DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2749 E. , 2024/374 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2749 Karar No : 2024/374 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 03/11/2021 tarih ve E:2020/753, K:2021/3458 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Yargı mensubu olarak görev yapmakta iken…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2749 E. , 2024/374 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2749 Karar No : 2024/374 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 03/11/2021 tarih ve E:2020/753, K:2021/3458 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Yargı mensubu olarak görev yapmakta iken, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen davacının, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine yönelik ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 03/11/2021 tarih ve E:2020/753, K:2021/3458 sayılı kararıyla; Anayasa'nın 139. maddesi ile 140. maddesinin 3. fıkrasında ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 1. ve son fıkralarında yer alan kurallar aktarılarak, Bakılan uyuşmazlıkta, davacıya isnat olunan eylemlerin, FETÖ/PDY mensubiyeti ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, Bilindiği üzere, FETÖ/PDY terör örgütünün, 17-25 Aralık 2013 tarihinde hukuki bir soruşturma görünümü altında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ortadan kaldırmaya ve engellemeye yönelik bir teşebbüste bulunduğu, bu girişim sonrası devletin, bekası için bir dizi tedbirler almak zorunda kaldığı, bu amaçla Emniyet Genel Müdürlüğü içerisinde görev değişiklikleri yapıldığı, emniyet mensuplarının görev yeri değiştirmelerine ilişkin işlemlerin ülke çapında çok sayıda davaya konu edildiği, soruşturmaya konu dava dosyalarının da bu kapsamda yapılan atamalara ilişkin olarak açılan dava dosyaları olduğu, Dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde, Mersin İdare Mahkemelerinin denetimi esnasında davacının eski görev yeri olan Mersin 1. İdare Mahkemesinde 2014 yılı öncesinde emniyet mensuplarının il içi atama işlemlerine karşı "yürütmenin durdurulması" istemli açılan bu davalarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde öngörülen "hukuka açıkça aykırılık" ve "telafisi imkansız zarar" şartlarının birlikte gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilerek karar verildiği, bu kararlarda yürütmenin durdurulması istemlerinin istisnai olarak kabul edildiği ve genellikle yürütmenin durdurulması istemlerinin reddedildiğinin görüldüğü, Ancak, dava dosyasına sunulan soruşturma raporu ve eki belgeler incelendiğinde, yukarıda aktarılan 17-25 Aralık 2013 süreci sonrasında, emniyet mensuplarının il içi atama işlemlerine karşı açtıkları 38 davada, davacıların talebi olup olmadığına bakılmaksızın davalı idarenin savunma süresinin kısaltıldığı, savunma geldikten sonra ise bu dosyaların tamamında yürütmenin durdurulması taleplerinin kabulüne karar verildiği, davacının da İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığı dönemde oluşturulan heyetlerde "yürütmenin durdurulması isteminin kabulü" yönünde oy kullandığının görüldüğü, Bununla birlikte, atama işlemlerine karşı açtıkları davada lehlerine karar verilen 38 emniyet mensubunun tümünün 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası FETÖ/PDY ile irtibat, iltisak veya üyeliğinden dolayı KHK ile görevlerine son verilmiş olduğunun tespit edildiği, Öte yandan, "yürütmenin durdurulması isteminin kabulü" yönündeki kararlara karşı yapılan itiraz taleplerinin Adana Bölge İdare Mahkemesince kabul edilerek "yürütmenin durdurulması isteminin reddi" kararına çevrilmesine rağmen, benzer davalarda davacı tarafından ısrarla "yürütmenin durdurulması isteminin kabulü" yönünde oy kullanıldığı, bazı dosyalarda ise Adana Bölge İdare Mahkemesinin kararından sonra 10 günden kısa sürelerde esastan iptal kararı verildiğinin görüldüğü, Diğer taraftan, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği; bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin de ... tarih ve ... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla reddedildiği, davacı tarafından bu kararların iptali istemiyle açılan davaların ise Dairelerinin ... tarih ve E:... , K:... ve E:... , K:... sayılı kararlarıyla reddedildiği, Netice itibarıyla, yargı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve iritbatı olduğu tespit edilen davacının yukarıda yer verilen bu eylemlerinin yargısal takdire ilişkin olmayıp plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendilerine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olduğu, bu itibarla mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikteki tespit edilen eylemi nedeniyle davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine yönelik ... tarih ve E... , K:... sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, yargısal faaliyet kapsamında verdiği kararlar esas alınarak, herhangi bir somut bilgi, tespit veya delil hukuken ortaya konulmadan, hukuk ilkeleri, hak ve nesafet kuralları dışına çıkılmak suretiyle kıyas yapılarak ve ayrıca varsayıma dayanılarak soruşturma açılmasının istendiği; hakkındaki soruşturma, mahkemede genel tutumun dışına çıkılması ve bir organizasyonun parçası olarak hareket edilmek suretiyle karar verdiği soyut önyargı belirlemesine dayanmaktaysa da, bu hususun varlığını ortaya koyabilecek hukuk kuralları çerçevesinde genel kabul görmüş herhangi somut bir tespit veya delil olmadığından, “objektif olma-tarafsızlık ilkesi” göz ardı edilerek, yargısal içtihatlarla ilke ve kuralları belirlenen disiplin hukukunda hiçbir şekilde yeri bulunmayan tamamen “varsayım ve kıyasa” dayanılmak suretiyle soruşturma açıldığı; temyize konu karar irdelendiğinde, Anayasal yetki bağlamında yargısal takdir hakkı ve yetkisi kullanılarak verilen söz konusu kararlarla ilgili olarak, aktarılan duruma yönelik hukuki hiçbir değerlendirmenin yapılmadığı; Kanunun usuli hükümlerine riayet edilmeksizin soruşturma açıldığı; hâkim ve savcıların yargılama usullerini uygulamak suretiyle yargılama işlevi (bağımsız mahkemelerin hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme ve karara bağlama işlevi) içinde yapmış oldukları, yargısal bir görevin yerine getirilmesi konusundaki işlemlere (yargısal işlemlere) ve verdikleri kararlarla ilgili olarak, rutin teftiş denetimi dâhil her türlü ihbar, şikayet vs. hususun 2802 sayılı Kanun'un 97/c maddesi kapsamında kaldığı ve işleme konulmaması gerektiği konusunda anılan maddenin amir hükmü olduğu; kişilerin ulusal hukuka göre temyiz hakları ve devletten tazminat isteme hakları saklı kalmak kaydıyla hâkimlerin, yargısal yetkilerini kullanırken yanlış tasarrufları veya ihmalleri nedeniyle sorumlu tutulmamaları gerektiği; hâkimlerin vicdanlarına, maddi vakıayı yorumlamalarına ve kanunun açık hükümlerine göre, davalar hakkında tarafsız biçimde karar vermek noktasında sınırsız bir özgürlüğe sahip olmaları gerektiği ve gördükleri davaların esası hakkında, yargı teşkilatı dışında hiç kimseye hesap vermek zorunda bırakılmamaları gerektiği; hakkında ihraç işlemi tesis edilmeden 2,5 yıl önce idari soruşturmaya konu olarak verilen kararlar o tarihe kadar gayet hukuki ve yargısal faaliyet kapsamında iken, hakkında ihraç kararı verilmesi sonrası, bahsi geçen kararların belirtilen niteliğin dışına çıkartılması durumunun hukukla bağdaşır bir yanının bulunmadığı; benzer nitelikte karar verip hakkında işlem yapılmayan kişiler bulunduğu; hakkında ileri sürülen eylemler soyut iddiadan öteye gitmediği gibi, bahsi geçen eylemlerin, hakkında açılan ceza davasında suç delilleri arasında gösterildiği, bu kapsamda Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada yapılan yargılamada anılan iddianın da hukuki değerlendirmeye alındığı ve yapılan değerlendirme neticesinde de, idari soruşturma konu kararların takdir hakkı kapsamında aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceğinin ifade edildiği ve neticede “beraat kararı” verildiği, bu çerçevede disiplin soruşturmasına konu eylemler kapsamında, masumiyet karinesinin ihlal edildiği; hakim olarak tarafınca verilen yargısal mahiyetteki, takdire ilişkin kararlar hedef alınmak suretiyle disiplin soruşturması açılıp karar verildiği ve bu durumun hak ihlaline neden olduğu; içinde kendisinin de yer aldığı mahkeme heyetince verilen idari soruşturma konusu kararların, tamamen yargı işlevi kapsamında, yargı yetkisi ve takdir hakkı kullanılmak suretiyle, açılan davalardaki dava dilekçeleri kapsamında idarelerin gönderdikleri savunma dilekçeleri ve ekleri ile ara karar cevapları her bir dosya için ayrı ayrı alınarak, dosyaların içerikleri, idarenin sunduğu bilgi ve belgeler, işlemlerin hukuki dayanakları, mevzuat hükümleri ve özellikle o tarihe kadar istikrar kazanmış Anayasa Mahkemesi kararları ve Danıştay içtihatları göz önünde tutularak, yürütmenin durdurulması istemleri de dikkate alınıp, açıkça hukuka aykırılık ve telafisi güç veya imkânsız zararlar bulunup bulunmadığı hususları gözetilmek suretiyle, yürütmenin durdurulması istemlerinin kabulüne ve esastan da iptaline heyet halinde karar verilmiş olan hukuki nitelikteki kararlar olduğu; meslek hayatında ilk defa olmak üzere, yargısal faaliyet kapsamında, yargı yetkisi ve takdir hakkı kullanılarak verilen dava dosyalarına ilişkin olarak, daha önce verilen bir takım dava dosyaları ile “kıyas, benzetme ve yoruma dayalı çıkarım yapılmak suretiyle” neden savunma sürelerini kıstığı ve neden yürütmenin durdurulması istemlerinin kabulüne ve nihayetinde iptal kararı verdiği sorularının muhatabı olduğu; hiçbir yerden emir ve talimat almadığı, hiçbir yapı veya organizasyonun parçası olarak hareket etmediği, bu durumu tanık ifadeleri de dahil olarak ortaya koyabilecek her türlü şüpheden uzak, en küçük, somut, hukuken kabul edilebilir bir veri, delil ve açık tespit bulunmadığı gibi FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunduğu yolundaki yaklaşımın da amaç ve hukuk dışı olduğu; Danıştay kararları uyarınca, ceza mahkemesinde delil olarak ileri sürülmüş disiplin soruşturmasına konu bir hususun, yapılan yargılama neticesinde şüpheli görülerek delil olma özelliğini kaybetmesi ve bu doğrultuda ilgilinin aleyhine kabul edilmemesi halinin, aynı kural ve ilkeleri benimseyen disiplin hukuku açısından da bağlayıcı olduğu; söz konusu dosyalardaki kişileri tanımadığı, soruşturma kapsamında iddia olunduğu gibi bir organizasyonun parçası olarak hareket ettiğine ilişkin hukuken kabul edilebilir geçerli bir delilin bulunmadığı; Daire kararının gerekçesiz olduğu; Dairece Adana Bölge İdare Mahkemesinin geçmiş tarihlerde aynı veya benzer nitelikteki davalara yönelik itirazlar üzerine verdikleri kararların incelenmediği, yürütmenin durdurulmasına karar verilen dosyalar Adana Bölge İdare Mahkemesi tarafından redde çevrilmişse de, öncelikli iş kapsamındaki dosya olma niteliğini kaybetmediği; kararda davacıların talepleri olmadığı halde savunma süresinin kısaltıldığı hususu davanın reddine gerekçe yapılmışsa da, 2577 sayılı Kanun uyarınca yürütmenin durdurulması istemli olarak açılan davalardaki hukuki durumlar göz önüne alınarak mahkeme heyetince kanundan alınan bu yetkinin kullanılabileceği, bunun için ayrıca talepte bulunulması halinin aranmasının gerekmeyeceği ve bunun da davanın reddine gerekçe olarak alınamayacağı; verilen kararların “yargısal takdir ve faaliyet dışında” verildiğine dair hukuken kabul edilebilir mahiyette, somut, açık tespit ve delillerin dosya münderecatında ortaya konulamadığı, "mahkemelerin bağımsızlığı" ve "hakimlik teminatı"nın da bu kapsamda hiçe sayıldığı; karar verilirken salt idarenin bilgi ve belgelerinin esas alındığı belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Davacı hakkında, ... İdare Mahkemesinde görev yaptığı döneme ilişkin olarak, FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulunduğu; bu bağlamda, "1-2014 yılı öncesi kamu görevlilerinin il içi atamalarıyla ilgili açtıkları davalarda genel olarak (kimi dosyalarda idarenin savunması dahi alınmadan) yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilirken, 2014 yılı içerisinde emniyet mensuplarının il içi atamalarına karşı açtıkları davalarda idarenin savunma süresini kısarak yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verdiği, 2-2014 yılı içerisinde emniyet mensuplarının il içi atamalarında verilen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kararın Adana Bölge İdare Mahkemesince bozularak yurütmenin durdurulması isteminin reddine çevrilmesine rağmen benzer davalarda ısrarla yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar vermeye devam ettiği ve Adana Bölge İdare Mahkemesinin sözkonusu kararlarından sonra da ilgili dosyalarda ivedilikle esastan iptal kararı verdiği" iddialarıyla disiplin soruşturması başlatılmıştır. Anılan soruşturma sonucunda düzenlenen 10/05/2017 tarihli soruşturma raporuna istinaden Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla, davacının eyleminin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmış ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Davacının bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebi, ... tarih ve E:... , K:... sayılı karar ile reddedilmiş; bu karara karşı yapılan itiraz ise Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinde, "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir. Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." kuralı yer almaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasında, "Temyiz incelemesi sonunda Danıştay; a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar. b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar." hükümleri bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: FETÖ/PDY terör örgütünün, 17-25 Aralık 2013 tarihinde hukuki bir soruşturma görünümü altında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ortadan kaldırmaya ve engellemeye yönelik bir teşebbüste bulunması sonrası Devlet, bekası için bir dizi tedbirler almak zorunda kalmış, bu çerçevede Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde emniyet mensuplarının görev yeri değişikliklerine ilişkin işlemler tesis edilmiş ve bu mahiyetteki işlemler ülke çapında çok sayıda davaya konu edilmiştir. Soruşturmaya konu dava dosyaları, bu kapsamda yapılan atamalara ilişkindir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, Mersin İdare Mahkemelerinin denetimi esnasında davacının eski görev yeri olan Mersin 1. İdare Mahkemesinde 2014 yılı öncesinde emniyet mensuplarının il içi atama işlemlerine karşı "yürütmenin durdurulması" istemli olarak açılan bu davalarda, 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen "hukuka açıkça aykırılık" ve "telafisi güç veya imkansız zarar" şartlarının birlikte gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilerek karar verildiği, bu kararlarda yürütmenin durdurulması istemlerinin istisnai olarak kabul edildiği ve genellikle yürütmenin durdurulması istemlerinin reddedildiği; ancak, soruşturma raporu ve eki belgeler incelendiğinde, 17-25 Aralık 2013 süreci sonrasında, emniyet mensuplarının il içi atama işlemlerine karşı açtıkları 38 davada, davacıların talebi olup olmadığına bakılmaksızın davalı idarenin savunma süresinin kısaltıldığı, savunma yapılmasının akabinde yürütmenin durdurulması taleplerinin kabulüne karar verildiği, davacının da idare mahkemesinde görev yaptığı dönemde oluşturulan heyetlerde "yürütmenin durdurulması isteminin kabulü" yönünde oy kullandığı anlaşılmaktadır. Bu davaların davacısı olan 38 emniyet mensubunun tümünün görevlerine, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi sonrasında, FETÖ/PDY ile irtibat ya da iltisaktan veya bu örgüte üye olmaktan dolayı son verilmiş olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan, "yürütmenin durdurulması isteminin kabulü" yönündeki kararlara karşı yapılan itirazların Adana Bölge İdare Mahkemesince kabul edilerek "yürütmenin durdurulması isteminin reddi" yönünde kararlar verilmesine rağmen, benzer davalarda davacı tarafından "yürütmenin durdurulması isteminin kabulü" yönünde oy kullanıldığı, bazı dosyalarda ise Adana Bölge İdare Mahkemesinin kararından sonra on günden kısa sürelerde esastan iptal kararı verildiği anlaşılmaktadır. Netice itibarıyla, davacının yukarıda yer verilen bu eylemlerinin yargısal takdire ilişkin olmadığı, plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu tespit edilen eylemi nedeniyle davacının, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu durumda, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın reddine ilişkin Daire kararında da sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiş olup kararın bu gerekçeyle onanması gerekmektedir. Diğer taraftan, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş; bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından bu kararların iptali istemiyle açılan davalar, Danıştay Beşinci Dairesinin 03/11/2021 tarih ve E:2018/2380, K:2021/3460 ile E:2017/6530, K:2021/3459 sayılı kararlarıyla reddedilmiş; söz konusu kararlar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/02/2024 tarih ve sırasıyla E:2022/1547, K:2024/372 ile E:2022/1521, K:2024/373 sayılı kararlarıyla onanarak kesinleşmiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 03/11/2021 tarih ve E:2020/753, K:2021/3458 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 3. 26/02/2024 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.