Başvuru, gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tahliye taleplerini ve itirazlarını inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin kısa sürede incelenmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; arama kararı nedeniyle özel hayata
Başvuru, gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tahliye taleplerini ve itirazlarını inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmaması, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin kısa sürede incelenmemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; arama kararı nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, işe iade edilmeme nedeniyle çeşitli hakların; gözaltında avukatla görüştürülmeme ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/10/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12). İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucuyla birlikte otuz beş kişi hakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla bağlantılı oldukları gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştır. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 24/7/2016 tarihli kararı ile başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun müdafiinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar vermiştir. Başvurucu, bu soruşturma kapsamında 26/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. 29/7/2016 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilen başvurucunun burada Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmıştır. Başvurucunun avukatının (zorunlu müdafi) da hazır bulunduğu ifade alma işlemi sırasında -ifade tutanağına göre- başvurucu, kendisine isnat edilen suçları anladığını belirtmiştir. Başvurucu ifadesinde "Yargı muhabirliği yapmakta iken 2015 yılının Kasım ayından itibaren hafta bir köşe yazısı yazmaya başladım. 2016 yılı mart ayında gazeteye kayyum atanınca işime son verildi şuanda işsizim. Evimde yapılan arama işlemi sırasında bulunan Fethullah Gülen'e ait kitaplar piyasada satılan legal eserlerdir. Bulundurmanın suç unsuru olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki ben araştırmacı gazeteci olduğumdan her görüşten eserin evimde bulunmasından daha doğal bir durum söz konusu olamaz. Yine mesleğim gereği sosyal medyayı aktif olarak kullanmaktayım. Yapmış olduğum paylaşımlarda yine gazetecilik faaliyetine ilişkin haberlerin ve yorumlardan ibarettir. 12/07/2016 tarihli yeni Hayat gazetesinde telifli olarak yazdığım 'Tehlikenin Ne Kadar Farkındayız' başlıklı yazı ülkemizdeki yargı sisteminin eleştirilmesinden ibarettir. Kişilerin hukuki güvencesi olması gerektiğini vurgulayan bir yazıdır. Yazının okunabilirliğinin artması için çarpıcı vasıflı başlıklar atılması gayet doğaldır. Yine diğer paylaşımlarımda aynı vasıfta olup son dönemde gerçekleşen darbeye teşebbüs faaliyetini destekler nitelikte değildir. Geçmişten beri hukukçu kimliğimin de etkisiyle hiçbir zaman darbe faaliyetlerini destekler konumda olmadım. Her zaman karşı çıktım. İddia etmiş olduğunuz terör örgütünün faaliyetlerini sürdürmesine dair herhangi bir desteğim olmamıştır. Hakkında söz konusu terör örgütünden işlem yapılan H.K. ile kendisi hakkında 17-23 Aralık sürecinden sonra dava açılması nedeniyle adliye muhabiri olduğumdan dolayı tanıştık. Kendisiyle Zaman gazetesinde çalıştığım dönemde Samanyolu TV'nin genel yayın yönetmeni idi. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu 29/7/2016 tarihinde tutuklanması talebiyle İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında; kolluk tespiti, arama tutanakları ve açık kaynak araştırmaları dikkate alındığında suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucu sorgusunda "Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum ... savcılık ifadem ve içeriğinden de anlaşılacağı gibi yapmış olduğum gazetecilik faaliyeti dolayısıyla örgüt suçlamasından hakkımda soruşturma yürütüldüğünü öğrenmiş bulunmaktayım, yapmış olduğum iş sadece gazeteciliktir, 2002 yılında hukuk fakültesinde okurken Zaman gazetesi elime geçti ve bilinen bir gazete idi, haberciliğe yatkınlığım dolayısıyla iş başvurusunda bulundum ve işe alındım, bu süreç içerisinde adliye muhabirliği yaptım, Sultanahmet Adliyesi, Beşiktaş ve İstanbul Çağlayan Adliyelerinde Zaman gazetesi adına adliye muhabirliği yaptım, ergenekon ve balyoz davalarını takip ettim, buradaki maksadım adliye muhabirliğiydi, özel bir sebebi yoktu, bu süreç içerisinde her gazetecinin yaptığı gibi ergenekon davasını özetleyen kitabı yazdım ve söz konusu kitabı dava bittikten sonra yazdım, o süreçte siyasiler de dahil olmak üzere güncel bir davaydı, siyasiler takip ediyordu, ... bağımsız gazeteci olarak söz konusu süreci takip ettim, özel hayat olarak aleni olarak yaşayan bir insanım, özel hayatım derken buna gazetecilik mesleği de dahildir, ben hiçbir örgüte üye değilim, İstanbul Barosuna 2016 yılı Ocak ayında kayıt olarak avukatlık ruhsatını aldım, sadece baroya kayıtlıyım, gazetecilik faaliyeti esnasında yapmış olduğum faaliyetler dolayısıyla hakkımda davalar açıldı, yargılama yapıldı ve beraat ettim, zaman gazetesinde çalışırken FETÖ/PYD terör örgütü algısı söz konusu değildi, 2008 yılında Fethullah Gülen yapılanmasıyla ilgili açılan ceza davası beraatle sonuçlanmıştır, bu süreç içerisinde sadece gazetecilik yaptım, kamuoyunu bilgilendirdim, silahlı terör örgütünün üyesi değilim. Ben 2011 yılında örtündüm, bu süreç içerisinde kesinlikle hiçbir zaman baş örtümü çıkarmadım, yakalandığımda açık değildim, ailemin yanındaydım, kesinlikle yansıyan şekli ile çarpıtmadır. Ben bu süreç içerisinde twitter'deki profilimi değiştirmedim, üç yıldır siyah görüntüsüz profilimi kullanıyorum ... (24/3/2011, 5/5/2011 ve 28/5/2012 tarihli twetleri okunmak suretiyle soruldu.) Evet bu twetleri ben attım, bunun bir hata olduğunun ve gazetecilikle ilgi ve alakası olmadığının bilincindeyim, ayrıca muhataplarımdan da twitterde özür diledim. 17 Aralık soruşturmasından sonra Halk Bankası Genel Müdürü S.A.nın tahliyesine müteakip zaman gazetesinde yazı yazdığımı hatırlıyorum, ancak içeriğini hatırlamıyorum ... iddia edilen örgütün yapı ve işleyişiyle ilgili herhangi bir bilgim yoktur, belirttiğim gibi ben sadece gazetecilik yapıyordum, zaman gazetesine dahi zaman zaman giderdim, yayın politikası bizim işimiz değildir, kimse bize de sormazdı. İlkokulu köyümde okudum, ortaokulu devlet okulunda okudum, liseyi İzmir Mahum Hatun kız lisesinde okudum, özel lisedir, söz konusu okul Yamanlar lisesi olarak isim değiştirmişler, söz konusu yapıya yakın bir okul olarak kamuoyunda bilinmektedir, ben söz konusu okula kaydolduğumda o yapıya ait olduğunu bilmiyordum, ailem de bilmiyordu" şeklinde açıklamada bulunmuştur. Başvurucu, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/7/2016 tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır. Tutuklama gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu itibarla şüpheliler ... Hanım Büşra Erdal'ın örgütün faaliyeti kapsamında yayın yapan yayın organlarında gazeteci ve muhabir olarak çalıştıkları, bu süreç içerisindeki eylemleri, eylemlerindeki süreklilik ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde, bu şüphelilerin söz konusu terör örgütü ile organik bağlarının olduğu ve örgüt üyesi oldukları yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcut olduğu, söz konusu silahlı terör örgütünce darbeye teşebbüs edilmesi ülke içerisinde oluşan ve oluşturulmak istenen kaos ortamı, şüphelilerin suç delillerini yok ederken yakalanması ve bu sebeple delilleri yok etme ihtimali şüphelilerin kaçma ihtimali nazar alındığında, Anayasanın Maddesindeki hukuki düzenleme de değerlendirildiğinde Adli Kontrol Hükümlerinin yetersiz kalacağı kanaatine varıldığından şüphelilerin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK.'nin 100 ve devamı maddeleri gereğince tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"Başvurucu 5/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 18/8/2016 tarihinde, kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın reddine karar vermiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 16/1/2017 tarihli iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucunun örgüt ile iltisaklı Yamanlar Kolejinden mezun olduktan sonra hukuk fakültesine girdiği, öğrenci iken 2002 yılında Zaman gazetesinde çalışmaya başladığı, Ergenekon ve Balyoz davaları başta olmak üzere hukuk ve yargı gündemiyle ilgili haberler yaptığı, "Kafası Karışanlar İçin Ergenekon" ve "Tescilli Yalanlar" isimli kitapları yazdığı belirtilmiştir. İddianamede FETÖ/PDY tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst düzey komutanlarının tasfiye edilip örgüt mensuplarının yerleştirilmesi sürecinde başvurucunun yazdığı yazılarla tasfiye sürecinin haklılığı yönünde kamuoyu oluşturmaya çalıştığı, attığı tweetlerle bu kişilerin ailelerinin tepkisini çektiği, sonrasında örgüte yönelik soruşturmaları kumpas olarak nitelendirip halk nezdinde itibarsızlaştırarak örgüt adına faaliyet gösterdiği, algı faaliyetlerinde bulunduğu basın kuruluşlarıyla ilgili olarak örgütle irtibatları sebebiyle soruşturmalar yapıldığı, Zaman gazetesine kayyum atanması sürecinde yapılan protestolara bizzat katıldığı, örgüt adına algı operasyonunda bulunduğu ve örgüt üyesi olduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun sosyal medya paylaşımlarına ve köşe yazılarına yer verilmiştir. Bu paylaşımlar ve yazılar iddianamede alıntılanan kısmıyla şöyledir:- 24/3/2011 tarihli "Şimdi Silivri'de olmak vardı, balyoz kadınları... Filan, haber merkezinden daha eğlenceli be" şeklindeki tweeti- 5/5/2011 tarihli "Balyoz kadınları hep sarışın ya, kim kimin eşi karıştırıyorduk. Eşlerinin resmi basılı olan t-shirt giymişler. İşimiz kolaylaştı" şeklindeki tweeti- 28/5/2012 tarihli "Twitterda promosyon zamanı! Her takipçime bir günlük Silivri'de konaklama, mahkemeyi gezme, duruşma izleme, sabah kahvaltı, öğle yemeği (:" şeklindeki tweeti- 10/7/2016 tarihli "Fuhuş casusluk hikaye, yalan ise.. Kesin bu Narin hologramla komutanlığa girmiştir" şeklindeki tweeti- 12/7/2016 tarihli "Makbul olmayan gazeteciler Baransu, Karaca'dan sonra Tarık Toros.. Aleni göz göre göre bir suç uydurma vakası, tehlikenin ne kadar farkındayız? şeklindeki tweeti, - 17/7/2016 tarihinde T24 sitesinden alıntılayarak ve örgüt liderinin de röportaj yapar şekildeki fotoğrafını koyarak "Gülen: Uluslararası bir komisyon darbeyi araştırsın sonucunu şimdiden kabul ediyoruz" şeklindeki paylaşımı- Zaman gazetesine kayyum atanması sürecinde "kayyum kararının kendisi bir suç metni. İftira, sıfır delil ve yorumla kayyum atamış İstanbul Sulh Ceza hakimi F.K." ; "Kayyımları hukukçular derneğinden atamışlar, 2'sini tanıyorum biri de hukuk fakültesinden arkadaşımın eşi. Reziller." ; "Zaman'ın da bağlı olduğu Feza Gazetecilik'e atanan kayyımlar: S.Ş., Av. T.K. ve Av. İ., maaşları: 10 Bin TL" ; "Zaman medya destanı yazdı, kendi destanını yazıyor" ; "ZamanSusturulamaz sana yol vermeyen rüzgar sıkılsın" ; "Doğru yoldasın, doğrusun hak olandasın ne gam!!! #ZamanSusturulamaz" ; "Aşağılık kimselere karşı dimdik ayaktayım #ZamanSusturulamaz" ; "Diz çökmedik bu da dert olsun. Yol uzun Zaman'ın yolu bizim yolumuz" ; "Allah var gam yok #ZamanSusturulamaz" ; "A.T.A.: ellerindeki kağıtlarda (kayyum kararı) hukuk adına hiçbir şey yok." ; "Ş.A. Türkiye'nin bugün Dünya diktatörlüğüne götürülmek istenmesi benim kuşağım adına inanılmaz bir durum" ; "A.B.: bu gazeteye bir şey olmaz, bu gazetenin sahibi sizlersiniz, okurları olarak sahibisiniz" ; "A.B: haberi duyduğumda inanamadım. Türkiye'nin en büyük gazetesi. Hukuk mücadelesine devam edeceğiz" şeklindeki tweetleri veya retweetleri- 21/2/2013 tarihli Zaman gazetesindeki haberi şu şekildedir:"Mütalaa aşamasına gelmiş davada 835 tanığın dinlenmesini istiyorlar. Ergenekon davası sona yaklaşırken, bir taraftan mahkemeyi basma girişimleri yapılıyor, diğer taraftan da tanıkların dinlenmediği gerekçesiyle kamuoyunda 'hukuka aykırı yargılama' algısı oluşturulmaya çalışılıyor. 'Tanık dinleme' tartışması, ilk Balyoz davasında gündeme getirilmişti şimdi de Ergenekon davasının baş konusu. 18 Şubat günü 577’ncisi yapılan Ergenekon duruşmasında, tutuklu sanık İ.B. eski Genelkurmay Başkanı K. ve eski kuvvet komutanlarının tanık olarak dinlenmesi talebi mahkemece reddedildi. Tanık dinleme talepleri yapıldıktan sonra karar için duruşmaya ara verildiğinde bazı avukatlar 'talep reddedilecek, bu kesin' diye konuşuyorlardı. Reddedilmesi beklenen bir talep niye yapılır? Şu an olduğu gibi Ergenekon davası üzerinde şaibe oluşturmak için olduğu anlaşılıyor..."- 21/3/2013 tarihli Zaman gazetesindeki haberi şu şekildedir:"Ergenekon: ‘Delilden sanığa’ ulaşılan en büyük terör soruşturması. Ergenekon, bugüne kadar yapılmış en büyük terör örgütü soruşturması. 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir evde 27 el bombasının bulunmasıyla başlayan süreç, en son eski Genelkurmay Başkanı İ.B.nin tutuklanmasına kadar uzandı. Soruşturma ve dava boyunca sanıklar, avukatları ve onları destekleyen bir kısım medya tarafından bu soruşturmanın bir ‘tertip’ ve ‘kurmaca’ olduğu ifade edildi. Bu iddia, temel savunma argümanlarından biri oldu. Ama savcılığın mütalaada ortaya koyduğu deliller ışığında gerçeğin bununla ilgisi yok. Çünkü esas hakkındaki mütalaadan, ‘Ergenekon’ soruşturmasında ‘delilden sanığa (şüpheliye)’ gitme yöntemiyle yapılmış en büyük terör örgütü soruşturması açıkça görülüyor. Sanıkların ve delillerin irtibatları güçlü şekilde sıralanıyor ..."- 3/9/2013 tarihli Zaman gazetesindeki haberi şu şekildedir:"Ergenekon davasıyla başlayan Türkiye’nin darbe ve darbecilerle mücadelesinin son ve büyük halkası 28 Şubat postmodern davası. Ergenekon davası ile ‘darbe planları yapan ve darbe için kaos oluşturan’ derin yapıyı, ‘Balyoz’ ile 2002-2003 yılında aktif olan cuntayı yargılayan Türk yargısı, 12 Eylül referandumundan sonra 30 yıllık 12 Eylül darbecilerini hakim karşısına çıkardı. Bu süreçte eksik kalan en önemli ayaklardan biri de 28 Şubat postmodern darbesiydi. O davanın mimarları da dün ilk kez hakim karşısına çıktı ..."- Zaman gazetesindeki 17/12/2015 tarihli ve "Mahkeme kararı değil, Tahşiye iftirasına delil uydurma çabası" başlıklı yazısı şu şekildedir:"Tahşiye davası, hizmet hareketine yönelik yapılan cadı avının ‘sembolik’ dosyası oldu. Havuz medyası haberleriyle başlatılan ‘kumpas’ suçlamalarında iddianameye dönüştürülen ilk dosya Tahşiye iken, yine AKP hükümetinin uluslar arası bir hukuk firmasına para ödeyerek, hizmet hareketi aleyhine ABD’de açtırdığı davaya da konu edildi....‘Kumpas’ iddiasının odağındaki bu dosya, önceki gün Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nce karara bağlandı. Mahkeme, Tahşiye sanıklarını terör örgütü suçlamasından beraat ettirirken, ruhsatsız silah bulundurmaktan ise hapis cezası verdi. Bu karar şaşırtıcı olmadı ..."- Yeni Hayat gazetesindeki 8/7/2016 tarihli ve "Asıl Mankurt Kim?" başlıklı yazısı şu şekildedir:"Hizmet hareketine yönelik cadı avı, yolsuzluk iddialarının ortasındaki iktidar partisi liderinin miting meydanlarında hedef göstermesi ve nefret söylemleriyle başladı. Havuz medyası eliyle yayılan bu nefret söylemlerinin bir sonraki adresi ‘paralel torbası’na atılanlar hakkında hazırlanan iddianameler oldu. AKP savcılarının altına imza attıkları metinlerde akla hayale gelmedik iftira ve hakaretler yer aldı ... En mide bulandırıcı iftiralar ise 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından ‘darbe teşebbüsü’ çıkarmayı kendine görev edinmiş iddianamede var..."- Zaman gazetesindeki 19/2/2016 tarihli ve "Okullar hangi örgüte, ne silah sağlamış ki kayyım atanıyor?" başlıklı yazısı şu şekildedir:"Holdinglere el koymalar, eğitim kurumlarını ele geçirmeye kadar ulaştı. Darbe süreçlerinden daha ağır bir şekilde temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği bu süreçte, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 133’üncü maddesi defalarca hukuksuz bir şekilde uygulanarak adeta gasp rejimine kılıf yapılıyor. Son olarak Anadolu Sulh Ceza Hakimi B.A., 'silahlı örgüt veya örgütlere silah sağlama suçları kapsamında kalabileceği kanaati' ile Türkiye’nin başarılı eğitim kurumlarının bağlı olduğu şirketlere ‘kayyım’ atadı. Hukuk mantığının ve vicdanın bitiş noktası!..."- Zaman gazetesindeki 22/2/2016 tarihli ve "Bankasya için ahlaksız teklif" başlıklı yazısı şöyledir:"Ortaklar önceki gün ‘Bank Asya’yı satmıyoruz’ diyen bir açıklamayla bu baskıya karşı irade ortaya koydu. Açıklamada dikkat çeken önemli bir konu da bankanın nasıl satılmak istendiğine dair bilgilerdi. TMSF’den banka ortaklarına 'dilediği bedelde, dilediği şartlarda, dilediği kişiye, cezai ve hukuki sorumluluğu olmayacak şekilde' bir satış talebi sunulmuş. Lamı cimi yok bu baştan sona ‘ahlaksız’ bir teklif. Borçlar Kanunu madde 27, yapılacak sözleşmenin hukuka, kamu düzenine, kişilik haklarına ve ahlaka aykırı olamayacağını düzenler. Bu emredici bir düzenlemedir. Buna aykırı yapılan sözleşme de hukuken geçersizdir..."- 13/3/2016 tarihinde Zamanaustralia.com adresinde yayımlanan "Bu ülkede ölüler dahi güvende değil" başlıklı yazısı şu şekildedir:" ... Zaman ise, hayattaki son özgür basın kalelerinden biri yani 30 yıllık gazeteciliğini korumak, onun mezara sokulmasını engellemek için 2 yıldır direndi. 14 Aralık 2014te yüzlerce polis gazeteye baskın yaparak genel yayın yönetmeni E.yi gözaltına aldı. Zaman direndi. 9 Ekim 2015'te bu kez Today's Zaman'ın yöneticisi B.K. için polis baskını oldu, bu hukuksuz girişime karşı çıkıldı. Güvenlik güçleri, 11 Kasım 2015te Zaman'ın matbaasında yasal olarak basılan Özgür Bugün gazetesinin 3 nüshasını teslim almak için tomalar ve helikopter eşliğinde baskına geldi. Yazı işlerine kadar çıkma cüreti gösterildi, buna da tepki verildi. 'Bunların niyeti kötü, hukuk, kanun dinlemiyorlar, kurtuluş yok' deyip teslim bayrağı çekmeden haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı durdu. Her zaman hukuku, evrensel hukuk ilkelerini, Anayasayı ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası hukuk metinlerini hatırlattı. İktidarı, hukuk devleti zeminine davet etti. Sağlam bir zemindeyseniz, onu bırakıp çürük zemine atlamak delilik olur. Onun yerine çürük zemindekini sağlam zemine çağırıp kurtuluş yolu gösterirsiniz. Zaman da bunu yaptı. Hep beraber batmak yerine hep beraber kurtulmak için yol gösterdi. Hakikati söyleme cesaretiyle basın özgürlüğüne sahip çıktı.Türkiye Cumhuriyeti devletinde bu kadar kısa sürede bu kadar polis baskını ve iktidar baskıyla karşı karşıya kalmış başka bir medya grubu yoktur. Bütün bunlara rağmen en son 4 Mart 2016' da Sulh ceza hakiminin Zaman'a kayyım atadığı haberi geldi. Gece yarısına doğru binden fazla terör, özel tim ve çevik kuvvet polisi ile gazete binasına baskın oldu. Başlarındaki üç kayyım ile basın özgürlüğünün tabutuna son çiviyi çakmaya geliyorlardı bu kez. Zaman'ın yanında ise ne dış güçler ne de farklı bir kesim, sadece -vefalı, inançlı okurları vardı. Yalnız ve güzel bir topluluk. Başörtülü, eli teşbihi! kadınlar gazetesine sahip çıkıyordu. Kadın, yaşlı, çocuk demeden acımasızca biber gazı, plastik mermi ve su ile müdahale ettiler. Gazetenin M kapısını kırıp girdiler.Bir iftirayı gizli bir isme tanık' adı altında söyletip delile dönüştürerek, kanunen yetkili ve görevli olmayan bir hakimlikten alınan karar ile 'modern bir gasp' sistemi olan kayyım ataması gerçekleştirildi. İlk günkü manşet ve yayınlara bakılırsa, bu bir havuzlaştırma girişimiydi. Tek emelleri sağır edici bir suskunluk yaratmak. Halkın, toplumun kulağının dibinde patlatılan bir bomba gibiydi kayyım ataması. Sonrasında duyulan ise sadece havuz şırıltıları. Şimdi basın özgürlüğü mezarında. Demokrat kesimlerce bu hukuksuzluklara direnme olmayacaksa yapılacak tek şey kalıyor geriye; basın özgürlüğünün mezarına duvar örmek, Çünkü bu ülkede ölüler bile güvende değil ..."-Yeni Hayat gazetesindeki 12/7/2016 tarihli ve "Tehlikenin ne kadar farkındayız?" başlıklı yazısı şöyledir: "Gazeteciler özel kin ve garez kapsamında hedef alınıp, hapse tıkılıyor. ‘Makbul gazeteci’ sınıfından olmayanlar için durum daha zor. Değil günler ya da aylar, yıllarca hapiste kalıyorlar. Aynı gazeteciler B. ve H.K. da olduğu gibi. B., Balyoz darbe planı belgelerini haber yaptığı için 16 aydır tutuklu. Samanyolu TV Genel Müdürü H.K. hapiste neredeyse 2 yılını dolduruyor. Şimdi onlara üçüncü isim olarak gazeteci T.T. eklenmek isteniyor ..."- Yeni Hayat gazetesindeki 13/7/2016 tarihli "Sansür ve Karanlık odadaki kara kedi" başlıklı yazısı şu şekildedir:"... Asıl sorumlu, o istihbarat ve güvenlik yetkililerini koordine eden, yöneten siyasi irade. O siyasi irade ki, ülkede insanlar katledilirken, güvenlik tehdidi had safhadayken emrindeki yetkililere Hizmet Hareketi’ne gönül verenler başta olmak üzere insanları ‘paralel’ diye yaftalayıp, cadı avı yaptırıyor. O irade ki, IŞİD terör örgütünün faaliyetlerini engellemek yerine ulusal yayın yapan gazetelerin internet sitelerini kapattırıyor. Yeni Hayat Gazetesi’nin sitesi yaklaşık iki haftadır erişime yasak. Ulaştırma Bakanı iken sansürcülüğü ile tanınan B.Y., başbakan yapılınca ayağının tozuyla iki gazetenin sitesini kapattırdı. Ortadaki en basitiyle görevi kötüye kullanma suçu, ama asıl olarak basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkının engellenmesi suretiyle Anayasa ihlali. Dolaylı olarak da IŞİD terör örgütüne destek görüntüsü ortaya çıkıyor. TİB kanuni görevini yapmayıp siteyi açmayınca son çare başbakanlıktan TİB’e kadar suç duyurusunda bulunuldu. Bu ülkede basın özgürlüğü ve hukuk arayışı, samanlıkta iğne aramaktan zor. Savcılığa başvurmak, karanlık bir odada olmayan kara kediyi aramak gibi. Ama o kedi bulunacak."- Yeni Hayat gazetesindeki 14/7/2016 tarihli ve "Yüksek ama başı eğik bir yargı" başlıklı yazısı şu şöyledir:"Türkiye’de ilk kez kararlarından dolayı tutuklanan birinci derece hakimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in Yargıtay Ceza Dairesi’nde 6’ıncı duruşması vardı. 300’den fazla kişi alabilecek kapasitede büyük bir salon ve geniş koltuklar… Yargılama şekliyle normal adli mahkemelerden daha rahat bir ortam. Savcı kürsüsünün heyetten ayrı ve biraz daha aşağıda yer alması da görüntü olarak olması gerekene daha yakın. Daire Başkanı, 'Herkesin geçmiş bayramını tebrik ediyoruz.' diyerek duruşmayı açtı. Yani görüntü iyi. Duruşma başlıyor ve bakıyorsunuz görüntü var ama ses yok. Kocaman boş salonda hakimlerin yakınları ve birkaç meslektaşıyla az sayıda gazeteci var. İzleyici bölümünde en önde hakim Özçelik’in annesi, arkasında Mustafa Başer’in annesi oturuyor. Dikkatlice duruşmayı seyrediyorlar. Bu kadar küçük izleyici grubunun başında bellerinde silahlar olan güvenlik görevlileri koğuş ağası gibi dikiliyor. Gözleri izleyicilerin ellerinde, gazetecilerin yazdıklarında. Her hareket gözetleniyor. Salonda dolaşarak arada bir seyirci ya da gazetecinin başına gidip telefonları kontrol ediliyor. Devamlı bir göz hapsi ..."- Yeni Hayat gazetesindeki 15/7/2016 tarihli ve "Kelepçesine aşık Türk yargısı" başlıklı yazısı şu şekildedir:"Tutuklu hâkimler Ö. ve B.nin yargılandığı davayı ilk kez izleyebildim. Cadı avı davaları öyle fazla ki hepsine birden yetişmek imkansız. Buna rağmen davayı bugüne kadar takip edememiş olmak bir ayıp benim adıma. Türkiye’de ilk kez hiçbir illegal işlemi olmayan iki hakim, tek somut delil gösterilmeden, kapı komşusu yargı mensubu, yemek istediği pideci ‘kurye’ gösterilerek sahte delille yazılmış bir iddianame ile ‘terörist’ diye yargılanıyorlar. Hakim Ö.nün anlatımıyla verdikleri kanuna uygun tahliye kararı sonrası diğer yargı mensuplarına gözdağı için tutuklandılar. Bu açıdan onların davası Türk yargısına, tüm yargı mensuplarının iradelerine, kanaatlerine geçirilmiş birer kelepçe hükmünde..." İddianamede ayrıca yapılan aramalarda, Fettullah Gülen tarafından yazılan ''Mefkure Yolculuğu, Kur'ân'ın altın ikliminde, Kemali Ruhumuzu Ararken, İnancın Gölgesinde, Ruhumuzun Heykelini dikerken, Kalbin Solukları, Sohbeti Canan, Ölümsüzlük İksiri, Buhranlar Anaforunda İnsan, Gurbet Ufukları, Sonsuz Nur-1 , Sonsuz Nur- 2, Yaşatma ideali, Kader, Buhranlı günler ve Ümit Atlasımız, Ölüm Ötesi Hayat, Sohbet Atmosferi, Kırık Testi'' isimli 18 adet kitabın başvurucudan ele geçirildiği belirtilmiştir. İddianame İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 1/2/2017 tarihinde kabul edilmiş ve dava Mahkemenin E.2017/67 sayılı dosyası üzerinden yürütülmeye başlanmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamanın ilk duruşması 27/3/2017 tarihinde başlamış, 31/3/2017 tarihine kadar devam etmiştir. 31/3/2017 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucu dâhil yirmi bir sanığın tahliyesine karar vermiştir. Tahliye kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Sanıklar ... Hanım Büşra Erdal'ın üzerilerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç vasfının ileride sanıklar lehine değişme ihtimali, sabit ikametgah sahibi olmaları ve tüm dosya kapsamı dikkate alınarak sanıklar ve müdafilerinin tahliye taleplerinin kabulü ile başka suçtan tutuklu ve hükümlü değiller ise bu suçtan bihakkın tahliyelerine, bu hususun temin için Cezaevi Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, tahliyelerine karar verilen sanıklar hakkında CMK.nun 109-3-a maddesi kapsamında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına ... [karar verildi.]" İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 31/3/2017 tarihinde tahliye kararına itiraz etmiştir. İtirazda; başvurucu ve tahliyesine karar verilen diğer sanıkların 17-25 Aralık sürecinde örgüt lehine algı operasyonu amacıyla yayınlar yaptıkları, yine aynı amaçla sosyal medyada çok sıklıkla paylaşımlarda bulundukları, örgütün sosyal medya algı operasyonunun önemli ayağını oluşturan ''Fuatavni'' isimli Twitter hesabı ile ilgili olarak sıklıkla paylaşımlar yaparak algı operasyonları yaptıkları, sanıklardan bazılarının özellikle 15 Temmuz darbe girişimi öncesi darbenin gerçekleşeceği anlamına gelen paylaşımlar yaptıkları, darbe girişimi sonrası örgüt lehine ve darbe girişiminin örgüt ile ilgisinin olmadığı şeklinde kamuoyu algısı oluşturmak amacıyla yine sosyal medyada paylaşımlarda bulundukları, sanıklar bakımından örgüt üyeliğini gösteren devamlılık, suç kastı ve eylem yoğunluğunun bulunduğu, dosyada mevcut açık kaynak araştırmalarının, tanık beyanlarının ve elde edilen diğer delillerin bu hususu gösterdiği, sanıklar hakkındaki delillerin şu aşamada tam olarak toplanmadığı ve bu yönüyle tahliye kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 31/3/2017 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını kabul ederek başvurucu hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sanıklar ... Hanım Büşra Erdal'ın üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyetleri, atılı suçların işlendiğini gösterir kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcut olması, sanıkların atılı suçu gerçekleştirme şekilleri ve kasıtlarının yoğunluğu, yasada söz konusu suçlara ilişkin düzenlenen cezaların alt ve üst sınırları itibari ile ve sanıkların kaçma şüphelerinin bulunması hususları bütün olarak değerlendirildiğinde tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu anlaşılmakla, Cumhuriyet savcısının itirazın kabulüne, Sanıklar ... Hanım Büşra ERDAL ... haklarında CMK ve devamı maddeleri gereğince yakalama emri düzenlenmesine ve haklarında yeteri kadar yakalama emri çıkartılmasına ... [karar verildi.]" Yakalama müzekkeresine istinaden İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 1/4/2017 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"Sanıklar Hanım Büşra Erdal ... üzerlerine atılı suçların vasıf vemahiyetleri, atılı suçların işlendiğini gösterir kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcut olması, sanıkların atılı suçu gerçekleştirme şekilleri ve kasıtlarının yoğunluğu, yasada söz konusu suçlara ilişkin düzenlenen cezaların alt ve üst sınırları itibari ile ve sanıkların kaçma şüphelerinin bulunması hususları bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların CMK 100 madde gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 25/8/2017 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince 20/9/2017 tarihinde reddedilmiştir. Anılan karar 26/9/2017 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 4/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 6/2/2018 tarihli duruşmada sanıklara ait dijital materyallerin incelenmesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporu Mahkemeye sunulmuştur. Savcılık; aynı tarihli duruşmada esas hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Esas hakkındaki mütalaada başvurucunun 21 yaşından itibaren 2002 ile 2016 yılları arasında 14 yıl Zaman gazetesinde, 2016 yılı sonrasında Yarına Bakış gazetesinde çalıştığı, yapılan aramada elde edilen cep telefonu üzerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda (11/1/2018 tarihli) belirtildiği üzere telefonunda "FETÖ/PDY örgütünün lideri olan Fetullah Gülen'in yaşadığı Pensilvanya ziyaretinden şükürle bahsedilmesi, Pensilvanya'nın gurbet mi vatan mı olduğu düşüncesinin birbirine karıştığı şeklindeki duyguların ifadesi, Ayşegül Sbt olarak kayıtlı kişi ile örgütün sohbet toplantıları olarak periyodik şekilde düzenlediği örgütsel toplantılara katılma hususundaki iletişim, A.T. ve S.K. olarak kayıtlı iki ayrı numara ile maklube yemeği, maklube yemeği yenilmeden şakirt olunamayacağı, örgütün kurumu olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan abi ve ablalar tarafından Pensilvanya'ya götürülme, ablalarla program yapılması" gibi tamamı örgüt ritüelleri ve dili ile oluşturulan mesaj içeriklerinin bulunduğu, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlarla örgüt adına sistematik olarak algı faaliyetlerinde bulunduğu ileri sürülmüştür. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8/3/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Mahkûmiyet kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"Sanıktan ele geçirilen cep telefonunun incelenmesi sonucu bilirkişi raporunda belirtildiği üzere sanık, FETÖ/PDY örgütünün lideri olan Fetullah Gülen'i yaşadığı Pensilvanya’da ziyaret etmiş ve bu ziyaretten şükürle bahsetmiştir. Pensilvanya'nın gurbet mi vatan mı olduğu düşüncesinin birbirine karıştığı şeklindeki duyguların ifadesi sanığın terör örgütüne ve örgüt elebaşısına bağlılığını ortaya koymaktadır. Ayşegül Sbt olarak kayıtlı kişi ile örgütün sohbet toplantıları olarak periyodik şekilde düzenlediği örgütsel toplantılara katılma hususundaki yazışmalar, A.T. ve S.K. olarak kayıtlı iki ayrı numara ile maklube yemeği, maklube yemeği yenilmeden şakirt olunamayacağı, örgütün kurumu olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan abi ve ablalar tarafından Pensilvanya'ya götürülme, ablalarla program yapılması' şeklindeki yazışmalar tamamen örgüt jargonuna uygun, örgüt ritüelleri ve dili ile oluşturulan mesajlardır.Sanığın iddianamede belirtilen ve kendisine aidiyeti sanık tarafından kabul edilen çok sayıda yazı ve twit şeklindeki paylaşımlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü övücü, hükümeti ve Cumhurbaşkanını çok sert bir dille eleştirir içerikler bulunduğu, sanığın anılan örgütün fikir ve ideolojisine paralel olarak örgüte destek verdiği, özellikle;...[Bu kısımda başvurucunun iddianamedeki yazı ve paylaşımlarına yer verilmiştir.]...Sanık Hanım Büşra Erdal, FETÖ/PDY terör örgütüne ait Zaman gazetesinde 2002 yılından 2015 yılına kadar muhabir olarak, bu tarihten sonra köşe yazarı olarak çalışmış ve kayyum atandıktan sonra da örgüt ile bağını koparmayarak Zaman Gazetesi’nin eski çalışanlarının bir araya gelerek kurmuş oldukları Yarına Bakış isimli gazetede çalışmalarına devam etmiştir. Gizliliği, tedbirli hareketi temel davranış biçimi kabul eden, kuruluşundan itibaren örgütlenme ve varlığını sürdürmede temel hareket tarzı olarak gizliliği, sızmayı esas alan örgütün, medya organlarının ana gövdesini oluşturan kadrosunun bütünüyle örgüt doktrinini ve stratejisini benimseyen, ideolojik motivasyonu üst seviyede olan ve lideri tarafından gösterilen nihai hedefe odaklanmış örgüt üyelerinden oluştuğu, kamu kurumlarına, sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere, kısacası tüm toplumsal alanlara farklı görünümler altında, hukuk dışı yöntemleri de kullanarak üyelerini sızdıran, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk Halkı’nın bütününe ait kurumları ele geçirmeyi temel hareket tarzı olarak kabul eden örgütün kendisine ait kurumlara ve yapılara daimi çalışan ve yönetici olarak örgüt dışından birilerinin girmesine izin vermesinin beklenemeyeceği, bu anlamda zaafiyet içerisinde olmasının örgütün ilk günlerinden bu güne kadar geçen sürede izlediği yol ve yöntemlere, tüm toplumun gözü önünde gerçekleşen olgulara ve hayatın doğal akışına aykırı olduğu, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet göstermeyen, örgüt üyesi olmayan bir kişinin örgütün medya yapılanması içerisinde ve özellikle en yaygın, en uzun süreli medya organlarında uzun süreli istihdam edilmeyeceği, yayın politikası üzerinde etkinlik gösterebilecek yönetici konumunda görev verilmeyeceği, profesyonel çalışma hayatlarının tamamını ya da önemli bir kısmını bu medya organlarında geçiren, dönüp dolaşıp yine örgütün medyasında çalışan veya örgüt medyasında sorumlu düzeyinde bulunan sanıkların örgütün varlığını bilmeden ve örgüt ile organik bağları olmadan klasik bir işveren ve çalışan durumunda oldukları, geçimlerini temin maksadıyla bu iş yerinde çalıştıkları yönündeki savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığı, bunun yanısıra sanığın örgütün finans kaynağı olan Bank Asya hesabını aktif olarak kullandığı, Yenibosna şubelerinde hesapları bulunduğu, yukarıya alıntı yapılan twitlerinde örgütün temel amaç ve fikirleri doğrultusunda hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı halk nezdinde küçük düşürmeyi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Uluslararası platformda zor duruma düşürmeyi, örgütü, örgüt üyelerini ve örgüt liderini sempatik göstermeyi, örgüt aleyhine yapılan soruşturmaları ve soruşturma yapanları itibarsızlaştırmayı amaçladığı, yazdığı kitaplar, yazılar ve attığı twitlerle de örgütün amacı doğrultusunda açık paylaşımlar ve propaganda yaparak kastını ve örgüt hiyerarşisi içinde bulunduğunu, FETÖ/PDY terör örgütüne ve örgüt elebaşısı Fethullah Gülen’e bağlılığını açıkça ortaya koyduğu, elde edilen cep telefonundaki mesaj içeriklerinin de örgüt ile irtibatını desteklediği, yapılan aramada sanığın örgüt liderinin çok sayıda kitabını bulundurduğu, Zaman Gazetesine kayyum atanması sürecinde yapılan protestolara bizzat katıldığı, tüm bu delillerin sanığın örgüt hiyerarşisi içerisinde bulunduğunu desteklediği görülmektedir.Yukarıda açıklanan deliller ışığında sanık Hanım Büşra Erdal’ın örgüt üyeliği açısından eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk unsurlarının gerçekleştiği, sanığın FETÖ/PDY’nin fikir ve ideolojisini benimseyerek bu doğrultuda faaliyetler içerisinde olduğu, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY’nin etkin bir üyesi olduğunun kabulü gerektiği kanaatiyle sanığın TCK’nun 314/2 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir." İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 22/10/2018 tarihli ilamıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. İstinaf mahkemesi kararına karşı da temyiz yoluna başvurulmuştur. Yargıtay Ceza Dairesi 16/3/2020 tarihinde hükmü onamıştır. Öte yandan Zaman gazetesine kayyum atanmasından sonra başvurucunun sözleşmesi feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade istemiyle açtığı dava 21/6/2016 tarihinde Bakırköy İş Mahkemesince kabul edilmiş ve başvurucunun işe iadesine karar verilmiştir. UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde söz konusu davanın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 5271 sayılı Kanun'un "Yakalama emri ve nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir. (2) Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler. (3) Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir. (4) Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile yakalandığında nereye gönderileceği gösterilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez. (2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.b) Şüpheli veya sanığın davranışları; Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa. (3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:a) 2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;... Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),... (4) Sadece adlî para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez." 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiili nedenlere yer verilir. (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;a) Kuvvetli suç şüphesini,b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir. (3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır. (4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır. (5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Cumhuriyet savcısının tutuklama kararının geri alınmasını istemesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adlî kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir. Hakkında tutuklama kararı verilmiş şüpheli ve müdafii de aynı istemde bulunabilirler. (2) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re'sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır." 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir. (2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Bu kararlara itiraz edilebilir. (3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrasının 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un maddesiyle değiştirilmeden önceki hâli şöyledir: "Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir."5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.) 103 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler hariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu süre yedi gün olarak uygulanır. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/15 md.) Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğun incelenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. (2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir. (3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar verir. " 5271 sayılı Kanun'un "Kanun yollarına başvurma hakkı" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/73 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler. (3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir."5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek kararlar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir." 5271 sayılı Kanun'un "Karar" kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:"Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir." 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a 6572 sayılı Kanun'un maddesiyle eklenen geçici madde şöyledir:"31/12/2019 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir."