Başvuru, kamulaştırma sonucunda elden çıkan taşınmazın kadastrodan kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi kapsamında yüz ölçümünün artırılması ve bu artırılan kısım için kamulaştırma bedeli ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kamulaştırma sonucunda elden çıkan taşınmazın kadastrodan kaynaklanan maddi bir hatanın düzeltilmesi kapsamında yüz ölçümünün artırılması ve bu artırılan kısım için kamulaştırma bedeli ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvuru Konusu Olayın Arka Planı Uyuşmazlık Konusu Taşınmazın Tapuya Tescili Süreci Ankara ili Çankaya ilçesi Beytepe köyünde bulunan 592 parsel; tapulama sonucunda zilyetlikle birleşen vergi kaydına dayalı olarak 5/12/1951 tarihinde muris Ahmet Alparslan adına tescil edilmiştir. Taşınmazın yüz ölçümü tapulama tutanağı ve paftasında 900 m² olarak tespit edilmiş ve bu tespit esas alınarak tapuya da aynı şekilde tescil edilmiştir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz, murisin ölümü üzerine 30/7/1974 tarihinde intikal suretiyle miras payları oranında başvurucular adına tescil edilmiştir. Başvurucuların taşınmazdaki payları, kamulaştırma sonucunda 8/2/1994 tarihinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Belediye) adına tescil edilmiştir. Başvurucular, kamulaştırma bedelinin artırılması talebiyle dava açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 11/2/1994 tarihinde keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunu esas alıp kamulaştırmaya konu taşınmazın m² değerini 0,57 TL olarak kabul etmiş ve bu değeri tapu kaydındaki miktara uygulayarak belirlediği kamulaştırma bedeline hükmetmiştir. Belediye, kamulaştırdığı taşınmaz hissesini satış suretiyle 5/8/2002 tarihinde S.S., A.A.ve K. Y. Kooperatifine (Kooperatif) devretmiştir. Kooperatif, Çankaya Kadastro Müdürlüğüne (Kadastro Müdürlüğü) sunduğu 4/5/2005 tarihli dilekçe ile 592 parsel sayılı taşınmazın gerçek yüz ölçümünün belirlenmesi talebinde bulunmuştur. Kadastro Müdürlüğü, taşınmaz başında yapmış olduğu inceleme sonucunda taşınmazın tapu kaydında belirtildiği üzere 900 m² olmayıp 551 m²lik bir alana sahip olduğunu tespit etmiştir. Kadastro Müdürlüğünün bu tespiti üzerine taşınmazın miktarı 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun maddesi uyarınca Çankaya Tapu Müdürlüğü (Tapu Müdürlüğü) tarafından düzeltilerek gerçeğe uygun şekilde 551 m² olarak tescil edilmiştir. Eksik Kalan Kamulaştırma Bedeline İlişkin Yargılama Süreci Aralarında başvurucuların da bulunduğu kişiler 17/5/2006 tarihinde Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan ölçümlerde tespit edilen 651 m²lik fazlalık için kamulaştırma bedeli ödenmediği iddiasıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Belediye aleyhine 000 TL talepli alacak davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 3/6/2009 tarihinde, kamulaştırılan taşınmazın yüz ölçümünün kamulaştırma evrakında yazılı miktardan fazla olduğunun kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde ileri sürülebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay denetiminden geçerek 29/3/2010 tarihinde kesinleşmiştir. Sebepsiz Zenginleşmeye Dayanan Alacak İsteğine İlişkin Yargılama Süreci Başvuruculardan Ahmet Yazı 7/3/2006 tarihinde, kamulaştırma bedeli ödenmeyen 651 m²lik alan nedeniyle Belediyenin mal varlığında haksız bir artış oluştuğu iddiasıyla sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası açmıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 15/5/2008 tarihinde, kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde açılamayan davanın reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay denetiminden geçerek 29/6/2009 tarihinde kesinleşmiştir.B. Bireysel Başvuruya Konu Uyuşmazlığa İlişkin Yargılama Süreci Başvurucular Azize, Latife, Ümit Yüksel, Ahmet, Mustafa ile 15/7/2016 tarihinde vefat eden Muzaffer ve Sıdıka'nun murisi Emine 4/2/2011 tarihinde düzeltme sonucunda oluşan 651 m²lik artıştan paylarına düşen kısmın kamulaştırma bedelinin kendilerini ödenmediği ve bu amaçla açmış oldukları davanın da hak düşürücü süreden reddedildiğini belirterek Hazine aleyhine alacak davası açmışlardır. Başvuruculara göre devlet tapulama işlemlerinin düzgün olarak yapılması ve elde edilen sonuçların tapu siciline doğru bir biçimde aktarılmasından sorumlu olup somut olayda tapulama sırasındaki yanlış tespitin tapuya olduğu gibi yansıtılmasından dolayı meydana gelen zarardan kusursuz olarak sorumludur. Mahkeme 15/3/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme kararında; taşınmaz hakkında tutulan tapulama tutanağının muris tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmeden imzalandığı, krokiye bağlanan ve sınırları belirli taşınmazın tapuya tescil edildiği tarihten itbaren kırk yılı aşkın bir süre muris ve ölümünden sonra mirasçıları tarafından mevcut hâliyle ihtilafsız şekilde kullanıldığı, bu süre boyunca herhangi bir zararın bulunmadığı saptaması yapılmıştır. Mahkeme, bu saptamalardan sonra başvurucuların ve öncesinde murislerinin kamulaştırma tarihine kadar kırk yılı aşkın bir süre içinde düzeltme isteğinde bulunabilecekken bu yönde bir girişimde bulunmadıkları, yine kamulaştırma bedelinin artırımı davasında da bu hususta niza çıkarmadıkları ve ancak taşınmazı Belediyeden satın alan üçüncü kişinin düzeltme isteğinden sonra zarara uğradıkları yönünde bir iddiada bulunduklarını dikkate alarak zarar ile tapu sicilinin tutulması arasında bir illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca başvurucuların taşınmazın hâlen maliki olan Kooperatife karşı sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası açmaları imkân dâhilinde olduğundan kusursuz sorumluluktan söz edilemeyeceği kanaatiyle davayı reddetmiştir. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 16/9/2014 tarihinde, kadastro işlemleri ile tapu kütüğünün oluşumu birbiriyle bağlantılı olup bütünlük oluşturduğundan meydana gelen zarardan devletin kusursuz sorumlu olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Davalı Hazine vekilinin karar düzeltme isteği Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 12/2/2016 tarihli iş bölümü kararı uyarınca Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından incelenmiştir. Daire 6/6/2016 tarihli bozma kararının kaldırılması ve ilk derece mahkemesi kararının onanması kararında devletin tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki hatalardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle bir zararın doğmuş olmasını şart koşmuştur. Daireye göre somut olayda zarar, gerçek yüz ölçümü belirlenmeden taşınmazın kamulaştırma sonucunda başvurucuların mülkiyetinden çıkması nedeniyle oluşmuş ve oluşan bu zararıntapu sicilinin tutulması ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Nihai karar başvurucular vekiline 22/7/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 25/7/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Mevzuat Hükümleri 3402 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir." 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Taşınmazın sınırları, tapu plânları ve arz üzerindeki sınır işaretleriyle belirlenir.Tapu plânları ile arz üzerindeki işaretler birbirini tutmazsa, asıl olan plândaki sınırdır..." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bir taşınmazın kütüğe kaydı ve belirlenmesinde resmî bir ölçüme dayanan plân esas alınır." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir: ''Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. 6098 sayılı Kanun'un ''Zamanaşımı'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.''B. Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/1/2009 tarihli ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"....Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.K. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir.Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi yada yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Bu itibarla, kadastro görevlilerinin dayanaksız yada gerçek hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemelerini ve taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmalarını da aynı kapsamda düşünmek gerekir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2017 tarihli ve E.2017/5586, K.2017/3353 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:"Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK'nın maddesine dayalı tazminat isteğine ilişkindir.Tazminat isteğine dayanak 4 parsel sayılı taşınmaz 06/04/1951 yılında yapılan tapulama çalışmasında 480,00 m² yüzölçümlü olarak tapuya tescil edilmiş, daha sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun maddesi uyarınca yapılan düzeltme işlemiyle yüzölçümünün 530,00 m² olarak düzeltilmesine karar verildiği ve bu yüzölçümü değişikliğinin 11/03/2009 tarihli tescil bildirimi sonrasında tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır.Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK'nın maddesi anlamında Devlet sorumludur. Ancak anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğu için öncelikle bir zararın bulunması ve bu zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı olması gereklidir.Türk Medenî Kanununun maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, ayın hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukukî duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür....Dava konusutaşınmazın gerçek miktarından daha az yüzölçümü ile tapuya kaydedilmiş olması nedeni ile tapu sicilinin tutulmasında bir hata olduğu, davacıların taşınmazı tapuda yazan da küçük yüzölçümü ile satmış olmaları nedeni ile davacıların zarar uğradığı sabit olup davacıların, hemsebepsiz zenginleşme ilkesine dayanarak taşınmazı satın alan kişiye dava açmaları, hem detapu sicilini hatalı tutan Hazineye karşı TMK’nın maddesine dayalı açma imkanları vardır, davacı bu iki yoldan birini seçebileceği gibi her iki sebebe dayanak dava açabilecektir.Tüm bu açıklamalar sonucunda somut olaya bakıldığında; davacının TMK'nın maddesine dayalı olarak eldeki davayı açtığı, davacıların zararın tapuda yapılan düzeltme işlemi ile ortaya çıktığı gözönüne alınarak düzeltmenin yapıldığı tarih itibari ile davacıların zararının belilenmesi gerekirken aksi düşünce ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.''