T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1526 - 2025/1678 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1526 KARAR NO : 2025/1678 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/10/2024 NUMARASI : 2024/18 Esas - 2024/476 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 25/12/2025 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 29/12/2025 Mahalli mahkemesince verile…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1526 - 2025/1678 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1526 KARAR NO : 2025/1678 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/10/2024 NUMARASI : 2024/18 Esas - 2024/476 Karar DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 25/12/2025 GEREKÇELİ KARAR YAZILMA TARİHİ : 29/12/2025 Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı sigorta şirketince sigortalanan ve diğer davalının sürücüsü olduğu aracın yaya müvekkiline çarpması sonucu oluşan kazada davacının yaralanarak malul kaldığını belirterek, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi zararının kaza tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu kazanın 15/01/2016 tarihinde meydana gelmesi nedeniyle dava tarihi itibariyle zamanaşımının dolduğunu, sigortalı araç sürücüsü ile davacı arasında savcılık aşamasında uzlaşama sağlanması nedeniyle davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacının yaya olmasının kusurun %100 sigortalı araç sürücüsünde olduğu anlamına gelmeyeceğini, davacının müvekkili şirkete sağlık kurulu raporu sunmadığı gibi, sürekli maluliyet iddiasının da araştırılması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile mahkemece müterafık kusur araştırması yapılması gerektiğini bildirerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin savcılık aşamasında davacının zararını karşıladığını, davalının uzlaşma sırasında tazminat hakkından feragat ettiğini, davacının kötü niyetli olarak eldeki davayı açtığını bildirerek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece yapılan yargılama sonunda; “…Dava dilekçesi içeriği ve kurgusunun davalı sigorta şirketine başvuru dilekçesi formatında oluşturulduğu da dikkate alınarak ön inceleme duruşmasında tesis edilen 7 nolu ara karar uyarınca ""...açıklama dilekçesini, savcılık soruşturma dosyasını ve hastane kayıtları ile ilgili dilekçesini sunmak üzere 2 hafta süre verilmesine" karar verilmiş, davacı vekilinin verilen süre içinde beyanda bulunmaması üzerine 2 nolu celsenin 2 nolu ara kararı ile, "...davacı vekiline açıklama dilekçesini, savcılık soruşturma dosyasını ve hastane kayıtları ile ilgili dilekçesini sunmak üzere 2 hafta süre verilmesine, bu süre içerisinde beyanda bulunulmadığı takdirde dosyada bulunan deliller ışığında karar verileceğinin ihtarına, işbu duruşma zaptının davacı vekiline tebliğine" karar verilmiş ve duruşma zaptı davacı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiştir. Buna rağmen davacı vekilince, ihtarlı bir şekilde 2. Kez verilen kesin süreye rağmen beyan dilekçesi süre dolduktan sonra 3. Celsenin yapıldığı gün dosyaya sunulmuş ve dilekçenin incelenmesinde ekinde kaza tespit tutanağının, arabuluculuk anlaşamama son tutanağının ve Savcılık dosya numarasının belirtildiği görülmüştür. Önemle ifade etmek gerekir ki, davalı sürücü ile yaya konumundaki davacının, kazanın meydana gelmesindeki kusur durumlarının yüzdesel olarak belirlenmesi için alınacak kusur bilirkişi raporu eldeki dava dosyasında incelenmesi gerekli en önemli delil mahiyetindedir. Taraflarca getirilme ilkesi uyarınca davacı tarafından duruşmada kurulan ara kararlarla verilen 2 haftalık kesin sürelerde, düzenlenecek kusur raporuna dayanak teşkil edecek deliller ve celbi gereken yer bilgileri dosyaya sunulmadığı gibi tesis edilen ara kararlar uyarınca sunulması gerekli, dava dilekçesinin açıklanmasına ilişkin beyan dilekçesi de hiç sunulmamıştır. Bu doğrultuda anılan delillerin incelenmesi imkânı ortadan kalktığından ve bu doğrultuda sunulan diğer delillerle de davacının davasını ispatlayamadığı görüldüğünden davacı tarafından davalı sigorta şirketine, araç sürücüsüne karşı açılan davanın maddi ve manevi tazminat istemli davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece mesnetsiz gerekçelerle davanın reddine karar verildiğini, 26/03/2025 tarihli ara kararı ile açıklama dilekçesi, savcılık soruşturma dosyası ve hastane kayıtlarını ibraz etmek üzere iki haftalık süre verildiğini, 11/06/2024 tarihli duruşmada mazeret sunduğu için duruşmada hazır olamadığını, bu duruşmada verilen ara kararının iş yeri adresine tebliğe çıkartılarak mahalle muhtarına tebliğ edildiğini, duruşma günü ve öncesinde evrakları mahkemeye sunmalarına rağmen davanın reddine karar verildiğini, mahkemeyi oyalayacak herhangi bir durum söz konusu olmamasına ve kesin süre verilmemiş olmasına rağmen UETS yerine normal tebligat yapılarak usul ve yasaya aykırı olarak davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, istinaf isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Tüm dosya kapsamından; davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesi ile 15/01/2016 tarihinde davalı ... yönetimindeki davalı şirkete sigortalı ... plakalı aracın müvekkiline çarpması nedeniyle yaralanarak ayağının kırıldığını belirterek, 1.000TL maddi, 25.000TL manevi tazminat istemli eldeki davayı açtığı, davalı sigorta şirketi tarafından verilen cevap dilekçesi ile zamanaşımı defi ileri sürülerek dava konusu kaza nedeniyle savcılık aşamasında uzlaşma sağlandığı, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı ve davacının maluliyet durumunu belgelendirilmediği ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş, davalı ... vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde ise, zamanaşımı defi de ileri sürülerek dava konusu kazada müvekkilinin kusuru bulunmadığı, davacının olay sonrasında zararının tazmin edildiği, eldeki davanın haksız ve kötü niyetli olarak açıldığı iddiasıyla davanın reddi gerektiği savunulmuş, mahkemece tahkikat aşamasında davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Usul hükümleri çerçevesinde davacı açtığı davada, davalı tarafından ihlâl edildiğini ileri sürdüğü hakkının mahkeme aracılığı ile tanınmasını ve davalının mahkûm edilmesini talep ederken, davalı da, davacının haklı olmadığının tespitini ve davanın reddini savunur. Davada, her iki taraf da kendisinin haklı olduğunu ileri sürer ve hâkimin kendi lehine karar vermesi için ispat faaliyetinde bulunur. Dava konusu edilen hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayanağı olarak taraflarca gösterilen vakıaların gerçekten var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi faaliyetine ispat denir. İspat, hâkimi ikna (inandırma) faaliyetidir ve dayandığı delillerle hâkimi ikna eden taraf davayı kazanır. İspat araçlarına delil adı verilir (Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 4. Baskı, Ankara 2021, s.3495). Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı kararı). Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere; “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir”. madde gerekçesine göre de, “...ispat hakkı kavramı, kanunî sınırları belirtilmek suretiyle, bir davanın her iki tarafına da tanınmış olmaktadır. Böylece ispat, bu maddede taraflar bakımından sadece bir yük olmanın ötesinde aynı zamanda kanunî bir hak olarak düzenlenmiştir”. Belirtmek gerekir ki, sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca dayanılan vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. HMK'nın 25. maddesinde düzenlemesine yer verilen “Taraflarca getirilme ilkesi”nin işlerlik kazandığı davalarda, davanın taraflarınca delillerin gösterilmesi işleminin gerçekleştirilmesi gerekir. Anılan ilke uyarınca, hâkim, kural olarak, hiçbir delile kendiliğinden başvuramaz. Bu kuralın istisnasını, bilirkişi incelemesi yaptırılması ve keşif icrası oluşturur (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, s.806 vd.). Resen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda ise hâkim, dava bağlamında bütün delillere kendiliğinden müracaat edebilir. Çünkü sözü edilen ilkenin işlerlik kazandığı davalarda, dava malzemesinin bir parçasını oluşturan delillerin toplanması bağlamında da hâkim, tarafların yanı sıra önemli bir rolü üstlenmiş durumdadır; pasif değil, aktif bir konumda bulunmaktadır (Tanrıver, s.807). Bu ilke ve açıklamalara paralel olarak HMK'da yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Nitekim bu ilkeye uygun olarak HMK’nın "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinde; " (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası. (2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır." düzenlemesi ile dava dilekçesinin kapsamı belirtilmiştir. Adı geçen madde uyarınca davacının dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delille ispat edileceğini göstermesi gerektiği gibi taleplerini de belirtmelidir. Belirtmek gerekir ki, davalı da, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap dilekçesini sunmalı (HMK md.127/1), yine cevap dilekçesinde, savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini, her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini göstermeli ve taleplerini de belirtmelidir (HMK md. 129). Dava ve cevap dilekçelerinin kapsamına ilişkin ilkelerin tamamlayıcısı niteliğinde olan HMK’nın 136/2. maddesi hükmü gereğince; yazılı yargılama usulünün uygulandığı davalarda davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesi; “(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur” hükmünü haizdir. Bu düzenleme, tarafların iddialarının (HMK, md. 119/1,f) ve savunmalarının (HMK, md. 129/1,e) dayanaklarını dilekçelerinde göstermeleri yönündeki hükümler ile paraleldir. Kanun, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi ve özellikle karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekliliğini düzenlemiş olup, bu durumu somutlaştırma yükümlülüğü olarak adlandırmaktadır. Somutlaştırma yükü, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda da uygulanır. Daha önce 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan bu (yeni) hüküm, soyut ve yuvarlak ifadelerle dava açılmasının ve böylece tarafların ve mahkemenin boş yere zaman kaybetmesinin önüne geçilmek amacıyla getirilmiştir. Hükmün konuluş gerekçesinde, somutlaştırma yükünü yerine getirmeyen tarafın bunun sonuçlarına katlanacağı belirtilmişse de, bunun yaptırımının ne olacağı HMK’nın 194. maddesinde açıkça öngörülmemiştir. Ancak bu husus, HMK'nın 29. maddesinde düzenlenen “dürüstlük kuralı” ile birlikte mahkemenin görevi, önüne gelen uyuşmazlığı hukuka uygun bir şekilde karara bağlamaktır. Bunun yerine getirilebilmesi de tarafların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve mahkemeden ne istediklerini açıkça ortaya koymalarına bağlıdır. Bu sebeple, somutlaştırma yükü, taraflara düşen önemli bir ödevdir; aksi takdirde davanın aleyhlerine sonuçlanması söz konusu olacaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen yargılama usullerine göre delillerin gösterilme zamanının açıklanmasında da yarar bulunmaktadır. Yazılı yargılama usulünde, davacının dava dilekçesinde, davalının ise dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine işlemeye başlayan iki haftalık süre içerisinde vereceği cevap dilekçesinde, iddiasının ya da savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ve ispatta kullanacağı delilleri göstermesi gerekir. Davalının cevap dilekçesi kendisine tebliğ edilmiş olan davacı, bu dilekçenin kendisine tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği cevaba cevap dilekçesinde davalının savunmasını etkisiz kılmak amacıyla yeni vakıalar ileri sürüyorsa ya da dava dilekçesinde belirtmiş olduğu vakıaları genişletiyor yahut eski vakıaların yerine tümüyle yenisini ikame ediyorsa, sözü edilen türdeki vakıaların ispatı bağlamında da yeni delil gösterebilir. Aynı durum davalının, davacının cevaba cevap dilekçesinin kendisine tebliği üzerine iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği ikinci cevap dilekçesinde, davacının iddialarını etkisiz hâle getirmek amacıyla savunma bağlamında yeni vakıalar ileri sürmesi veya cevap dilekçesinde dayanmış olduğu vakıaları genişletmesi ya da eski vakıaların yerine tümüyle yeni ve müstakil bir kimlik taşıyan vakıaları ikame etmesi olasılığında da geçerlilik taşır. Hemen belirtilmelidir ki; hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (HMK, md. 121, 129/2). Tarafların, davanın başında sahip oldukları bütün delilleri göstermek ve ellerinde bulunan delilleri tevdi etmek zorunluluğuyla karşı karşıya bırakılmaları, delillerin gösterilmesi faaliyetine zaman itibariyle sınırlama getirilmesi ve yargılamanın sonraki aşamalarında yeni delil gösterilmesi olanağının kullanımının kanunla belirli şartlara bağlı kılınması anlamını taşımaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 137. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; “Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir” düzenlemesi bulunmaktadır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde yargılama (dilekçeler, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması) dört aşamadan ibaret iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hukukuna yeni ve önemli bir kurum olarak yargılamada ön inceleme safhası (dilekçeler, ön inceleme aşaması, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması) dâhil edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ön inceleme aşaması (md. 140), yargılamada özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, esasen bu duruşmaya doğru bir şekilde hazırlanılması ve yapılması gereken işlemlerin mahkemece ve taraflarca doğru bir şekilde yapılmasına bağlıdır (Yılmaz, s.2994 vd.). Ön inceleme, dilekçeler aşaması ile tahkikat aşaması arasında ayrı ve bağımsız bir aşama olacak şekilde, beş yargılama aşamasından biri olarak öngörülmüştür. Bu aşamada ilk itirazlar ve dava şartları yönünden dosyanın bir incelemeye tabi tutulması ve tarafların uyuşmazlık içerisinde olduğu konular ile anlaştıkları konuların ayrılarak, delillerin toplandığı ve değerlendirildiği tahkikat aşamasına eksiksiz ve hazır bir şekilde geçilmesi amaçlanmıştır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının 10/01/2024 tarihli dava dilekçesi ile 15/01/2016 tarihinde gerçekleşen trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazminini talep ettiği, davacının dava dilekçesinde Dışkapı SSK Hastanesinde tedavi gördüğünü ileri sürerek delil olarak hastane kayıtları, trafik kayıtları, kaza tespit tutanağı, keşif bilirkişi incelemesi ve reçete, fatura ve tanık delillerine dayandığı, davalı taraflarca verilen dilekçe içeriklerinden taraflar arasında bir trafik kazasının meydana geldiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, mahkemece ön inceleme duruşması tamamlanıp tahkikat aşamasına geçilirken davacı vekiline maddi tazminat kalemlerinin ayrıştırılması için açıklama dilekçesi, savcılık soruşturma dosyası ve hastane kayıtlarını sunması için 11/06/2024 tarihli duruşmada iki haftalık süre verilerek duruşmanın 11/06/2024 tarihine talik edildiği, 11/06/2024 tarihli duruşmada davacı vekilinin mazeret dilekçesi vermesi nedeniyle, duruşmanın sonunda (2) no’lu ara kararı ile “davacı vekiline açıklama dilekçesini, savcılık soruşturma dosyasını ve hastane kayıtları ile ilgili dilekçesini sunmak üzere 2 hafta süre verilmesine, bu süre içerisinde beyanda bulunulmadığı takdirde dosyada bulunan deliller ışığında karar verileceğinin ihtarına, işbu duruşma zaptının davacı vekiline tebliğine” karar verilmiş, verilen sürenin sonunda, kesin süre içerisinde beyanda bulunulmadığından bahisle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar ve yapılan inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; Somut olayda davacının, 15/01/2016 tarihinde gerçekleşen kazadan kaynaklı olarak 1.000TL maddi tazminat ödetilmesi istemi ile açtığı davada, maddi tazminat adı altında hangi zararlarını talep ettiği dava dilekçesinde açıklanmamış olup, 6100 sayılı HMK’nın 119. maddesi uyarınca açık bir şekilde talep sonucu dava dilekçesinin zorunlu unsurlarındandır. Somut olayda, davacıya hangi tazminat kalemlerini talep ettiği yönünde süre verilirken, HMK’nın 119/son maddesi uyarınca talep sonucunu verilen kesin süre içerisinde açıklamadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği yönünde ihtarat yapılmadığı, bu yüzden de verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bunun yanı sıra davacının dava dilekçesinde delil olarak dayandığı hastane kayıtlarına ilişkin olarak tedavi gördüğü hastane dava dilekçesi içeriğinde belirtildiğinden, bu kayıtların mahkemece masrafı davacı tarafından yatırılan gider avansından karşılanmak suretiyle getirtilmesi gerektiği, davalının delil olarak dayandığı savcılık soruşturma dosyasına davalı tarafın da dayandığı ve davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından verilen cevap dilekçesinde dava konusu kazaya ilişkin soruşturma dosyasının numarasının da yer aldığı, mahkemece taraflarca dayanılan delillerin birlikte incelenmesi ilkesi gereğince, söz konusu ceza soruşturmasına ilişkin dosyanın da getirtilme imkanı bulunduğu gözetilerek yargılamaya devam edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesinde, mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması halinde, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapılmadan kesin olarak karar verileceği hususu düzenlenmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulü ile yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak öncelikle davacı tarafın maddi tazminat taleplerinin açıklanması için HMK'nın 119/son maddesi gereğince usulüne uygun kesin süre verilmesi ve davacı tarafından dayanılan hastane kayıtları ile savcılık soruşturma dosyasının yazılacak müzekkereler ile ilgili yerlerden getirtilip sonucuna göre karar verilmesi için dosyanın kaldırılarak mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği vicdani kanaati ile aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen, 01/10/2024 tarihli, 2024/18 Esas - 2024/476 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Kararın kaldırılma sebebine göre istinaf eden davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf eden davacı tarafından yatırılan "istinaf karar harcının" istek halinde yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine, 5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirilmesi, bakiye harç tahsili, iadesi ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 25/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. Başkan V. Üye Üye Katip * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.