Başvuru, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ve bu sebeple uğranılan zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet; tapu tahsis belgesinin iptali işlemine karşı açılan davanın reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma; taşınmazın fuzuli olarak işgal edildiği gerekçesiyle ecrimisil istenilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ve bu sebeple uğranılan zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet; tapu tahsis belgesinin iptali işlemine karşı açılan davanın reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma; taşınmazın fuzuli olarak işgal edildiği gerekçesiyle ecrimisil istenilmesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Mülkiyeti Hazineye ait İstanbul ili Bahçelievler ilçesi Yenibosna Kuleli mevkiinde bulunan 16 pafta 10883 parsel sayılı 862 m² yüz ölçümlü taşınmazın 400 m²lik kısmı için başvurucu adına, 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun uyarınca 26/2/1986 tarihli ve 1/3379 yevmiye numaralı Tapu Tahsis Belgesi düzenlenmiştir. Başvurucu, söz konusu tapu tahsis belgesine istinaden 1986 ile 2007 yılları arasında taşınmaz üzerindeki gecekonduda ikamet etmiştir.A. Tapu Tahsis Belgesinin İptali İşlemine İlişkin İdari ve Yargısal Süreç 2007 yılında, taşınmazın 2/12/1981 tarihinde onaylanan imar planında park alanı olarak ayrıldığı gerekçesiyle başvurucuya 2981 sayılı Kanun uyarınca tanınan hak sahipliği şerhi terkin edilerek tapu tahsis belgesi iptal edilmiştir. Başvurucu, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesine ilişkin 5/4/2007 tarihli işlemin iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Dava devam ederken 2008 yılında taşınmaz üzerindeki gecekondu, belediye tarafından yıktırılmıştır. Dava, anılan Mahkemenin 21/1/2009 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde imar planında yol, yeşil alan, park, okul alanı gibi kamu kullanımına ayrılmış yerlerde yapılan yapıların 2981 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılmalarının mümkün olmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun tapu tahsis belgesi için başvurduğu tarihte yürürlükte olan imar planında taşınmazın park alanında kaldığı, bu sebeple tapu tahsis belgesinin iptaline ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 12/10/2009 tarihli kararıyla onanmıştır. Onama kararı 8/1/2010 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu bireysel başvurunun incelenme sürecinde 4/8/2014 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi Başkanlığına verdiği dilekçe ile karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Başvurucunun karar düzeltme istemi Danıştay Ondördüncü Dairesinin 11/6/2015 tarihli kararıyla süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir.B. Ecrimisil İstenilmesi İşlemine İlişkin İdari ve Yargısal Süreç İstanbul Defterdarlığınca, başvurucunun, mülkiyeti Hazineye ait söz konusu taşınmazın 600 m²lik kısmını, tapu tahsis belgesinin iptalinden sonra 25/12/2007 ile 6/8/2008 tarihleri arasında haksız olarak işgal ettiği gerekçesiyle148,31 TL ecrimisil bedeli tespit ve takdir edilmiş, buna dair 20/4/2012 tarihli ve 27067 sayılı ecrimisil ihbarnamesi düzenlenmiştir. Ecrimisil ihbarnamesi 30/10/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 28/11/2012 tarihinde ecrimisil ihbarnamesine itiraz etmiştir. Başvurucunun itirazı yetkili komisyon tarafından değerlendirilmiş, 10/12/2012 tarihli ecrimisil düzeltme ihbarnamesi düzenlenmiştir. Ecrimisil düzeltme ihbarnamesinde, düzeltmeyi gerektirir bir durum bulunmadığı belirtilmiştir. Ecrimisil düzeltme ihbarnamesi 26/12/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 10/1/2013 tarihinde ecrimisil düzeltme ihbarnamesine karşı itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazı 15/2/2013 tarihli işlemle reddedilmiş, itirazın reddine dair işlem 21/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin iptali istemiyle 8/4/2013 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Dava, anılan Mahkemenin 15/7/2013 tarihli kararıyla süre aşımından reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde 30/10/2012 tarihinde tebliğ edilen ecrimisil ihbarnamesine 28/11/2012 tarihinde itiraz edilmekle işlemeye başlamış olan dava açma süresinin yirmi sekizinci günde durduğu, idare tarafından dava konusu düzeltme ihbarnamesi ile itirazın reddedilmesi ve buna dair işlemin26/12/2012 tarihinde tebliğ edilmesiyle dava açma süresinin 27/12/2012 tarihinden itibaren tekrar işlemeye başladığı belirtilmiştir. Buna göre 27/12/2012 tarihinden itibaren geriye kalan otuz iki günlük dava açma süresinin son günü olan 28/1/2013 tarihine kadar dava açılması gerekirken 8/4/2013 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı ifade edilmiştir. Karar, başvurucunun itiraz yoluna müracaatı üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin (Bölge İdare Mahkemesi) 9/12/2013 tarihli kararıyla gerekçesi değiştirilerek onanmıştır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ve ; 19/6/2007 tarihli ve 26557 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) ve maddelerinin hukuki dayanak olarak gösterildiği onama kararının gerekçesinde, ecrimisil ihbarnamesine karşı düzeltme talebinde bulunulması üzerine ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin düzenlenip tebliğ edilmesiyle ecrimisil alacağının kesin olarak tahakkuk etmiş olacağı, ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin tebliği tarihinden itibaren altmış gün içerisinde dava açılması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede mahkeme kararının gerekçesinin yerinde olmadığı ancak ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin tebliğinden sonra yapılan ikinci idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı, ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin 26/12/2012 tarihinde tebliği üzerine altmış gün içerisinde dava açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra8/4/2013 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı, bu itibarlakararda sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü Kurulunun 9/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 12/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 2577 sayılı Kanun'un "Dava açma süresi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış... gündür. Bu süreler;a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,(...)Tarihi izleyen günden başlar.(...)" 2577 sayılı Kanun'un "Üst makamlara başvurma" kenar başlıklı maddesi şöyledir:" İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." 2577 sayılı Kanun'un "İptal ve tam yargı davaları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler.(...)" 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Tarihi ve bedii değeri olanlar hariç Hazinenin özel mülkiyetindeki yerlerin satışı, kiraya verilmesi, trampası ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin kiraya verilmesi, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi esasları Maliye Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirlenir. 2886 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmışöyledir:" Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmazmalların, gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir edilecek ecrimisil istenir.(...)Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanır. (...)" Yönetmelik'in maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:" Bu Yönetmelik, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 74 üncü maddesine...dayanılarak hazırlanmıştır." Yönetmelik'in "Ecrimisil ihbarnamesinin tebliği ve itiraz" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:" (1) Takdir edilen ecrimisiller, takdir tarihinden itibaren onbeş gün içinde ecrimisil ihbarnamesi düzenlenerek fuzuli şagile elden veya iadeli taahhütlü mektupla tebliğ edilir.(...)(2) Ecrimisil işlemine karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili İdareye dilekçeyle müracaat edilerek düzeltme talebinde bulunulabilir. (...)(3) Düzeltme talepleri, talep tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde bu amaçla oluşturulacak komisyonlarca karara bağlanır ve sonucu karar tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde düzenlenecek Ecrimisil Düzeltme İhbarnamesi (Ek-10) ile ilgilisine tebliğ edilir.(...) Yönetmelik'in "Ecrimisilin kesinleşmesi, vade tarihi ve tahsili" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Ecrimisil; Ecrimisil İhbarnamesinin (Ek-9), düzeltme talebinde bulunulmuş ise Ecrimisil Düzeltme İhbarnamesinin (Ek-10) ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde muhasebe birimlerine ödenir." Danıştay İçtihadı Danıştay Onyedinci Dairesinin 17/3/2016 tarihli ve E.2015/1441, K.2016/1865 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dosyanın incelenmesinden, ecrimisil ihbarnamesinin davacıya 30/03/2010 tarihinde tebliğ edildiği, bu ihbarnameye 28/04/2010 tarihinde yapılan itirazın 27/05/2010 gün ve 057197 sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesi ile reddedilerek 01/06/2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, bakılmakta olan davanın ise 02/08/2010tarihli dilekçeyle açıldığı anlaşılmıştır.Yukarıda sözü edilen Yönetmelik hükümlerinde, ecrimisil ihbarnamesine karşı yapılacak itiraz ile ilgili olarak, itiraz mercii ve itirazın tabi olacağı süre yönlerinden 2577 sayılı Yasadan farklı "özel" bir düzenleme getirilmiştir. Kendilerine ecrimisil ihbarnamesi tebliğ edilen kişilere var olan dava açma haklarının yanında, bahse konu işlemin değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir işlem tesisi edilmesini sağlamak amacıyla itiraz (düzeltme) talebinde bulunma hakkı da tanınmış,itiraz yoluna başvurulması halinde ise itiraz merciine, konuyu değerlendirmesi ve sonuçlandırması için itiraz dilekçesi, karar ile eklerinin kendisine intikalinden itibaren en çok 30 günlük bir süre verilmiştir. Bahse konu Yönetmelikte öngörülen itiraz yolu, ecrimisilin kesinleşmesi için tüketilmesi gerekli zorunlu bir yol değil ise de; bu yola başvurulması durumunda tesis edilen işlemin yeni bir işlem olduğunun kabulü gerekir. Bir başka ifadeyle, idare nezdinde yapılan itirazın sonuçlandırılmasıyla, itiraza konu işlem kesinleşmiş olup; dava açma süresinin de kesin işlemin tebliğ tarihinden itibaren başlatılması gerekir.Dolayısıyla ecrimisil ihbarnamesine karşı yapılan düzeltme talebinin 2577 sayılı Yasa'nın maddesi kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.Bu itibarla, 01/06/2010 tarihinde tebliğ edilen ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin iptali istemiyle altmış günlük dava açma süresi içerisinde 02/08/2010 (Pazartesi) tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmek üzere Mahkeme kararının bozulması gerekmektedir." Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2/6/2016 tarihli ve E.2015/5005, K.2016/2359 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...ecrimisil ihbarnamesi üzerine itiraz yolu mutlak olarak tüketilmesi gereken bir yol olmamakla birlikte, ilgililerin bu yola başvurarak düzeltme isteminde bulunması halinde, idarenin bu istemi görüşerek karara bağlaması ve ilgiliye ecrimisil düzeltme ihbarnamesini tebliğ etmesi zorunludur.Her ne kadar idareye, düzeltme istemini görüşme ve alacağı kararı ilgilisine tebliğ etme konusunda belirli süreler tanınmış ise de, bu süreler, sürecin hızlı yürütülmesini sağlamak için getirilmiş olup, belirtilen sürelerin geçirilmesi, düzeltme isteminin zımnen reddi olarak yorumlanamaz. Zira, düzeltme isteminde bulunulan hallerde ecrimisilin kesinleşmesi, ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin düzenlenerek ilgilisine tebliğine bağlanmıştır. Diğer bir deyişle, düzeltme isteminde bulunulan hallerde, ecrimisil düzeltme ihbarnamesi bu konudaki nihai işlem niteliği taşımaktadır.(...)"B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından,... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensipleriningözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM; bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın, somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20). AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM; kuralların, belirliliği ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi hâlinde vedavaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).