecza deposunda, ilaç üretim tesisinde, kozmetik imalathanesinde veya ilaç AR-GE merkezinde görev yapan sorumlu eczacı olarak tanımlandığı; "Eczacılık yapabilecek olanlar" başlıklı 5. maddesinde, eczane açmak ve işletmek ile ecza deposu mesul müdürlüğü yapmak için eczacı olmanın şart olduğu, serbest eczanelerin ancak bir eczacının sahip ve mesul müdürlüğünde açılabileceği, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde eczacılık yapabilmek için Kanun'un 2. maddesinde sayılan şartları haiz olmak gerektiğinin düzenlendiği; "Eczacının sorumlulukları" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, sahibi ve mesul müdürü olduğu eczanedeki, eczane çalışanları ve eczacılık fakültesi stajyerlerinin görev dağılımlarını gerçekleştireceği, çalışmalarını denetleyeceği ve koordine edeceğinin belirtildiği, Yukarıda yer verilen Yönetmelik hükümlerine göre, eczacılık faaliyetinin mesul müdür sorumluluğunda yürütüldüğü, eczane sahibi ile mesul müdürün farklı kişiler olması durumunda, eczane sahibinin eczane çalışanlarının çalışmalarını denetleyeceği, dolayısıyla adam çalıştıran sıfatıyla mesul müdür dahil eczane çalışanlarının iş ve işlemlerinden müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğunun anlaşıldığı, Buna göre, eczane sahibi ve mesul müdürün aynı kişi olmadığı durumlarda, sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle uygulanan cezalardan doğan borçlardan eczane sahibi ve mesul müdürün müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna yönelik dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, Ayrıca, anılan borçlardan yalnızca mesul müdürün veya eczane sahibinin sorumlu olmasının, her ikisinin de eczane ile ilgili iş ve işlemleri yürütürken sözleşme hükümlerine aykırılık nedeniyle fesih, uyarı ve ceza koşulu uygulanabileceği göz önünde bulundurulduğunda, hakkaniyet ile bağdaşmayacağının açık olduğu, Dava konusu Ek Protokolün ekinde yer alan Ek-6/3 Eczane Taahhütnamesinin 5. paragrafının incelenmesinden; Ek Protokolün ekinde yer alan Ek-6/3 sayılı Eczane Taahhütnamesinin 5. paragrafında, garanti süresi boyunca ve satış sonrası bakım, onarım hizmetlerini ve yedek parça teminini eczane aracılığı ile malzemenin bakım/onarım işlemleri ile ilgili servise ya da üretici/ithalatçı firmaya ulaştırılması ve geri gönderilmesi ile ilgili olarak nakliye, posta, kargo veya benzeri herhangi bir ulaşım giderinin hastadan talep edilmeksizin eksiksiz olarak eczane tarafından yerine getirileceğinin kabul ve taahhüt edileceğinin belirtildiği, Kurum ile sözleşmeli eczanelerden tıbbi malzemelerin temin edilmesi sürecinin bayilik sistemi şeklinde organize edildiği, tıbbi malzemenin bakımı ve onarımı ile ilgili servise ya da üretici/ithalatçı firmaya ulaştırılması ve geri gönderilmesi söz konusu olduğunda, bu işlemlerin hastadan ulaşım gideri talep edilmeksizin eczane tarafından yerine getirilmesinin bayilik sisteminin bir gereği olduğu anlaşıldığından, hasta ve tüketici haklarının korunmasına yönelik dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu ile Türk Eczacıları Birliği arasında 03/05/2017 tarihinde imzalanan Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Ek Protokolün EK-6 sayılı eki Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden Tıbbi Malzemelerin Temini Sözleşmesinin 3.1.1. maddesinde yer alan “hasta/hasta yakınına teslim edildiği tarihte yürürlükte olan” ibaresi bakımından; tıbbi malzemelerin reçete tarihinden değil de teslim tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre ödenmesinin hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğu, Sözleşmenin 4.2.5. maddesinde reçetenin kayıt tarihinden itibaren 5 iş günü içinde hasta müracaatlarında kabul edileceği, sisteme kaydı yapılan reçete içeriğinin ise 10 iş günü içinde teslim edileceğinin düzenlendiği, bu süre zarfında ödeme usulünde değişiklik yapılması durumunda eczacıların olumsuz etkilenebileceği, 3.2.4. maddesi bakımından; dava konusu düzenleme ile eczacıların, MEDULA sistemine kaydettikleri kendi onay ve bilgileri dışında düzenlenerek eczanelere ibraz edilmiş her türlü reçete, rapor, kimlik gibi belgenin doğruluğunu kabul etmekle yükümlü tutuldukları, bu durumun üçüncü kişilerin düzenledikleri sahte belgelerden eczacının sorumlu tutulmasına neden olacağı için suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, 3.2.5. maddesinin ilk cümlesi bakımından; belgelerin 10 yıl süreyle saklanmasının hakkaniyete aykırı olduğu, eczacılara ağır bir yük getirdiği, 3.2.9. maddesi, 4.2.6. maddesi, 4.3.5. maddesinin (f) bendi, 5.2.3. maddesi, 6.2.2. maddesi bakımından; dava konusu düzenlemeler ile eczanelerin karşılayacakları malzemelerle ilgili Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankasında (TİTUBB) bayilik kayıtlarının tamamlanmış olmasının zorunlu kılındığı, TİTUBB sisteminde bayilik onayının firma tarafından yapıldığı, eczanelerin üçüncü kişi konumundaki firmanın yapması gereken işlemden sorumlu tutulduğu, bayilik kaydının zorunlu tutulmasının hastaların malzemeye ulaşımını kısıtlayacağı, firmanın bayilik vermemesi sonucu hastaların uzaktaki eczanelere gitmek durumunda kalacağı, bayilik onayı alınmasında herhangi bir kamu yararı bulunmadığı, 4.2.3. maddesi bakımından; dava konusu düzenlemenin muğlak olduğu, hukuki güvenlik ve istikrar ilkelerine aykırı olduğu, hangi malzemeler için ne zaman uygunluk aranacağının belli olmadığı, bu durumun eczacılardan haksız kesintilere sebebiyet verebileceği, 4.3.5. maddesinin (a) bendinde yer alan “aynı branştan” ibareleri bakımından; taşradaki bir çok hastanede aynı branştan iki hekimin bulunmadığı, bu durumun tıbbi malzemeye erişimi kısıtlayıcı nitelikte olduğu, aynı branştan ikinci hekimin bulunmaması durumunda düzeltmelerin nasıl yapılacağına ilişkin açıklama bulunmamasının eksik düzenleme niteliğinde olduğu, 4.5.2. maddesi bakımından; dava konusu düzenlemeye göre tebliğ ve itiraz aşamaları tamamlanmış olan bir fiile, ek sözleşme ile değiştirilse/kaldırılsa dahi yaptırım uygulanmaya devam edildiği, bu durumun lehe olan kanunun geriye yürüme ilkesine aykırı olduğu, 4.5.3. maddesinde yer alan “tıbbi malzeme listesinde” ibaresi bakımından; eczanelerde satışı yapılabilecek tıbbi malzemelerin Sağlık Bakanlığı tarafından belirlendiği, davalı Kurumun bu listede tek taraflı değişiklik yapmasının mümkün olmadığı, 6.1.1. maddesinin 2. cümlesi bakımından; dava konusu düzenlemenin eczacının yasal fesih hakkını kullanmasını kısıtlayıcı, fesih hakkını kullandıktan sonra tekrar sözleşme imzalamak isteyen eczacıyı da cezalandırıcı nitelikte olduğu, eczacıların ticari faaliyet özgürlüğünü, hastaların da tıbbi malzemeye ulaşımını olumsuz etkilediği, 6.4.2. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesi ile dava konusu Ek Protokolün ekinde yer alan Ek-7 sayılı Eczanelerin Sözleşmeden Kaynaklı Yaptırımlara İlişkin İtirazlarının Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esasların 8. maddesinin 3. fıkrası ve 9. maddesinin 3. fıkrası bakımından; dava konusu düzenlemelerin itiraz yolunun uygulanmasını etkisiz kılacak nitelikte olduğu, itiraz sonucu verilecek feshin iptali kararının, fesih uygulandığı için hükümsüz kalacağı, düzenlemenin hak arama hürriyetine ve kamu yararına aykırı olduğu, eczaneler açısından büyük kayıplara neden olabileceği, eczacı lehine verilen kararların da uygulanmasının engellendiği, 6.4.11. maddesi bakımından; mesul müdürün yaptırım gerektiren fiilinden bu fiile iştirak etmemiş eczane sahibinin de sorumlu tutulmasının suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu, dava konusu Ek Protokolün ekinde yer alan Ek-6/3 sayılı Eczane Taahhütnamesinin 5. paragrafı bakımından; dava konusu düzenleme ile eczacıların garanti süresi boyunca bakım, onarım hizmetlerini ve yedek parça teminini tüm ulaşım masrafları ile birlikte üstlenmek durumunda bırakıldığı, üretici veya tedarikçinin üstlenmesi gereken masrafların eczacılara devredilmesinin hukuka uygun olmadığı, eczacının, eczanesinde hastaya temin ettiği ve geri getirilen tıbbi malzemenin garanti kapsamında bakım ve onarımının yapılıp yapılmayacağını dahi bilmeden kendi kârından üreticiye/tedarikçiye gönderimini karşılamak zorunda bırakılmasının ticaretin doğasına ve hakkaniyete aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 26/05/2022 tarih ve E:2019/7093, K:2022/2796 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 06/06/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.