İster komandite ister komanditer olsun her ortağın bir oy hakkı vardır. Bu kurala aykırı düzenlemeler geçersizdir.Şirket, komanditeler tarafından yönetilir.Komanditerler, şirket işlerini görmeye görevli ve yetkili olmadıkları gibi, yönetim hakkını haiz kişilerin yetkileri içinde yaptıkları işlere itiraz da edemezler. Ancak, olağanüstü iş ve işlemlerde, şirket sözleşmesinin değiştirilmesi, tür değiştirme, birleşme ve bölünme gibi yapısal değişikliklerde; şirkete ortak alınması, çıkarılması ve pay
davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş dosya içindeki tüm belgeler okunup incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: .... A.Ş.' nin mali yapısındaki bozukluklar nedeniyle 1993 yılında talep edilen kredi önerilerine müvekkili banka tarafından onay verilmediğini, şubenin olumlu görüşü ile 27.05.1994 tarihli 16/685 sayılı yönetim kurulu kararı ile mevcut kredi limitleri arttırılarak toplam 31.250,00 TL kredi kullandırıldığını, firmanın kredilendirilmesinde gereken tedbir ve basiretin gösterilmediği, bu bağlamda kredi arttırım önerisinde bulunan Yenişehir Ankara Şubesi görevlilerinin 399 sayılı KHK'nin çalışanlara yüklediği sorumluluk ve basiretli davranışı göstermeyerek bankayı zarara uğrattıklarını, Şişli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/862 E. 2001/2619 K. sayılı kararıyla bu görevliler hakkında açılan davanın 5 yıl süre ile ertelenmesine karar verildiğini, davalı banka yöneticilerinin banka zararından sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 873.114,23 TL, 1.015,00 TL'lik teminat mektubu kredi bedelinin kredinin ödendiği tarihten itibaren en yüksek faiziyle ve 24.486 USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... (cevap dilekçesinin verildiği tarih itibariyle... vekili olduğu) vekili savunmasında özetle; davanın BK. 41. maddesinde ifade edilen hukuki sebebe dayalı olarak açıldığını, dolayısıyla BK 60. maddesinde yazılı zamanaşımı süresine tabi olduğunu, bu madde de zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 1 sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukundan itibaren 10 sene içinde zamanaşımına uğrayacağının belirtildiğini, dava konusu kredinin 27.05.1994 tarihli yönetim kurulu kararıyla kullandırıldığını, dolayısıyla zamanaşımı nedeniyle davanıln reddi gerektiğini, bunun dışında bu kredi kullandırma işlemiyle ilgili davacı bankanın bir zarara uğramadığını, bankanın bölge hukuk işleri müdürlüğünce Yenişehir şubesine yazılan 1999 tarihli yazıyla 7 adet ipoteğin paraya çevrilmesi talebiyle yürütülen takip sonucunda fabrikanın satışıyla ihale bedelinin dosyaya 08.07.1999 tarihinde gönderildiği, dosya alacağı nedeniyle 236.311,23 TL olarak Av. .... adına çek düzenlendiği, çek bedelinin tahsil edilerek bilgi verilmesi gerektiğinin bildirildiğini, gönderilen çek bedelini tahsil eden şubenin de cevabi yazısında çekin tahsil edilip Özçegaş şubesinin ana para riskinin sıfırlandığının ifade edildiğini, bu miktarı aşan tahislatın da teminat mektupları bedelinin iadesi sağlanıncaya kadar bloke edilmesi konusunda talimat istendiğinin açıklandığını, bu yazı içeriklerinden anlaşıldığı üzere banka alacağının tahsil edilmiş olması dolayısıyla bir zarardan söz etmenin mümkün bulunmadığını, davacının iddia ettiği şekilde 27.05.1994 tarihli yönetim kurulu kararıyla 31.250,00 TL kredi kulandırılmayıp yönetim kurulu kararı gereğince firmaya 10.000,00 TL (10.000.000 eski TL) kredi kullandırıldığını, firmanın davaya konu krediyi kullanmadan evvel banka nezdinde 500 TL tutarında senet karşılığı TL nakit kredisi 15.000 TL tutarında istihkak temliği karşılığı nakit kredisi ve 750 TL tutarında kefalet karşılığı gayrinakit teminat mektubu kredisi bulunduğunu ve söz konusu yönetim kurulu kararı uyarınca kullandırılan krediden sonra toplam kredi tutarının 31.250,00 TL'ye ulaştığını, şubenin 26.04.1994 tarihli kredi önerisinin aynen kabul edilmediğini, limit arttırım teklifinin mevcut kredilerdeki teminatlar kapsamında 84.000,00 TL (84.000.000 eski TL) olmasına rağmen yönetim kurulu tarafından limit arttırımı öncesi mevcut kredileri ek yalnızca ek 10.000,00 TL (10.000.000 eski TL) tutarında arttırılması ve ... A.Ş, ... müteselsil kefil sıfatıyla kefaletlerinin alınması, gerçek ticari işlemlerden doğmuş senetler tesis edilen yeni limitin %30 fazlasıyla teminat olarak alınması, mevcut istihkak karşılığı nakit kredilerin taminatı olarak toplam kredilerin asgari %100 fazlasıyla firmanın tek, karayolları ve diğer kurumlardan doğmuş ve temlik borçlusunda onaylanmış istihkak alacaklarının temlikinin alınması firmanın maliki bulunduğu fabrika bina ve arsası ve makine ve teçhizat üzerinde daha önceden mevcut ipotekler aynen muhafaza edilerek izleyen derecelerde 50.000,00 TL tutarında ipotek alınması ve teminat şartlarının tamamlanmasından sonra kredi kullandırılması şeklinde onaylandığını, kredi kullandırımına ilişkin yönetim kurulu kararında kanuna aykırı bir durumun mevcut olmadığını, firmanın borcunu ödeyememesi sebebiyle kanuni takibe alındığını ve bu tarih itibariyle şirketin bankaya olan boçlarının fazlasıyla karşılayacak tutarda teminatı olduğunu, borca karşılayacak miktarda hacizler yapıldığını, ancak takiplerin sürüncemede kalması nedeniyle paraya çevirme işlemlerinin yapılmadığını, bankanın bizzat kendi beyanına göre firmadan herhangi bir alacağının kalmaması sebebiyle istenebilir bir zararının da olmadığını belirterek, haksız davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... yargılama sırasında vefat ettiği ve mirasçılarının mirası reddetmesi nedeniyle adı geçen davalının terekesinin iflas hükümlerine göre tasfiyesi ve terekeye tasfiye memuru atanmasını teminen İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/34 tereke sayılı dosyasında dava açıldığı ve terekeye tasfiye memuru olarak Av. ... atandığı anlaşılmkatadır. Tereke tasfiye memuru vekili de davanın zamanaşımı nedeniyle esastan reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili savunmasında özetle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, zira Borçlar Kanunun 41. maddesine dayalı olarak açılan davalarda BK. 60. maddesindeki zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini ve bu maddede öngörülen 1 yıllık ve 10 yıllık sürelerin geçmesinden sonra bu davanın açıldığını, yine BK 60. maddesinde ceza kanunları uyarınca öngörülen zamanaşımı süresinin daha uzun olması halinde bu sürenin uygulanacağının belirtildiğini, davaya esas zararın kaynağı olarak gösterilen kredinin ... A.Ş.'ye 27.05.1994 tarihli yönetim kurulu kararıyla kullandırıldığı ve Banka Teftiş Kurulu tarafından 27.10.1994 tarihli raporun düzenlendiğini, bu raporda müvekkilinin kusurlu bulunmadığı, daha sonra Başbakanlık Teftiş Kurulunun 26.03.1999 tarihli soruşturma raporuna dayalı olarak bu davanın açıldığını, buna göre bankanın 27.10.1994 tarihli Banka Teftiş Kurulu raporuyla bu zarara muttali olması gerektiğini ve bu tarihten itibaren TCK. 240. maddesi için öngörülen ceza zamanaşımının uygulanması zorunlu olup bu tarihten itibaren TCK'daki beş yıllık sürenin aşıldığını, bu nedenle davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca kredinin tamamının firmadan tahsil edildiğini ve kredi verilirken alınan teminatların halen paraya çevrilmediğini, banka şubesinin genel müdürlük genel takip müdürlüğüne gönderdiği yazı içeriklerinden borcun tamamen tahsil edildiğinin bildirilmesi karşısında mevcut bir zarardan bahsedilemeyeceğini belirterek, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle, aksi takdirde esastan reddine karar verimesini talep etmiştir.Davalı .... savunmasında özetle; davanın ... tarafından verilen dilekçedeki açıklamalarla aynı yönde beyanda bulunmuş ve davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddi olmadığı takdirde esastan reddini talep emiştir.Davalı ... savunmasında özetle; davacı iddilarının tamamen soyut olup dayanaksız bulunduğunu, kredi kullandırılan şirketin banka genel müdürlüğünce yakından tanınan bir aile şirketi olup kendi alanında önde gelen firmalardan biri olduğunu, kredi kullandırımlarında genel müdürlükten izin alınıp genel müdürlüğün bilgisi dışında kredi kullandırımının söz konusu olmadığı, firmanın durumundaki iyileşmeyi gösteren 04.04.1994 tarihli istihbarat raporuna dayanılarak 26.04.1994 tarihinde yapılan kredi arttırım önerisinin genel müdürlük tarafından 27.05.1994 tarihli kararla kısılarak onaylandığını, istihbarat raprounda firmanın mali durumunun iyi olmadığı yönünde açıklamalar bulunmayıp cirosunun ve karlılık durumunun iyi olduğunun ifade edildiğini, bu kapsamda kullandırılan kredi nedeniyle kusurlu olduğundan söz edilemeyeceğini, kaldı ki firmadan tahsilatların yapıldığını dolayısıyla bir zararın olmadığını, buna göre zarar ile kredi kullandırımı arasındaki illiyet bağının koptuğunu belirterek, haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... savunmasında özetle; davalı ... tarafından sunulan cevap dilekçesindeki açıklamaları tekrar ederek kredi kullandırımına ilişkin istihbarat raporunda firmanın mali durumuyla ilgili bir olumsuzluktan bahsedilmediği gibi kredinin yasa ve mevzuat çerçevesinde kullandırılıp fazlasıyla teminatla alındığını mali sorumluluk için öngörülen yasal koşulların oluşmadığını ve borcun tahsil edildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.Davalı ... usulüne uygun tebligat yapılmış ancak herhangi bir cevap dilekçesi sunmamış ve yargılama aşamasında kendini vekille temsil ettirmiş ve adı geçen davalı vekili, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, olmadığı takdirde esastan reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...'nın dava açılmadan önce vefat ettiği tespit edilmiştir. Davacı vekili, ... mirasçılarına karşı birleşen davayı açmıştır.BİRLEŞEN DAVA Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; esas davadaki açıklamalar tekrar edilmiş ve esas davada davalı olan ... dava açılmadan evvel vefat ettiğinin anlaşılması nedeniyle ölü davalı ... mirasçılarına bu dava yöneltilmiş ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 378.114,23 TL, 1.015,00 TL teminat mektubu kredi bedelinin ve 24.486 USD'nin fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının faiziyle birlikte davalılarldan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı ... mirasçıları ... vekilince davanın reddi gerektiği savunulmuştur.