Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Bakanlık görüşü, başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı bir beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Genel Müdürlüğünde koruma ve güvenlik memuru olarak görev yapmaktayken 2005 yılında kurum içi yapılan "operatör (alt yazı operatörü)" alımı sınavında başarılı olmuş; operatör olarak atanmıştır. Başvurucunun 1/7/2005 tarihinde Ankara TV Müdürlüğü, Prodüksiyon Kaynakları Müdürlüğü Operatör Alt Yazı Servisi operatör kadrosuna ataması yapılmıştır. Başvurucu 22/2/2010 tarihli makam oluru ile Haber ve Spor Yayınları Dairesi Başkanlığında görevlendirilmiştir. Başvurucu 25/2/2010 tarihinde anılan birimde çalışmaya başlamıştır. Bu birimde bir süre çalıştıktan sonra asıl kadrosunun operatör olduğu ancak görevlendirildiği yeni birimde alt yazı operatörü kadrosu üzerinden kendisine ödeme yapıldığı gerekçesiyle 12/7/2010 tarihli işlemle 25/2/2010 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan fazla ödemeler kendisinden talep edilmiştir. Başvurucu, belirtilen işlem hakkında Ankara İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu, dava dilekçesinde; "a. 12/7/2010 tarihli işlemin iptaline, b. Kadrosunun operatör (alt yazı) olarak düzeltilmesine, c. Operatör (alt yazı) ile operatör kadroları arasında 2005 yılından bu yana oluşan maaş farklarının kendisine ödenmesine" karar verilmesi istemlerinde bulunmuştur. Ankara İdare Mahkemesi 2/3/2012 tarihli kararıyla davayı kısmen kabul, kısmen reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Davanın; davacının ücretinin, operatör kadrosu için belirlenen ücret üzerinden ödenmesine ilişkin kısmı ile 2005 tarihinden itibaren operatör (altyazı) ile operatör arasındaki ücret farkının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebi yönünden;Her ne kadar, 2005 yılında yapılan sınav altyazı operatörü alımı ise de, davacının operatör olarak atandığı, atandığı tarihte de buna karşı dava açmadığı, dolayısıyla, mevcut kadrosu üzerinden ödeme yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin bu kısmı yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Dava konusu işlemin; altyazı operatörü ile operatör kadrosu arasındaki ücret farklarının davacıdan tahsiline ilişkin kısmı yönünden;Olayda, davacıya sehven altyazı operatörü kadrosu için belirlenen ücret grubundan ödeme yapıldığı tespit edilmiş ve davacıdan aradaki ücret farkı istenilmiş ise de; Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararında; idarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra geri alınamayacağı esasa bağlanmıştır.Yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararının konusu her ne kadar hatalı terfi ve intibaktan doğan ödemelerin geri alınmasına ilişkin ise de, bu karar ile idari işlemlerin geri alınmasında uyulması gereken temel ilkeler ortaya konulmuş bulunduğundan, anılan kararın tüm hatalı ödemelerin geriye alınmasında da uygulanması gerektiği açıktır.Olayda; yapılan ödemede, davacının sebep olduğu bir hata, hile, gerçek dışı beyan söz konusu olmadığından, fazla yapılmış olduğu iddia edilen ödemenin geri istenilmesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle; davanın, dava konusu işlemin ücret farklarının istirdadına ilişkin kısmı yönünden iptaline, sözleşme ücretinin yeniden belirlenmesine ilişkin kısmı ve 2005 tarihinden itibaren operatör (altyazı) ile operatör arasındaki ücret farkının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönlerinden ise davanın reddine..." Başvurucunun davanın reddedilen kısmına ilişkin temyiz talebi, Danıştay Onbirinci Dairesinin 24/3/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş; anılan karar onanmıştır. Anılan karar başvurucuya 5/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu 3/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: " Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış... gündür. Bu süreler;a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, (...) Tarihi izleyen günden başlar.(...)" 2577 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:" İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." 2577 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler..."B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensipleriningözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte hakkı kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirlilik ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).