4. Hukuk Dairesi 2015/15307 E. , 2016/6228 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 12/03/2014 gününde verilen dilekçe ile araç satışının iptali, tescili ve tesliminin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17/02/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi…
**4. Hukuk Dairesi 2015/15307 E. , 2016/6228 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 12/03/2014 gününde verilen dilekçe ile araç satışının iptali, tescili ve tesliminin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17/02/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, araç satışının iptali, tescil ve teslim istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, müvekkilinin xx xx xxx plaka sayılı aracını sözleşme ile oto kiralama işi yapan ... kiraya verdiğini, dava dışı .... da aracı ... isimli şahsa kiraladığını, kira süresi bitmesine rağmen aracın teslim edilmediğini, ... bu durumu müvekkiline bildirdiğini, müvekkilinin adına sahte kimlik düzenlenmesi suretiyle aracın davalıya satıldığının öğrenildiğini, satışın iptali ile aracın müvekkili adına tescilini ve teslimini talep etmiştir. Davalıya tebligat yapıldığı, cevap verilmediği görülmüştür. Mahkemece, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca sicile tescilin kurucu unsur olmayıp noterden satış yapılmasının geçerlilik şartı olduğu, satışın dayanağı sahte nüfus cüzdanı ile noterde düzenlenen satış sözleşmesinin geçersiz olduğu, aracın sahte kimlik ile noterden satışı sonucu yolsuz tescilden ilk alan olması nedeniyle davalının iyi niyetinin korunmayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 988. maddesi; bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur hükmünü öngörmektedir. Bir malın zilyedi, onu başkasına emanet etmiş olmayıp, çaldırma, gasp, unutma gibi bir sebeple elinden çıkarmış bulunuyorsa, 3. şahıs böyle bir malı iyi niyetle iktisap etmiş olsa dahi onun iktisabı geçerli değildir. Gerçekten Medeni Kanunun 902/1. maddesi bu hususta gayet açıktır: Yedinden sirkat olunan veya kendisi tarafından kaybedilen veya rızası olmaksızın diğer herhangi bir suretle elinden alınan bir menkulün zilyedi beş sene müddet zarfında istihkak davası ikame edebilir. Görülüyor ki kanun iyi niyetin korunması hususunda, emaneten bırakılan mallarla, sahibinin elinden rızası olmadan çıkan mallar hususunda bir ayırım yapmıştır. Bu ayırım şu düşünceye dayanmaktadır; malı başkasına emaneten bırakan kimse az çok risk altına girmiş ve emaneten verdiği şeyin alan tarafından başkasına geçirilmesi tehlikesini göze almış sayılabilir. Oysa bir malı rızası olmadan elinden çıkaran kimsenin böyle bir riske önceden katlandığı söylenemez. Böyle olunca, bir malı iyi niyetle iktisap eden 3. şahsın menfaati, malı