Başvuru, terör örgütü propagandası yapma suçundan yargılanan başvurucunun adli kontrole tabi tutulması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, terör örgütü propagandası yapma suçundan yargılanan başvurucunun adli kontrole tabi tutulması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 23/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1961 doğumlu olup kamuoyunca bilinen bir ilahiyatçı ve yazardır. Başvurucu; bir internet sitesinde yayımlanan bir kısım yazıları nedeniyle "terör örgütü propagandası yapmak" suçundan yargılanmış ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 17/4/2018 tarihli kararıyla anılan suçtan neticeten 5 yıl 15 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Mahkeme hükümle birlikte başvurucu hakkında, hüküm kesinleşene kadar "yurt dışına çıkmamak", "belirlenen gün ve yerde imza atmak" ve "İstanbul il sınırlarını terk etmemek" şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar vermiştir. Söz konusu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"T. C Anayasası'nda ve A.İ.H.S.'de düşünce ve vicdan özgürlüğünün temel hak olduğu, bu özgürlüğün ancak kamu güvenliği, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmayı amaçlayan faaliyetler kapsamında değerlendirildiğinde sadece yasa ile sınırlanabileceği belirtilmiştir.3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/ maddesi de ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamalardan birisidir. Buna göre terör örgütünün propagandasını yapmak suç sayılmış ve ifade özgürlüğünün koruma alanı dışında bırakılmıştır. Nefret saçan veya şiddete davet eden yahut şiddet kullanmayı özendiren ifade ve davranışlar kamu düzeni için somut tehlike oluşturduklarından, ifade özgürlüğünün koruma alanı dışında kalır. Anayasamızın maddesi ve A.İ.H.Sözleşmesi'nin maddesi kapsamına göre terörün, terör örgütlerinin ve mensuplarının övülmesi, düşünce açıklama özgürlüğü olarak değerlendirilemez.Mahkememizce, polis memurları tarafından tutulan 29/06/2016 ve 10/11/2016 tarihli tutanaklar incelendiğinde; sanığın iddianameye konu yazılarında PKK/KCK silahlı terör örgütünü ve bu örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde övücü nitelikte birçok ifadenin bulunduğu kanaatine varılmıştır.Şöyle ki www.adilmedya.com isimli İnternet haber sitesinde yayınlanan 13/12/2015 tarihli 'Türkiye Kürdistan'da savaş suçu işliyor' başlık yazısında; 'Devlette baskı, sömürü ve katliam vardır. Hiç bir devlet katliam, sömürü ve baskı yapmadan ayakta kalamaz. Hz.Muhammed Medinede öz yönetim kurmuştur. Özyönetimle halkı örgütleyerek iş bölümü oluşturmuştur. Türkiye savaş suçu işliyor. Hendek meşru savunma hakkıdır' şeklinde kullandığı ifadeleriyle ülkemizin Diyarbakır/Sur, Şırnak/Cizre ve Mardin/Nusaybin gibi bölgelerinde PKK/KCK silahlı terör örgütünün şehir savaşı stratejisi için kullandığı hendek kazma eylemlerini masumane göstermeye çalıştığı, yine PKK/KCK silahlı terör örgütünün 7 Haziran 2015 tarihli genel seçimlerden sonra benimsemiş olduğu sözde 'öz yönetim' modelini sanığın haklı gösterme uğraşına girdiği, bu konuda İslam dininden örnekler verdiği, özellikle Hz.Muhammed döneminde de Medine'de öz yönetim kurulduğunu iddia ederek, savunmuş olduğu sözde öz yönetim modeline kutsiyet katma çabası uğraşına girdiği, özellikle sanığın 'Türkiye savaş suçu işliyor' diyerek PKK/KCK silahlı terör örgütünün şiddet ideolojisini benimsediği, örgütün yaptığı hendek kazma eyleminin meşru olduğunu savunduğu, böylelikle silahlı terör örgütünün propagandasını yaptığı kanaatine varılmıştır.Sanığın aynı haber sitesinin 11/01/2016 tarihli yayınlanan 'öz yönetimi savunmak bunu dillendirmek hainlik ise 1921 anayasası da hain bir Anayasa idi' başlıklı yazısında; Devlet Kürdistanda savaş suçu işliyor. Ahlaksızca bir savaş yürütülüyor. Bunun islamla, dinle, peygamberle hiç bir alakası yok. Kürdistandaki illerin abluka altına alınıp ilçelerine, kasabalarına tanklarla girilip oralarda insanların, bebeklerin öldürülmesi, mezarların bombalanıp cenazelerinin günlerce sokaklarda kalması, bütün bu yaşananlar devletin yürüttüğü ahlaksızca bir savaşıdır. Ve burada devlet savaş suçu işliyor. Bu hendeği kazan kürt çocuklarını çağırıp konuşmak onları dinlemek lazım. İllaki ölüm mü layık görülüyor. Onları sadece öldürüp ezmeyi düşündü devlet. Türk olmayanı ya da böyle bir Türklüğü kabul etmeyeni ezen bir faşizm var' şeklinde ifadeler kullandığı, sanığın kullanmış olduğu bu ifadeleriyle özellikle hendek kazmanın meşru bir hak olarak ispat edilmeye çalışıldığı, Devletin bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla asayişi sağlamak için yapmış olduğu çalışmaların, sanık tarafından savaş suçu tanımlaması yapılarak anlatıldığı, sanığın kullandığı ifadelerle PKK/KCK silahlı terör örgütünün eylemlerinin övüldüğü, eylemlerin haklılığı için İslam dininden örneklemeler yapıldığı, yani bir anlamda sanık tarafından söylenen ifadelerle örgütün şiddet ideolojisinin haklılığı savunulduğu, sanığın yaptığı konuşmalar ve daha sonradan yayınlanan yazıları ile hem silahlı terör örgütünün propagandasının yapıldığı, hem de örgüte ait şiddet içeren eylem ve davranışların meşrulaştırılmaya çalışıldığı sonucuna ulaşılmıştır.Ayrıca sanığın 'Otuz yıl oldu hâlâ ne yapıyorsunuz diyorlar. Biz Öcalan’dan başka kimseye bağlı değiliz diyorlar. Tamamı yoksul çocuklar. Yoksulluğun dibini yaşıyorlar ve kaybedecek hiçbir şeyleri yok.' ve 'Gerillanın da bağlı olması gereken kurallar vardır. Gerilla sivil öldüremez.' şeklindeki ifadeleriyle PKK/KCK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'a bağlı olan yani onu lider olarak gören terör örgütü üyelerinin terörist olmadığını göstermeye çalışarak, onların sivilleri öldürmediklerini belirterek onları masum, çaresiz göstermeye çalıştığı sonucuna varılmıştır.Yine sanığın kullandığı 'Hendekler savunma amaçlıdır, saldırı için değil' ve Bu kadar basit. Saldıran adam, saldırı niyetinde olan adam hendek kazmaz. Kendini savunmak düşüncesinde olan adam hendeği kazar. Demek ki oraya hendeği kazıyor ki tanklar, zırhlı araçlar vs. geçemezsin diye. Peygamber de şehri savunmak için hendek kazmış. Otuz bin kişilik bir ordu Medine’yi abluka altına alıyor. Onlar Medine’ye girmesin, atlar geçmesin diye beş metre boyunda hendekler kazılmış. Bugün Sur’da, Cizre’de yapılan da buna benziyor.' şeklindeki ifadeleriyle ülkemizin Sur, Cizre ve Nusaybin gibi bölgelerinde PKK/KCK silahlı terör örgütünün yaptığı silahlı eylemlerde örgütün kullandığı hendek kazma stratejisini övdüğü, kamuoyunda bu stratejinin haklılığını kanıtlamak için Hz. Muhammed'den örnekler verdiği, İslam tarihinde yaşanılan olaylarla benzerlikler gösterdiğini söylediği anlaşılmıştır.'Türkiye Kürdistan'da savaş suçu işliyor' şeklindeki söyleminden ve birkaç kez kullandığı 'Kürdistan' ibaresinden Türkiye Cumhuriyetinin PKK/KCK terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadeleyi savaş suçu olarak gördüğü, kamuoyuna da bu şekilde göstermeye çalıştığı, ayrıca terör örgütünün ülkemizin bir kısım toprağını da içine alacak şekilde kurmak istediği sözde Kürdistan'ı nihai amaç olarak gördüğü, yine bu amacın haklılığını kendince kamuoyuna göstermeye çalıştığı değerlendirilmiştir.Sanık özetle yazısında suç unsuru taşıyan bir ifadesinin olmadığı, makalesinin düşünce ve ifade özgürlüğü ile eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği noktalarında savunma yapmış ise de; sanığın DİK (Demokratik İslam Kongresi) Gençlik Komisyonu tarafından düzenlenen konferansta yapmış olduğu konuşmaların www.adilmedya.com isimli internet haber sitesinde yayınlandığı, sanığın 09/12/2016 tarihli ifadesinde ve 01/03/2017 tarihli ifadesinde www.adilmedya.com isimli İnternet haber sitesinin kendisine ait olduğunu kabul ettiği, sanığın yazar olarak da haber sitesinde isminin bulunduğu birlikte değerlendirilerek ve yukarıda izah edilen nedenlerle savunmalarına itibar edilmemiştir. Dolayısyla sanık her ne kadar gazeteci de olsa düşünce-ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını olayda aşıldığı, hukuka uygunluk nedenlerinin ortadan kalktığı kanaatine varılmıştır.Tüm dosya kapsamına birlikte değerlendirildiğinde; sanığın üzerine atılı 'Silahlı Terör Örgütü Propagandası Yapmak' suçunu işlediği sabit görülerek, özetle eylemine uyan 3713 sayılı yasanın 7/2 maddesi gereğince; sanığın konuşma tarihinde toplumda tanınan yazar olduğu düşünüldüğünde yazının etki gücü, sanığın söylemlerinin içeriği, özellikle dini örnekler vererek PKK/KCK Silahlı terör örgütünün eylemlerini haklı gösterme çabası, sanığın söylemiş olduğu sözlerin toplumda oluşturduğu etki, özellikle sanığın kendisini din alimi olarak tanıtarak bir çok yerde seminer ve söyleşi yaptığı, böylelikle söylenen sözlerin söylenme tarihi itibarıyla toplumda oluşan tehlikenin ağırlığı ve sanığın güttüğü amaç ve saik ile sanığın değerlendirilen kastının yoğunluğu dikkate alınarak, cezanın takdiren yasal alt sınırından ayrılıp teşdit uygulanması ile sanığın takdiren ve teşditten 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 3713 sayılı Kanunun 7/2- Maddesi uyarınca suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi nedeniyle cezası yarı oranında arttırılarak sanığın 4 yıl 12 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığın eylemini aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden çok defa gerçekleştirdiği anlaşıldığından, TCK’nın 43/ maddesi gereğince cezası takdiren 1/4 oranında arttırılarak 5 yıl 15 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığın duruşmadaki olumsuz gözlemlenen tutum ve davranışları ile eyleminden sonra benzer şekilde bir çok terörü övücü ve propaganda içerikli konuşmalarının ve şahsi hesabından attığı twitlerinin bulunması, sanığın 02/04/2018 tarihli www.adilmedya.com.isimli internet haber sitesinde yapılan söyleşide sözlerinin arkasında olduğunu söylemiş olması da dikkate alındığında sanığın suç işlendikten sonra pişmanlık göstermediğine kanaat gelinmekle, sanık hakkında takdiren TCK 62/1 maddesi uyarınca indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.Ayrıca sanık hakkında hükmedilen cezanın miktarı, sanığın üzerine atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmiş olması, cezanın miktarı itibarıyla sanığın kaçma şüphesini barındırması, hakkında daha önceki aşamalarda her hangi bir adli kontrol kararının bulunmamış olması da dikkate alınarak; sanık hakkında hüküm kesinleşene kadar; CMK 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkmamak, CMK 109/3-b maddesi uyarınca haftanın Pazartesi ve Cuma günleri saat 09:00 ile 21:00 arası ikametgahına en yakın karakola giderek imza atmak, CMK 109/3-k maddesi uyarınca İstanbul İl Sınırlarını terk etmeme tedbirine ilişkin adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Başvurucu tarafından anılan karara karşı adli kontrol tedbirleri yönünden ağır ceza mahkemesi nezdinde itiraz yoluna, mahkûmiyet hükmü yönünden de bölge adliye mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 27/4/2018 tarihli kararla ve "dosya kapsamına göre sanık Recep İhsan Eliaçık'ın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti mevcut delil durumu hükmedilen ceza miktarı gözetilerek verilen adli kontrole ilişkin kararın usül ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince sanık Recep İhsan Eliaçık müdafii Av Tuncay Ateş itirazının reddine," gerekçesiyle adli kontrol tedbirlerine itiraz reddedilmiştir. Başvurucu ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmünün bozulması ve hükümle birlikte verilen adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması için bölge adliye mahkemesine başvurmuştur. Başvurucu, dosyası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinde istinaf incelemesindeyken adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması talepleri hakkında bir karar verilmediğini belirterek 23/5/2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi 27/5/2019 tarihinde verdiği bir karar ile başvurucu hakkında verilen "imza atma" ve "İstanbul il sınırlarını terk etmeme" adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar vermiş ve aynı gün başvurucu hakkındaki sözü edilen iki adli kontrol tedbiri kaldırılmıştır. İstinaf incelemesi yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi de 24/10/2019 tarihli kararıyla temyiz yolu açık olmak üzere başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. İlgili karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş olup dosya hâlen Yargıtayda temyiz aşamasındadır. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:a)Yurt dışına çıkamamakb) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak....k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek..." 5271 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir.(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. (3) 109 uncu Madde ile bu madde hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır."