4. Hukuk Dairesi 2009/10738 E. , 2010/5416 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 05/03/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 30/06/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içeri
**4. Hukuk Dairesi 2009/10738 E. , 2010/5416 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 05/03/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 30/06/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 05/05/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) HARÇ 17,15 TL. OH. 15,60 TL. PH. 1,55 TL.TGH. KARŞI OY YAZISI Dava, görsel yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacı temyiz etmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Televizyonunda 08.02.2009 tarihinde yayımlanan “Ankara Rüzgarı” isimli programda, davalı ... ile dava dışı ... arasında diyalog şeklinde geçen konuşmada, davalı ...’ın “ulan sen kimsin, ne yapacaksın orada, dövecek misin adamı, 86 yaşındaki adamı orada dövecek misin ? sonra kim alkışlayacak seni ? ya ... bak ya” şeklindeki ifadelerle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı ve Ak Parti Genel Başkanı davacı ... ...’a düşünce açıklama kapsamında değerlendirilemeyecek ve eleştiri sınırlarını aşacak şekilde yakışıksız, kaba, argo bir üslupla “ulan” biçiminde hitap etmesi, utanmaz, rezil, gülünç anlamında “kepaze” demek suretiyle aşağılamaya ve halkın gözünde küçük düşürmeye çalıştığı, böylece davacının kişilik haklarına açıkça saldırarak Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine aykırı davranıldığını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı vekili cevabında kısaca; davalı ...’ın ... ile sundukları “Ankara Rüzgarı” adlı programda, davacı ... ...’ın, İsrail Cumhurbaşkanı ...’i hedef alarak ”Diplomatik davranmasam başka bir şey yapardım” şeklindeki demeci ile ilgili yaptığı yorumlarda, davacıya karşı herhangi bir hakaret veya tahkir ve tezyif edici beyanda bulunmadığını, “ulan ve kepazelik” kelimelerinin davacıyı nitelemek için kullanılmadığını, “ulan” kelimesinin “ey, a, a…, vay, vay” anlamında kullanıldığını, yapılan eleştirilerin davacının Davos’ta yarattığı olay ve sonrasında verdiği beyanlara ilişkin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; TV programındaki konuşmaların eleştiri ve yorum niteliğinde olduğu, davacının işgal ettiği makam itibariyle ağır da olsa eleştirilere katlanmak zorunda olması gerektiği, davacıyı kasten aşağılama ve küçük düşürme amacıyla yapılmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş, Dairemiz sayın çoğunluğunca yerel mahkeme kararı hukuka uygun bulunarak onanmıştır. Bilindiği üzere; basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, Anayasa’nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi ile de şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişinin hakları hükme bağlanmıştır. Somut olayımızda; ... Televizyonunun 08.02.2009 tarihinde yayımlanan davalı ... ile dava dışı ... arasında diyalog şeklinde geçen “Ankara Rüzgarı” isimli programda, kamuoyunun yakından izlediği Davos zirvesinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı davacı ... ... ile İsrail Cumhurbaşkanı ... arasında meydana gelen olay ile sonrasında davacının demecinin konu edildiği konuşmalar esnasında, davalının “Bir başbakan diplomatik davranmasam ben ona başka bir şey yapardım diyor orda ya.Ulan sen kimsin, ne yapacaksın orada, dövecek misin adamı, 86 yaşındaki adamı orada dövecek misin ? sonra kim alkışlayacak seni ? ya ... bak ya” şeklinde ifadeler kullandığı hususunda çekişme yoktur.Uyuşmazlık davalının konuşmasında geçen “ulan” ve “kepazelik” kelimelerinin davacının kişilik hakkına saldırı teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır.Öncelikle bu sözlerin kelime anlamına bakmak icap etmektedir.”Ulan” kelimesi çok kaba biçimde öfke ile nefreti belirten ve anlatan bir sözdür.Yargıtay 2.Ceza Dairesi; 16.11.2005 gün, 2004/9137 Esas ve 2005/25385 Karar sayılı ilamında, “gel ulan buraya” diyen sanığın sövme suçunu işlediğini kabul etmiştir.”kepazelik” kelimesi de niteliksiz, değersiz, utanmaz, rezil ve gülünç manalarında kullanılmaktadır.Hadise bu çerçevede değerlendirildiğinde, kullanılan kelimeler davacının kişilik hakkına saldırı teşkil ettiği duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıktır.Hakaret ve sövme suçunu meydana getiren bu kelimeleri ağır eleştiri olarak kabul etmek; hukuka, hak ve nesafete uymamakta, siyasetçilerin, başbakanların, bakanların hakaret ve sövmeye katlanmak zorunda olduğu gerekçesini ileri sürmek Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının “Temel haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmının “Genel Hükümler” başlıklı birinci bölümünün 12. maddesine aykırı olup, insan haklarını ihlal etmekte, toplumdaki çekişme ve kavgayı özendirmekte, sevgi, saygı ve nezaket kurallarını ortadan kaldırmaktadır.Yargı bu gibi söz ve davranışları koruyamaz.Aksi halde bunların sonucunda toplumda meydana gelen huzursuzluk ve olaylardan yakınamaz.Eleştirilerin uygun üslup ve cümleler ile daha etkili bir biçimde yapılması mümkün iken, reyting getirmeyi güden bu yolun seçilmesi kamuoyunda tartışmalara ve gerginliğe yol açmaktadır.Kanaatimizce, eleştirinin dile getirilişinde özle biçim arasında denge bozulmuş, zorunlu olmayan, amacı aşan ve toplumumuzun genelince kabul edilemeyecek şekilde aşırıya kaçan hakaret ve sövme suçunu oluşturan sözcükler kullanılmıştır.Bu durumda, hakkın sınırları aşılmış ve hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde öngörülen tazminat koşulları gerçekleşmiştir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece uygun görülecek bir manevi tazminata hükmedilmesi için yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan, davanın reddine dair kararın onanması yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyoruz. 05/05/2010