8. Hukuk Dairesi 2022/5564 E. , 2024/703 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/466 E., 2021/51 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/1209 E., 2019/484 K. Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adli
**8. Hukuk Dairesi 2022/5564 E. , 2024/703 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/466 E., 2021/51 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/1209 E., 2019/484 K. Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine, kamu düzeni nedeniyle yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından düzeltilerek yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde; Diyarbakır ili, Yenişehir ilçesi, ... Köyü'nün sınırlan dahilinde, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan 155.638,07m2 yüzölçümlü taşınmazda 328,57 m2'si üzerinde avlulu ev yapmak ve 4,805,08 m2'lik kısmına bahçe yapmak suretiyle 60-70 yılı aşkın bir süreden beri davacının babası ile kardeşleri ve kendisi tarafından kullanıldığını, halen davacı tarafından nizasız ve fasılasız bir biçimde kullanılmaya devam edildiğini, dava konusu taşınmaz malın bulunduğu ... Köyünde 1960’li yıllarda kadastro çalışmalarının başladığını ve kadastro çalışmasından öncesine dayalı bulunan davacı ve babasınca yıllardır kullanılan ve ihya edilen taşınmazın bulunduğu alanların işlem görmediğini ve dava konusu taşınmazın tamamının tespit dışı kaldığını, davacı tarafından işletilip kullanıldığını, hali hazırda avlulu ev ve çevresi örülmüş meyve bahçesi olarak kullanılmakta olduğunu ve üstünde yapı inşa edildiğini, taşınmazın orman ve mera niteliğinde olmayan özel mülkiyete konu taşınmazlardan olduğunu belirterek dava konusu taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle mülkiyet hakkının davacıya verilmesi ile taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; açılan davanın yersiz ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, dava konusu taşınmazın 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 18'inci maddesinde belirtilen kamu mallarından olduğunu, bu gibi yerlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu ve özel mülkiyete konu olamayacağı gibi zilyetlikle de iktisaplarının da mümkün olmayacağını, dava konusu edilen taşınmaz köy boşluğu olduğundan kamuya ait yerlerde zilyetlikle iktisabın söz konusu olamayacağını, kanunun aradığı anlamda imar ihya şartlarının yerine getirilmediğini, davacının dava konusu taşınmazda elverişli ve ekonomik amacına uygun zilyetliğinin bulunmadığını, kaldı ki Yargıtay içtihatlarında ev, duvar, bahçe vs. gibi yapıların zilyetlikle kazanmaya konu olamayacağının belli olduğunu, dava konusu taşınmaza komşu parsellerin dava konusu taşınmaz yönünü ne gösterdiğinin araştırılması gerektğini, dava konusu taşınmaza ait en eski tarihli uydu fotoğrafları değerlendirilerek dava konusu taşınmazın Medeni Kanunun 713/6 maddesi gereği Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; bu tür davalarda Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi uyarınca Hazine ve ilgili kamu tüzel kişisinin zorunlu dava arkadaşı olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre de bu tür davalarda Hazine ve köy tüzel kişiliğinin hasım olarak gösterilmesi gerektiğini, müvekkili idarenin hasım sıfatı bulunmadığından davanın öncelikle husumetten reddine, mahkemece yapılacak keşif neticesinde taşınmazın orman olması halinde devlet ormanlarının özel mülkiyete konu olamayacağı, kazandırıcı zamanaşımı yolu ile de kazanılamayacağından davanın esastan reddi ile orman vasfı ile hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... Köyü Tüzel Kişiliği cevap dilekçesinde özetle; davacının beyan ettiği taşınmazda evi ve bahçesi bulunmakta olduğunu, ev ve bahçenin yaklaşık 50-60 yıldan beri davacı ve öncesinde ise aile büyükleri tarafından kullanıldığını, dava konusu taşınmazın köy ortak malı olmadığını, hayvanların otlatılması için de kullanılmadığını, dava konusu taşınmaz üzerinde davacıya ait ev ve etrafı çitlerle örülmüş meyve ve sebze bahçesinin bulunduğunu belirterek davacının açmış olduğu dava konusunda kararın takdiri mahkeye bırakmıştır. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dava konusu taşınmazın 1957 yılında yapılan tapulama çalışmaları esnasında ... boşluk olarak tapulama harici bırakıldığı, davacının dava konusu taşınmazda 1970-1972 yılından itibaren tasarrufta bulunduğu ve imar - ihya işlemini tamamladığı, dava konusu taşınmazın orman, mera ve harman yeri sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planı kapsamında kalmayan yerlerden olduğu, davacının araziyi masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edip taşınmazı ekonomik amacına uygun karışık meyve bahçesi olarak tarıma elverişli hale getirdiği, üzerine ev inşa ettiği, imar ihyanın tamamlandığı 1970-1972 tarihinden eldeki tescil davasının açıldığı 06.11.2015 tarihe kadar 40 yılı aşkın süreyle malik sıfatıyla zilyet olduğu ve aynı çalışma alanında belgesizden iktisap ettiği taşınmazın bulunmadığı ve bu itibarla TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı KK'nun 14. ve 17. Maddelerinde öngörülen tapusuz taşınmazın zilyetlik ve imar ihya ile kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinmeye ilişkin şartların davacı yararına gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kabulüne, Diyarbakır İli, Yenişehir İlçesi, ... Mahallesi, ... Mezrası, ... Mevkiinde bulunan ve 27.07.2018 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide A1, A2, A3 ve A4 harfleri ile kordinatları verilerek sınırları kırmızı renkte gösterilen sırası ile 571,71 m2, 5163,92 m2, 3181,82 m2, 1291,82 m2 yüzölçümlü tapusuz taşınmazların, köyün veya mahallenin en son parsel numarasını müteakiben her birine yeni bir parsel numarası verilmek sureti ile tam hisseli olarak davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline" karar verilmiş; hükmün, davalı Hazine vekili, davalı ... İdaresi ve dahili davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince, " dava konusu taşınmazın tescil harici olduğu, yapılan yargılama sonunda teknik bilirkişi raporunda (A1), (A2), (A3) ve (A4) harfleri ile gösterilen taşınmazların ev ve meyve bahçesi vasıflarında olduğu anlaşıldığı halde kurulan tescil hükmünde taşınmazların vasfının belirtilmediği, bu durumun infazda tereddüte neden olacağının görüldüğü, tapu sicilinin doğru esaslara dayanması ve düzgün tutulmasının Devletin sorumluluğu altındadır ve kamu düzeninin gereği olduğu, diğer bir deyişle tapu sicilinin düzenli tutulmasına dair kararlar kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle kendiliğinden gözönünde tutulması gereken hususlardan olduğu, belirtilen hususun HMK m. 355 hükmü uyarınca kamu düzenine aykırılık oluşturduğu sonuç ve kanaaatine varılmış olup; davalılar Hazine, Orman İdaresi ve Büyükşehir Belediye vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine ancak; kamu düzeni nedeniyle HMK'nun 355/1 ve HMK'nun 353/1-b-2 maddeleri gereğince yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından düzeltilerek yeniden hüküm kurulmasına, davalı ... İdaresi vekili, davalı ... Belediye Başkanlığı vekili ve davalı Hazine vekilinin Diyarbakır 6.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 26/12/2019 tarih ve 2015/1209 Esas, 2019/484 Karar sayılı kararına yönelik istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, HMK’nın 355. maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesi gereği resen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 26/12/2019 tarih ve 2015/1209 Esas, 2019/484 Karar sayılı kararın kaldırılmasına, HMK m. 353/1-b.2 gereğince esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, buna göre; davanın kabulü ile, Diyarbakır İli, Yenişehir İlçesi, ... Mahallesi, ... Mezrası, ... Mevkiinde bulunan ve 27/07/2018 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide (A1), (A2), (A3) ve (A4) harfleri ile kordinatları verilerek sınırları kırmızı renkte gösterilen sırası ile 571,71 m2, 5163,92 m2, 3181,82 m2, 1291,82 m2 yüzölçümlü tapusuz taşınmazların, köyün veya mahallenin en son parsel numarasını müteakiben her birine yeni bir parsel numarası verilmek sureti ile tam hisseli olarak davacı ... adına (A1) harfi ile gösterilen bölümün "tek katlı kargir bina ve bahçesi", (A3) harfi ile gösterilen bölümün "kargir 2 adet ev ve bahçesi", (A2) ve (A4) harfleriyle gösterilen bölümlerin "meyve bahçesi" vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline" karar verilmiş; iş bu karar, davalı Hazine vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçeye, temyiz edenin sıfatına, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, davalı ... İdaresinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. Davalı Hazine vekilinin dava konusu A3 ve A4'e yönelik temyiz itirazları incelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de, davacı vekilinin dava dilekçesinden mahkeme kararına ek 27.07.2018 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokide A3 ve A4 harfleri ile gösterilen taşınmazları dava konusu etmediği, davaya konu ettiği alanların A1 ve A2 olarak krokide gösterildiği, buna göre mahkemece A3 ve A4 harfleri ile gösterilen 3181,82 m2, 1291,82 m2 dava konusu edilmeyen bölümler hakkında da hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun (6100 sayılı Kanun) “Taleple bağlılık ilkesi” başlığını taşıyan 26 ncı maddesi uyarınca hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu kural kamu düzenine ilişkin olup, re'sen gözetilmesi gerektiğinden, davaya konu edilmeyen A3 ve A4 harfleri ile gösterilen 3181,82 m2, 1291,82 m2'lik kısım hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3. Davalı Hazine vekilinin dava konusu A1 ve A2'ye yönelik temyiz itirazları incelendiğinde; Yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; yapılan keşif sonrası alınan orman bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazların eğimin %1-2 olduğu, 1958 yılı memleket haritasında taşlık rumuzu ile gösterilen alanda kaldığı, 1953, 1975, 1984 hava fotoğraflarında tapulu ve tapusuz civar parsellerle aynı yapıda olduğu; ziraat raporunda, 1953, 1975, 1984 hava fotoğraflarında (A1) harfi ile gösterilen alanda zirai faaliyetin başladığı ve devamında yapıların göründüğü, ancak (A2) harfi ile gösterilen kısımda tarımsal faaliyetin başlamamış olduğu, taşınmazların üzerinde 25-30 yaş meyve ağaçları bulunduğu, sınırlarının belirgin olduğu, tarım arazisi olarak kullanılan taşınmazların içerisinden toplanan taşların sınır teşkil edecek şekilde yığıldığı, imar ihyası tamamlanmış tarım arazisi olarak kullanıldığı; fen raporunda dava konusu yerlerin köy boşluğu olduğu ve davacı tarafından 1970 yılından itibaren ev ve meyve bahçesi yapılmak suretiyle imar ihya ettiği ve 40 yıldan fazladır nizasız fasılasız zilyet bulunduğu; harita raporunda ise, 1953,1975,1984 hava fotoğraflarında (A1), (A2), (A3), (A4) üzerinde kullanımın olduğu ve tarımsal faaliyetin yapıldığı belirtilmiştir. Sonradan alınan ziraat raporunda; dava konusu alanların taşlık ve kayalık iken tarım arazisi haline getirildiği,1953,1975,1984 hava fotoğraflarında (A1), (A2), (A3), (A4) harfi ile gösterilen kısımlarda kullanımın olduğu, içinde 25-30 yaşlarında meyve ağaçlarının bulunduğu, taşınmazlarda bulunan taşların toplanmış durumda olduğu, imar ihyası tamamlanmış tarım arazisi olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere her ne kadar dava konusu taşınmazda imar ihyanın tamamlandığı ve davalı lehine zilyetlikle kazanım şartlarının gerçekleştiği, dava konusu taşınmazlar üzerinde 25-30 yaşlarında muhtelif cinslerde meyve ağaçları bulunduğu ifade edilmiş ise de (A1), (A2) ile gösterilen her bir kısım için ayrı ayrı değerlendirme yapılmamıştır. Alınan raporlara eklenen fotoğrafta da dava konusu taşınmazın üzerinde yoğun taşlar bulunduğu görülmüş ve dava konusu taşınmazda imar ihyanın tamamlandığı hususunda tereddüt hasıl olmuştur. Harita mühendisi bilirkişinin 07.09.2018 tarihli raporunda; hava fotoğrafları incelemesinden en erken 1953 yılında kullanım olduğu belirtilmesine rağmen 1970'li yıllarda taşların temizlenerek imar ihyasının tamamlandığı kabul edilmiş ancak hava fotoğrafları incelemesi ile her bir kısım için ayrı ayrı imar ihyanın ne zaman tamamlandığı tespit edilmemiştir. Bilindiği üzere taşlık niteliğindeki yerler ancak imar ihya edilmek ve diğer yasal şartlar yerine getirilmek suretiyle zilyetlikle kazanılabilir. Somut uyuşmazlıkta bilirkişilerce rapora eklenen fotoğraflarda görünen alanın yoğun taşlık yapıda olduğu anlaşılmış ve bu tür bir yerde imar ihyanın tamamlandığının tespitine yönelik yeterli inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Öte yandan; parsel sorgu uygulaması üzerinden yapılan incelemede dava konusu taşınmazın bulunduğu civarda yeni parseller oluştuğu anlaşılmıştır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tutanağı düzenlenip düzenlenmediği araştırılarak, taşınmaz hakkında eldeki davanın devamı sırasında kadastro tutanağı düzenlendiğinin belirlenmesi halinde 3402 sayılı Kanun'un 26/4 üncü maddesi uyarınca kadastro mahkemesine görevsizlik kararı verilmeli, şayet taşınmazın idari yoldan tapuya tescil edildiği belirlenir ise eldeki davanın tapu iptali ve tescil davasına dönüşeceği gözetilerek infaza elverişli şekilde hüküm kurulmalıdır. Kadastro tutanağının düzenlenmediğinin belirlenmesi halinde, yöreye ait eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı, yeni oluşan ve ilk tapulamada oluşan komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden dosyaya getirtilerek; yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında, bir ziraat mühendisi bilirkişi, bir fen elemanı, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi ve bir inşaat mühendisi bilirkişi aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve jeodezi ve fotogrametri bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp, orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazlar, çevre parsellerle birlikte hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazların gerçek eğimi, klizimetre aletiyle ölçülerek belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazların niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği tespit edilmeli; taşınmazların üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazların imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş iseler, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar- ihyanın hangi kısmında hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazların ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı, inşaat mühendisi bilirkişi eliyle taşınmaz üzerinde bulunan yapıların hangi tarihte yapıldığı araştırılmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, özellikle dava konusu taşınmazda zilyetlikle kazanılabilecek ve imar ihyanın tamamlandığı bir bölüm olup olmadığı üzerinde titizlikle durularak, yoğun taşlık yapıdaki yerlerde imar ihyanın tamamlandığının kabul edilip edilemeyeceği de dikkate alınarak dava konusu taşınmazın çeşitli yönlerden fotoğrafları eklenmek, mahkeme gözlemine yer vermek ve dosyada daha önce alınan raporlarla ortaya çıkan ve çıkacak çelişkileri gidermek suretiyle yapılacak inceleme sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; 1. Yukarıda (1) nolu bentte aşıklanan nedenlerle davalı ... İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2. Yukarıda (2) ve (3) nolu bentlerde aşıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın HMK'nin 373/2 inci maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.