8. Hukuk Dairesi 2013/4303 E. , 2013/5956 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi ... ile ... aralarındaki zilyetliğin korunması davasının kabulüne dair... 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 07.03.2012 gün ve 1214/362 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, vekil edeninin 1986 yılından bu yana dava konusu 10642 ada 13 parsel sayılı taşınmazın vergilerini ödediğini ve anılan t
**8. Hukuk Dairesi 2013/4303 E. , 2013/5956 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi ... ile ... aralarındaki zilyetliğin korunması davasının kabulüne dair... 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 07.03.2012 gün ve 1214/362 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, vekil edeninin 1986 yılından bu yana dava konusu 10642 ada 13 parsel sayılı taşınmazın vergilerini ödediğini ve anılan tarihten bu yana taşınmaza zilyet bulunduğunu, dava konusu taşınmazdaki nizalı yere çap komşusu dava dışı aynı ada 1 parsel sayılı taşınmaza tasarruf eden davalı tarafından 2010 yılının Mayıs ayında ağaç dikmek, havuz inşa etmek ve mevcut evinin sınırlarını genişletmek suretiyle el atıldığını açıklayarak, vekil edeninin uyuşmazlık konusu taşınmazdaki zilyetliğinin korunmasına, davalının el atmasının önlemesine, eve sonradan yapılan eklentinin ve havuzun yıkılmasına, ağaçların sökülmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davalının nizalı taşınmazda zilyetliğinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ispat edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, 10642 ada 13 parsel sayılı taşınmazda teknik bilirkişiler ...,... 24.10.2011 tarihli krokili raporlarında A, B ve C harfi ile gösterilen bölümlere ağaç dikmek suretiyle gerçekleştirilen davalının haksız müdahalesinin men'ine, taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydının incelenmesinde, dava konusu 10642 ada 13 parsel sayılı taşınmazın mülkiyetinin davalı olduğu açıklanarak malik hanesi boş bırakıldığı görülmüştür. Davacı, eldeki bu davada herhangi bir hakka değil, sadece zilyetlik iddiasına dayanmaktadır. O halde, bu davada öncelikle çözüme kavuşturulması gereken husus, davacının somut olayda, davalıya karşı üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunup bulunmadığıdır. Çözümlenmesi gereken sorun bu olunca, zilyetlik kavramı, niteliği, hukuki fonksiyonları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır. Zilyetlik eşya ile şahıs arasında eylemli (fiili) bir bağ, yani ilişki olup ve buna bağlı olarak da fiili hakimiyet altında bulundurmaktan doğan hukuki yetki ve vecibeleri de gösteren ve düzenleyen hukuki bir müessesedir. Kanunda sözü edilen fiili hakimiyetin meydana geliş şekli önemli değildir. Bu korumanın sosyal huzur ve sükûnun korunması ve sağlanması için kabul edilmiş olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından birisi de, fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni böylece toplumun esenliğini korumak istemiştir. Kendilerini haklı görenler bile başkasının fiili hakimiyetine belli bir çerçeve içinde saygı göstermeye mecburdurlar. Bu kapsamda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 09.10.1946 tarih, ...Esas, 1946/12 sayılı Kararı'nda aynen "…MK. 896. (TMK.983) madde uyarınca bir taşınmazda zilyetliği tecavüze uğrayan kimsenin bu hakkının korunması için açacağı davada; şeye malik olduğunu veya zilyetlik hakkını beyana lüzum olmadan sadece zilyetlik sıfatını değiştirerek tecavüzü ispat etmesi yeter. Bu halde, Hakim, yalnız davacının gerçek ise zilyetlik halini tespit ederek tecavüzün önlenmesine karar verir. Bu karar zilyetlik konusunda kesin hüküm meydana getirmez. Zilyede mülkiyet hakkı vermez ve diğer tarafa mülkiyet iddiasıyla yetkili mercilerde başkaca dava açmak hakkına dokunmaz..." denilmektedir. Zilyetlik davalarının en belirgin özelliği yukarıda açıklanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi davada hakkın tartışma konusu olmaması ve davayı kazanma veya kaybetmenin mevcut olabilecek hak üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun içinde bu tür davalarda mahkemenin zilyetliğin korunmasına ilişkin vereceği karar, sadece eski zilyetlik durumunun yeniden kurulmasını sağlamaya yöneliktir. Bu karar, diğer tarafın mülkiyet iddiasıyla dava açma hakkına dokunmaz ve üçüncü kişilerin o şey üzerinde hakları olmadığının kabulü şeklinde anlaşılamaz. Bahsi geçen zilyetlik davaları sonunda verilen mahkeme kararları tamamen geçici bir etkiye sahip olup, mülkiyet sorunu çözümlenmediğinden mülkiyet yönünden kesin hüküm teşkil etmezler (HGK'nun 12.05.1982 gün 1979/8-589 Esas, 1982/482 Kararı). Bu kapsamda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın zilyetlik hükümleri çerçevesinde çözümlenip sonuçlandırılması gerekir. TMK'nun 973.maddesinde, zilyetlik, "...Birşey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir..." şeklinde tanımlanmıştır. TMK'nun 982 ve 983. maddelerinde de; zilyetlik herhangi bir hakka bağlı olmaksızın dava yoluyla korunmuştur. Bu tür davalarda, taşınmaz üzerinde hangi tarafın üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin bulunduğunun saptanması, uyuşmazlığın ona göre çözümlenmesi gerekmektedir. Açıklanan tüm bu bilgiler ışığında görülmekte olan davadaki üstün zilyetlik hakkının belirlenmesine ilişkin delillerin irdelenmesine gelince; taraflar arasında nizalı yerde bulunan yapıların ve ağaçların davalıya ait olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Keşifte dinlenen davacı tanıkları birbirlerini tamamlayan beyanlarında, davacının nizalı parsel üzerine yaklaşık 15-20 yıl önce su basmanı inşa ettiğini ancak Belediye Başkanlığı tarafından yıkıldığını açıklamışlardır. Davalı tanığı Bekir İlhan ise, davacının su basmanı yıkıldıktan sonra yaklaşık 20 yıldır nizalı yere gelmediğini beyan etmiştir. Davacı tanıkları, davacının zaman zaman nizalı yere geldiğini bildirmiş, ancak her hangi bir şekilde tasarrufta bulunduğuna dair açıklamada bulunmamışlardır. Yine dosya kapsamına göre, nizalı yerde hali hazırda davacı tarafından inşa edilen bir yapı da bulunmamaktadır. Öte yandan, sadece vergi veya ecrimisil bedeli ödemek zilyetliğin bulunduğuna kesin karine teşkil etmez. Başka bir anlatımla, somut olayda nizalı taşınmazda fiili kullanımı bulunmayan davacının, sadece vergi (veya ecrimisil) ödemesi, nizalı yere zilyet olduğunun yani fiili hakimiyetinde bulundurduğunun kabulü için yeterli değildir. Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazda TMK'nun 973 ve devamı maddeleri uyarınca üstün ve korunmaya değer zilyetliği bulunmayan davacının açmış olduğu davanın reddine karar verilmesi gerekirken maddi olgu ve hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Usul ve Kanuna aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve 74,25 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 18.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.